Autor: Redaktor

Dünya, Güncel Haber, Gündem, Makaleler, Ölümsüzlerimiz
Aufruf zur Beteiligung und gedenken von Präsident Gonzalo in Ludwigsburg, Deutschland

In Deutschland und in verschiedenen Ländern Europas finden Gedenkveranstaltungen für Präsident Gonzalo, den unbeugsamen Krieger des Weltproletariats und der Kommunistischen Partei Perus, statt.

Organisiert wird die Veranstaltung zum Gedenken an Präsident GONZALO am Sonntag (26. September) in Stuttgart/Ludwigsburg, der südlichen Region Deutschlands, vom Alevitischen Kulturzentrum, der Süddeutschland Partisanen und Revolutionären Demokratie für das Volk.

Der kommunistische Führer Präsident Gonzalo, der am 12. September 1992 durch eine gemeinsame Operation des peruanischen faschistischen Staates und der CIA inhaftiert wurde und 29 Jahre lang in Einzelhaft unmenschlicher Isolation ausgesetztwar und am 11. September 2021 getötet wurde, gehört MLM-Organisationen und revolutionären Kräften auf der ganzen Welt und wird von ihnen gefeiert.

Eine der Veranstaltungen zum Gedenken an Präsident Gonzalo findet an diesem Wochenende – 26. September 2021 – um 14.00 Uhr im ludwigsburger AKM local statt.

Indem sie präsident Gonzalos Leichnam nicht einmal an seine Familie verschenkte, zeigte die peruanische Regierung, die das grundlegendste Recht verletzte, wie viel Angst sie vor Gonzalo und den Massen hatte, ihn zu beanspruchen, mit ihrer mörderischen und brutalen Politik, den Körper von Präsident Gonzalo durch ihr Sondergesetz zu verbrennen und zu zerstören. Präsident Gonzalo wird jedoch im rechtmäßigen Widerstand des internationalen Proletariats und der unterdrückten Völker am Leben erhalten werden, und keine reaktionäre und faschistische Praxis wird dies verhindern.

 Präsident GONZALO Gedenkveranstaltung am Sonntag (26. September) organisiert von der Süddeutschland der Partisanen und Revolutionäre Demokratie für das Volk im Alevitischen Kulturzentrum Ludwigsburg um Stuttgart/Ludwigsburg, Süddeutschland;

* Die Hommage wird mit Präsentationen der Synergie und der organisationsorganisierenden Institutionen gehalten, die Gonzalos MLM-Wissenschaft und seine Ansichten über die historische Bedeutung der Volkskriegslinie für die proletarische Weltrevolution synthetisierten, einschließlich Auszügen aus dem peruanischen Volkskrieg und dem Kampf von Gonzalo.

Die Gedenkveranstaltung wird von Süddeutschlands der Partisanen– und Revolutionären Demokratie  organisiert; Wir laden alle revolutionären Institutionen, revolutionär-demokratischen Individuen und Kreise ein und rufen das Denkmal des Widerstands, den Kommunistischen Führer Präsident Gonzalo, auf, eigentum zu beanspruchen.

Güncel Haber, Gündem, Ölümsüzlerimiz
MKP Ölümsüzlüklerinin 16’ncı Yılında 17’leri Andı

Elimize posta ile ulaşan MKP-MKSB imzalı Ölümsüzlüklerinin 16. yılında 17`lerin anısına yayınlanan bildiriyi devrimci yayıncılık anlayışımız gereği yayınlıyoruz.

Devrimci Demokrasi

***

VARTİNİK’TEN MERCAN’A: ÖLÜMSÜZ 17’LERE…

Anlatılanların, tarihi gerçeklerle ne denli örtüştüğü önemlidir. Misal, bir görselin ya da yazınsalın politiik yönlerini vurgulayıp öne çıkarmak ve yorumlamak elbette ihtiyaç olandır. Fakat daha da önemlisi olayların hangi tarihi bağlamlarda kurulduğu, nasıl ele alınıp anlatıldığı ve okuyucuya ilettiği mesajdır. Aksi tutum, her biri can bedeli yaratılan bu değerlerin maalesef ki hangi kavmin ve hangi tarihin yapıtı olduğu bilinmeyen bir takım efsaneyi yazım ve anlatıma dönüştürmeye vesilesi olacaktır.  Tarihimizde öyle yaşanmışlıklar vardır ki, her biri hålá ve her daim olmak üzere şarapnel sıcaklığındadır belleklerde. Bu anlamıyla tarihe iz bırakanların ardılları olarak diyebiliriz ki bizler acısını yüreklerde ve öfkesini bilinçlerde taşıdıklarımızın yerine de yaşıyoruz. Bu yürüyüşte onlar için de nefes alıp veriyoruz. Çünkü ideallerimiz gereği aynı hedefe kilitlenmiş ve farklı alanlarda fakat hedefi vuruyor olmanın kararlılığındayız!

Tarihi yazmak, geçmişin ağırlığından kurtulmanın bir yolu değildir. Bize göre tarihsel bir kesiti dahi yazıp, anlatmak, bir bağlılık ve devamlılık gereğidir. Gerek Vartinik çıkışı ve gerekse de “Bu Tarih Bizim!” şiarıyla gerçekleştirilen 1. Kongre mimarlarının da içlerinde bulunduğu 17’ler, II. Kongre arifesinde ölümsüzleştiler. Şüphesiz ki sunmuş oldukları perspektifin bizler açısından altı çizilebilecek, üzerinde durulması gereken ve uygulanıp öne çıkarılabilecek yönler barındırdığı gerçeği, bugün taban kitlemizin geniş kesimlerince daha bir kabul görmektedir. Kansız bir devrimi tasavvur etmekten çok uzak kanlı, bir iç savaşın üzerine inşa olunan Ekim Devrimi’nden feyz almış… Ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü olduğunu kuruluşuyla deklare etmiş olan Maoist partinin savaş kurmayı 17’ler,  askeri faşist diktatörlüğe göre şüphesiz  ki bombadan ve makineli tüfekten daha az tehlikeli değiller. Çünkü bu perspektife göre devimin piyadesi köylülük ile metropollerin operasyonel gücü olan işçiler, proletarya partisinin elindeki silahı olan ordunun sıra neferidirler. Bu perspektif, evrensel manada, kapitalist restorasyonu önlemenin ve komünizme doğru ilkeli düzeyde istikrarlı bir ilerleyişin yegane anahtarı olan proletarya diktatörlüğünü savunur.

Bir kavganın içinde olmanın bedellerini çok iyi bilen ve olacaklara karşı öngörülü bir kararlılıkla hazırlanan bizim 17’ler, tarihsel doğrultuda yaşadıkları acılar ve katliamlarla sınandıkları sınavlardan başı dik çıkmasını bildiler. Diyarbakır 5 Nolu işkence tezgâhı, Mamak askeri zindanı, 19 Aralık’ta 20 hapishaneye aynı anda yapılan saldırılar ile yaşanan katliamlar ve tarihte daha neler neler… Ve şimdiye, yaşanan tecrübelere dayanarak varolan birikimin üzerine bir şeyleri daha eklemek üzere bu dağ yollarındaydılar. Şüphesiz ki bu sonuca toplumsal gelişme yasalarına dayanarak varmışlardı. Zihinlerinde insanlık davası adına büyük hedefler vardı. Bu yolda kerhen ilerleyen ve “biraz da başkaları mücadele etsin”, diyerek, yürüyüş kolundan ayrılıp aksi istikamette yol alan eski yoldaşlarının o geçkin sözlerine zerrece tamah etmediler. Tıpkı 3 yıl evvel sözleştikleri gibi, ortak bir amacın ortak çabasıyla yeniden vurdular dağlara, Munzurlara. Mercan’a vardıklarındaysa kahredici bir kusurdan ötürü kuşatıldılar. İlmek ilmek üstüne atılırcasına düğüm düğüm edilmiş o şifreleri çözemeyeceğini anlayan düşman, topyekûn imha konseptiyle taarruz etmek üzere Koçboğazı-Haramidere mevkiine hücuma kalktı! İşte, o saatten itibaren düşman ordu güçleri, Erzincan ilindeki en seçkin mekanize taburlarını uçar birlik harekâtıyla Mercan mıntıkasına taşıdı gün boyu…

Gerçeğe en yakın olduğun an, uçurumun da kıyısında demektir aslında.

Nasıl mı? Tıpkı akşamın alaca karanlığını geçtikten sonra zifiride saatlerce yol alarak yarının aydınlığına varmak üzere o bulanık tan vakti aralığını geçmek zorunda olmak gibi. Bu aralık bir yandan aslında berrak bir günün muştusudur. Fakat öte yandan ölümün de geceden beri pusuladığı son düzlüktür. Olaki bu geçit kazasız-kayıpsız aşılırsa, bil ki doğan günle birlikte geri çekilen karanlık sonrası ölüm orada orda yerde çırılçıplak kalacaktır. Ve çok geçmeden güneş yetişip onu kızıl ışınlarının ablukasına alacaktır!..

Vakit, yürek sıkıntısından olsa gerek epey daraldı buralarda. Tenhaların görünen yanları hafiften gölgeli. Bizimkiler dün gece konakladıkları kaya dibinden odur ayağına çubuk bir çapayla uzaklaşma gayretindeler. Zaman henüz çok erken. Zaman buralar da kendisini gerillanın tarzına hasbelkader uydurabilmiş. Ve olabildiğince küçük ölçekte kısa birimlere bölünmüş. Bunlardan birkaçı fecir, tan ve kuşluk vaktiyken, geriye bir tek an kalıyor, fakat oda aniden veya apansız geçip gidiveriyor. Zaman, nesnelerin boşalan dünyasında ışık-gölge ikileminde andan ana oluşan farklılığı bariz şekilde göstere göstere  geçip gidiyordu. Bizimkilerse zamanın bu sınavından geçerek ileriye dönük bir devinimle yürüyorlardı. Tabi paranın tunç insanında puşt olduğu bir devirdeyiz. Hain bir tuzağa düşürülen insanlar kimi düşkünleşen unsurları devletin çeşmesinden içtikleri o bir tas suyun karşılığını, kelle avcısı olarak dağlarda iz sürmek suretiyle ödemektedirler.  Elbet günü geldiğinde yeterince kullanıldıklarına kanaat getirildikten sonra buruşturulup bir kenara atılı verirler. Onurlandırıcı olan, halka hizmet etmektir…

İşte böyle bir dönemdir. Mevsimlerden yaz başıdır. Ağaçlar güz mevsiminde tıpkı takvimler gibi gün gün döküvermişlerdi yapraklarını. Kış kurusu o dallarıyla Mayıs’a varan bu ağaçlar, temkinli ilerleyen baharla birlikte nihayete erip yeşillenmişlerdi. Tıpkı Sibirya bölgesi gibi kendine has kışı olan Munzurlar’da ise ağaç namına ekseriyette ardıç olur. Sibirya’da sedir ağacı, Munzurlar’da ardıç… Bu dağlar ezelden beri kimine sığınacak liman, kimine savaş meydanı olmuş. Nice mazlumlar, bilgeler gelip geçmiş. Düzene başkaldırıp asaleti icraatlerinden okunan isyanlara kalkışmış nice silahlı güçler, bedelini yaşamıyla ödemesini göze alarak yıllar yılı alan tutmuşlar bu dağlarda! Zalım ise bura halkının misal bir kırbaç darbesine boyun eğip koşuma sürülecek denli uysal olmadığını çok iyi bilir. O yüzden bu sert iklimin dağlık coğrafyasına ezelden beridir zulüm olmuş ve gökten yağar ha yağar.

Mevsim normallerinde bu sıcaklık ve an itibariyle berrak bir gökyüzü var. Her biri farklı tarih ve mekânlarda düşman ordularına baş direyerek bugünlere ulaşan bizim 17’ler, tek-tük ardıç ağaçları ile iri kayalarla kaplı tepelere paralel olarak bir süre yol aldılar. Yatağı dar ve derin olan bir akarsuya yakın mesafede yoluna devam ediyorlardı. Öğlen üzerine yakındı. Saat 10’na geliyordu. Keşif için havalanan helikopter iz takibine yoğunlaşmıştı. Fakat gümbürtüsünden ötürü helikopterin sesini duymanın mümkünü yoktu. Bu kıvrım kıvrım akan suyun adı Mercan’dı. İsmini, Munzur suyuna karışmak üzere ortadan ikiye tıpkı kılıç gibi yarıp aktığı Mercan Vadisi’nden almıştı.

Aylardan Haziran’dır, 16’sı. Bu mevsimde dağların yükseklerinde eriyip kaya başlarından gizlilik kuralı gereği illegal davranıp görüntüsüyle usulüyle sızıp ilerler kar suları. İşte, eriyen bu kar sularıyla takviye olan Mercan suyunun akarken yerinden sökerek kendisiyle beraber bilinmezliğe sürüklediği o koca koca kayalar öyle bir ses çıkarır ki, sanırsınız dağ yıkılıyor.

17’ler, gümbürdeyen bu suyun tersine bir istikamette ve kıyısından kıyısından bir süre daha yukarı tırmandılar. 12 üstündeki keşif helikopteri tam da bu esnada farkediyordu onları. Koordinatların bildirilmesinden kısa bir süre sonra alana intikal eden kobra tipi taarruz helikopterleri, saat tam 10’da vurmaya başladılar! iki grup şeklinde ilerleyen bizimkiler baskına tutuldukları bu arazide bir kayayı siper aldılar. Silahların eşitsizliğine bir de arazii koşullarının elverişsizliği eklenmişti. Zaman da gerillanın aleyhineydi fakat güçler dengesindeki bu eğreti duruma bakılmaksızın silahların karşı ateş açmasından başka da bir seçenek de yoktu zaten. Artık coşan suyun gümbürtüsü ile silah şakırtıları ve helikopter takırtıları birbirine karışmıştı. Ateşlenen roketlerin kayalara çarparken patlayarak çıkardığı ses ve o sesin yankısıyla sanki hava yırtılıverdi birdenbire! Hava saldırısı neticesinde ateşlenen her bir roket, yakıp kavuran napalm bombaları ve eti çürütüp kemiği eriten türlü kimyasallar, tesir itibariyle bulutsuz gökte çıkan şimşek etkisi yapmaktaydılar. En hafif deyimle, tıpkı patlayan bir trafodan ötürü yüksek gerilim hattının kopan kablolarının kıvılcımlar saçarak etrafındaki ormanı ve evleri tutarcasına yakıp kavurarak kısa zamanda küle çevirmesinden daha beter bir durumdu…

Bu esnada, karlı dağların 0 sıfır yüksek rakımlı yalnızlığını yıllardır paylaşan bir ardıç ağacı, yaşanan bu çatışmada en yeşil yerinden bir roket mermisiyle vuruldu ansızın! Yetmedi, kobralardan ateşlenen 20 milimlik uçaksavar mermisiyle gövdesinden delik deşik edildi. Yetmedi, dallarından ve budanırcasına eli – kolu koparıldı.  Mermilerle biçilen o gövdesi tıpkı yırtıcı bir kuşun pençeleriyle bir kayaya tutunması gibi sıkıca sarıldığı o köklerinden koparıldığı gibi uçurumun derinliğini boyladı. Yaprakları bu asimetrik savaşın tüm vahşetiyle estirdigi barut, kızgın metal ve yanık et kokusuyla yüklü rüzgarın şiddetiyle, düzensiz kalp atışları misali titreşip çırpınıyordu. Uçurumun dibindeki bu ardıç tıpkı uzuvları kopan ve tüm kanı bedeninden boşalıp giden 17 dağ kartalı gibi ağır ağır çekişiyordu…

Sınıf savaşımının o aşırı sertliği elbette ki siyasi düşmanla aramızdaki derin çelişkilerin uzlaşmaz niteliğinden ileri gelmektedir. Burjuva ideolojisinin hâkim sınıflar açısından askeri çizgiye yansıma biçimi şüphesiz ki kaba kuvvet, çıplak şiddet ve dahası katliamcı nitelikte olabilmektedir. Bu mekânlarda yılların savaş esirleri olarak bir çoğumuzun böylesi durumlara gerek dağlarda, gerek zindanlarda yakından tanıklık etmesi olasıdır. Sınır tanımazlıkta vahşeti dehşetle saçan bu kasaturası kanlı düşman askeri güçlerinin, aynı zamanda tüm insanlık ölçütlerini yerle bir eden kana susamış lejyonerler sürüsü olduğu gerçeği, tarafımızca ve halkımızca çok iyi bilinmektedir. Bunların henüz yakın tarihte Bakûr’un yerle bir edilen şehirlerinde, Sur ve Cizre bodrumlarına sığınan Kürt halkından yaralı sivil insanlarımızı bidon bidon benzin dökerek diri diri yaktıkları, hafızanızda ki yerini tüm tazeliğiyle korumaktadır. Dersim Ovacık’ta Asmin, Rosa ve diğer yoldaşların başlarını gövdeden ayırarak, ailelerimize korku salmayı düşünürken, onlar korktu anaların bakışlarından.

Künyeleri devletin gizli arşivlerindeki istihbarat raporlarına kazınırcasına kaybedilmiş olan bizim 17’lerin teşhisi, birinci derece akrabalarının, o tüm insanlık ölçütleri yok edilerek katledilip parçalanan cenazeleri uzun uğraşlar sonucunda güç bela tanıyabilmeleriyle mümkün olabildi…

Devrim kervanının Kaypakkayacı hareketteki öncü müfrezesi olan 17’lerimiz, 17 Haziran 2005 yılında yıldızlara uğurlandılar. Bu kervanın mevcudu tıpkı Ali Haydar Yıldız’a atfen uzun yıllar evvel yoldaşımız Cüneyt Kahraman tarafından dikilen nar ağacı misali, yürüdükçe “Bire bin” vererek artmaya devam ediyor. Sayıları tam olarak bilinmez. “Aşağı- yukarı şudur” da denemez. Zaten onları saymanın mümkünü de yoktur. Onları saymaya kalkışmak gökyüzündeki yıldızları saymaya, boş yere çabalamakla aynıdır. O yıldızlar ki sayıları gökyüzündeki kum taneciklerine eştir ve bunları saymak da tıpkı yıldızlar gibi imkânsızdır. Onları saymaya kalkışmak, uçuşa kalkmış bir arı oğlunu saymaya kalkışmaktan farksız olur. Onları saymaya kalkışmayı ihtimal dahilinde bile olsa aklından geçirmek, zamanın en kısa birimi olan “ân”a karşı yapılmış ve yapılabilecek en faydasız girişim olacaktır.

Vartinik’ten Mercan’a bu tarihsel kavganın yürüyüşçüleri 17’ler, 16 ve 17 Haziran günlerinde çatışarak direndiler. Yaralı ele geçip, henüz sağ iken infaz edilenlerle birlikte, ikinci günün sonunda ölümsüzler kervanına ulaşmayan kalmamıştı. Düşmanın bu konvansiyonel ve muhtelif çaptaki o devasa teknik ile askeri yığınağı karşısında son 48 saatleri nasıl geçti, daha fazla ayrıntı bilinmiyor maalesef. Acaba eldeki verilerden yola çıkarak, alana çekilmesi muhtemel bir operasyona karşı hazırlıklı mıydılar? Salt bu hazırlıklara dair faaliyetleri var mıydı? Varsa ne düzeydeydi? Hepsi sır… Çünkü o kuşatmadan sağ çıkıp kurtulan olmadı. Sağ ele geçirilenler de hemen oracıkta infaz edildi. Yangın bombalarıyla, tıpkı Halepçe’de olduğu gibi çeşitli koku ve renkte kimyasal silahlarla, farklı kalibrede roket mermileriyle ve napalm bombalarıyla yakıldı, kavruldu, parçalandı 17’si birden…

Düşünceyi engelleyemeyeceğini çok iyi bilen sınıf düşmanlarımız, ilkel bir dürtüyle imkânlarını cenazelere saldırarak, işkence yapıp parçalayarak almaya çalışırlar her çağda. Bizler açısından gerçek şudur ki; insanlık davası savunucuları olarak düşünceyi canlı tutabilmeyi başaramadığımız müddetçe, bedeni canlı tutabilmek gibi geri inançların esareti altında olmaya devam edeceğiz. İşte “ölümsüz” 17’ler dememizin sebebi, düşünceleriyle tarihsel yürüyüşümüze yön vermeye devam ediyor olmalarından kaynaklıdır.

Çünkü tarihin önünde yürümek, tarihe yön vermekle olabilecek bir iştir. Aksi tutum ise tarihin gerisine düşmeyi kaçınılmaz kılar. Bu demek masalsı hikayelerde “mış”lı ve “miş”li bir dönemin politik ekseni dar bir siyasi figür olarak kamaya mahkûm olmaktır. Ya da bir gün o safta, bir gün bu safta ve ne yazık ki yarını belirsiz durumda her dönemin tuzu kurusu olup gitmek… Verileri daha baştan yanlış konulmuş olan bir denklem, hiçbir zaman doğru sonuç vermez. Nihayetinde bozuk bir saat bile günde iki defa doğruyu gösterebiliyor fakat bu onun çalıştığını göstermez. Kaldı ki bu işler öyle yerin taşıyla göğün kuşunu vurmak gibi mekanik bir kalkışmaya benzemez. Tarih birikimi ve en az tarih birikimi kadar ideolojik niteliğe de ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak; ilk savaş siperimiz olan Vartinik’ten Mercan’a, 32 yıla yayılan ve her etabı sebatla alınan uzun bir yürüyüş söz konusudur. Oldukça meşakkatli geçen bu yolun 30 yıllık tarihi muhasebesini 2002 yılında O Kongreyi yapan kadrolarımızın da içerisinde yer aldığı ölümsüz 17’lerimiz, bu anlamıyla tarihe yön vermesini bilenlerimizdir. Ki, bağdaş kurup kara kara düşünmenin ardıç ağacının köküne ulaşmada ne denli büyük kusur olacağı da kısa sürede iz sürücü yoldaşları tarafından bilince çıkarıldı. Tasfiyeci-revizyonist kulvarın bünyemizde açtığı derin boşluk uzun bir zaman alsa da kapatıldı. Maoist parti gerçeği yakalamada şah damarının atışıyla ustalaşmakta ve kendine yapılan eziyetleri bir-bir bertaraf etmekte. Maoist partinin yeniden inşa sürecinin Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, UKH’de baş gösteren anti-MLM düşünüş tarzlarına bir meydan okuma olduğu yoldaşlarımızca kavranmak zorundadır. Halk Savaşı’nın her biçimini proletaryanın iktidar mücadelesinde uygulamaya koyulalım. 17’lere ve daha nice ölümsüz yoldaşlarımıza sözümüzü tutmak, dostuna dost, düşmanına keskin kılıç olmaktan geçiyor.

17’ler Ölümsüzdür!

Halk Savaşçıları Ölümsüzdür!

MKP-MK.SB

Güncel Haber, Tutsaklar
Mimar Alev Şahin’e hapishanede çıplak arama saldırısı

Haber Merkezi: 679 sayılı KHK ile Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ndeki işinden 2017 yılında atılan ve “işimi istiyorum” eylemleri nedeniyle eylül ayından bu yana tutuklu olan mimar Alev Şahin, Kayseri Hapishanesi’nden duruşma için bir günlüğüne misafir olarak götürüldüğü Sincan Hapishanesi’ne çıplak arandığını iddia etti.

Cumhuriyet Gazetesi’ne mektup yazarak yaşadığı sıkıntıları anlatan Şahin, Acun Karadağ ile birlikte duruşmaya götürülmek için duruşmadan bir gün önce Kayseri Hapishanesi’nden Sincan Hapishanesi’ne götürüldüklerini belirtti. Sincan Hapishanesi’ne girişleri yapılırken çıplak aramaya maruz kaldığını belirten Şahin, “Kabul işlemleri sırasında üst araması için iki ayrı odaya alındık. Bir süre sonra Acun Karadağ’ın gardiyanlarla tartıştığını duydum. Ne olduğunu sorduğumda çıplak aramanın dayatıldığını söyledi. Bir süre sonra benim kapatıldığım odaya gelen 3 kadın gardiyan üst araması yapacaklarını söylediler. Maalesef tüm itirazlarıma rağmen çıplak aramaya ben de maruz kaldım” dedi.

‘İTİRAZ EDECEĞİM’

Çıplak aramanın dışında diğer cezaevinden getirdikleri eşyaların elinden alındığını ve sadece tartışa tartışa pijama, diş fırçası, macunu ve savunmasını alabildiğini dile getiren Şahin, “Beni tek kişilik hücreye koydular. Hücre cezası almadığım halde beni burada tutmalarının suç olduğunu söyledim ama hak ihlalinin keyfi bahanesi ‘salgın’ cevabıyla karşılaştım. Banyo, tuvalet, yerler pislik içindeydi. Ama salgın nedeniyle Acun Karadağ ile ayrı tutulacaktık. Sincan Hapishanesi tarafından verilmek istenen 1 ay görüş yasağına infaz hâkimliğine itiraz edeceğim. 4 yıl boyunca zulme eğilmeyen başımı asla karşılarında eğilirken görmeyecekler. Asla aşağı bakmayacağız, başımızı eğmeyeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Dünya, Mücadele, Silahların Eleştirisi
Çeviri: Halk Savaşının Evrenselliği Üzerine Savunma (2)

Halk Savaşının Evrenselliği Üzerine Savunma
Filipinler Komünist Partisi’nin kurucu başkanı José Maria Sison 5 Haziran (2019) tarihinde, sanayileşmiş kapitalist ülkelerde Halk Savaşı olarak tanımladığı şey üzerine bir metin yayınladı. Ertesi gün bu makaleye bir yanıt verdik ve Sison 7 Haziran’da yanıt verdi.
Cevap oldukça ilginç. İlk metnin, Halk Savaşının evrensel olarak uygulanabilir olduğu teorisinin bir kınanması olarak okunması gerekse de, ikinci metni bir tür geri çekilme olarak görüyoruz. Halk Savaşı sorunuyla ilgili ilk makaleden bile daha az netlik ve kesinlik içermektedir. Soru başlık seviyesine yükseltilirken makalenin kendisinde net bir şekilde cevaplanmıyor. Doğrudan ve şüphesiz değil. Bu metinleri Uzun Süreli Halk Savaşı’nın evrensel uygulanabilirliğine yönelik bir saldırıdan başka bir şey olarak okumak hala imkansızdır, ancak kapı küçük bir çatlakla açık bırakılmıştır.
Pek çok oportünistin aşırı esnekliğini biliyoruz. Kendilerini en dar çatlaklardan kıpırdatabiliyorlar ve böylece Sison’un açıklamaları ile emperyalist ülkelerde Halk Savaşı’nın gerekliliğini savunmak arasında bir çelişki yokmuş gibi davranabilirler. Her zamanki gibi, “ikisi bir arada” gibi davranıyorlar ve iki çizgi mücadelesinden kaçmaktan başka bir şey istemiyorlar.
Sison, Uzun Süreli Halk Savaşının Evrenselliğine Saldırıyor
Kapıyı kapatmak gerekiyor. Sison bunu kendisi yapmazsa, biz onun için yapmalıyız. İlk metninde Sison şunları yazdı: “’Halkın savaşı’ terimi esnek bir şekilde halkın burjuva devletini devirmek için gerekli silahlı devrimini ifade etmek için kullanılabilir” ve “uzatılması gereken silahlı devrime hazırlıktır” ve “ Kapitalist sistem, egemen sınıfın artık eski şekilde yönetemeyeceği krizden öylesine ağır bir şekilde etkilenmedikçe ve halkın devrimci değişimi arzuladığı ve proletaryanın devrimci partisi devrime önderlik edecek kadar güçlü olana kadar devrim kazanamaz. “ . Bunu daha da yoğunlaştırmış olsak da ortaya konan çizgi oldukça açık.
Sison düşüncelerini özetleme alışkanlığında olmadığı için, biz onun için özetlemek zorunda kalıyoruz; ona göre, emperyalist ülkelerdeki Halk Savaşı silahlı devrimden başka bir şey değildir ve savaşın kendisi uzatılamaz, yalnızca onun hazırlıkları uzun sürelidir. Bu, Uzun Süreli Halk Savaşı stratejisine karşı bir tutumdur, ancak bunu açıkça ifade etmiyor. Yanlış okuma veya Sison’un iddia ettiği gibi “makalenin her bölümünü açık bağlamının dışında değerlendirme” söz konusuysa, herhangi bir zamanda Maoizmin PKP sentezi ve Halk Savaşı anlayışının evrensel olarak uygulanabilir olduğu konusundaki görüşünü açıkça ifade edebilir. Makalesini bu doktrini küçümsemekten başka bir şey olarak okumak imkansızdır, ancak gerçek duruşunu temsil etmiyorsa, bunu isterse her an düzeltebilir.

Bunun Halk Savaşının evrenselliğini ilk kez reddetmesi olmadığını biliyoruz, ama kim bilir, fikrini değiştirmiş olabilir …
Dürüst Olmayan Tartışma Yöntemleri
Jose Maria Sison, 7 Haziran tarihli kısa “Takip Notu” nda 6 Haziran tarihli metnimize bir “cevap” yazıyor. Yine, Sison kimsenin ismini kullanmadı veya kimseye doğrudan cevap yazmadı. Bunun yerine şöyle yazıyor:
“Herhangi bir endüstriyel kapitalist ülkede uzun süreli halk savaşı yürütmek, onu dogmatik bir şekilde öne sürmek veya makalemin her bölümünü açık bağlamının dışına çıkarmak meselesi değildir.”
Halk savaşı sorunu ya da ideolojimizdeki diğer herhangi bir anahtar soru, dogmatik dediklerinize hitap etmeyen ve hatta doğrudan alıntı yapmayan pasif agresif ifadeler meselesi olmamalıdır. Sison’un metnimize doğrudan yanıt vermesi tek başına daha büyük bir önem taşımaz, ancak entelektüel ve – daha da önemlisi – devrimci dürüstlük adına, Leninist netlik adına, en azından kısaca Peru Komünist Partisi adını vermelidir. Belgelerinden en azından bazılarını alıntılamalı veya diğer Marksist-Leninist-Maoist Parti ve Örgütlerin ortaya koyduğu belge ve beyanlardan herhangi birine atıfta bulunmalı.
Ama yoktur, Sison’un yöntemleri hakkında çok şey söylüyor.
Eski ve Yeni Olan Nedir?
Sison şöyle yazıyor:
“Emperyalist ülkelerde uzun süreli halk savaşı yürütme fikrini veya tehdidini on yıllardır zaten duyuyorum, ancak bugüne kadar herhangi bir emperyalist ülkede bunu ilan eden ve gerçekten başlatan bir Maoist parti görmedim.” Ve “Aslında, endüstriyel olarak gelişmiş bir kapitalist ülkede, ekonominin sanayi ve hizmet sektörlerindeki büyük çaplı proleter kitlelerin katılımıyla herhangi bir silahlı devrime önderlik edecek kadar güçlü herhangi bir Maoist partinin varlığının farkında değilim. (…)”
Bu, bize Halk Savaşı stratejisine bağlı olmayan ve bu nicelik ve nitelikte herhangi bir Maoist parti gösteremeyeceği gerçeği olmasaydı, ağır bir argüman olabilirdi. Dönemi yüz yıla uzatsak bile, emperyalist ülkelerde silahlı devrime öncülük eden ve Halk Savaşı stratejisine bağlı kalmayan bir Komünist Parti örneği yoktur. Komünist Partilerin önderlik ettiği bu tür mücadeleler, özünde Halk Savaşı olmak üzere ulusal kurtuluş savaşı biçimini aldı.
Sison, on yıllardır bunu duyduğu için Halk Savaşı “tartışması” ve “fikri” nden bıkmış durumda (Peru Komünist Partisi dünyadaki ilk Maoist Parti olarak bunu 1980’de Maoist bir ilke olarak kurduğundan, bunu söylemeye cüret ediyoruz.). Ancak, kapitalizmin ekonomik, politik ve askeri krizinin yarattığı felaketi beklemekte ve yokluğunda, ilişkileri “devrim için olgunlaştıran” uzun süreli yasal güç birikiminden asla yorulmayanlardan biri gibi görünüyor.
Kriz ve devrimin eşiğine kadar uzayan yasal birikim stratejisi eski bir stratejidir. Avrupa’da “Sol” un tamamen hakim stratejisi oldu ve hala da öyledir. Avrupa’daki tüm Troçkist, Hocacı ve Brejnev sapması parti ve örgütlerden, “Mao Zedong Düşüncesi” veya sözde devrimci örgütlerin varyasyonlarının hepsi veya hemen hemen hepsi öyle.
Proletaryanın ve tüm ezilen kitlelerin asimetrik savaşını taktik düzeyden stratejik düzeye yükselten, teoride Halk Savaşının evrenselliğini dünyanın her ülkesinde kuran, Uzun Süreli Halk Savaşını sürdüren Maoist ilke, yalnızca Başkan Gonzalo ve Peru Komünist Partisi tarafından yapılan Maoizmin özeti ve sentezi ile kurulmuştur. Bu, 1980’den beri ve özellikle 1988’de Peru Komünist Partisi’nin Genel Siyasi Çizgisi kurulduğundan beri doktrinin yalnızca bir parçasıydı. Bu nedenle oldukça yenidir. Ve o zamana kadar, bu çizgiye bağlı kalarak, Dünyada yalnızca tek bir Partiydi.
Sison zaten bu “fikirden” bıktı, ancak onun için PKP tarafından oluşturulan sentezin başından beri yorucu olduğu yönündeki varsayım temelsiz bir spekülasyon değil. Varsayım yapıyoruz ve Sison, eğer yanlışsa, Uzun Süreli Halk Savaşı’nın evrenselliğini, kendisi için yeni olduğu zaman bile doğru veya uygulanabilir olarak görmediği şeklindeki varsayımımızı düzeltmekte özgür. Geçen yıllar önemli değil, önemli olan içeriktir. Ve yeniyi reddeden ve eskiye tutunanın Sison olduğu açık görünüyor.
Sison, Halk Savaşı stratejisinin emperyalist ülkelerde eski bir şey olduğunun, resmini çiziyor, ancak bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bu stratejiyi sürdürmek ve onu devrimin genel çizgisinin bir parçası haline getirmek emperyalist ülkelerde çok yenidir. Devrimci Enternasyonalist Hareket (DEH), 1993 tarihli açıklamasında bunu onayladı, ama içtenlikle değil. Revizyonist Avakian buna asla gerçek bir şekilde veya PKP ile aynı anlayışla bağlı kalmadı. PKP’nin onu ilk benimsediklerinden beri bu çizgi için savaştığı doğrudur, ancak onu batının devrimci hareketinde eski bir şey olarak tasvir etmek yanlıştır.
Yeni, Kırılgan Doğar. DEH partileri ve Halk Savaşlarını destekleyen Marksist-leninistler arasında ve PKP’nin kendi içinde, 1990’larda birkaç çekişen çizgi vardı ve Maoizmin açık bir hakimiyeti söz konusu değildi. Gerçek Marksist- Leninist-Maoist, esasen Maoist, Örgütler ve Partiler artık emperyalist ülkelerde ortaya çıktığında, yeni doğmakta olan bir şeyin karakteristiğine sahiptir. Gençliğinde yeninin tüm özelliklerine sahiptir. Küçüktür, uzun bir geçmişe sahip değildir, oportünistleri etkileyen tek şey olan tüm niceliksel kütleye sahip değildir – ama çok daha önemli bir şeye sahiptir; gelişiyor, büyüyor, kafasında bir gelecek var, revizyonizm ise eski, çürümüş ve sadece çöp kovası için olgunlaşmış durumda.
Emperyalist ülkelerde Maoizmden ve Halk Savaşı stratejisinden bahsettiğimizde, Başkan Gonzalo’nun PKP’nin İnşa Hattında Yeni Güç’ten söz ederken şu sözlerini aklımızda tutmalıyız:
“Yoldaşlar, Yeni Güç kırılgan, zayıf doğacak çünkü yeni olacak, ama kaderi kendini değişim yoluyla, çeşitlilik yoluyla, kırılganlıkla, yumuşak bir fidan gibi geliştirmektir.”
Sison, gerçeklik resmini baş aşağı boyar ve şafağın yumuşak ışığını alacakaranlığın gölgeleriyle karıştırır. İlk sırada oturmuş, enstrümanların ilk akortunu dinlemiş ve şimdi orkestra daha giriş bölümünü çalmaya başlamadan önce gösterinin bittiğini düşünüyor.
Halk Savaşı’nın Siyasi Hazırlığı Üzerine
Sison şöyle yazıyor:
“Herhangi bir endüstriyel kapitalist ülkede süregelen herhangi bir türden halk savaşı yoktur. (…) Bunun için ciddi bir hazırlık yapılmamaktadır. (…) Halkın böyle bir silahlı devrimine hazırlanmak ve bunu gerçekleştirmek en az birkaç yıl alacak. “
Hiçbir hazırlık yapılmadığının ifadesine gerçekten değinemeyiz. Bu doğru olabilir. Olmayabilir. Ancak Sison’un açıklaması açıkça gösteriyor ki, eğer herhangi biri bu tür hazırlıkları nerede yapacaksa, Sison’a asla söylememelidir, çünkü kendisi bu tür hazırlıkları ve bunların ciddiyetini tüm dünyaya bildirmek zorunda hissetti. En azından büyük ölçüde üzerinde anlaştığımız diğer iki ifade var. Bugün hiçbir Maoist Komünist Parti, emperyalist ülkelerde Uzun Süreli Halk Savaşına liderlik etmiyor ve böyle bir Halk Savaşının “en azından birkaç yıl” hazırlanması gerekecek.
Bu tür savaş hazırlıklarının içeriğiyle ilgili olarak, bu metnin yazarı, Peru Komünist Partisi tarafından yapılan ve partinin Askeri Hattında kısaca sunulan hazırlıklara atıfta bulunacaktır. Bir kez daha Alman dergisi Klassenstandpunkt’ın yayın kurulunun mükemmel makalesine atıfta bulunacağız, Halk Savaşı – Kurtuluşa giden tek yol. Ayrıca Lenin’in bazı metinlerine de atıfta bulunabiliriz, bunların arasında yazdığı Gerilla Savaşı makalesi:
“Bir iç savaş döneminde proletaryanın ideal partisi, savaşan bir partidir. Bu kesinlikle tartışılmaz. “ ve “Herhangi bir savaştaki her askeri harekat, savaşçıların saflarını belli bir ölçüde bozar. Ancak bu, birinin savaşmaması gerektiği anlamına gelmez. Bu, kişinin dövüşmeyi öğrenmesi gerektiği anlamına gelir. Hepsi bu.”
Lenin’in bu makalesi açık sınırlamalara sahiptir. Marksizm-Leninizm-Maoizm ideolojisi 1906’dan beri ilerlemiştir. Ancak, savaşmayı öğrenmenin gerektiği noktasını vurguluyoruz. Ve Mao Zedong’un alıntısında, kişinin savaşarak savaşı öğrenmesi gerektiğini belirtir.
Brezilya Komünist Partisi (Kızıl Fraksiyon), Komünist Partilerin militarizasyonu üzerine yeni bir makale yazdı ve bu makale Dem Volke Dienen tarafından tercüme edildi ve kamuoyuna duyuruldu. Ayrıca konuyla ilgili diğer önemli makaleleri de kamuoyuna yayınladılar.
Bu yazıların ve alıntıların yeterli olmadığını biliyoruz ama bu bir başlangıç ve soru hakkında okunacak ve söylenecek çok şey var ve daha da önemlisi; yapılacak daha çok şey var. PKP’nin Genel Siyasi Hattı’nın tamamı ve Başkan Gonzalo’nun tüm çalışmaları bugün devrimciler tarafından incelenmelidir. Halk Savaşı stratejisinin esas olarak Mao Zedong tarafından kurulduğu ve çalışmalarının incelenmesi gerektiği belirtiliyor. PKP’nin de belirttiği gibi, Avrupa’daki silahlı mücadele deneyimleri incelenmeli, analiz edilmeli ve sentezlenmelidir. Bunlardan özellikle İrlanda’da uzun süren bağımsızlık savaşını vurgulamak isteriz. Modern haliyle bu savaş, yüz yıldan fazla bir süredir inişli çıkışlı, akışlı ve alçaltılmış, zaferleri ve yenilgileri ile durmaksızın yürütülüyor, ancak asla durmuyor. Sinn Fein liderliğindeki hainler, 1990’larda onu bir kez daha tasfiye etmeye çalıştılar, ancak hala savaş devam ediyor! Sanayileşmiş, gelişmiş, kapitalist bir ülkede, dünyanın en güçlü emperyalistlerinden biri tarafından boyun eğdirilmiş bir ülkede üstelik.
Halk Savaşı’nın evrenselliğinin Peru Halk Savaşı’nda tesis edildiğini ve emperyalist ülkelerdeki sorunun doktrini oluşturmak değil, onu belirli ülkelerdeki özel koşullara yaratıcı bir şekilde uygulamak olduğunu savunuyoruz. Teori, yalnızca teorik bilim alanında daha önemli sıçramalar yapamaz, ancak bunu Halk Savaşı’nın ortasında yapabilir.
Zaten sahip olduğumuz bilgilere göre harekete geçmeden önce, en uzak ve varsayımsal bile olsa her küçük sorunun yanıtlanmasını talep etmek, sık sık karşılaştığımız bir yöntem olan çok yaygın bir tartışma yöntemidir. Gelecekteki komünist toplumda hayatın her yönünün nasıl düzenleneceğine dair sonsuz gibi görünen bir soru dizisiyle karşılaşmadık mı? Sanki burjuvazi, Bastille’e saldırmadan önce kapitalizmle ilgili bu tür her sorunu çözmüş gibi! Sison’un da benzer talepleri var ve aynı zamanda tüm sorunları çarpıtıyor. Emperyalist ülkelerde savaşmak için ezilen ülkelere göre tamamen farklı bir şey varmış gibi gösteriliyor. Sanki savaşın evrensel yasaları olmadığı gibi ve silahlar Avrupa’da Asya’dakinden farklı bir şekilde çalışıyor gibi hareket ediyor.
Elbette belirli ülkelerin özel koşullarına vurgu yapılmalıdır. İngiltere gibi bir ülke ile Filipinler arasında niteliksel farklılıklar vardır. Açıkça görüldüğü gibi, Sison aslında bunlardan bazılarına da işaret etmiş olabilir.
Halk Savaşı’nın Pratik Hazırlıkları Üzerine
Sison şöyle yazıyor:
“Endüstriyel kapitalist ülkede, süreleri ve ölçeği ne olursa olsun bir halk savaşı, ancak ideolojik çalışma, siyasi eğitim ve kitlesel çalışma, parti ve kitlesel örgütlenme, gizli silah birikimi, siyasi-askeri eğitim ve Bolşevik üssulda gerici silahlı kuvvetlerin içine sızmadan oluşan bir hazırlık döneminden sonra mümkündür. Bu tür hazırlıklar veya bunlarla ilgili öneriler küçümsenmemeli. “
Hiç kimsenin bu karakterdeki hazırlıkları küçümsemediğini, iddia ederiz, en azından kendimizi. Sison’un önerdiği “gizli silah birikimini” körü körüne kabul etmiyoruz. Peru Halk Savaşı ve diğer ülkelerdeki Halk Savaşları ne bunu, ne de “gerici silahlı kuvvetlerin içine sızma” yı gerçekleştirdi. Silahların ele geçirilmesi, hazırlanmasında değil, başlangıcında ve gelişiminde Halk Savaşının bir parçası olmuştur.
Aynı şey silahlı kuvvetlerin içine sızma için de söylenebilir. Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus silahlı kuvvetlerinin somut durumunun bugün Avrupa ve Kuzey Amerika emperyalist ordularından tamamen farklı olduğu ve bu nedenle gerici silahlı kuvvetlere sızma hattının “bolşevik tarzda” uygulanamayacağı vurgulanmalıdır. En azından somut koşullara büyük bir uyarlama olmadan.
Ve bu soruda, parti tarafından üretilen örgütlerin temel olduğu ve diğer örgütlere sızmanın ikincil olduğunu ifade eden, PKP doktrini uygulanmalıdır. Gerici silahlı kuvvetlerin içine sızma ikincil, Militarize Komünist Parti’nin tek önderliği altında Halk Ordusu’nu oluşturmak birincildir.
Karışıklıkla Mücadele Etmenin ve Savaşı “Kanlı Siyaset” Olarak Anlamanın Önemi

Halk Savaşı öncesindeki hazırlıklar sorunu ve onun ilk aşaması, kötü niyetle veya istemeden kolayca karıştırılır. Bir kişi, Halk Savaşının uzun süreliğini inkar ederse veya hesaba katmazsa, onu tüm nesnel koşulların “olgunlaştığı” uzak geleceğe kadar “erteleyebilir”. Kişi, savaşın kan dökülmesini anlamazsa, askeri açıdan net değilse, gerçek bir savaş beklentisi olmaksızın uzun süreli hazırlıklar için savaşı reddedebilir. Hatta Norveç’te ve belki de İtalya’da deneyimlediğimiz gibi, uzun süren hazırlıkları Halk Savaşının bir parçası olarak resmeden sağ oportünist bir çizgi gelişebilir. Bu, Mao Zedong’un ve hatta Maoizmin takipçilerinin siyasi faaliyetleri savaşın sözlüğünde giydirdiği birçok Avrupa ülkesindeki deneyimlere benzer. Kendi başına bir hata değildir, ancak bu, dökülen kanı boşa çıkarırsa ve savaş kavramını sadece siyasetle karıştırırsa, çok büyük bir hata olur.
Gerilla savaşının bazı kısımları siyasetin her alanında uygulanabilir. Sun Zus’un ebedi eseri “Savaş Sanatı” yeniden yazıldığında ve borsa simsarlarının ve iş adamlarının kullanımı için benimsendiğinde buna benzerlikler bulabiliriz. Bu aynı zamanda Proleter Askeri Strateji için de geçerlidir. Bunun birçok yasası ve kavramı siyasi stratejide de uygulanabilir. Ancak Clausewitz’in savaşın siyasetin başka yollarla devamı olduğu tezini ve Mao Zedong’un siyasetin kan dökülmeyen savaş olduğu, savaşın ise kan dökülen siyaset olduğu şeklindeki gerçeğini vurgulamalıyız. Halk Savaşına hazırlanmanın bir parçası olan politik çalışma savaş değil, sadece politikadır.
Halk Savaşının evrensellik stratejisi, uzun süreli yasal güç birikimi uygulamasına devam edilirken basitçe tanımların ve kelimelerin değiştirilmesi meselesi değildir. Halk Savaşı sorunu, tüm ülkelerde devrimin, sınırlı, gelişmemiş ve başlangıcından itibaren geliştirilen Uzun Süreli Halk Savaşı şeklini alacağını kabul etme meselesidir, ancak yine de uygun bir savaş olarak gelişmelidir, yani sadece yasal siyasi çalışma yoluyla sonsuz “hazırlık” değildir.
Halk Savaşı hazırlıklarında her şey Halk Savaşı için olmalıdır. Sison ile aynı pozisyondaki tarafların ve örgütlerin uygulamalarını biliyoruz. Silahlı devrim konuşmasının sadece bir konuşma olduğunu biliyoruz. Askeri teoriyi bile incelemediklerini biliyoruz. Devrime sadece sözde hizmet ettiklerini biliyoruz. Bunun doğru olduğunu biliyoruz, birçoğunun kötü niyeti olmasa da, revizyonizmin ve özellikle dogmatik- revizyonizmin ideolojik çerçevesi içinde “tuzağa düşmüşler”. Konuşmasını konuşurlar, ama eylemi gerçekleştirmezler. Sison, “kavramların” onlarca yıldır ciddi bir hazırlık yapılmadan savunulduğunu iddia ettiğinde, aptal bir yargıç rolünü üstlenir, ancak gerçekten aptalca bir yargıyı hak eden şey birikimcilerin sicilidir. İlk kez tanımlandığı şekliyle Maoizme bağlı kalmazlar, devrimin nasıl yapılacağına dair gerçek bir cevapları yoktur, ancak parlamentarizm içinde asırlık olan uzun süreli yasal mücadele pratiğine geri dönerler.
Sison, Komünist Manifesto’ya Karşı Sağ-Oportünist Aşamacılığın Savunuculuğunu Yapıyor

Sison şöyle yazıyor:
“Komünist Manifesto’nun burjuva sınıf diktatörlüğüne karşı demokrasi için verilen savaşı kazanması yönündeki sürekli uyarısını küçümseyen ve subjektif güçlerin gerekli hazırlıkları ve bahsettiğim elverişli nesnel koşullar olmadan bir endüstriyel kapitalist ülkede halk savaşını ilan edip başlatmak için çığlık atan, yalnızca bir “Sol” oportünist, sahte bir Maoist veya hatta bir ajan provokatör olabilir.”
“Kedi çantadan çıktı” denebilir. Sison, böyle bir iddianın temeli olmaksızın ikiye katlanıp diğerlerini “sahte Maoist” ve hatta “ajan provokatör” olmakla karaladı. Yine söylediği şey kötü niyetlidir. İlk paragrafında “yanlış anlaşılma.” Dan bahsediyor, ancak açıkça önceki makalemizi okuyan herkes, Halk Savaşının “gerekli hazırlıklar olmadan” (!) başlaması gerektiği gibi bir iddiamızın olmadığını görmüştür. Başkalarının Komünist Manifesto’yu küçümseme iddiaları da tamamen kötü niyetli.
Sison ilk metninde şunları yazdı:
“Sosyalizmin maddi temeli kapitalizmde mevcut olsa bile, proletarya önce faşizmi yenmeli, böylece sosyalizm zafer kazanmadan önce demokrasi için savaşı kazanmalıdır.”
Bağlamda, bu yalnızca Sison’un bir tür aşamacılığı savunduğu şeklinde okunabilir. Tez, sosyalist devrim aşamasına girmeden önce burjuvazinin devrimi önlemek için faşizmi uygulayacağı ve daha sonra mücadelenin ilk aşamasının faşizme karşı demokratik mücadele olacağı, bunu birçok sağ oportünistten ama aynı zamanda dürüst devrimciden de çok iyi biliyoruz. Ancak bunun, Marks ve Engels’in yazdığı Komünist Manifesto ile hiçbir ilgisi yoktur:
“Yukarıda, işçi sınıfının devriminin ilk adımının, demokrasi savaşını kazanmak için proletaryayı egemen sınıf konumuna yükseltmek olduğunu gördük.”
Marks ve Engels, bu nedenle, “demokrasi savaşını” kazanmanın ön koşulu olarak proletarya diktatörlüğünü kurmanın gerekliliğini iddia eder. Proletaryayı yönetici sınıf konumuna yükseltmek sosyalizmi kurmaktır ve bu da demokrasi savaşını kazanmaktır. Bu soruya daha derinlemesine girerek, Sison’un nasıl Marksist olmayan tipte bir aşamacılığa düştüğünü ortaya çıkarır. Moskova revizyonistleri ve onların Avrupa’daki kuklaları tarafından önerilen tekel karşıtı koalisyon stratejisine benzer. Bu strateji basitçe, ilk aşama olarak tekelci sermayeye karşı koalisyon olmak ve iktidarı ellerinden almak (!) Ve ardından ikinci aşamada kapitalizme karşı sosyalist devrim yapmak olarak özetleniyor. Bu, Norveç’in revizyonist “Komünist Partisi” nin programatik çizgisidir ve özünde Sison çizgisinden, ilk olarak demokrasi savaşını kazanma (faşizmi yenerek) ve sonra ikinci olarak “sosyalizm zafer kazanabilir” şeklinden çok da farklı değildir.

Bizim görüşümüz, faşizmin ancak Halk Savaşı’nın ortasında yenilebileceği ve demokrasi savaşını kazanarak devlet iktidarının savaşını kazanmasının ancak sosyalist devrim, yani bunun bazı “ön aşamalarla” değil, Halk Savaşı ile ve aracılığıyla yapılabileceğidir.
Militarize Maoist Komünist Partilerin ve Uzun Süreli Halk Savaşının Gerekliliği Hakkında Daha Fazla Bilgi
Biz hemfikiriz ve her devrimci, Halk Savaşının ideolojik, politik ve örgütsel çalışma ve politik-askeri eğitimle hazırlanması gerektiği konusunda hemfikiriz. Tıpkı devrimcilerin hem açık hem yasal hem de gizli ve yasal olmayan mücadele biçimlerini ve devrimci mücadeleyi geliştirme yöntemlerini uygulamaları gerektiği konusunda hemfikir olduğumuz gibi. Ancak Maoizmin rehberliğinde, devrimci savaş doktrininin sınıf mücadelesinin en yüksek biçimi ve iktidarı almanın yegane yolu olduğuna bağlı kalıyoruz. Bu, komünistlerin askeri soruna, Halk Savaşını hazırlamaya ve geliştirmeye tüm dikkatini gerektirmelidir. Gerçekte her sağ oportünistin yaptığı şekilde gündemdeki son nokta, neredeyse unutulmuş gibi eklenen son düşünce gibi muamele edilemez.
Dahası, yalnızca Halk Savaşını yürütmek amacıyla örgütlenmiş bir Komünist Parti talep ediyor. Tamamen yasal olarak örgütlenmiş bir Partinin herhangi bir gizli ve hukuki olmayan mücadele biçimi geliştirmesi imkansızdır. Böyle bir yasalcı örgütün yasadışı mücadele biçimlerini almasını önermek, gerçekte bir ajan provokatörün işidir. Sison, Maoistlere bu tür sözler sarf ediyor, ancak isimleri isimlendirmeme ve belgelere atıfta bulunmama politikası ile, “Sol ve Sağ oportünistlerin, sahte Maoist veya Ajanın tuzaklarından” bahsedebiliyor. Kimseyi suçlamamak ve bir şey kanıtlamak zorunda kalmamak yine Sison’un kendisini diğerlerinden daha fazla açığa çıkaran bir tür entelektüel sahtekarlıktır.
Açık olmak gerekirse, Maoist olmak, Uzun Süreli Halk Savaşı’nın evrenselliğine bağlı kalmaktır. Bu stratejiyi savunmak ve uygulamak, esasen uygulamak demektir. Halk Savaşını uygulamak için Başkan Gonzalo’nun evrensel olarak geçerli katkılarını, özellikle de Militarize Komünist Parti kavramını ve Parti, Ordu ve Cephe-Yeni Devlet’in Eş Merkezli inşasını uygulamak gerekir. Komünist Parti çekirdek ve merkezdir, Proleter sınıf örgütünün en yüksek biçimidir ve bir Halk Savaşına liderlik edebilmesi için askerileştirilmesi gerekir.
Peru Komünist Partisi Askeri Çizgisinde şöyle yazıyor:

“Üçüncü an (1980’den günümüze). Parti, Halk Savaşına liderlik etmeye başladı. Askeri çizgi, “Yolun Uygulanması ve Geliştirilmesi” ile şekillenmiştir. Bu üçüncü anın dört kilometre taşı vardır: 1) Tanım; 2) Hazırlık; 3) Başlatma; ve 4) Gerilla savaşının gelişimi. “
Aynısı her Halk Savaşı için evrenseldir. Önce tanımlanmalı, sonra hazırlanmalı, sonra başlatılmalı, sonra geliştirilmelidir. Açıkça tanımlamak için, tüm eski oportünizme karşı iki çizgi mücadelesi verilmelidir. PKP’nin, Engel’in Partinin Kitle Çizgisi, tezine gönderme yaptığı gibi:,
“Böylesine eski bir siyasi hareketin ve işçi hareketinin olduğu bir ülkede, her zaman, adım adım temizlenmesi gereken, geleneğin miras aldığı devasa bir çöp yığını vardır.”
Uzun süreli yasal birikim teorisi, bu devasa çöp yığınının bir parçasıdır. Maoizmin süpürgesiyle süpürülmesi gerekiyor. Tüm eski gelenekler gibi, yeni biçimlerde yeniden ortaya çıkacak, hatta “Maoizm” biçimini alacaktır. Bu, her adımda proleter ideolojinin gelişiminin bir özelliği olmuştur. Revizyonizm, Marksizm olarak yeniden markalandı ve daha sonra Marksizm-Leninizm olarak yeniden markalandı. Ve bugün Marksizm-Leninizm-Maoizm olarak yeniden markalandı. Bugün neden farklı olsun?
Yani bu korkulacak veya şaşırtılacak bir şey değil. Aktif ideolojik mücadeleden yanayız, revizyonizmden korkmadığımız için korkmuyoruz. Hareketin içine sızdırılmaya çalışıldığında veya yoldaşlar, revizyonist içeriğini anlamadıkları ve parlak ve cilalı yüzeyiyle büyülendikleri için körü körüne onu tanıttığında bile.
Son olarak, en yeni ve en genç Maoist örgütlerin hiçbiri bu konuda kibirli olmamalıdır, çünkü biz kendimiz bu tür sorularla boğuşmadık mı? İki çizgi mücadelesinde komünist tavır korkusuzdur, ama aynı zamanda mütevazıdır. Yeni zirvelere ulaşırken, dediğimiz gibi, “ikincisini peşimizden çekmemeye” dikkat edilmelidir. Daha ileriye gittiğimize inandığımız halde, kısa bir süre önce bulunduğumuz yerde olan yoldaşlara, arkadaşlara veya kitlelere kınamalı veya küstahça davranmamalıyız.
Brezilya Komünist Partisi’nin (Kızıl Fraksiyon) Başkan Mao’dan aktardığı gibi – bu sorularla uğraşırken iki elimiz olmalı. Bir yandan yanlış çizgilerle mücadele ediyor, diğer yandan eski hatalarını ortadan kaldırırsa tüm dürüst devrimcilerin bize katılmasını diliyoruz.
Yeni doğan için içgörü fethedilmeli, birlik fethedilmeli, her nefes ve kalp atışı için mücadele edilmelidir. Hayat mücadeledir ve bu yüzden mücadele hareketi canlıdır ve ilkesiz birliği teşvik eden, mücadeleden uzaklaşan hareket ölüyor ve çürüyor.

Uluslararası Komünist Hareketin Maoizm ve Halk Savaşı altında birleşmesine ilerleyin!
Her ülkede Halk Savaşını tanımlayın, hazırlayın, başlatın ve geliştirin!
Komünizme Kadar Halk Savaşı!

Dünya
Tunus’ta tekne battı 39 mülteci hayatını kaybetti

Haber Merkezi: Tunus’ta mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu 39 kişi yaşamını yitirdi.

Tunus’un güneyindeki Sfaks ili açıklarında mültecileri taşıyan iki teknenin batması sonucu hayatını kaybedenlerin sayısının 39’a yükseldiği bildirildi.

Tunus Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Tunuslular ile Afrikalı mültecileri taşıyan iki teknenin batmasının ardından gerçekleştirilen arama kurtarma çalışmaları sonucu kurtulanların sayısı 165’e, yaşamını yitirenlerin ise 39’a yükseldiği aktarıldı.

Güncel Haber
Batman’da öğrenci servisi kazası: biri öğrenci iki kişi hayatını kaybetti

Haber Merkezi: Batman’ın Sason ilçesinde öğrenci ve tekstil işçilerini taşıyan servis minibüsünün uçurumdan yuvarlanması sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi, 5’i ağır 27 kişi yaralandı.

Batman’ın Sason ilçesinde, öğrenciler ile tekstil işçilerinin taşındığı servis minibüsünün 300 metrelik uçurumdan devrilmesi sonucu 2 kişi yaşamını yitirdi, 5’i ağır 27 kişi yaralandı.

Hayatını kaybedenlerin kardeş ve öğrenci oldukları öğrenildi.

Yaralılar, sağlık görevlilerince yapılan ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla Batman Bölge Devlet Hastanesine götürüldü.

Acil serviste tedaviye alınan 27 yaralıdan 5’inin hayati tehlikesinin olduğu belirtildi.

Makaleler, Mücadele
Günü Yanıtla Geleceğe Yürü Geçmişten Öğren

Tahlilci olmalıyız. Toplumsal ve iktisadi koşulların sürekli hareket halinde olan özü ancak diyalektik tarihi materyalist düşünceyle doğru biçimde tahlil edilebilinir. Her değerlendirmenin dayandığı toplumsal köken vardır. Düşünceler ise sınıflar üstü değildir, aksine her düşüncenin hangi sınıfın çıkarlarını temsil ettiğine dikkatle bakılmalı. Devrimci teori bunu açıklar. Elbette toplumu oluşturan sınıflar köksüzde değildir, tarihin belli bir aşamasında ortaya çıkmışlardır ve ileriye doğru akışkan toplumun geleceğinde belirli koşullar altında sınıflar ortadan kalkacaklardır. Her sınıfın dünyası, siyasal refleksi, yönetme kabiliyeti, yada bir bütün onda içkin olan sosyal sınıfsal nitelik bir anda ortaya çıkan bir şey değil kendisinden önceki nesillerden devraldığı olumlu ve olumsuz yönleri bağrında taşır. Esasta dayandıkları sınıfın amacı ve düşüncesini temsil eden partilerde çağdaş toplumun ayrışmış sınıfsal gerçekliğinin zorunlu bir sonucu ve ifadesi olarak farklı farklı sınıfları temsil ederler. Çıkarları karşıt olan ve sürekli çatışma halinde sınıflar arası mücadeleye yön veren partiler – ister burjuva ister proletaryanın olsun – kendi sınıf çıkarları yönünde hareket etmeleri var oluşlarının tabii sonucudur. Burjuva partiler toplumda burjuva sınıfın iktidarı altında sömürünün sonsuza dek süreceği bir yönetimden yanadırlar ve kapitalist toplumun meşruluğunu her türden hile, entrika, çarpıtma ve devlet zor ağıyla idealizm, din, milliyetçi düşünce ile halkın aldatılması ve özel mülkiyeti güvenceleyen hukuk, buna denk düşen gerici ahlak anlayışı, aile ve kültür biçimi sürekli kötülüğün üretildiği mevcut düzenin savunucularıdır. Sömürülen ve ezilen kitlelerin proletaryanın önderliğinde yep yeni sosyalist bir düzen kurması, yalandan, idealizmden, milliyetçilik ve dinin köreltici düşüncesinden toplumun kurtarılması, özel mülkiyet düzeninin yerine toplumsal mülkiyet düzeninin kurulması, yeni bir ahlak, aile ve kültür-sanat biçiminin yaratılacağı sistemin savunusu ise halkın özgürlük arayışını temsil eden proletarya partisidir. Komünist parti acı çeken, anlatılmaz zalimliklere uğrayan, kanı emilen işçi sınıfı ve tüm emekçi halkın geleceğini temsil eden en bilinçli irade ve eylem merkezidir. Burjuva partiler ile proleter parti arasındaki karşıtlık özünde iki karşıt toplumsal düzen olan kapitalizm ile sosyalizmin karşıtlığıdır. Komünist parti bir kuvvet olma vasfına uygun olarak halkın gereksinimlerinin doğru tespit edilmesini sınıf mücadelesi açısından tayin edici önemde görür.

Toplumsal çelişkilerin ve sınıfların karşılıklı güç ilişkilerinin görülmesi ve derinden kavranması sosyal somut olgulara her türden dogmatik ve sübjektif düşünceden arınmış biçimde çıplak haliyle bakabilmekle orantılıdır. O halde temel soru şudur: Toplumu ve kendi durumunu anlamak için yeterince tahlilcimiyiz? Etrafımızı saran sosyal gerçekliklerin dayandığı ekonomik temel üzerine yeterince düşünüyormuyuz? Eğer üretimin maddi temeli ve onun üzerinde oluşmuş ilişkilerin niteliği üzerine yeterince düşünülmüyorsa doğru tahlillerin yapılması da olanaksızlaşır. Sık sık dikkat çekiyoruz, günün üretim ilişkilerine ve maddi üretim temelinin Marksist analizini yapamayan kişi tarihi gerçeklerden de doğru sonuçlar çıkaramaz. Kişi için geçerli olan bu olgu gönüllü ve bilinçli proleter öğelerden oluşan komünist parti içinde geçerlidir. Toplumun genel niteliğinin materyalist diyalektik tahlili doğru siyasi ve politik çizgi için belirleyici olduğu gibi, fabrika, mahalle, köy, semt her neresi olursa olsun emekçi kitlelere ulaşma ve işçi sınıfının örgütlenme meselesinde gerekli olan taktik ve araçların doğru tayini içinde belirleyicidir. Şayet programımız değişen koşullar karşısında eskimişse değiştirmekte neden tereddüt gösterelim?

Günün kaosu, karmaşası, sınıf savaşımındaki yetmezliklerle birikmiş yükün toplumsal köklerine ve önderliğin yetersizliğine bakılması yerine tarihin yarıklarında kazı yapılarak bir nevi bu yükün geçmiş koşulların omuzlarına bırakılması gibi bir anlayışın kendisi de günün ve geleceğin değil geçmişin konusu haline geldiği unutulmamalı. Marksistlerin tarihi değerlendirmeleri günün sınıf mücadelesi meselelerine açıklık getirir ve yürünmesi gereken yola ışık tutar. Bu bağlamda geçmiş defterleri karıştırarak oportünist düşünce ve pratiğe kılıf uydurulması için tarihi kendilerine uydurmak günün başarısızlıklarını geçmişteki hataları örnekleyerek örtmeye çalışan eğilim ile tarihe gelecek için bakan komünistlerin bakış açıları arasında hiçbir benzerlik yoktur. İbrahim Kaypakkaya yoldaşın temelini attığı ve iktidarın kazanılması hedefiyle sürdürülen sınıf mücadelesi geleneğinin küçümsenemez bir deneyimi vardır. Partinin sadece olumlu yanı bugünün mücadelesinde itici güç değil, bununla birlikte olumsuzlukları da öğrenmesini bildikçe itici güçtür. Öğrenme kabiliyetinin geliştirilmesi daima önemlidir. “Kaypakkaya’yı günün koşullarına uyarladıklarını” söyledikten sonra parti tarihini “dogmatizm ve sübjektivizmin yatağı” olarak “mahkum etme”ye kalkışıp “gelişmenin önündeki engeller kaldırıldı” demekle gelişme ve sorun çözülmüş olmuyor. Bu anlayışta olanlarda sırıtan sübjektif ve dogmatik düşünce gerçeği bu tür söylemler ile gizlenemiyor. Proletarya partisi çizgisinden kopan “3.Kongre”ciler “gelişme” vaat etmiş, Marksizm’in uygulanmasında ısrarcı olan biz parti güçlerini “engel” göstermişlerdi, ama çok geçmeden dönüp dolanıp “ortada örgüt yok” itirafında bulunmaları onların nesnel tahlilciler olmadıkları, toplumun yapısını tarihi materyalist düşünceyle değerlendirmediklerini gösterir.

Marksist-Leninist-Maoist evrensel düşüncesine “eskimiş” muamelesi yapılarak Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ı yeniden tahlil etmeye kalkışanların bu önemli işi yüzüne gözüne bulaştırmalarında şaşılacak bir yön yok ama bundan da ürkmemek gerekir. Elbette Maoist partiye çok büyük zarar verilmiştir, ama öte yandan bu işin nasıl yapılması gerektiğinin örneğini oluşturmuşlardır. Toplumun tahlil edilmesi doğru ve iyiyken, toplumun diyalektik materyalizm düşüncesiyle değil de sübjektif ve dogmatik düşünceyle tahlil edilmeye çalışılması ise kötü ve zararlıdır. Bu kötü örnek sınıfaların mevcut durumu, iktisadi yapıdaki sürekli değişmenin analiz edilmesi gerekliliğine seyirci kalmayı değil, Marksist-Leninist-Maoist düşünceyle tahlil yapılması gerektiğini söyler. Yüzeysel ve tek yönlü anlayışlardan kopmak şarttır.

Geçmişte yenilgilere yol açan hatalarımızın sosyal kökenlerinin kavranması günümüzün sosyal ve iktisadi hal ve şartların doğru biçimde analiz edilmesinden geçer. İster politik, ister toplumsal gerçeklikler yönünden olsun komünist teoriyle aydınlığa kavuşturulmuş başlıca meseleler aynı zamanda tarihi değerlendirmeleri de içerir. Politik siyasi hatta hatalara sebebiyet veren toplumsal kökenlerin anlaşılmasını sağlar. Bu bağlamda devrimin ihtiyaç duyduğu mevcut iktisadi maddi temel ve sınıfların durumuna açıklık kazandırılması çabası içermeyen, geçmişe yönelik çoğunlukla da tek yanlı biçimde hatalara odaklanmış yüzü gelecekten ziyade geçmişe dönük eğilimin geleneğimizde var olan değerlendirme enflasyonu esas olarak geçmiş ve gelecek karşıtlığında geleceğe ilerlemede gerekli olan teori, araç ve yönelimlerde cevap verememenin bir sonucu olarak bu hatalı anlayışı geçmişin labirentlerinde dolaşmaya prangalamaktadır. Bu hatalı eğilim günün ve geleceğin sorunlarına çözüm aramıyor, geçmişin kırık dökük enkazında kurulmuş barakasında esas olarak tek yönlü biçimde bitince tekrar tekrar başa saran kaset gibi “başarısızlığın” manzarasını sunar. Bugün işçi sınıfının devrim uğruna örgütlenmesi sorununu doğru yanıtlayıp-yanıtlamaktan daha çok sübjektif düşünceyle varılan hatalı sonuçlar geçmişte yaşanan olumsuzluklar öne çıkarılarak tezgaha konularak revizyonist oportünist fikirler bu zararlı eğilim tarafından gözden kaçırılmaktadır. Bu nedenle içte yada dışta sunulmuş teorinin toplumsal gerçeklere dayanıp-dayanmadığına dikkatle bakılmalı. Biz proleter devrimciler bugüne yanıt olmak geleceği kazanmak istiyoruz. Kaypakkayacı çizgi toplumsal şartlara yanıt vermesi gereken komünist çizgidir, donuk değil nesneldir. Analizlerimizle yürüyelim, bizi geriye çeken ne varsa ondan kurtulmak, devrimci teoriyi pratikle uygulamak acil görevdir.        

Güncel Haber
Sanatçı Kadir Çat’ın aracına benzin döküp yanına çakmak bıraktılar

Haber Merkezi: Kürt sanatçı Kadir Çat’ın aracına kimliği belirsiz kişi veya kişilerce benzin dökülüp, yanına çakmak bırakıldı. Daha önce sosyal medya üzerinden tehdit edildiğini paylaşan Çat, bu tehditlerden korkmadığını ifade etti. 

Mersin’de yaşayan Kürt sanatçı Kadir Çat’a tehditle karşı karşıya kaldı. Akdeniz ilçesine bağlı Çay Mahallesi’nde oturan Çat, bu sabah uyandığında evinin önüne park ettiği arabasının üzerine kimliği belirsiz kişi veya kişilerce benzin dökülüp, yanına da çakmak bırakıldığını fark etti. Çat, faillerin bulunması için durumu hemen polise bildirdi.  Olayla ilgili soruşturma başlatılırken, henüz gözaltına alınan kimsenin olmadığı öğrenildi.

 ‘TEHDİTLERDEN KORKMUYORUM’ 

Maruz kaldığı tehdide dair konuşan Sanatçı Kadir Çat, kimseyle herhangi bir husumetinin bulunmadığını söyledi.  

Tanınmış muhalif bir sanatçı olduğunu dile getiren Çat, daha önce de sosyal medya üzerinden tehdit edildiğini paylaştı. Çat, kendisi gibi birçok sanatçı, aydın ile yazarın karşılaştığı bu ve buna benzeri tehditler karşısında korkmadığını söyledi. (MA)

Emek, Güncel Haber
Patronları tarafından işkence gören genç: “Canımı aldılar, beni linç ettiler”

Haber Merkezi: Afyonkarahisar’da çırak olarak çalıştığı balıkçı dükkânında yevmiye meselesi yüzünden patronları ile tartışan 16 yaşındaki genç, kapatıldığı dükkanda 5 saat boyunca işkence gördü. Sopa ve demir çubuklarla giysileri çıkarılıp feci şekilde darp edilen gencin vücudunda yara izleri oluştu. 

İddiaya göre; Şükrü Can K., yevmiye ile çalıştığı balıkçı dükkanın sahipleri Akif A., Ali S., ile telefonda konuşarak 200 TL’lik alacağını almak için dükkâna gitti. Ancak burada taraflar arasında alacak verecek meselesi yüzünden tartışma yaşanınca iş yeri sahipleri Şükrü Can K.’yı iş yerine kapatarak sopa ve demir çubuklar ile dövmeye başladılar. Ardından gencin sadece iç çamaşırları kalacak şekilde kıyafetlerini de soyarak dövmeye devam ettiler.

Yaklaşık 5 saat boyunca darp edildiğini anlatan Şükrü Can K.,  5 saatin sonunda ise yalvararak elini yüzünü yıkamak için tuvalete gitme bahanesi ile izin alınca bir fırsatını bularak dışarı kaçtığını söyledi.

Yoldan geçenlerden yardım isteyerek bir sitenin güvenlik görevlisine sığınan Şükrü Can K., ardından güvenlik görevlisinin haber vermesi ile olay yerine çağrılan 112 Acil servis ambulansı ile Afyonkarahisar Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Gencin burada yapılan tetkiklerinde kafasında kırıklar, kolunda çatlak, sırtı başta olmak üzere vücudunun çeşitli yerlerinde sopa, demir çocuk ve yumruklara bağlı darp izleri olduğu belirlendi. 

Gencin şikâyeti üzerine harekete geçen polis ekipleri şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.

Yaşadıklarını anlatan Şükrü Can K., „Canımı aldılar beni linç ettiler“ dedi. 

Emek, Güncel Haber
DERİTEKS: Çiftçiler Ayakkabı’da işçiler kazanacak

Haber Merkezi: Çiftçiler Ayakkabı’da sendikal örgütlenmeye dönük saldırılara karşı DERİTEKS fabrika önünde basın açıklaması yapacağını duyurdu. Yaklaşık dokuz aydır örgütlenme faaliyetleri bulunan ve yetki sayısına ulaşılan Çiftçiler Ayakkabı’da sendika karşıtı yoğun bir çalışma olduğunu belirten sendika, yapacakları basın açıklamasına tüm emek dostlarını çağırdı.

DERİTEKS’in açıklaması şu şekile:“Yaklaşık 9 aydır örgütleme faaliyetinde bulunduğumuz ve yetki sayısına ulaştığımız Çiftçiler Ayakkabı’da idari personel tarafından yoğun bir sendika karşıtı çalışma var. Bu saldırılara yabancı değiliz. Sendikamız DERİTEKS’i bilenler 73 yıldır boyun eğmediğimizi ve eğmeyeceğizi de bilirler. Sendika hakkı ANAYASANIN 51. MADDESİ’NDE güvence altına alınmıştır. Hangi iş kolunda olursa olsun işveren işçinin iradesine saygı duymak zorundadır. Sendikamız bu baskıları kabul etmeyecek her ne pahasına olursa olsun işçisinin yanıda olacaktır. İster üye olsun ister olmasın işçilerin sorunlarına çözüm bulmak bizlerin görevidir.Bu vesileyle yarın yapacağımız basın açıklamasına tüm emek dostlarını, kardeş sendikalarımızı destek vermeye çağırıyoruz.SENDİKALI ÇALIŞMAK HAKTIR ENGELLENEMEZSENDİKA KARŞITLIĞI SUÇTUR.ÇİFTÇİLER AYAKKABIDA İŞÇİLER KAZANACAKÇİFTÇİLER AYAKKABIDA DERİTEKS KAZANACAK.BİRLİK MÜCADELE ZAFER, ZAFER, ZAFER.”

Translate »