Autor: Ozan Emre

Güncel Haber, Gündem, Perspektif
Türkiye’de Ulusal Soruna Devrimci Hareketin Yaklaşımı Üzerine (2)

Ozan Emre

(Kongre tartışma yazılarından)

Türkiye’de sönürücü egemenler cephesinden Türk burjuvazisi için varlık yokluk meselesi olarak ele alınmakta olan Kürt ulusal meselesi komünist devrimci hareketin gündemini de çok yoğun derecede kapsamaktadır. Çözüme kavuşana kadarda proleter hareketin gündeminden düşmesi olanaksız önemli çelişki olan ulusal soruna yaklaşımda Türkiye devrimci hareketinde sosyalizmin aktardığımız deneyimleriyle bağdaşmayan farklı yaklaşımlar mevcuttur. Kendilerini “komünist”, “sosyalist”, “Maocu”, “E. Hocacı”, “Marksist, Leninist” vs. vb. şekilde tanımlayan çok çeşitli parti ve örgüt, çevrelerin ulusal sorun çözümünde ve ulusal hareket değerlendirme ve yaklaşımlarında, ezen ve ezilen ulusların işçilerinin birleşmesi meselesinde bir birinin yanına konulamayacak düşüncelerin devrimci hareket içinde savunulması, birden fazla, ama aynı amaca hizmet eden hatalı fikirlerin mevcut olmasının kanıtıdır. Bu olumsuz durum uluslararası komünist hareketin ulusal çelişmenin çözümünde sınanmış Marksist ilkesel yaklaşımın devrimci hareketin ortak genel görüşleri haline gelmediğinin de göstergesidir.

Türk ve Kürt işçilerinin ortak kurtuluş davasında birleştirilmesi esas görevinden uzaklaşma realitesi ise tüm sınıf hareketinin ortak karakteristik yanını oluşturmaktadır. Sınıfsal uzlaşmaya oturmuş ilkesizlik sarmalının işçi sınıfının kurtuluş gayesine büyük zarar verdiği üstü örtülemez bir hakikattir.

Milliyetler çelişmesinde ezen yada ezilen, baskıya uğrayan ulusların burjuvazisine yedeklenmek demek milliyetler sınırını aşan işçilerin birleşmesinin baltalanması demek olan iflas çizgisidir.

Ulusal sorun çözümünde proletaryanın dayanak noktalarına yaslanmak yerine günün kurtarılması adına ezilen ulus burjuvazisine yedeklenmenin veyahutta baskıya karşı duran ulusal hareketin demokratik ilerici muhtevasının görülmemesi ve karşıt cephede pozisyon alınarak ezen ulus burjuvazisinin çizgisine kayılması gibi iki bir birine zıt kutbun ortak noktası komünizm mücadelesinde ezen ve ezilen milliyetlerden işçilerin birleşmesinin engellenmesi, baltalanması anlamına gelmektedir.

Devrimci hareketin tek tek yapılarının ulusal sorundaki düşüncelerinin değerlendirilmesinden ziyade bu çalışmamızda genel tabloda baskın halde olan fikir ve pratik yönelimi değerlendirmekle yetiniyoruz.

Teorik manada ulusal çelişmenin çözümünde farklılıklar arz eden söylemler olsa da pratik olarak Türkiye’de küçük-burjuva düşünce akımlarının da içinde olduğu sınıf hareketinin ulusal sorun politikası Kürt ulusal hareketine yaklaşım üzerinden, bu eksenden belirlenir duruma gerilemiştir. Sınıf hareketinin burjuva çizgisinin etkisine fazlasıyla kapılması şeklinde tezahür eden devrimci hareketin iki zıt yönde ama niyetten bağımsız aynı noktaya çıkan akımlarının yönelimini tariflemek gerekirse:

Birincisi; Teorik olarak ulusların kendi kaderini tayin hakkını söylemde kabul edip savunduğunu ifade eden, ama pratikte ise kaderini tayin hakkının ilkesel olarak ulusal sorunun çözümünde dayanak noktası olarak alınması ve buradan ilerlenerek ezen ve ezilen -Türk ve Kürt- uluslar işçilerinin birleşmesini sağlayan enternasyonalizm biçimi temelinde yükseltilmesi gerekli örgütlenmeyi esas almak yerine, ulusal sorunun çözümünde ezilen ulusa dair proletaryanın sınıf mücadelesi de dahil tüm politikada Kürt ulusal burjuva hareketinin tek yetkili olarak görülmesi ve yanlış-doğru ayrımı yapılmadan proletaryanın sınıf menfaatleri tartısına konulmadan ulusal hareketin politik çizgisine yedeklenme ile tescillenmiş eğilimdir.

Özetlediğimiz akıma dahil olan devrimci örgütlerin, PKK’nin kimi reformlar karşısında Kürt ulusunun bağımsız devlet kurma hakkını kullanma Merkezi mücadelesini dışlamasından sonra, ilkesel olarak savunuyor göründükleri ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmayı terk ederek ulusal hareketin reform talepli dil, kültür özerkliği somut hedefli uzlaşma politikasının ateşli alkışlayanlarına, savunucularına dönüştükleri pratikleriyle sabittir. İster Kürdistan’da belli çalışmaları olsun, isterse Kürdistan’da çalışmayı benimseyip sadece KUH’ne destek siyaseti izleyen parti ve örgütler olsun her iki durumda da işçi sınıfının “önder” güçleri olarak kendilerini tanımlayan bu örgütlerin ulusal sorundaki bütün politikası burjuva sınıf muhtevalı Kürt ulusal hareketine yedeklenme biçimindedir. İlişkilenmenin sınıf muhtevası söz konusu küçük-burjuva örgütlerin tanımlamalarından hareketle “Burjuva reformist ulusal hareket” denilen ulusal hareketin politik çizgisine eklemlenildiğinde bu ilişkilenmenin proleter değil ezilen ulus burjuva sınıf çizgisine yedeklenme olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Ulusal meselede “barış ve çözüm süreci” denilen özü ise saldırıya hazırlık, tasfiye, Kürtlerin egemen Türk ulus devletine entegrasyonu sürecinin asli unsurlarına dönüşen söz konusu eğilimdeki devrimci örgütler objektif olarak ulusların devlet biçiminde örgütlenmek üzere ayrılma özgürlüğü -UKKTH- terk edilmiş güzergahta, ilkesel dayanak noktalarından koparak Kürdistan’da Kürt burjuvazisi ile işçisi arasında sınıfsal ayrım görmediklerini de kabul etmiş olduklarının ayırdına varamadılar, yada varmak istemediler. Sınıflardan meydana gelen ve vahşi bir sömürünün hüküm sürdüğü Kürdistan’da Kürt proletaryasının sınıf çıkarlarının görmezden gelinmesi, devrim mücadelesinde ve ulusal sorun çözümünde Kürt ve Türk işçilerinin birleşmesinin öneminin hiç dikkate alınmaması ve bütün politikaların “reformist ulusal hareket” olarak tanımladıkları KUH’ne göre üretilmesi bu çizgide savrulan grup ve örgütlerin çarpık anlayışını göstermektedir.

Kürt ulusunun özgürce ayrılması ve bağımsız devletini kurma hakkının savunulamaması ulusal sorunun çözümünde çıkış noktasını oluşturan bu siyasal bağımsızlık hakkının ulusal harekete yada hareketlerden birine göre terk edilmesi ve görevi tüm uluslardan proleterleri örgütlemek ve birliğini sağlamak olan “Komünistlerin” Kürdistan’da proleter sınıf çıkarının esas alınmaması şeklinde seyreden politik, siyasi çizgide buluşan hareketler pratik olarak Kürt ve Türk işçilerinin birliğini zorunlu gören enternasyonalizm ilkelerinden uzaklaşmışlardır. Kürt işçi ve emekçilerine burjuva bir geleceğin yeterli görülmesi Kürt burjuvazisi ile işçileri arasındaki sınıfsal çelişki ve uzlaşmaz karşıtlığın teorik ve politik alanda üstünün örtülmesi ve ulusal sorun çözümünde tek çıkışın burjuva çizgi olduğunu işçilere söylemesinden başka bir anlamı olmayan bu çizgiyi ezilen ulus burjuvazisine yedeklenen, çözümde ise reformculuğa savrulan hareketler temsil etmektedir.

Milliyetler meselesi çözüm perspektifinde Marksizm bayrağı yere bırakılarak ulusal hareketin yedeğinde kuyrukçuluk pozisyonuna gerileyen yelpazenin oldukça genişlediğini de belirtmek gerekmektedir. “Atılım” çizgisi bu akımda önü çekse de “Maoist” Kaypakkaya geleneğini temsil etme iddiasını sürdürdüklerini savunan “Özgür Gelecek ve Halkın Günlüğü”nün kuyrukçu hatta kaymasıda geniş yelpazeyi dikkat çekici kılmaktadır.

İkinci eğilimde “Türkiye’nin birliğini, Türkiye’nin bütünlüğünü” çıkış noktası yapan, Kürtlerin bir olarak ayrılma ve kendi devletini kurma hakkını -UKKTH- dışlayan sosyal-şoven akım ulusal sorun konusunda boy göstermektedir. Kürtlere karşı uygulanan devlet baskısına, saldırılara süslü cümlelerle karşı çıktığını ifade eder, saldırıları kınayan bu akım, meşru demokratik ulusal kapsamda sürdürülen mücadeleyi ise, “emperyalizmin böl parçala politikası” olarak değerlendirmekte ve ulusal hareketin haklı ve devrimci mücadelesi ile kendisi arasına mesafe koymaktadır.

Ezilen ulusun silahlı gerilla savaşını ve radikal direnişini “savaş karşıtlığı”, “barış savunuculuğu” maskesiyle olumsuzlamaktadırlar. Kendi ulusu için gördüğü özgürlük ve bağımsızlık hakkını ezilen başka ulusa tanımama utancını üstünde taşıyan bu sosyal-şoven akım ulusal hareketin demokratik, baskıya yönelen ilerici muhtevasını görmezden gelmektedir. Böylece dil ucuyla ezilen Kürt ulusuna yönelik baskı ve katliamlara karşı olduklarına dair beyanatlarının gerçekte hiç bir anlam taşımadığı da açığa çıkmış olmaktadır.

Ulusal burjuva içeriğe yakın kaba bir anti-emperyalizm söylemi arkasına gizlenmiş sosyal-şoven yönelim “Kürt halkının çıkarları” sosyalist sloganlar eşliğinde öne alınarak saldırgan bir ulusal hareket karşıtlığıyla Kürt ulusunun mücadelesi Türk işçi ve emekçileri arasında anlamsızlaştırılmaktadır.

Kürt ulusunun siyasal bağımsızlık hakkı ile kurtuluşu sosyalizmde olan Kürt işçi ve emekçi köylülük ve bütün Kürt halkının sınıfsal çıkarları bir birine karıştırılarak Kürt Ulusunun Kaderini Tayin Hakkının üstünün örtülmesine dönüştürülmesi kaba saldırgan bir Kürt ulusal hareketi karşıtlığı olmasının büyük zararı çıkarları ortak olan ve birleşmesi gerekli olan Kürt ve Türk işçilerinedir. Reformist parlamentarist cephede bu akımın uç temsilcileri, aadece Türkiye’de değil, Irak, Suriye sınırlarındaki Kürtlerin ulusal bağımsızlığına karşı duran halkların düşmanı Esada “anti-emperyalist” güzellemelerden beslenen TKP ve türevleri ÖDP gibileriyken, devrimci hareket içindeki en uç örneğini ise Yürüyüş çizgisi oluşturmaktadır. Bütün bu fikirler tarihi kökleri derin düşüncelere dayanan bu akımın güncel versiyonları; 1920 ile 1938 yılları arasında baskıya karşı yönelen, yok olmamak için direnen Kürt ulusunun mücadelesinin yanında değilde, tam karşısında sayıları yüzbinleri bulan Kürt jenositlerinden sorumlu M. Kemalin başında olduğu Kemalist hükümetin “anti-emperyalist” gerekçelerle desteklenmesi, Kürtlerin ise “irticacı-gerici” olarak lanetlenmesi ve Türk burjuvazisi ve toprak sahiplerinin yanında saf tutmasını meşrulaştıran TKP’nin sosyal-şoven fikirlerinin yeni filizleridir.

Ezen ulus cephesinde proletaryanın ulusal mesele çözümünde çıkış noktası olan ezilen ulusun -Kürtlerin- özgürce ayrılma, kendi devletini kurma hakkının savunulması kaçınılmaz sonuçları itibarıyla sosyalizm mücadelesinde birleşmesi zorunlu Türk ve Kürt proleterlerinin bir birlerinden uzaklaşmasına yol açmıştır. İç dinamikleri bakımından ileriye doğru gelişme ve güçlenme potansiyeline, nesnel hal ve şartlarına sahip Kürdistan’da proletarya mücadelesinin gelişmesinde sosyal-şoven tutum ciddi manada olumsuz etkide bulunmuştur. Gerek Kürt ulusunun tayin hakkının savunulması çıkış noktası, gerekse de Kürt ve Türk işçilerinin enternasyonalizm ilkesi temelindeki birleşmesi görevi gibi ulusal sorunun çözümünde iki dayanak noktadından uzaklaşan devrimci hareket kaçınılmaz olarak milliyetler sorununda uzaktan sadece Kürt ulusal hareketine yönelik değerlendirme yapma, onu destekleyip, desteklememe vs. politikasıyla baş başa kalmıştır. Nihayetinde Kürtler söz konusu olduğunda devrimci hareket proletaryanın ulusal sorundaki çözümünü enternasyonalizm biçimi üzerinde işçilerin kardeşçe birliği ve mücadele çizgisi üzerine değil, sadece Kürt ulusal hareketi ve ulusal sorunda burjuva çözüm rotasını konuşmaktan kurtulamamıştır.

Ulusal sorunun çözümü ve ulusal hareketlere proletaryanın yaklaşımı meselesinde sıklıkla devrimci hareketin başvuru kaynağı Lenin ve Stalin olmaktadır. Fakat devrimci proletaryanın ulusal sorunun çözümündeki mücadele çizgisi genel muhtevasının koparılarak yapılan çeşitli alıntılarla kendilerine ezen yada ezilen uluslar burjuvazilerinin etkisi altına girilmiş ideolojik, politik sapmalara dayanak oluşturmaya kalkışmaktadır. Komünistler hiç bir yerde ulusal meselenin çözümünde arkaya itilmiş proletaryanın perspektifine yaslanarak burjuva çözümlere meyletmezler. İşçi sınıfının büyük önderi Lenin ve Stalin Rus çarlığı altında inleyen, baskı baskı altındaki Litvanya, Letonya, Estonya, Ukrayna, Polonya, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Kafkasya’da ve diğer uluslarda bir birinden kopuk ortaya çıkmış ama burjuva ulusal hareketlerle karşılaştırıldığında henüz güçsüz olan işçilerin komünist örgütlerini veya ezilen milliyetlerde işçi sınıfının mücadelesini görmezden gelerek burjuva ulusal hareketlere koşmadılar. Lenin ve Stalin ulusal baskı altında olan bu ülkelerdeki ulusal hareketleri tüm toplumsal çelişkilerin tek çözüm iradesi olarak görüp tüm alanı burjuva partilere bırakma günahını asla işlemediler. Güçlü olan burjuva ulusal hareketlerin varlığına rağmen tüm Rusya’da ezilen milliyetlerin işçi sınıfıyla bağ kuruldu, özellikle sanayinin geliştiği ve bir çok ezilen ulus durumundaki ülkelerde bir birinden ayrı kurulmuş ve sınıf bilinçli işçilerin bir topluluk olarak toplaştığı komünist partilerle bağ kuruldu ve her ezilen ulusta olmasa bile komünist partilerin oluştuğu ölçüde çeşitli ülkelerdeki bu işçi sınıfı örgütlerinin bir tek tüm Rusya işçi sınıfı partisi içinde birleştirilmesi perspektifi ulusal sorun çözümünde büyütülen vazgeçilmez dayanak noktası olmuştur.

RSDİP Rusya devlet sınırları içinde birbirinden bağımsız ve ayrı duran tek tek ezilen ulusların tek tek ülkelerin komünist partilerini tüm Rusya’da, tek bir örgütte, RSDİP’de birleştirmeyi başarmış ve ulusal soruna sosyalist devrimle çözmüş böyle bir partidir.

Bu manada Kürdistan’da sınıf mücadelesinin “Reformist ulusal hareket” olarak tanımlanan burjuva burjuva sınıf içeriğinde olduğu tartışmasız ulusal harekete ve “Kürt halkına destek” adı altında ulusal hareketin politik çizgisine yedeklenilmesinin doğru devrimci politika olduğuna dair Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao’dan alıntılara dayandırılmasının hiçbir doğru temeli bulunmamaktadır. Lenin ulusal sorunu sadece ezen ulusun işçilerinin değil, baskı altında olan ulusun işçi ve emekçilerinin sınıfsal kurtuluş gözüyle de yaklaşmış ezen ulustan bir komünist olarak elini ezilen milliyetlerin işçi ve emekçilerine uzatmıştır.

Türkiye’de ulusal sorunun çözümünde proletaryanın yolundan sapan (bir kısmında ise kavrayış yetersizliği söz konusudur) teorik içeriğinde Kürt işçisinin yer almadığı devrimci hareketin önemli, ezici bir kesimi pratik yönelim olarak Kürdistan’da burjuva çizgiye yanaşma hatasından dönmüş değildir. Ulusal meselenin çözümüne işçi sınıfının gözünden bakmayı terk etmek demek ezen ve ezilen ulusların işçilerinin birleşme politikasından sapılmasıdır.

Kürt ulusal hareketini destekleme seviyesine çekilen ulusal sorun çözüm arayışı ve yöneliminin proleter sınıf hareketini büyütüp sağlamlaştırmadığı, aksine ulusal bağımsızlığın sadece Türk hakim ulusuna tanıma ayrıcalığının sürmesi anlamına gelen ulusal çelişki çözümünün reformlara bağlandığı KUH’nin uzlaşmacı politik çizgisine yedeklenen, daha doğru ifadeyle gücün arkasından yapılan kuyrukçuluk küçük-burjuva devrimci hareketin bu bileşenlerini “barış ve çözüm süreci” ve parlemento eksenli seçim yarışları kapsamında takatten düşürmüştür. Kısa sayılmayacak zamandır ulusal hareketin politikasına endekslenen hareketlerin sosyalizm uğruna Kürt ve Türk proleterlerinin birliğinin sağlanması ve pekiştirilmesi, Kürt işçi ve emekçi köylüleri arasında ortak proleter mücadelenin, sosyalizm davasının kök salmasında başarı sağlandığını ve bu başarının da ulusal hareketi destekleme endeksli çizginin izlenmesi sayesinde gerçekleşebildiği söylenemeyeceğine göre bu çizgideki devrimci hareketlerin ulusal sorun programında sınıf hareketini zayıflatan oportünist politika izledikleri anlaşılmaktadır.

Baskıya karşı yönelen Kürt ulusal hareketini ilerici, haklı muhtevaya çekip mücadelesinin desteklenmesi gerekli ve devrimci bir görevdir. Bu ilkesel tutum eleştirilerimizin kapsamında olmayan bir durumdur.

Bu nedenle destek meselesine çekilerek daraltılamaz. Ulusal hareketi desteklemekle kuyrukçuluğu birbirine karıştıran küçük burjuva devrimciliği bu konuda demagojiye sarılmaktadır.

Soru şudur: Proleter sınıf hareketi açısından sınıf bilinçli Türk proletaryasının Kürdistan’da burjuva sınıf içeriğinde ulusal harekete endeksli ve onun siyasi çizgisinde “Enternasyonal Dayanışma” sloganıyla bulunması ve proleter sınıf savaşımı merkezli değil, ezilen ulusun burjuva amaçları uğruna dövüşmesini; yoksa Kürdistanlı sınıf bilinçli Kürt proleterleri ile sınıf bilinçli Türk proleterlerini birbirlerinin elini tutarak sosyalizm ereğiyle mücadeleyi enternasyonalizm ilkesi temelinde inşa etmesi, Türkiye ve Kürdistan’da sömürücü sınıflara ulusal baskı dahil her türden baskıya karşı savaşımı?! Birincisi yoksa ikinci yol mu seçilmeli? Bizler Kürt ve Türk işçilerinin enternasyonal biçimde birleşmesinin Marksist, Leninist, Maoist devrimci yol olduğunu savunuyoruz.

Kürt ulusunun özgürce ayrılma hakkının görmezden gelinebileceğini öğütleyen -bunu yapan Kürt ulusal hareketleri olsa bile- politikaları reddediyoruz. Ulusun kaderini tayin hakkı ulusal hareketin politikasına endeksli savunulsa da objektif olarak ezen ulusun burjuvazisine, ezen ulus ayrıcaklıklı pozisyonuna yaradığı için sosyal-şovenizmin inceltilmiş biçimine denk düşmektedir.

Kürdistan’da Kürt proleterleriyle değil, burjuva demokratik sınıf içerikli ulusal hareketin yolundan yürünmesini savunmak komünistlerin milli meselede takip edebileceği politika olamaz. Ulusal çelişkinin çözümünde uzlaşmaz iki çizgiyi bir yapmak olanaksızdır.

Türkiye’de devrimci hareketin ulusal sorun çözüm politikasında Marksizme paradoks oluşturan en ölçekli handikap; Kürdistan’da toplumsal ve iktisadi temeli üzerinde ezilen ulusun sınıf realitesinin bir tezahürü olarak burjuva sınıf içerikli Kürt burjuva ulusal hareketlerinin olağan kabul edilmesi, hatta burjuva hareketlerin çizgilerine eklemlenilmesi ve burjuva milliyetçiliğin kendisini örgütlemesi dışlanmazken, Kürt proletaryasının Kürdistan Komünist Hareketinin kendisini örgütlemesinin dışlanmasıdır. Marksizmin örgütlenme biçimi ve teorisine aleni olarak çelişme halinde olan bu paradoksal handikap Türkiye’de sınıf hareketini Kürdistan’da da sınıf mücadelesinin ana unsuru Kürt proletaryasını da düşünce ve eylemde uzaklaştırmış, adeta sınıfsız bir toplammış gibi sadece Kürt ulusal hareketine yaklaştırmış, bir kısmı ise tam karşıt pozisyona savrulmuş ve Kürdistanlı işçi ve emekçilerden daha da uzaklaştırmıştır.

Ulusal hareketin Kürt işçi, emekçi köylülük ve geniş halk kitlelerini arkadında sürüklediği ve bir halk hareketi görünümüne büründüğü, Kürt proletaryasının sınıfsal kurtuluş mücadelesinin üstünün örtüldüğü koşullarda ulusal meselenin çözümü anlayışında proletarya mücadelesinde her şeyin yolunda yürüdüğünü kim söyleyebilir? Doğru kabul edilen ama yanlış kavranılan dogmatik düşüncelerden ve ezber formüllerden kurtulmaya ihtiyaç vardır.

Devrimci iktidar savaşında Kürt ve Türk uluslarından ve diğer çeşitli azınlık milliyetlerden tüm işçilerin ve emekçilerin kaderinin ortak olduğu bilinciyle hareket etmesi gerekli proletarya bu mücadelenin nasıl ve hangi araç ve biçimlerle ortak örgütlenebileceğinin yolunu bulması gerekmektedir. Bizler bu sınıf birliğinin ancak açıklamaya çalıştığımız Enternasyonal örgütlenme biçimiyle sağlanabileceğini savunuyoruz.

Proletarya açısından Türkiye’de toplumsal pratiğin milliyetler meselesinin çözümü düşüncesinde çözülememiş, açıklığa kavuşturulmamış sorun şudur: Türk ve Kürt proleterlerinin ortak tek bir partide nasıl örgütlenebilecekleri meselesinin çözülememiş olmasıdır.

Gelecekte hedeflenen toplumsal modelin biçimini de gösteren bugünün ortak örgütlenme görevi küçümsenemez, üstünden atlanamaz. Çeşitli azınlık milliyetlerin yanı sıra Kürt ve Türk uluslarının olduğu Türkiye devlet sınırlarında söz konusu milliyetler proleterlerinin ihtiyacı olan örgütlenme ortaklığı sorunu çözüme kavuşturulmalı. Şimdiye kadar sürdürülen perspektif: Kürt işçilerinin komünist bir örgüt oluşturmasını dışlayan; oluşturulan ortak örgütlenmeyi savunup-savunmadığına bakılmaksızın yada beklemeksizin milliyetçilik olarak tanımlanmıştır. Türk merkezli ve ezilen ulusun proletaryasının temsiliyetini içermeyen, böyle bir ortaklaşma ve kaynaşmaya kapalı muhtevada tüm proletaryayı pratikte örgütlenmeye çağıran biçimdedir.

Bu örgütlenme biçiminin Kürt ve Türk proleterlerinin ortak örgütlenmesine yanıt olamadığı, sadece işçilerin Türk ulusuna göre -ki bu biçim milliyete göre örgütlenme olması bakımından sosyal-şoven ve işlevsiz bir örgütlenmesi olduğu anlaşılmıştır. Toplumsal pratik Türk proleterleri gibi Kürt proleterlerin de örgütlenmesi ve geniş özerklik temelinde bölünemez tek partide toplaşması ve birleşmesi örgütlenme biçimine geçilmesi gerektiğini göstermektedir.

Güncel Haber, Gündem, Makaleler, Perspektif
Maoist Komünistlerin Ulusal Sorun Çözümüne İlişkin Perspektifleri (1)

(Kongre tartışma yazılarından)

Ozan Emre

Tarihi deneyimler göstermiştir ki, ulusal sorunun çözüme kavuşmadığı her yerde ulusal sorun proletarya hareketinin çok önemli tartışma ve siyasal, politik gündemini oluşturmuştur. Bu olguyu ulusal sorunun hiç gündeminden düşmediği Türkiye devrimci sınıf hareketinin tartışmalarından da anlamak mümkündür.

Batı Avrupa ve Rusya’da en güçlü döneminde olduğu 20’nci yüzyıl uluslararası proletarya hareketi ulusların kendi kaderini tayin hakkının koşulsuz tanınması -Ki bu ezilen ulusun özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkıdır – üzerinde dönen tartışmaların kapsamlı olmasının yanında, bundan hiçte az önemli olmayan ve hiçte az yer kaplamayan diğer tartışma konusu ise aynı devlet sınırları içinde ezen ve ezilen uluslardan proletaryanın ortak mücadelesinin örgütlenme sorununun nasıl olması gerektiği üzerindedir. Çeşitli ezilen ulusların olduğu devlet sınırlarında proletarya nasıl örgütlenmeliydi?!

Burjuvaziye karşı proletaryanın zafere giden mücadele çizgisinde tayin edici olan çeşitli uluslardan proletaryanın sınıf birliğinin sağlanması hangi yolla mümkündü? Bu meselede Avusturya’da “ulusal kültürel özerklik” anlayışıyla açığa çıkan Springer ve O. Bavver ekolü ve Rusya’da Avusturya komünistlerinin ulusal programını takip eden Bund ve Polonya sosyalist partisi, Kafkasya sosyal demokrasisi içinde Menşevik unsurlarda karakterize olan milliyetçi düşünce meseleye bakışta bir yönünü oluştururken, diğer yönü ise uluslararası komünist hareketin enternasyonal temeli üzerinde gelişen ve pratikte Bolşeviklerin tüm Rusya’da zafere taşıdığı Leninist düşünce olarak ezen ve ezilen uluslardan proleterlerin örgütlenme meselesinde uzlaşmaz iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Bir düşünce her ulusun proleterlerinin ulusal dar görüşlülük kulvarında bir birinden ayrı her birinin başka yöne gitmesi, tamamen bir birinden bağımsız hareket edilmesi üzerine oturtulmuş, her ulusun proleter komünist örgütlerinin bir birinden ayrı mücadelesini benimseyen milliyetçi bir programdı. Bir diğer düşünce ise; çeşitli uluslardan proleterleri enternasyonalizm temelinde, ezen ve ezilen ulusların proleter komünist örgütlerini tüm Rusya proletaryasının önder gücü olarak RSDİP’te bir tek partide toplayan Leninist ulusal programdı.

Birincisi ulusal dar görüşlülüğü, milliyetçiliği, ikincisi ise ulusal sorun çözümünde proletarya enternasyonalizmi temelinde örgütlenmenin esas alınmasına dayanan işçi sınıfının ortak mücadelesini temsil etmektedir. Leninist Bolşevik program, ezilen ulusların özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkını koşulsuz tanırken, esas gücün çeşitli ezilen ulusların proleterlerinin ezen ulus pozisyonundaki Rus proleterleri ile tüm ezilen ulusların proleterlerinin de bir birleriyle ortak amaç olan kapitalizme karşı savaş hattında birleştirilmesine, ayrılmasının büyük anlamının hala Türkiye devrimci hareketi tarafından kavranabildiği söylenemez.

Avusturya’da ne olmuştu; ulusal sorunda dünya ölçeğindeki büyük gelişmeler yüz yıl öncesindeki konuya dair tartışma ve deneyimleri önemsizleştirmez.

Her şeyden önce Avusturya’nın birliği, Avusturya devletinin birliği düşüncesini (ÖDP, TKP ve türevlerinin ulusal sorunda Türkiye’nin birliği, Türk devletinin birliğini merkeze koymaları gibi) merkeze koyan ve toprağa dayalı özerkliği dışlayan (Bu milliyetçi görüşlerin Lenin ve Stalin’in görüşlerinin, RSDİP’in ulusal programının tam zıttıdır) ve “ulusal-kültürel özerkliği” ulusal sorunun çözümünde esas olan o. Bavver ve Springer’in teorilerine dayanan Avusturya sosyal demokrat partisinin yanlış yola saptığını tarihi toplumsal pratik göstermiştir. Milliyetçilikle lekelenmiş düşüncenin çeşitli ulusların proleterlerinin birliğini sağlayamayacağına dair ders alınması gereken bir örnek oluşturmuşlardır.

Avusturya sosyal demokrat partisi, daha 1897’den sonra (Wimberg parti kongresi) parçalanmaya başlamıştı.

Ulusal özerkliği kabul eden Bürn parti kongresinden (1899) sonra parçalanma daha da belirginleşmişti. “Sonunda işler o dereceye vardı ki, şimdi tek bir uluslararası parti yerine içlerinde Alman-Sosyal Demokrasisi ile en küçük bir ilişkisi olmasını istemeyen Çek Sosyal-Demokrat Partisi’nin de bulunduğu altı ulusal parti var” (1*) diyen Stalin “ulusal-kültürel özerklik” formülünün işçi sınıfı hareketinin birliğini yıkan ve milliyetlere göre ayrılmasına yol açan olumsuz niteliğine dikkat çekmektedir.

Stalin’in Avusturya’da 1897’den sonra bir birinden bağımsız altı parti dedikleri Alman, Çek, Polonyalı, Ukrayna, (Ruten) İtalyan ve Güney Slav Sosyal Demokrat partilerdir.

O dönem Avusturya’nın egemenliği altında olan altı ulusal etkenler çeşitliliği mevcuttu. Özcesi milliyetçi düşüncelerle “ulusal-kültürel özerklik” programı ulusal sorunun çözümünde işe yaramadığı gibi, daha önce bu ulusal faktörlerden proleterlerin birlikte örgütlerini tek bir Sosyal-Demokrat partide (KP’dir) birleştirmiş olan işçi sınıfı hareketi Avusturya’da altı ayrı sosyal demokrat parti olarak hareket edecek şekilde bir birinden ayrılmışlardır.

Rusya’da aynı dönemde benzer şekilde Avusturya komünist hareketine bulaşmış milliyetçi düşünce akımını takip eden Bund ve Kafkasya’da proleter hareket içindeki milliyetçi eğilimlere karşı Lenin ve Stalin’in ideolojik mücadelesinin işaret ettiği doğrultu isabetle doğrulanmıştır. Tüm Rusya’da ulusal sosyal demokrat partilerin özerkliği güvencelenerek proletaryayı tek bir çatı altında toplayabilen RSDİP’in enternasyonal Marksist örgütlenme bayrağı altında kalmak istemeyen Bund’çu sosyalistler keza birleşmeye hiç yanaşmayan Polonya sosyalist partisi örnekleri proletaryanın gücünü bölen milliyetçi akımın temsilcileri olarak tarihe geçtiler. Doğru anlaşılması bakımından belirtelim, ulusal sosyal-demokrat partilerinden Rusya devlet sınırlarında Rus sosyal demokrasisi dışında, milli baskı altında olan uluslardan proleterlerin komünist partileri anlaşılmalı. Örneğin Polonyalı, Letonyalı, Estonyalı komünistlerin partileri gibi.

Proleter sınıf hareketi tarihi göstermektedir ki, ulusal sorunun çözümünde bilimsel programa sahip olmayan proleterlerin isimleri ne olursa olsun aynı devlet sınırları içinde ezilen ulusların işçileri ile ezen ulusun işçilerini aynı amaç doğrultusunda birleştirmeyi başaramamışlardır. “Ulusal-kültürel özerklik” gibi Marksist olmayan programa sahip akım Avusturya’da çeşitli etnik yapılardan proleter komünist örgütlerin ortak mücadelesini parçalamıştır. Avusturya akımıyla uyumlu milliyetçilikle hareket eden Bund proleter enternasyonalizmi bir kenara atmış, tüm Rusya proletaryasından bağımsız kendi başına hareket etmeyi seçmiştir.

Ulusal sorun programında ulusların kaderini özgürce tayin etme görüşünde olan Leninist çizgi ise tüm Rusya’da ezen ulus olarak Rus proletaryası ile ezilen ulusların proletaryasının birliğinin kurulmasının başarılmasıyla doğruluğunu kanıtlamıştır. RSDİP kendisinden önce kurulan Polonya, Litvanya, Letonya gibi ezilen ulusların komünist partileri de dahil tüm Rusya’daki ezilen milliyetlerden işçilerin komünist örgütleriyle (Sosyal-Demokrasisiyle) enternasyonalizm ilkesine bağlı birleşmeyi başarmamış olsaydı tüm Rusya’da sosyalist devrim hayal olurdu. Lenin ve Stalin’in Bund’çularla polemik ve ideolojik tartışmaları komünistler ile milliyetçi burjuva bir ulusal hareket arasındaki bir tartışma olmadığı, komünizm hareketi içinde küçük-burjuva oportünizme ulusal meselede burjuva milliyetçi akımın etkisine giren akıma karşı bir iç tartışma olduğu gözden kaçırılmaktadır. Bu nedenle azınlık durumunda Rusya’da yayılan Yayudi işçi ve emekçilerin bir sosyal-demokrat örgüte (Bund) sahip olmasının nasıl caiz gösterilebildiği üzerine de pek düşünülmemektedir.

Böylesi hatalı ve yüzeysel bakış açısı ulusal sorunda proletaryanın ve enternasyonal örgütlenme meselesinin gözden kaçırılmasına hizmet etmektedir. Dahası tüm Rusya’da onlarca azınlık ve uluslar proletaryasının tek bir Rus işçilerinin sosyal demokrat partisiyle örgütlendiği, ezilen uluslarda sosyal demokrat partilerin olmadığı sosyalizm tarihi konusundaki cahilliğide gösteren düşünceyle hareket edebilmektedirler.

Ulusal sorunun çözümünde ulusların özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma (UKKTH denilen) hakkı nasıl vazgeçilemez dayanak noktası ise, çeşitli milliyetlerden işçilerin uluslararası birleşmesi -örneğin Türkiye sınırlarında ezen ulustan Türk, ezilen ulustan Kürt işçi ve emekçilerinin yanı sıra azınlık milliyetlerden işçilerin birleşmesi ilkesinde ulusal sorunun çözümünde bir diğer zorunlu dayanak noktasıdır.

Ulusal çelişkinin çözümünde ezen ve ezilen ulusların işçilerinin birleşmesi, örgütlenme sorununun açıklığa kavuşturulması ve enternasyonalizm ilkesine bağlı şekilde proleterlerin birleşmesi görevinin bir kenara atılması ve sadece yüzeysel olacak biçimde UKKTH’ndan söz edilmesi ulusal sorunun çözümünde zorunlu dayanaklardan kopmaktır.

Demek oluyor ki, ulusal meselenin çözümünde proleter komünist hareketin zorunlu dayanak noktaları programsal olarak özgürce ayrılma hakkının tanınması, diğeri ise enternasyonalizm temeli üstünde çeşitli milliyetlerden işçileri birleştirecek, aynı amaç doğrultusunda savaştıracak kurulmuş bir örgüt biçiminin olması zorunlu iki noktadır. İkisinden biri olmazsa proletaryanın sınıf çıkarı savunulamaz.

Gerek batı Avrupa gerekse de Rusya’da ulusal çelişkiyi proletaryanın davası açısından önemsiz bulan, küçümseyen, hatta karşı çıkanlar veyahutta Avusturya’lı sosyal-şovenler gibi Avusturya’nın devlet birliği”nden hateket edip “ulusal-kültürel özerklik” önerenlere karşı Lenin ve Stalin bir ilke olarak ulusların devlet biçiminde örgütlenmek üzere ayrılma hakkını -UKKTH’nı- koydular. Peki Avusturya’da altı (6) ayrı ulusal sosyal demokrat (komünist) partiye ayrılmış, milliyetlere göre ayrı ayrı hareket etmenin düpe düz bir olgu olarak sınıf hareketinde baş ağrıttığı ve Yahudi milliyetçiliği bataklığına batmış Bund’un RSDİP’den ayrılmasına karşı Lenin tarafından, Rus komünistleri tarafından ileri sürülen örgüt biçimi ve ilkesi neydi?

Rusya’da Leninist örgüt biçimi anlaşılmaz ise ulusal sorunda çözümün bu dayanak noktası kavranamaz.

İşçilerin milliyetler bakımından sunurlanmasına örnek teşkil eden Avusturya’da ortak örgütlenme biçiminden ayrılarak ayrı ayrı hareket eden altı ayrı etnik yapıya mensup altı ayrı dönemin komünist partileri, keza Polonya’da sosyalist parti (PSP) Rusya’da RSDİP’den ayrılmış Bund’la komünist hareket içinde somutluk kazanmış ulusal dar görüşlülük ve milliyetçiliğe karşı Rusya komünist hareketinin örgütlenme biçiminin oturduğu enternasyonal anlayışı çıkış yolu olarak gösteren Stalin’i, “Böyle bir duruma karşı tek çıkar yol enternasyonalizm ilkelerine dayanan örgütlenmedir.

Rusya’nın bütün milliyetler işçilerinin hemen tek ve birleşmiş topluluklar içinde toplanması bu toplulukların tek bir parti içinde birleştirilmesi- Görev işte budur.

Partinin bu kuruluş biçiminin bölgelerin tek bir bütün içindeki parti, içindeki geniş bir özerkliği dışlamadığı, ama içerdiği kolay anlaşılır” (2*)

Türkiye’de komünistlerin ezici çoğunluğunun üstüne eğilmekten kaçındığı bu Marksist örgütlenme biçiminin ruhuna ve özüne sonuna kadar sadık kaldıklarını kanıtlayan Leninist parti, ulusal sorunda enternasyonalist ilke temelinde hareket ederek Rusya’daki bütün milliyetler işçileriyle, onların komünist örgütleriyle birleşebilmiş ve ulusal sorunda proletaryanın çözüm yolunu zafere taşınmasında önderlik etmiştir.

RSDİP örgütlenme biçiminde ezilen ulusların işçi sınıfının komünist örgütlerine (Sosyal-Demokrat partilerine) geniş özerklik tanıyan ve bu ulusal komünist parçaları kendi içinde, yani tek partide toplamayı, birleştirmeyi başarmış uluslararası bir partiydi. Milliyetçiliğe batmış Bund sahip olduğu bu geniş özerkliği yeterli görmeyerek işçileri milliyete göre sınırlamayı ve tamamen bağımsız hareket etmeyi seçerek RSDİP’ten ayrılmıştır. Fakat ezilen bütün ulusların işçilerinin şu yada bu düzeyde toplaştığı komünist örgütlerin hepsine pratikte sadık kalarak RSDİP içinde tüm ulusların proleterleriyle güçlerini birleştirmişlerdir. Almanya, Avusturya ve Rusya’nın sömürgesi durumunda olan Polonya’da RSDİP’ten önce kurulan Polonya Sosyal Demokrat Partisi ve Letonya Sosyal Demokrat Partisi keza Kafkasya sosyal demokrat örgütler gibi ezilen uluslar proleterlerinin geniş özerklik tanıyan örgütlenme biçimine uygun olarak RSDİP içinde birleşmiş oldukları ve ortak örgütlenmeyi başardıklarını tarih bize söylemektedir.

Stalin’in “Rusya’nın bütün milliyetler işçilerinin hemen tek ve birleşmiş toplulukların tek bir parti içinde birleştirilmesi -görev işte budur” çıkış yolu olarak gösterdiği örgütlenme biçimi budur. Çoklu komünist partilerin tek bir partide birleştirilmesi!.

RSDİP’ten önce yada sonra ortaya çıkmış tüm Rusya’da çeşitli ulusların ayrı ayrı duran komünist partileri tek bir parti RSDİP içinde birleştirilmiştir. Enternasyonalizm ilkesine dayanan ve ulusal sorunun çözümünde proletaryanın dayanak noktası olan bu örgütlenme biçiminin tüm Rusya’da sosyalist devrimin zaferini olanaklı kılan komünistlerin örgütlenme biçimi ve çizgisi olduğu unutulmamalıdır. Bu bakış açısı ezilen uluslar proleterlerinin bir örgütte toplanmasını -örneğin Polonya yada Litvanya, Letonyalı işçilerin ülkelerinde komünist bit örgütte toplanmasını dışlamadığı aksine işçilerin bir örgütte toplanmasının savunulduğu, ama aynı devlet sınırları içinde çeşitli uluslardan işçilerin ayrı ayrı birbirinden tamamen bağımsız partiler (Bund’un RSDİP’ten tamamen bağımsız hareket etmek için ayrılması gibi) olarak hareket etmesinin dışlandığı gözden kaçırılmamalı.  Bu anlamda enternasyonalizme aykırı olan ezilen milliyetler işçilerinin komünist partisi kurması değildir, bu partilerin işçileri milliyete göre sınırlamasıdır. Tüm uluslardan işçileriyle birleşmenin biricik yolu olan tek bir parti içinde birleştirilmesinin reddedilerek ulusal dar düşünce ile kendi başına bağımsız hareket edilmesidir.

Enternasyonalizme aykırı olan her hangi bir ezilen ulusun işçilerinin komünist partisine sahip olması değil, (asıl bu hakkı dışlamak enternasyonalizmi yok saymaktır) bu örgütün ayrı hareket etmesidir. Aksi taktirde tüm Rusya’da Yayudi işçiler arasında olan Yahudi Yadistçe dilinde yayınlara sahip, kongre, konferanslarını yapan ve bir merkeze sahip bir örgüt olarak Bund’un (RSDİP’den önce kurulmuştur) geniş özerklik tanınan bir biçimle RSDİP’le birleşmesi mümkün olamazdı. Aynı şey Polonya, Letonya ve Kafkasyalı komünist örgütler içinde geçerlidir. Keza Polonya’da iki farklı sosyalist partiden sadece Roza Lüxemburg’un önderlerinden biri olduğu Polonya Sosyalist-Demokrat Partisi ile RSDİP birleşebilmiştir.

Polonya’lı komünistler Almanya’nın egemenliğindeki Polonya parçasında ise Alman komünist hareketiyle birleşmişlerdir. Geniş özerkliği yeterli görmeyip tamamen bağımsız hareket etmek için gerek RSDİP’den ayrılan, tekrar birleşen ve yeniden ayrılan Bund örneği, gerekse de RSDİP ile birleşmeye hiç yanaşmayan Polonya sosyalist partisi (PSP) örneği Lenin ve Stalin tarafından milliyete göre ayrı örgütlenme olarak tanımlanmış, enternasyonalizm karşıtı dar milliyetçilik örneklerine konu olmuşlardır. Milliyete göre ayrı hareket edilmesi yolunu tutan dar milliyetçi “sosyalistlerin” tüm Rusya proletaryasının ortak sosyalizm davasının baltalanmasına bu partilerin Bund ve PSP’nin tutumu örnek gösterilmiştir.

Enternasyonal proleter çizgiyi temsil eden Lenin yoldaşın reddettiği milliyetlere göre örgütlenme biçiminin gözden kaçırılması veyahutta yeterince kavranmaması kaçınılmaz olarak kişiyi bir çok ezilen ulusun olduğu devlet sınırları içinde çeşitli milliyetler işçilerinin komünist örgütlere sahip olmadıkları, sadece egemen ulus işçilerinin komünist örgütüyle örgütlendikleri yanlış sonuca götürür.

Kapitalist meta üretimi ve dolaşımının belli bir oranda geliştiği modern toplumlarda böyle bir dar örgütlenmede eşitsiz bakış açısıyla çeşitli milliyetler işçilerinin sosyalizm ortak davasında örgütlenemeyeceği çok açıktır. Oysa ezen yada ezilen uluslarda olsun işçiler ne kadar çabuk ne kadar sağlam ve Marksist enternasyonalizm bayrağını yukarı kaldırırlarsa Rusya’da olduğu gibi tüm uluslardan işçilerin birleşmiş topluluklarının tek bir partide birleştirilmesi o kadar hızlı ve sağlam olacaktır.  Lenin örgütlenmedeki, dahası tüm Rusya’da çeşitli uluslar işçilerinin bir birinden bağımsız ayrı hareket eden, kaçınılmaz olarak sadece kendi dar ulusal sınırlarıyla meşgul olmaktan kurtulamayan ulusal komünist partileri Stalin’in “milliyetler işçilerinin birleşmiş toplulukları” dediği partileri -RSDİP’de birleştirmesidir. RSDİP’den önce kurulan Polonya, Litvanya komünist partileri Bund yada farklı tarihlerde oluşmuş Estonya, Letonya, Ukrayna, Finlandiya proleterlerinin bir birinden bağımsız komünist partileri birleşmeyi değil de, her biri ayrı yöne bağımsız hareket etmeyi seçseydi ve RSDİP’de birleşmeyi reddetselerdi tüm Rusya’da 1917 Ekim Sosyalist Devriminin zaferi, çeşitli milliyetler işçilerinin gönüllü birliği üzerine kurulan proletarya diktatörlüğü devlet sistemi gerçekleşmezdi. Lenin’in ulusal sorun programı ve çeşitli uluslardan proleterlerin ortak örgütlenme biçimi aynı zamanda çeşitli ulusların proletaryasının sosyalist uluslar devletlerinin eşit birliğinde ifadesi olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin de örgütlenme temelini oluşturur. Sovyetlerde devletlerin birliğine ulaşan yolun partilerin birliğinden geçtiğini Türkiye’deki sınıf hareketi kavrayamamıştır.

Ulusal sorun çözümünde geniş bölgesel-özerklik formülünden devletlerin federatif birliği formülüne Ekim Sosyalist Devriminden hemen sonra geçen Rusya komünistleri 1918’de federatif örgütlenmeyi proletaryanın örgütlenmesine uygun görmüş ve 1919 RKP 8’nci kongresinde programına almıştır.

Bu plan ulusal meselenin çözümünde “Tam birlik yolundaki geçiş biçimlerinden biri olarak Sovyet tipi üzerine örgütlenmiş devletlerin federatif birliğini” (3*) içermektedir. Bu görüş ilk kez Leninin “Emekçi ve sönürülen halkların bildirgesi” başlıklı önerisinde (1918) dile getirildi.

“Rusya sovyetler cumhuriyeti, özgür ulusların özgür birliği temelinde ulusal sovyet cumhuriyetlerinin federasyonu olarak kurulur” (4*) görüşler doğrultusunda gerçekleşmiştir. 1922 yılında 8 sovyet cumhuriyeti ve özerk bölge cumhuriyetlerden oluşacak Sovyetler kurulmuştur. Zamanla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin sayısı artmıştır.

1930’lu yıllarda eşit haklara sahip sovyetik sosyalist cumhuriyetlerin özgürce katıldıkları federal devlette; Rusya sovyet sosyalist federatif cumhuriyeti, Ukrayna SSC, Beyaz Rusya SSC, Azerbaycan SSC, Gürcistan SSC, Ermenistan SSC, Tacikistan SSC, Kazakistan SSC, Kırgızistan SSC, Korelifin SSC, Moldovya SSC, Letonya SSC, Estonya SSC olmak üzere 16 sosyalist cumhuriyet vardı.

Sovyetler Birliği devlet örgütlenmesinde çeşitli ulusların birlik cumhuriyetleri yanı sıra, özerk cumhuriyetler ve özerk bölgeler vardır. Yerel devlet iktidarı organları; bölgeler, özerk bölgeler, ilçeler, reyonlar, kentler, kırsal topluluklar başkanlığı emekçi temsilcileri sovyetleri aracılığıyla yönetilmiştir.

Yasama yetkisinin SSCB yüksek Sovyetinde olduğu organ birlik sovyeti ve milliyetler sovyeti denilen iki meclisten kurulur. Meclisler son derece demokratik bir sistemle oluşturulmaktadır.

Birlik sovyeti seçim bölgelerinde 300.000 kişiye bir temsilci düşecek biçimde seçilir.

Ulusları temsil eden milliyetler sovyeti ise yurttaşlar tarafından federe ve özerk cumhuriyetler, özerk bölgeler, ulusal işçiler toprakları çerçevesinde federe cumhuriyet başına 25, özerk cumhuriyet başına 11, özerk bölge başına 5 ve ulusal ilçe başına 1 temsilci düşecek şekilde seçilir. Dört yıllık süreyle seçilen bu temsilciler milliyetler sovyetlerini temsil etmektedirler. Birlik sovyeti ile milliyetler eşit haklara sahiptirler ve SSCB yüksek sovyetini oluştururlar. Daha geniş bilgi için sovyet anayasasına bakılabilinir. (5*)

Anlaşıldığı üzere ulusal sorunun çözümü federe cumhuriyeti, özerk cumhuriyeti, özerk bölge, ulusal ilçe şeklinde en küçük ulusal etkenlere varana denk eşit bir örgütlenmeye ve temsiliyete gidilmiştir. Bütün bu ulusal bileşenlerin komünist örgütleri vardır. Rus merkezli tek komünist parti gibi bir anlayış ve örgütsel biçim hiçbir zaman Rus komünistlerinin gündeminde olmamıştır. Örneğin Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kapsamında örgütlenmiş Abaza özerk sovyet sosyalist cumhuriyeti, Acaristan özerk sovyet sosyalist cumhuriyeti Güney Osetya özerk bölgesi bulunduğu gibi Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Beyaz Rusya, Türkmenistan, Kırgızistan gibi sovyet sosyalist cumhuriyetlerinin her birinin kapsamında olan toplam sayıları onlarca ifade edilecek özerk sovyet cumhuriyetleri, özerk bölgeler, ulusal ilçeler mevcuttur. Bütün bu ulusal etkenlerden oluşan emekçi halklar bahçesinde her bir ulusal etken kendi yerel komünist örgütlenmeleriyle temsil edilmekteydi.

Yukarıda sayılan herbir federe sosyalist cumhuriyetin SSCB anayasası ile uyum içinde ayrıca kendi anayasası vardır. Birlikten çıkma hakkına sahiptirler. Kendileri onaylamadan ülke sınırlarına kimse dokunamazdı. Bütün federe cumhuriyetlerle aynı haklara sahiptirler. Ayrıca maliye, ekonomi, beslenme, çalışma, denetleme, eğitim ve kültür görevlerini kendileri yapmaktaydı. Orda, dış ticaret, donanma, ulaştırma, posta görevleri ise merkezi federal sosyalist devlet tarihi de yürütülmekteydi.

Federe cumhuriyetler, özerk cumhuriyetler ve daha küçük ulusal bileşenler, ulusal komünist partiler aracılığıyla yönetilmektedir. Özcesi bu ulusların her birinin komünist partileri, kendi başkentleri, güvenlik birimleri, anayasaları, hukuk sistemleri, yasama faaliyetleri birer devlet olarak kurulmuş toplumsal birimlerdir. “Sovyetler Birliğinde 60 ulus ulusal grup olduğu” (6*) dikkate alındığında ulusların kendi dillerinde örgütlenmeden, kendilerini temsil etmeden birleşmenin olanaksız olacağı kendiliğinden anlaşılır.

Tarihte benzeri olmayacak biçimde Sovyetlerde ulusların kardeşçe bir birlerine tek kurşun sıkmadan, kanlı bir boğazlaşmaya meydan vermeden yaşamasının “sırrı” Leninist ulusal sorun çözüm programındaki bilimsel özdedir.

Sovyet cumhuriyetlerinin kuruluşunda henüz işin başındayken büyük Rus şovenizminin parti üyeleri üzerindeki etkilerine dikkatleri çeken sosyal-şoven etkilerin kırılması ve geçmişin kalıntılarından kurtulmak için 1923 yılındaki 12’nci kongresinde RKP dikkat çekici kararlarından bir bölüm:

“Kongre pratik önlemler olarak merkez komitesine;

A) Ulusal cumhuriyetlerde partinin yerel militanlarından oluşan yüksek tipte Marksist çevreler örgütlemeye;

B) Ulusal dillerde öğretisel Marksist yazının geliştirilmesine;

C) Doğu Halkları Üniversitesinin ve bu kuruluşun çevredeki şubelerinin pekiştirilmesine;

D) Ulusal komünist partilerinin merkez komitelerine bağlı olarak, ülke militanlarından meydana gelmiş öğretici grupların kurulmasına;

E) Ulusal dillerde komünist yığın yazınının geliştirilmesine;

F) Cumhuriyetlerdeki parti eğitim çalışmasının pekiştirilmesine;

J) Cumhuriyetlerde gençler arasındaki çalışmaların pekiştirilmesine girişmek için vekalet verir” (7*)

Ulusal baskının ortadan kaldırılması ve ulusların işçi ve emekçilerin karşılıklı güveni ve kardeşçe birliğinin yurdu olan Sovyetlerin, sosyalizmin ulusal sorunda çözümü bu temele dayanır.

Devrimden önce yaratılan proleterlerin örgütsel birleşme biçimindeki eşit ve demokratik muhteva, devrimle birlikte çeşitli uluslar devletlerin proletaryanın sınıf iktidarıyla federal birliğine dönüşmüştür. Rusya’da komünist hareket sadece 1917 sovyet sosyalist devriminden sonra ulusal komünist partileri MK’ları gibi yönetici organlar sistemine sahip olmadı, devrimden önce de ulusal komünist partilerin MK’leri yönetici parti organları sistemine sahipti. Enternasyonal örgütlenme biçimi Ekim Sosyalist Devriminden sonra ulusların federal sosyalist cumhuriyetler birliği şeklinde örgütlenmesiyle, bu örgütlenmeye uygun olarak federal cumhuriyetlerin her birinde söz konusu ülkenin komünist partisi ve merkez komitesi örgütlenmesine sahipti. Bütün ulusal etkenlerin kendi dilleri ve özgürleşmeleriyle örgütlenmesi ulusal meselede sosyalizmin eşitlikçi ruhudur ve bu sovyetlerde pratikleştirilmiştir. Sanıldığı gibi partinin sovyetlerdeki yönetimi sadece SBKP (B) MK’dan ibaret değildi, bu yönetici merkez komitenin dayandığı çeşitli ulusal komünist partilerinin MK’leri yönetici organları sistemi vardı. SBKP (B) merkez komitesinin çalışmaları üzerine 18’nci parti kongresine sunulan raporda (10 Mart 1939) partinin mevcut yönetici ve alt organların durumunu anlamamızı kolaylaştıracak açıklıkta yönetici organlar sistemi hakkında şöyle diyor:

“Şimdi (10 Mart 1939 kastediliyor) yönetici parti organları sistemi içinde SBKP (B) MK’si başta olmak üzere 11 merkez komitesi, 6 bölge komitesi, 104 yöre komitesi, 30 çevre komitesi, 212 ik komitesi, 336 kentsel reyon komitesi, 3478 kırsal reyon komitesi ve 113.060 temel parti örgütü var” (8*)

Açık olarak sosyalist devletin örgütlenme biçiminin çeşitli ulusların birliğinin dayandığı temeli açıklamış bulunuyoruz. Sosyalist Sovyetler Birliği proletarya diktatörlüğü devlet sistemi olarak ulusal komünist partilerinin merkez komitelerinin oluşturduğu yönetici parti organları sistemi içinde binlerce parti örgütüyle yönetilmekteydi. Rus merkezli tek komünist partisiyle değil, Rusya devlet sınırlarındaki çeşitli tüm ulusların komünist partilerinin birliğinden oluşmuş proleterlerin eşit ve demokratik yönetim sistemi.

Ulusal sorunun olduğu Türkiye’de devrimci sınıf hareketi sovyet sosyalist devriminin örgütlenme ilkelerini ve biçimini benimsemek durumundadır. Egemen ulus tek merkezli, tek örgütle çeşitli ulusal etkenlerin dikkate alınmasını dışlayarak çeşitli milliyetler proleterlerinin birliğinin sağlanamayacağının görülmesi ve kavranması yürünmesi gerekli olan ilk adımı olacaktır.

Kürt ve Türk proleterlerinin birliğinin ancak örgütlenme biçiminde eşit haklara, örgütlenme özgürlüğüne sahip olduğunu kavramaktan geçtiği açık değilmidir?

Sınıf savaşımı tarihi deneyiminden doğru sonuçların çıkarılması günün ve geleceğin kazanılması, yürünmesi gereken rotada araçların biçimi ve işlevi bakımından hayati önemdedir.

Sovyet Sosyalist Ekim Devriminin enternasyonal tecrübelerinden öğrenmek gayesi ile üzerine dikkatle eğiliyoruz.

Leninin ulusal sorun çözümünde yükseklere kaldırdığı Marksizm bayrağına tutunmak Türkiye’de proletaryanın ulusal sorun çözümünde dayanması gerekli perspektiftir. Marksist ulusal sorun çözümünden uzaklaşan Türkiye devrimci hareketinin daha detaylı değerlendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

devam edecek…

Translate »