Autor: Editor

Emek
Açlık Grevi’nde olan Ekmekçioğulları işçilerinin Kod-29 ile işten çıkartılması mevzuatlara aykırı bulundu

Haber Merkezi: Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları gerekçesiyle Kod-29 ile işten atılan ve açlık grevine başlayan Çorum Ekmekçioğulları işçilerinin Kod-29 ile işten çıkarılmasını İŞKUR müfettişleri mevzuata aykırı buldu.

Ekmekçioğulları fabrikasında sendikalaşan işçiler SGK Kod-29 olarak bilinen çıkış koduyla işten çıkarıldılar.

Kod-29 ile tazminatsız olarak işten çıkarılan işçiler işsizlik ödeneğinden faydalanamadılar. Birleşik Metal-İş Sendikası avukatlarının İŞKUR’a yaptığı itirazlar sonucunda İŞKUR Müfettişleri incelemelerini tamamladı ve 90 işçinin Kod-29’dan çıkartılmasını yasalara ve mevzuatlara aykırı buldu.

İŞKUR, üyelerin işsizlik sigortasından faydalanabilmeleri için gerekli düzeltmelerini yaptı ve karar işçilere SMS’le bildirildi. Bu kararla sendikaya üye olan işçilerin Kod-29’dan işten çıkarılmalarının hukuksuzluğu tescillenmiş oldu.

Güncel Haber
İstanbul’da ev baskınları: 5 kişi gözaltına alındı

Haber Merkezi: İstanbul’da polisin düzenlediği ev baskınlarında aralarında ESP yöneticilerinin de olduğu beş kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında 9 Şubat’ta katıldığı Boğaziçi direnişine destek eylemi nedeniyle ev hapsine alınan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) İl Yöneticisi Çınar Altan da bulunuyor.

ESP sosyal medya hesaplarından yaptığı açıklamada, Altan’ın yanı sıra üyeleri Mehmet Ali Genç ve Arda Özdoğan’ın da gözaltına alındığını duyurdu.

Halkın Hukuk Bürosu da müvekkilleri Haydar Doğan ve Arda Özdoğan’ın gözaltına alındığını aktardı.

Güncel Haber, Tutsaklar
Yüzde 98 engelli tutsağın tahliyesi “ toplum güvenliği bakımından ağır tehlike oluşturacağı” gerekçesiyle reddedildi

Haber Merkezi: Yüzde 98 engelli raporu bulunan hasta tutsak Serdal Yıldırım’ın “infazının durdurulması” için Bakırköy İnfaz Savcılığı’na yapılan başvuru “İnfazın ertelenmesi halinde toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturacağı” gerekçesiyle reddedildi.

Metris R Tipi Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Serdal Yıldırım (27) Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen tahliye edilmiyor. 2010 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde trafik kazası geçiren Yıldırım, yaşamını tekerlekli sandalye ile sürdürmek zorunda kaldı. Hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüte eleman kazandırmak” iddiasıyla açılan davada 9 yıl hapis cezası verilen Yıldırım, 2018 yılında tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’ne konuldu. Yüzde 98 oranında engelli olan Yıldırım hakkında ATK, 5 Şubat’ta “Cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremez” raporu verdi. Raporun ardından Yıldırım’ın avukatı Vedat Ece, Bakırköy İnfaz Savcılığı’na “Sağlık nedeniyle infazının durdurulması” için başvuruda bulundu.

İnfaz Savcılığı da bunun üzerine Mardin İl Emniyet Müdürlüğü Tem Şube Bürosu’na yazı yazarak Yıldırım’ın serbest bırakılması için “Toplum güvenliği açısından tehlike oluşturup oluşturmayacağı, tahliye olması halinde toplum güvenliği açısından risk teşkil edip etmeyeceği” sorularını yönelterek bilgi istedi. Emniyet Müdürlüğü tarafından ise herhangi bir gerekçe gösterilmeden “İnfazın ertelenmesi halinde toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturacağı” yönünde karar belirtti.

İnfaz savcılığı da bunun üzerine Yıldırım’ın “Toplum güvenliği açısından risk oluşturacağı” gerekçesiyle infaz erteleme talebini reddetti.

Ret talebinin ardından avukatlarının Bakırköy İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunması bekleniyor.

Güncel Haber
HDP’li 5 vekil hakkında soruşturma başlatıldı

Haber Merkezi: Van Başsavcılığı, HDP Milletvekilleri Berdan Öztürk, Orhan Işık, Sezai Temelli, Tayip Temel ve Murat Sarısaç hakkında soruşturma başlattı.

Van Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk’ün Van’da 8 Ocak’ta yapılan basın açıklamasındaki konuşması ile Van Milletvekilleri Sezai Temelli, Muazzez Orhan Işık, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle soruşturma başlattı.

HDP’li 5 milletvekili hakkında “Türk milletini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle soruşturma başlatan Başsavcılık, dosyaları “görevsizlik” kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderdi. (MA)

Güncel Haber
Tokat’ta “kimliği belirsiz” kişilerce kaçırılan Ali Rıza Çalpar: “Dikenli tel sardılar, naylon damlattılar, su sıktılar”

Haber Merkezi: Tokat’ın Almus ilçesinde Ali Rıza Çalpar adlı kişi polisler ya da istihbaratçılar tarafından kaçırılarak işkencelere maruz bırakıldı. Demokrat Tokatlılar’ın “Beyaz Toroslar Tokat’ta!” başlığıyla yaptığı açıklamada Ali Rıza Çalpar işkenceleri şöyle anlattı:

“05.02.2021 Cuma günü saat 14:30 gibi evimden yani Tokat Almus Kınık Beldesi Gevrek Mahallesi Şendere Sokak’tan Görümlü Beldesi’ne gitmek için yaya olarak yola çıktım.

Görümlü Beldesi’ne giden bir araca denk gelmek amacıyla 10-15 dakika kadar yürüdüm. Yolda yaya devam ederken yanımda beyaz renkli Renault Kango tipi bir araç durdu. Aracın arka kapıları camsız, ön kapı camları siyah filmli idi. Araç arka kapısı durduğum noktaya denk getirildiği için plakayı okuyabilme fırsatım olmadı.

Anlık olarak arka kapılardan ve ön sağ kapıdan yüzleri siyah maskeli (polislerin operasyon sırasında takmış oldukları maske) üç kişi inerek üzerime saldırdılar. Birisi boğazımı ensemden sıkıp başım aşağı gelecek şekilde araca itkilerken diğerleri kollarımı tutarak aracın arka kapısından arabaya girmem için uğraştılar. Ayaklarımı araç koltuğuna dayayarak arabaya girmemek için direnmek istedim fakat o sırada boynumda bir yanma hissederek kendimden geçtim (bayıltılmışım).

Kendime geldiğimde gözlerim ve kollarım bağlı üst tarafımda ki elbiselerim (mont, kazak ve atletim) çıkartılmış bir şekilde, iki kişi kollarımdan tutmuş karla kaplı bir zeminde yürüdüğümüzü anladım. Yürüme esnasında; “Kimsiniz, nereye getirdiniz?” beni diye sordum. Bir tanesi “birkaç soru sorup hemen bırakacağız seni tabi ki sorularımıza doğru cevap verirsen, yoksa aileni de buraya getirir burada hepinizi öldürürüz. Kimsenin de haberi olmaz” dedi.

Bir iki dakika kadar yürüdükten sonra kapalı bir ortama girdiğimizi kapı açılma sesi ve rüzgarın etkisinin azalması sebebiyle öğrendim. İçeri de sandalye oldugunu düşündüğüm bir şeye oturttular. Ben tekrar “kimsiniz jandarma mı polis mi” diye sorduğum da içlerinden bir tanesi “kim olduğumuzu kimse bilmez” dedi. “Gözlerimi açın kim oldugunuzu o zaman ben bileyim” dedim. “Sus lan şerefsiz çok konuşma bize soru sorma sorularımıza cevap vereceksin hepsi bu kadar, müdürüm başlıyor muyuz” dedi. Müdürüm diye hitap edilen şahıs “başlayın” dedi.

İlk soruları “DHKP-C hakkında bilgi vereceksin? DHKP-C’nin Tokat’taki faaliyetleri ve sen bu faaliyetlerin neresindesin. Örgüte bağlı bölgede başka kimler var? Şu şu tarihlerde Niksar ve Reşadiye’ye neden gittin?”

Örgüt hakkında hiçbir şey bilmediğimi hiçbir örgütle bağlantım olmadığını hayvancılık ile geçimimi sağladığımı köylerden hayvan alıp satmak için Niksar ve Reşadiye’ye gittiğimi söyledim. Bize doğruları söyle, söylemezsen seni bırakmayız dünya peşine düşse seni kimse bulamaz da kurtaramaz da. Burada bizden başkası yok burada jitem var burada bin yıllık devlet geleneğini temsil edenler var konuş” diyerek karnıma vurmaya başladılar.

“Şerefsizler” diye bağırıp oturduğum yerde tekme salladım bunun üzerine ayaklarımı da bağladılar. Karın bölgemden sandalye olduğunu düşünüp sırtımı yasladığım cisime dikenli ince bir metal (tel olabilir) sardılar. Derin nefes aldıkça karnım şişiyor ve teldeki tikenler vücuduma batıp acı veriyordu.

Daha sonra bana bazı kişilerin isimlerini sordular. Şahsı tanımadığımı söylediğimde kollarıma naylon oldugunu düşündüğüm cisimi damlatmaya başladılar.

“Konuş konuş yoksa vücudunun her yerini delik deşik edeceğiz” diyerek kollarıma ve omuzlarıma naylon damlatmaya devam ettiler.

“Şahsı tanımıyorum, sizin hiçbir sorunuza hiçbir şekilde cevap vermeyeceğim, hiçbir kurum, kuruluş, örgütle de bağlantım yok” dedim.

Bunun üzerine karnıma bağladıkları teli biraz daha sıkıp tekrar kollarıma naylon damlattılar.

“İster beni burada öldürün isterseniz zindanlarınızın en karanlık hücrelerine atın. Hiçbir şey bilmiyorum söyleyecek başka hiçbir şeyim yoktur” dedim.

Üzerime soğuk su tutup sonrasında tekrardan boynumda bir acı hissettim. Gerisini hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde Karadere Köprüsü denilen yere yakın Almus Baraj kenarına bırakılmıştım. Kaçırıldığımda üzerimdeki elbiselerden sadece kazağımı tekrar giydirmişlerdi. Montum ve atletim yoktu. Montumun cebinde cüzdanim (para, kimlik ve banka kartlarım) vardı. Hiçbirini bırakmamışlar. Konuyla ilgili Almus Jandarma Karakolu’na şikayet dilekçesi verdim. Henüz şahsıma ve aileme hiçbir bilgi verilmedi.” (YD)

Güncel Haber
Mardin’de sokağa çıkma yasağı

Haber Merkezi: Mardin valiliğince gerillaya yönelik düzenlenecek operasyon iddiasıyla Derik, Mazıdağı ve Kızıltepe’ye bağlı 18 mahallede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Mardin Valiliği, Derik, Mazıdağı ve Kızıltepe’ye bağlı 18 kırsal mahallede askeri operasyon gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu.

Yasağın ilan edildiği köyler şöyle:

Mazıdağı ilçesinin Meşeli, Yalınağaç Ürünlü, Yevri, Armağan, Konur ve Kocaköy mahalleleri,

Derik’in Çayköy, Bozok, Kelek, Gündik, Harmanlı ve Giriktepe mahalleleri ile

Kızıltepe’nin Akçapınar, Gürmeşe, Çimenlik, Örencik ve Doğanlı mahalleleri.

Çevre
Bergama halkı: 8 bin 882 çam ağacının katline izin vermeyeceğiz!

Haber Merkezi: Türkiye’nin en kaliteli doğal fıstık çamı ormanına taş ocağı kurulmasının onaylanması Bergamalıları çileden çıkardı. Duruma Bergama Çevre Platformu öncülüğünde itiraz edilerek ‘izin vermeyeceğiz’ denildi.

Dünyaca ünlü Kozak Yaylası’nda bir taş ocağına daha ruhsat verildi. Göltaş Madencilik Şirketi’nin faaliyet alanını 14 hektardan 110 hektara çıkarma başvurusunu iki bakanlık onayladı. ÇED raporunda 8 bin 822 fıstık çamının kesileceği bilgisi yer aldı. Aynı coğrafyada bir başka taş ocağına da 240 hektar alanda faaliyet izni verilmişti. Türkiye fıstık çamı üretiminin yüzde 80’ini karşılayan yöre halkı ve ekolojik yıkımı önlemek için çabalayan Bergamalı çevreciler duruma isyan etti.

Bergama Çevre Platformu öncülüğünde verilen itiraz dilekçeleri Bergama’da ikametgâh eden vatandaşlar tarafından Kaymakamlığa teslim edildi. Yapılan basın açıklamasına ise Bergama Demokrasi Platformu, Veli-Der, Sarı Denizaltı, Aktif Bisikletçiler, Eğitim-Sen, Tüm-Bel-Sen, Dikili Kültür ve Çevre Platformu (DİKÇEP) ve Bergama Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)ile meclis üyeleri destek verdi.

BAKANLIĞI MADENCİLERİN DEĞİL, HALKIN YANINDA OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ

Basın açıklamasında konuşan Bergama Çevre Platformu dönem sözcüsü Erol Engel; “Bugün burada Kozak’ta 8822 fıstık çamının kesilmesine izin veren Çevre Bakanlığı’na itiraz ediyoruz. Çevre Bakanlığı’nı madencilerin yanında değil doğanın ve halkın yanında yer almaya davet ediyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’nı da 1.derece tarım arazisi olan fıstık çamlarına sahip çıktığını görmek istiyoruz. Kozaklılar, Bergamalılar, Ayvalıklılar Kozak Yaylası için elini taşın altına koymalıdır. Hangi siyasi anlayışta olursak olalım gün Kozak için birleşme günüdür. Kozak’ta her türlü madencilik faaliyeti için yeni kapasite artışlarına izin verilmemeli Kozak bir an önce ‘Fıstık Çamı Tabiat Parkı’ ilan edilmelidir. Kozak’ta madenciliğin vermiş tahribat tahammül sınırları aşmıştır. Pandeminin insanlığa açmış olduğu yaraların sarılmaya çalışıldığı bu günlerde buna neden olan her türlü madencilik faaliyetleri askıya alınmalıdır” dedi.

BU SİYASET ÜSTÜ BİR İTİRAZDIR

Cumhuriyet Halk Partisi Bergama İlçe Başkanı Mehmet Ecevit Canbaz ise; “Varoluş kaynağımız olan bu evrende doğamızı, çevremizi, bitki örtüsünü ve tüm canlıları korumak hepimizin görevi. Uluslararası tüm sözleşmelerde doğayı ve insanı tehdit eden hiçbir yatırım kabul edilemez. Oksijen depomuz olan Kozak Bölgesi’nde yaşanacak olan ağaç kesimlerine, doğanın tahrip edilmesine kesinlikle karşıyız. Bu siyaset üstü bir itirazdır. Bu çerçevede itiraz dilekçelerimizi verdik. Geleceğimiz olan çocuklarımız adına bu mücadeleyi haklı hukuki alanda da vereceğiz” dedi.

İTİRAZLAR ADETA YOK SAYILMIŞ

İtiraz dilekçesinde ise şu ifadelere yer verildi: “Öncelikle belirtmek gerekir ki; projenin geldiği nokta itibariyle ÇED sürecinde projeye yönelik yapılan itirazlar dikkate alınmamış adeta yok sayılmıştır. 2018 yılında duyurusu yapılan projeye karşı vatandaşın konumunda ne şekilde olduğu o tarihte gerek Bergama Belediyesi tarafından gerekse yöre halkınca sözlü ve yazılı olarak Müdürlüğünüze iletilmiştir. Ancak tüm bu itirazlar rağmen duyurusu yapılan ÇED Nihai kararı esasen süreç içinde yöre halkının itirazlarının görmezden gelindiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu itibarla işbu itiraz dilekçesinde yer alan itirazlar da evvelce Müdürlüğünüze iletilmiş itirazlarımızın tekrarından ibaret olacaktır.”

PANDEMİYE RAĞMEN…

“Koronavirüs pandemisinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini ciddi biçimde devam ettirdiği, insanoğlunun yaşam biçimini gözle görülür biçimde değiştirdiği bir ortamda madencilik faaliyetlerinin etkileri içinde bulunduğumuz durumla neden-sonuç ilişkisi üzerinden gerçek manada ele alınmalıdır. Virüs yayılımının insanoğlunun doğal yaşama gereğinden fazla müdahalesinden kaynaklandığı artık güvenilir tüm bilimsel yayınlarda doğrulanmış bir gerçekliktir. Hal böyleyken ve insanoğlunun varlığını tehdit eden böylesi bir salgınla mücadelenin yürütüldüğü bir ortamda halen bu gerçeklikten habersizmiş gibi davranmak kamu idaresi için önemli bir zafiyettir. Her ne kadar kamu idaresi bu gerçekliği görmezden gelse de insanoğlu içinde bulunduğu durum itibariyle artık bir tercih ortaya koymak mecburiyetindedir. Bu tercih, ekolojik dengenin gerçek manada gözetildiği bir yaşam biçim geliştirmek yahut aynı umursamaz tavrı sürdürerek insanoğlunun sonunu getirmek arasında olup tehlike bu denli ciddi ve yakındır.”

Kozak Yaylası ekonomik yönden de Türkiye’nin tek doğal fıstık çamı ormanlarını içinde barındırıyor.

İMAR PLANLARINDA VASIFLI TARIM ALANI

Maden şirketine onay verilen 110 hektarlık saha, 1/100.000’lik imar planlarında vasıflı tarım alanı olarak görülüyor. Yaylaları, ormanları ve endemik bitki türleri ile dünyaca üne sahip coğrafyada, antik çağlardan beri Anadolu’nun en kaliteli doğal fıstık çamı ağaçları bulunuyor. 17 köy bulunan Kozak Yaylası, Türkiye fıstık çamı üretiminin yüzde 80’inini karşılıyor. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü verilerine göre ise ruhsat sahası içerisinde tarla ve fıstıklık vasıflı alanların yer aldığı bilgisi yer alıyor. Faaliyet alanı 10 kattan fazla genişleyecek taş ocağı Aşağıcuma Köyü’ne 780 metre mesafede. Ayrıca granit ocağı alanına sadece 90 metre uzaklıkta fıstık işleme tesisi bulunduğu da ÇED raporunda yer aldı. Bunlara karşın Tarım ve Orman Bakanlığı da faaliyete izin verdi.

ANTİK ÇAĞLARDAN BERİ GÖZDE

Kozak Yaylası

Kozak (Pindasos), antik çağın Kaikos Irmağı (Bakırçay) Havzası’nın tacı olarak kabul ediliyor. Kentin yanı başında yükselen Kozak Yaylası, sadece Bergama’nın içinde bulunduğu bölgenin değil, ülkemizin ve hatta dünyanın oksijen deposu olarak biliniyor. Kozak Yaylası aynı zamanda yer altı kaynakları açısından da oldukça zengin.

Öte yandan Kozak Yaylası, sahip olduğu fıstık çamı ekim alanları nedeni ile toplam 17 köyden oluşan, yaklaşık on bin nüfuslu özel bir ekolojik havzadır. Havza, kendine özgü iklim, toprak ve su yapısına sahip bölge. Ekolojik zenginliğiyle, üzerinde yaşayan insanlara çok önemli bir yaşam alanı sunuyor. Kozak Yaylası ekonomik yönden ise madenlerden daha çok gelir sağlayan, dünyanın başta gelen ve Türkiye’nin tek doğal fıstık çamı ormanlarını içinde barındırıyor.

Ajans Bakırçay-Ekoloji Birliği

Güncel Haber
Soylu’nun hedef gösterdiği Taşdemir hakkında soruşturma başlatıldı

Haber Merkezi: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, HDP Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir hakkında “silahlı örgüt üyesi olmak” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

A Haber’e konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir itirafçının beyanlarını kaynak göstererek HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taştemir’i hedef göstermesinin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Taşdemir hakkında soruşturma başlatıldı.

Süleyman Soylu, Gare’de 13 kişinin hayatını kaybettiği opersyonun ardından Meclis’te yaptığı konuşmada “HDP’li bir vekilin Gara’ya gittiğini biliyoruz” demiş, ancak sorulara ve ısrarlara rağmen isim vermemişti. A Haber’de konuşan Soylu, bir kez daha HDP’yi hedef göstermiş, ‘bir itirafçının beyanlarını’ kaynak göstererek, Gare’ye giden kişinin HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir olduğunu iddia etmişti.

Soylu’ya sosyal medya hesabı üzerinden yanıt veren Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir ise, “Bu ülkenin İçişleri Bakanı güya bir kişinin anlatımlarına dayanarak ismimi veren bir açıklama yaptı. Bunun kocaman bir yalan ve iftira olduğunu göstereceğiz” açıklaması yapmıştı.

Güncel Haber
Tefecilerin baskısına dayanamayan baba-oğul intihar etti

Haber Merkezi: Van’da oğlunun borçlandığı kişilerin baskı ve tehditlerine dayanamayan Fehim Abo intihar ettikten, bir gün sonra oğlu Serdar Abo’nun da intihar ettiği öğrenildi.

Edinilen bilgilere göre, Van’da endüstriyel mutfak malzemesi imalatı yapan 25 yaşındaki Serdar Abo piyasaya 4 Milyon TL borçlanarak yaklaşık 10 gün önce kayıplara karışmıştı. Abo’nun kayıplara karışması üzerine borçlular da babası Fehim Abo’nın (65) dükkânını ve evini basarak alacaklarını talep etti.

Baba Abo’nun borçlulara oğluna ulaştığını birkaç gün içinde Van’a döneceğine yönelik bilgi ve ricalarına rağmen baskıların sürmesine dayanamadığı için, Bostaniçi TOKİ’nin yukarı tarafına giderek kendisini bir ağaca asarak yaşamına son verdi. Abo’run cenazesi Dursun Odabaşı Tip Merkezi morgundan alınarak, defnedilmek üzere Mersin’e gönderildi.

Babasının ölüm haberini alan oğlu da yaşamına son verdi.

Babasının intiharından haberdar olan Serdar Abo’da Antalya da kaldığı otelin odasında intihar ederek yaşamına son verdi. Yaşanan acı olayla ligili bilgi veren ve isminin açıklanmasını istemeyen bir akrabası yaşananları şöyle anlattı: “Bu yaşanan acı tablodan hepimiz sorumluyuz. Burada Serdar’a borç para veren çoğu kişi faiz ve kar amaçlı vermişti. Bu durumda zarar ve karın olasılığı vardı. Anlaşılan Serdar’ın işlerinde yolunda gitmemiş ve zarar etmişti. Ama gereksiz ve yersiz tehdit ve baskılar sonucunda iki insanın intiharına neden olundu. Bu tam anlamıyla bir cinayettir.”

Baba ve oğlun taziyesinin Mersin’de kurulacağı aktarıldı.

Kaynak: Çağdaş haber 

Güncel Haber
Cumartesi Anneleri 26 yıl önce kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu

Haber Merkezi: Cumartesi Anneleri, 26 yıl önce ailesiyle birlikte gittiği karakolda kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, „Ben sadece bir mezar istiyorum“ dedi.

Cumartesi Anneleri, eyleminin 830’uncusu salgın nedeniyle online olarak yaptı. Bu haftaki eylemde, 23 Şubat 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbeti soruldu. 

Eylemde konuşan Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, Cumartesi Annelerinden bazılarının yakınlarına kavuşamadan yaşamını yitirdiğinin altını çizerek, “Bizimle mücadele eden ve aramızdan ayrılanların gözleri açık gitti. Bu annelere yapılmış en büyük zulümdür. Tüm annelerin acılarını paylaşıyorum. Cumhuriyet savcılarına şunu sormak isterim. Oğlumu kaybedenler belli. Bizler bunları yaşarken, yakınlarımızı sorarken yakınlarımızı kaybedenler değil bizler sorgulandık. Bugün bizim yanımızda olan ve olmayan insanlar hep susturuldu. Karşımıza hep polis gücü çıktı. Biz adalet istiyoruz. Kaybedilen insanların akıbetini istiyoruz. Bunları ortaya çıkarmak savcıların elindedir. Biz adalete susamışız. Bu insanlar nasıl kaybedildi? Beni analık hakkımı elimden aldılar. Ben sadece bir mezar istiyorum. Yıllarca bakıp büyüttüğüm evladıma hasret bırakıldım şimdi de mezarına hasret bırakıyorlar” şeklinde konuştu. 

AYM VE AİHM’LE HUKUKİ GİRİŞİMLER DEVAM EDİYOR

Ardından söz alan davanın avukatı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Yılmaz’ın sadece ifade vermek için karakola gittiğini ama bunun yeterli olmadığını İstanbul’a götürülmesi gerektiğini polislerin kendisine aktardığını söyledi. Yıldız’ı İstanbul’a götüren iki polis hakkında bir dava açıldığını ve para cezası verildiğini belirten Yoleri, “Fakat bu ceza da daha sonra kaldırıldı. Olayın üzerinden 20 yıl geçtiğinde dosyada ne tür gelişmeler olduğunu araştırdığımızda savcılık dosyasının olayın ilk olduğu tarihte intihar kaydıyla kapatıldığını gördük. Yani savcılık Murat’ı hiç aramamıştı. Bunun üzerinde dava dosyasına ulaşmaya çalıştık. Buna ulaştığımızda da dosyanın yerinde olmadığını gördük. Önce arşivdedir denildi, daha sonra yakılan dosyalar arasında olduğu ifade edildi. Ama imha edilen dosyaların içinde  de olmadığını öğrendik. O zaman yaptığımız bir çok girişimde gördük ki Murat gibi dosyası da kaybedildi. İtirazlarımız sonucu dosya açıldı iki yıl içinde takipsizlikle sonuçlandı. Buna itiraz ettik fakat reddedildi. AYM ve AİHM’le hukuki girişimlerimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı. 

HAKİKAT VE ADALETE ULAŞMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL

Haftanın basın açıklamasını ise Cumartesi İnsanları’ndan Fatma Baçaru okudu. Demokratik bir toplumda yargı bağımsızlığının adaletin güvencesi olarak görüldüğünü belirten Baçaru, “Hukuk devleti de devletin hukuka bağlı olduğu, yönetimde keyfiliğin önlendiği, bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistemi ifade eder. Türkiye demokratik bir hukuk devleti olmadığı için, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi olmadığı için, gözaltında kaybedilen insanlarımızla ilgili hakikate ve adalete ulaşmamız mümkün olmuyor. Her cumartesi kamuoyu ile paylaştığımız gözaltında kaybedilen insanlarımızla ilgili dosyalar bu iddiamızın kanıtıdır” diye konuştu.  

BİR DAHA HABER ALINAMADI

19 yaşındaki kaybettirilen Yıldız hakkında da bilgi veren Baçaru, şöyle devam etti: “Yıldız, İzmir’de annesi ile birlikte yaşıyordu. Bir kafede otururken çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaştığı için polis tarafından aranmaya başladı. Annesi Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine 23 Şubat 1995 tarihinde Murat Yıldız, avukatı, kuzeni ve annesi ile birlikte, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan 3 gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler. Anne Hanife Yıldız’ın ‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu. Hapis cezasını bile gerektirmeyen bir suç isnadı karşısında neden kaçsın?’ itirazı boşlukta kaldı. Hanife Yıldız’ın tek çocuğu Murat’tan bir daha haber alınamadı.”

YENİDEN YARGILAMA YOLU AÇMALI

Anne Yıldız’ın Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurduğunun altını çizen Baçaru, sözlerini şöyle tamamladı: “Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi, beş yıl süren yargılama sonucunda Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanını esas aldı ve onlara yalnızca ‘görevi ihmal’den günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verdi. Aynı mahkeme 2007 yılında da polislerin görevi ihmalden aldığı ceza ile ilgili davanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verdi. İHD avukatı Gülseren Yoleri, 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep etti. Açılan soruşturma iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan başvuru da reddedildi. Dava Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Gözaltına alınan kişiler devletin koruması altındadır ve yetkililer bu kişileri korumakla sorumludur. Gözaltına alındıktan sonra akıbeti belli olmayan, aradan geçen 26 yıla rağmen kendisinden haber alınamayan Murat Yıldız’ın yaşamından devletin sorumlu olduğu açıktır. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili soruşturma ve kovuşturma onun başına ne geldiği konusuna açıklık getirmek ve faillerin cezalandırılmasını sağlamak için gerekli özen ve azim ile yürütülmemiştir. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi dosyada devam eden ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunu açmalıdır.” (ANF)

Translate »