Kategorie: Çevre

Çevre, Güncel Haber, Mücadele
Doğa katliamı ve yangınlar protesto edildi

Fransa’nın başkenti Paris’te Kürdistan’da bilinçli yakılan orman yangınlarını protesto etmek için ADHK, ACTİT, BİR-KAR, ÖNCÜ PARTİZAN, CDK-F, PDD , SKB, YS ve ODAK’ın çağrısı ile Strasbourg St. Denis/Kemer önünde bir eylem yaptı.

Devrimci, sosyalist göçmen örgütlerinin çağrısı ile Faşist Türk devletinin Kürdistan ve Türkiye’de emekçilere, kadınlara, farklı milliyet ve kimliklere, inançlara ve doğaya donuk saldırılarını  Saint Denis Kemer önünde yapılan eylemler protesto edildi.

Dün akşam saat 18:00 de kemer önünde yapılan eylemde kurumlar adına ortak açıklama yapıldı. Açıklamada, Türkiye’siz Kürdistan’da halk kitlelerini açlığa mahkum eden AKP-MHP faşizmi, kadın katliamlarını kadınlara reva giren bir adalet anlayışıyla hareket ederek her ay 30 un üzerinde kadının katledilmesine dolaylı dolaysız vesile olduğuna dikkat çekilerek “Kürt halkı basta olmak üzere ezilen ulus ve milletler üzerinde ırkçı faşizan politikalarını aralıksız sürdürürken bir yandan nefret ve düşmanlığı yaygınlaştırmak öte yandan ise uygun zemini buldukları illerde Kürtleri ve mülteci statüsünde bulunan halkı katletmek de yada lince maruz bırakmaktadır.” denildi.

AKP-MHP faşist iktidarının bir başka saldırı alanın doğa olduğunun altı çizilen açıklamada

Bütün kültürel ve tarihi varlıkları yağmalamış ve nehirleri, gölleri, akarsu yataklarını ise hidroelektrik santral projeleri ve barajlarla talan etmiştir. Dağlar maden şirketlerine parsel parsel kiralanmış ve buralarda milyonlarca hektarlık ormanlık alanlar yok edilmiştir. Tatlı su kaynakları kirletilmiş yaban hayati ve insan yaşamı zehirlenmiştir.
Akarsu yataklarına yapılan HES projeleri ve yapılaşma sonucunda meydana gelen toprak kaymaları ve seller can ve mal kayıplarına yol açmış, doğada geri dönüşü olamayan zararlara yol açmıştır.
Kar amaçlı doğaya saldırıların bir diğer yansıması ise ormanların bir fiil devlet eliyle yakılarak ormanlık alanların Toplu konut idaresi aracılığıyla imara açılmasıdır. .Özellikle ülkenin batısında ve kıyı sahillerine paralel uzanan bölgelerin de her yıl çıkarılan yangınların sonuçları irdelendiğinde bu sunucu çok net göstermektedir. Yangın çıkarılan ormanlık alanların yerini  oteller ve yazlık  siteler almıştır.

1990 lı yıllarda devletin uyguladığı köy boşaltma ve yakma, ormanları yakarak yok etme politikası halen kesintisiz sürmektedir. Yaşamını tarım ve hayvancılıkla zor koşullarda sürdüren kuzey Kürdistan halkı devletin orman yakma politikası sonucu mağdur edilmiştir. Yaylalarda bulunan suru sahipleri, arıcılık yapan bal üreticileri bu mağduriyeti yasayan öznelerdir.
Yangınlar sonucu Dersim başta olmak üzere bölgenin flora ve faunası ciddi zararlar görmüştür. İki haftayı asan Dersimde ki yangınlar halk kitlelerinin, belediye başkanları ve devrimci kurumların müdahale ve mücadelesi sonucu yer yer söndürülse de halen devam etmektedir” denildi.

Benzer bir durumun Bingöl, Bitlis ve Şırnak içinde geçerli olduğu ifade edilen  açıklamada Bu alanlarda devlet hiçbir yangın söndürme ediminde bulunmadığı gibi yangını söndürmek isteyen gönüllü halk kitlelerini de engellemekte olduğu belirtildi.

Doğa severler ve yaşam savunucuları olarak kendilerini ifade etiklerini belirten açıklamada “sizler katlettikçe, sizler yaktıkça, yok saydıkça bizler Pir sultan Abdal’ın deyişiyle “bir ölüp bin dirilerek” veya Anka kuşu misali “kendi küllerimizden yeniden doğarak” yeşereceğiz.
Toprağımıza, ağacımıza, dağlarımıza o dağları mesken tutan canlılara, yiğitlerimize sahip çıkacağız. Nehirlerimizin yeniden özgürce akması için mücadele edecek, maden şirketlerini def edip o dağları özgürlük türküleriyle yeşerteceğiz” denildi.

Eylem atılan “Devlet katlediyor, Devlet yakıyor”, “Erdoğan terörist, terörist Erdoğan” ve “Kahrolsun faşist Türk Devleti“, “Dersim yanmıyor, yakılıyor” sloganlarıyla  son buldu.

Kaynak:avrupademokrat.com

Çevre, Gündem
Mazgirt’te koyunlardan hastalık kapan onlarca dağ keçisi telef oldu

Haber Merkezi: Mazgirt’te otlatılan koyun sürülerinden kaynaklı 20’ye yakın dağ keçisinin hastalıktan öldüğünü belirten muhtar Hüseyin Doğan, 200’ya yakın dağ keçisi sayısının 10’a kadar düştüğünü söyledi.  

Dersim’in Mazgirt ilçesine bağlı Yukarı Oyumca köyünde iki hafta önce 20’ye yakın dağ keçisi ölü halde bulundu. Köylülerin haber vermesi üzerine olay yerine giden Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi ekipleri ile Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bağlı veterinerler, dağ keçilerinden numuneler alarak, Elazığ Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Laboratuarı’na gönderdi. Yapılan incelemeler sonucunda dağ keçilerinin vebadan öldüğü tespit edildi. Ölümlerin yaşandığı bölgelerin karantinaya alınacağı belirtilirken, muhtar Hüseyin Doğan, dağ keçilerinin koyun sürülerinden hastalık kapması sonucu öldüğünü söyledi.  

10 DAĞ KEÇİSİ KALDI  

Son zamanlarda dağ keçilerinin ölümünde artış yaşanmasına  ilişkin sık sık duyumlar aldıklarını dile getiren Doğan, bunun üzerine bölgede keşif yaptığını söyledi. Bu sırada 20’ye yakın ölü dağ keçisine rastladığını aktaran Doğan, “Bölgemizde inanın hayvan kalmadı. Daha önce bölgede 200’e yakın dağ keçisi vardı. Şu an 10 tane kaldı. Biz de bu konuda endişeliyiz. Doğamız yok oldu diyebilirim. Şu anda dağ keçileri yok, bu konuda üzüntülüyüz. Bir hafta arazide tek başıma dolaştım. Dağ keçileri bu halkın kutsal varlıkları ama destek olmadan tek başıma ne yapabilirim” dedi. 

SUÇ DUYURUSUNA DÖNÜŞ OLMADI  

Çobanların dağ keçilerinin olduğu bölgeye izinsiz bir şekilde koyunları otlatmaya götürdüğünü ifade eden Doğan, “Veterinerlerin bilgilerine göre, dağ keçileri koyun sürülerinden hastalık kapmış. Karantina uygulanıp, sürülerin bölgeye girmesi yasaklanacak. Daha önce dağ keçilerinin olduğu bölgede koyun otlatılmasına izin vermediğimi karar defterine yazmıştım. Fakat izinsiz bir şekilde sınır ihlali yapılarak, koyunları otlatmaya getirdiler. Bu kişiler hakkında defalarca suç duyurusunda bulundum, defalarca uyardım. Fakat herhangi bir dönüş alamadım” diye konuştu. 

AVCILARIN TEHDİDİ  

Göreve başladığından bu yana doğayı korumak için çaba harcadığını söyleyen Doğan, “Doğayı ve dağ keçilerini koruduğum için avcılar tarafından tehdit ediliyorum. Fakat ne olursa olsun, kuş uçurtmuyorum. Böyle olunca da hedef gösteriliyoruz. Tek amacımız burada dağ keçilerini, yaban hayvanları, doğamızı korumak. Bir canlıyı korumak neden suç olsun? Biz bölgemizde kaçak avcılık, serbest avcılık ve sürülerin otlatılmasını istemiyoruz. Hayvanlara neden zarar veriyorlar? Avcılar illa spor yapmak istiyorlarsa, dağları gezip, bölgemizin temiz havasını solusunlar. Böyle bir spor anlayışı olamaz. Sporu dağ keçilerini öldürerek mi yapıyorlar? Bu konuda yetkililerin üzerlerine düşen görevi yapmasını istiyoruz” ifadelerinde bulundu.  MA / Ayşe Sürme

Çevre
Bergama halkı: 8 bin 882 çam ağacının katline izin vermeyeceğiz!

Haber Merkezi: Türkiye’nin en kaliteli doğal fıstık çamı ormanına taş ocağı kurulmasının onaylanması Bergamalıları çileden çıkardı. Duruma Bergama Çevre Platformu öncülüğünde itiraz edilerek ‘izin vermeyeceğiz’ denildi.

Dünyaca ünlü Kozak Yaylası’nda bir taş ocağına daha ruhsat verildi. Göltaş Madencilik Şirketi’nin faaliyet alanını 14 hektardan 110 hektara çıkarma başvurusunu iki bakanlık onayladı. ÇED raporunda 8 bin 822 fıstık çamının kesileceği bilgisi yer aldı. Aynı coğrafyada bir başka taş ocağına da 240 hektar alanda faaliyet izni verilmişti. Türkiye fıstık çamı üretiminin yüzde 80’ini karşılayan yöre halkı ve ekolojik yıkımı önlemek için çabalayan Bergamalı çevreciler duruma isyan etti.

Bergama Çevre Platformu öncülüğünde verilen itiraz dilekçeleri Bergama’da ikametgâh eden vatandaşlar tarafından Kaymakamlığa teslim edildi. Yapılan basın açıklamasına ise Bergama Demokrasi Platformu, Veli-Der, Sarı Denizaltı, Aktif Bisikletçiler, Eğitim-Sen, Tüm-Bel-Sen, Dikili Kültür ve Çevre Platformu (DİKÇEP) ve Bergama Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)ile meclis üyeleri destek verdi.

BAKANLIĞI MADENCİLERİN DEĞİL, HALKIN YANINDA OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ

Basın açıklamasında konuşan Bergama Çevre Platformu dönem sözcüsü Erol Engel; “Bugün burada Kozak’ta 8822 fıstık çamının kesilmesine izin veren Çevre Bakanlığı’na itiraz ediyoruz. Çevre Bakanlığı’nı madencilerin yanında değil doğanın ve halkın yanında yer almaya davet ediyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı’nı da 1.derece tarım arazisi olan fıstık çamlarına sahip çıktığını görmek istiyoruz. Kozaklılar, Bergamalılar, Ayvalıklılar Kozak Yaylası için elini taşın altına koymalıdır. Hangi siyasi anlayışta olursak olalım gün Kozak için birleşme günüdür. Kozak’ta her türlü madencilik faaliyeti için yeni kapasite artışlarına izin verilmemeli Kozak bir an önce ‘Fıstık Çamı Tabiat Parkı’ ilan edilmelidir. Kozak’ta madenciliğin vermiş tahribat tahammül sınırları aşmıştır. Pandeminin insanlığa açmış olduğu yaraların sarılmaya çalışıldığı bu günlerde buna neden olan her türlü madencilik faaliyetleri askıya alınmalıdır” dedi.

BU SİYASET ÜSTÜ BİR İTİRAZDIR

Cumhuriyet Halk Partisi Bergama İlçe Başkanı Mehmet Ecevit Canbaz ise; “Varoluş kaynağımız olan bu evrende doğamızı, çevremizi, bitki örtüsünü ve tüm canlıları korumak hepimizin görevi. Uluslararası tüm sözleşmelerde doğayı ve insanı tehdit eden hiçbir yatırım kabul edilemez. Oksijen depomuz olan Kozak Bölgesi’nde yaşanacak olan ağaç kesimlerine, doğanın tahrip edilmesine kesinlikle karşıyız. Bu siyaset üstü bir itirazdır. Bu çerçevede itiraz dilekçelerimizi verdik. Geleceğimiz olan çocuklarımız adına bu mücadeleyi haklı hukuki alanda da vereceğiz” dedi.

İTİRAZLAR ADETA YOK SAYILMIŞ

İtiraz dilekçesinde ise şu ifadelere yer verildi: “Öncelikle belirtmek gerekir ki; projenin geldiği nokta itibariyle ÇED sürecinde projeye yönelik yapılan itirazlar dikkate alınmamış adeta yok sayılmıştır. 2018 yılında duyurusu yapılan projeye karşı vatandaşın konumunda ne şekilde olduğu o tarihte gerek Bergama Belediyesi tarafından gerekse yöre halkınca sözlü ve yazılı olarak Müdürlüğünüze iletilmiştir. Ancak tüm bu itirazlar rağmen duyurusu yapılan ÇED Nihai kararı esasen süreç içinde yöre halkının itirazlarının görmezden gelindiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu itibarla işbu itiraz dilekçesinde yer alan itirazlar da evvelce Müdürlüğünüze iletilmiş itirazlarımızın tekrarından ibaret olacaktır.”

PANDEMİYE RAĞMEN…

“Koronavirüs pandemisinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini ciddi biçimde devam ettirdiği, insanoğlunun yaşam biçimini gözle görülür biçimde değiştirdiği bir ortamda madencilik faaliyetlerinin etkileri içinde bulunduğumuz durumla neden-sonuç ilişkisi üzerinden gerçek manada ele alınmalıdır. Virüs yayılımının insanoğlunun doğal yaşama gereğinden fazla müdahalesinden kaynaklandığı artık güvenilir tüm bilimsel yayınlarda doğrulanmış bir gerçekliktir. Hal böyleyken ve insanoğlunun varlığını tehdit eden böylesi bir salgınla mücadelenin yürütüldüğü bir ortamda halen bu gerçeklikten habersizmiş gibi davranmak kamu idaresi için önemli bir zafiyettir. Her ne kadar kamu idaresi bu gerçekliği görmezden gelse de insanoğlu içinde bulunduğu durum itibariyle artık bir tercih ortaya koymak mecburiyetindedir. Bu tercih, ekolojik dengenin gerçek manada gözetildiği bir yaşam biçim geliştirmek yahut aynı umursamaz tavrı sürdürerek insanoğlunun sonunu getirmek arasında olup tehlike bu denli ciddi ve yakındır.”

Kozak Yaylası ekonomik yönden de Türkiye’nin tek doğal fıstık çamı ormanlarını içinde barındırıyor.

İMAR PLANLARINDA VASIFLI TARIM ALANI

Maden şirketine onay verilen 110 hektarlık saha, 1/100.000’lik imar planlarında vasıflı tarım alanı olarak görülüyor. Yaylaları, ormanları ve endemik bitki türleri ile dünyaca üne sahip coğrafyada, antik çağlardan beri Anadolu’nun en kaliteli doğal fıstık çamı ağaçları bulunuyor. 17 köy bulunan Kozak Yaylası, Türkiye fıstık çamı üretiminin yüzde 80’inini karşılıyor. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü verilerine göre ise ruhsat sahası içerisinde tarla ve fıstıklık vasıflı alanların yer aldığı bilgisi yer alıyor. Faaliyet alanı 10 kattan fazla genişleyecek taş ocağı Aşağıcuma Köyü’ne 780 metre mesafede. Ayrıca granit ocağı alanına sadece 90 metre uzaklıkta fıstık işleme tesisi bulunduğu da ÇED raporunda yer aldı. Bunlara karşın Tarım ve Orman Bakanlığı da faaliyete izin verdi.

ANTİK ÇAĞLARDAN BERİ GÖZDE

Kozak Yaylası

Kozak (Pindasos), antik çağın Kaikos Irmağı (Bakırçay) Havzası’nın tacı olarak kabul ediliyor. Kentin yanı başında yükselen Kozak Yaylası, sadece Bergama’nın içinde bulunduğu bölgenin değil, ülkemizin ve hatta dünyanın oksijen deposu olarak biliniyor. Kozak Yaylası aynı zamanda yer altı kaynakları açısından da oldukça zengin.

Öte yandan Kozak Yaylası, sahip olduğu fıstık çamı ekim alanları nedeni ile toplam 17 köyden oluşan, yaklaşık on bin nüfuslu özel bir ekolojik havzadır. Havza, kendine özgü iklim, toprak ve su yapısına sahip bölge. Ekolojik zenginliğiyle, üzerinde yaşayan insanlara çok önemli bir yaşam alanı sunuyor. Kozak Yaylası ekonomik yönden ise madenlerden daha çok gelir sağlayan, dünyanın başta gelen ve Türkiye’nin tek doğal fıstık çamı ormanlarını içinde barındırıyor.

Ajans Bakırçay-Ekoloji Birliği

Çevre
Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi İptal Edildi

Haber Merkezi: Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Munzur Gözelerine yöre halkının tepkisine rağmen yapımına başlanan proje, Danıştay 13. Dairesi’nde açılan dava sonucu iptal edildi. Avukat Barış Yıldırım, “Danıştay 13. Dairesi açtığımız davada Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi ihalesinin iptaline karar verdi” dedi.

Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan ve yöre halkı tarafından kutsal kabul edilen Munzur Gözeleri, tepkilere rağmen Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi, 10 Ağustos’ta başlatılmıştı.

Bölgedeki “görüntü kirliliğini gidermek” gerekçesiyle Tunceli Valiliği koordinesinde Fırat Kalkınma Ajansı (FKA) tarafından hazırlanan proje, Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nca Haziran 2019’da onaylanmıştı.

Kent halkı, belediyeler ve sivil toplum örgütlerine danışılmadan hazırlanan 8 milyon liralık proje, ahşap yoğunluklu planlansa da, Munzur’un üzerine çelikten köprüler inşa edildi, iki otoparktan biri hemen gözelerin yanı başında, diğeri ise Gözeler köyü yakınında inşa edildi. Camping stant üniteleri, kurban kesme ve piknik yerlerinin de köyü yakınlarında yapılması planlanıyordu. Projenin tamamlanmasının ardından ise gözelere girişlerin ücretli hale getirileceği belirtilmişti.

PROJEYE İPTAL KARARI

Halkın tepkisine rağmen Munzur Gözelerinde iş makineleri kullanılırken, başlatılan çalışmalar kapsamında Munzur Çayı üzerine köprüler inşa edildi. Ağustos 2020’de Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na projenin durdurulması için başvuru yapan Dersim’deki avukatlar,  projenin iptali için de Danıştay 13’üncü Dairesi’nde dava açtı.

Avukat Barış Yıldırım, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, ““Danıştay 13. Dairesi açtığımız davada Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi ihalesinin iptaline karar verdi” dedi.

Pirha

Çevre, Toplum&Yaşam
WWF’den Türkiye’ye uyarı: Kuraklık kritik seviyeyi geçti, 10 il tehlikede

Haber Merkezi: Dünya Yaban Hayatı Fonu, (WWF) Türkiye’de İstanbul ve Ankara dahil omak üzere 10 şehirde su kıtlığı yaşandığını belirterek bu duruma kuraklıktan ziyade planlama eksikliğinin sebep olduğunu söyledi.

Amerikan Ulusal Havacılık Dairesi’nin (NASA) kuraklıkla ilgili uydu verileri raporu sonrası Türkiye’ye bir uyarı da WWF’den geldi.

Kurumun iklim değişikliği, suyun düzenlenmesi ve yönetimle alakalı 5 yıllık verilerin analizine göre, Türkiye’de büyük bir kuraklık beklendiği ve özellikle de şehirde yaşayan insanların su temini konusunda ciddi sorunlar yaşayabileceği kaydedildi.

Yapılan açıklamada Türkiye’nin su kıtlığı riski oranının 2.78’e düştüğü, dünyanın en riskli bölgesi kabul edilen Filistin’de bu oranın 3.67 olduğu belirtildi. Dünyada en az riske sahip olan ülkenin ise 1.54 ile Norveç olduğu açıklandı.

WWF Küresel Tatlı Su Programı Başkanı Stuart Orr, Türkiye’nin yanı sıra Hindistan ve Güney Asya’daki bazı ülkelerde de benzer sorunlar yaşayabileceğini söyledi. (euronews)

Türkiye Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) verilerine göre su sıkıntısı çeken ülkeler arasında en üst seviyenin bir altı olan "yüksek stres" kategorisinde yer alıyor.
Su sıkıntısı çeken ülkeler haritası (WRI)Türkiye Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) verilerine göre su sıkıntısı çeken ülkeler arasında en üst seviyenin bir altı olan „yüksek stres“ kategorisinde yer alıyor.
Çevre, Güncel Haber
Ekoloji Birliği: Akkuyu Nükleer Sanral İnşaatı Acilen Durdurulsun!

Haber Merkezi: Akkuyu Nükleer Satraldaki patlama hakkında bir açıklama yapan Ekoloji Birliği “Akkuyu Nükleer Santral inşaatı acilen durdurulmalıdır” dedi.

Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Santral çalışmaları sırasında yapılan dinamit patlaması çevredeki evlerde hasara yol açtı. 86 evin hasar gördüğünü belirtilirken, evlerinde kırılan camların görüntüsünü paylaşan vatandaşlar isyan etti.

Akkuyu Güç Santrali bünyesinde çalışanlara konaklama tesisleri yapımı kapsamında saat 18.00 sıralarında Büyükeceli mahallesinde saha açılımı yapılmak üzere şiddetli dinamit patlatılması yapıldı. Kulakları sağır edercesine yaşandığı ifade edilen ve Büyükeceli mahallesindeki deniz sahilinde yer alan siteleri etkileyen şiddetli patlama nedeniyle evlerin camları kırılırken büyük korku ve yaşanmasına neden oldu. Patlama sırasında evlerin camları, duvarları, kapıları çatlamış durumdai kapıların da uçtuğu belirtiliyor. Akkuyu Nükleer Satraldaki patlama hakkında bir açıklama yapan Ekoloji Birliği “Akkuyu Nükleer Santral inşaatı acilen durdurulmalıdır” dedi. Açıklamasında “Patlama nedeniyle zararların tespit edilmeye çalışıldığı açıklansa da tazmin etmek çözüm değil. Nükleer santraller varlığını sürdükçe tehdit olmaya devam edecektir” diye Ekoloji Birliği, yıllardır nükleer santrallerin yapılmasını savunanlar ve tepkilere kulak tıkayanların, bugün yaşananlar karşısında yine sessizliğini koruduklarını vurgulamasında bulundu. Ekoloji Birliği’nin gelişmelerle ilgili bugün yaptığı açıklaması şöyle

Akkuyu Nükleer Santral İnşaatı Acilen Durdurulsun

Pandemi koşullarına rağmen Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) ülke gündemi olmaya devam ediyor!

Santral inşaatında yaşanan patlama çevresinde yaşayan halkın yaşam alanlarını çok yakından etkiledi ve bir sürü konutun ve araçların camları kırıldı! Patlamanın etkisiyle 86 ev zarar görürken, halk büyük korku ve endişe yaşadı. Mersin Valiliği patlamanın olağan patlatma olduğunu açıkladı.  Yeni tesisler için alan açma gerekçesiyle yapıldığı belirtilen patlatmanın bile çevreyi bu derece etkileyecek şekilde yapılması, santral inşaatını gerçekleştirenlerin ve patlatma hesaplarını yapanların nasıl gayri ciddi olduğunu bir kez daha gösterdi. Daha önce de temel inşaatı sırasında çatlaklar meydana gelmiş ve durum kamuoyundan gizlenmeye çalışılmış, denetim taleplerine izin verilmemişti.

Tepkilere kulak tıkayanlar, bugün yaşananlar karşısında susuyor

Yıllardır nükleer santrallerin yapılmasını savunanlar ve tepkilere kulak tıkayanlar, bugün yaşananlar karşısında yine sessizliğini koruyor. Nükleer santrallerde tehlike işaretleri artmaya başladı. Temelinde çıkan çatlaktan sonra patlatılan dinamitler nedeniyle bölge halkının yaşadığı sıkıtıla, nükleer santral çalışmalarından vaz geçilmesinin de bir işareti olmalı.

Patlama nedeniyle zararların tespit edilmeye çalışıldığı açıklansa da tazmin etmek çözüm değil… Nükleer santraller varlığını sürdükçe tehdit olmaya devam edecektir.

Başka Çernobiller yaşanmasın

Çernobil patlaması Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazla radyasyon etkisi gösterirken, Ukrayna’da 18 bin kilometre kare tarım alanı ve 35 bin kilometre kare ormanlık alan kirlendi. Bu gerçekler somut olarak bilinirken nükleer santrallerden bir an önce vaz geçilmelidir.

Nükleer santraller de diğer enerji yatırımları gibi “enerji gereksinimi” iddiasıyla yapılmaktadır. Oysa Eylül 2020 verilerine göre Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 95 bin mW’tır.  Buna karşın tüketilen enerji ise 49 bin mW’tır. Yani kurulu güç fazlası vardır. Mevcut tesisler tam kapasite çalıştırılamamaktadır. Bu durum enerji politikasının değiştirilmesi gerektiğinin somut kanıtıdır.  

Dünya ülkeleri nükleer santrallerden hem yapım aşamasında hem de sonrasında olası kazalar nedeniyle yol açtığı ekolojik yıkımlar nedeniyle vazgeçerken ve mevcut santralları kapatırken  bizim ülkemizdeki nükleer ısrarını kabul etmek mümkün değildir.

ÇERNOBİLİ, FUKUSHİMAYI UNUTMADIK!
NÜKLEER ÖLÜMDÜR!
AKKUYU VE SİNOP NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARINDAN ACİLEN VAZ GEÇİLSİN!

Çevre
Rize İkizdere Vadisi’ne taş ocağı ruhsatı

Haber Merkezi: Rize İkizdere Vadisi’ne 13 Ağustos 2020’de verilen doğal sit alanı kararına rağmen bölgede taş ocağı kurulması için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Trabzon 11. Bölge Müdürlüğü ruhsat verdi. Ruhsata göre taş ocağı Şimşirli, Cevizli ve Gürdere köyleri arasında bulunan İskencedere Vadisi’nde kurulacak. Ocaktan çıkarılacak taşlar, Cengiz İnşaatın İyidere Lojistik Liman inşaatında kullanılacak.

Geçen sene ruhsat izni alan müteahhit firmaya karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmiş, ancak daha sonra Ulaştırma Bakanlığı ruhsatı yenilenmişti. Yenilenen ruhsatta yıllık çıkarılacak taş miktarı da artırılmıştı.

“İKİZDERE TAŞ OCAKLARINA KURBAN EDİLEMEZ”

KRT TV internet sitesinde yer alan haberde, yaşam alanlarını ve geçim kaynaklarını tahrip edecek taş ocağına tepki gösteren köylüler, ruhsat için bölge halkından görüş alınmamasına da tepkili. “İkizdere Vadisi taş ocaklarına kurban edilemez” diyen bölge halkı, İkizdere’nin eşsiz bir bitki örtüsüne ve zengin bir yaban hayatına sahip olduğunu hatırlatıyor. Taş ocağının vadinin önemli geçim kaynaklarından olan “Deli Bal”ın üretimini de engelleyeceğini ifade eden İkizdereliler, bu balın doğal yöntemlerle Gürdere köylüleri tarafından üretildiğini vurguluyor.

Taş ocağının köylülerin en önemli geçim kaynağı olan Çay bahçelerine de zarar vereceğini vurgulayan bölge halkı “Taş ocağı nedeni ile bu yaşam aracımızı da kaybedeceğiz” diyor.

“SU KAYNAKLARI YOK OLACAK”

Taş ocaklarının yer üstü ve yer altı su kaynaklarını da tahrip edeceğini ifade eden bölge halkı, “Bu su kaynakları iki köyün ortak kullandıkları kaynaklar olup bu durumda İskencedere Vadisi’nde bulunan iki köy Cevizli ve Gürdere köylülerimiz su kaynaklarını kaybetmiş olacaktır” dedi.

Çevre
Gelecek için Cumalar: Yeni yıla, yeni bir küresel iklim greviyle başlıyoruz

Haber Merkezi: Gelecek için Cumalar hareketi bir sonraki küresel iklim grevinin 19 Mart tarihinde olacağını duyurdu. 

Dünyanın dört bir yanında liderlerin iklim krizine karşı etkili ve hızlı adımlar atması talebiyle harekete geçen öğrencilerin oluşturduğu Gelecek için Cumalar (Fridays for Future/ FFF) bir sonraki küresel iklim grevinin 19 Mart Cuma gününde olacağını duyurdu.

FFF Türkiye tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda “Yeni yıla, yeni bir küresel iklim greviyle başlıyoruz. 19 Mart’ta bize katılın” ifadeleri yer aldı.

Yapılan çağrıda “Liderlerin boş vaatlerinden sıkıldık çünkü yaşanabilir bir gelecek için söz değil, acil iklim eylemi gerektiğini biliyoruz!” denildi.

Tüm dünyaya yayıldı

İsveçli Greta Thunberg‘in Ağustos 2018 tarihinde İsveç Parlamentosu önünde cuma günleri yaptığı protesto sayesinde okul grevleri dünyada birçok ülkeye yayılmıştı.

Öğrenciler, cuma günleri grevlerinin yanı sıra küresel iklim grevi olarak belirlenen tarihlerde eş zamanlı protestolar düzenliyordu. İlk küresel grev 15 Mart 2019 tarihinde milyonlarca kişinin katılımıyla düzenlenmişti. (Yeşil Gazete)

Çevre
Giresun’da 5 Köy Muhtarı ‘Sis Dağı Sel Kapanı’ Projesinin İptali İçin Dava Açtı

Haber Merkezi: Eynesil-Sisdağı Sel Kapanı Projesi ile derelerinin tamamen susuz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını belirten 5 köy muhtarı Ordu İdare Mahkemesine başvuruda bulundu.

Giresun’da 5 köy muhtarı ‘Eynesil-Sisdağı Sel Kapanı Projesi’ ile derelerinin tamamen susuz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını belirterek Ordu İdare Mahkemesine başvuruda bulundu.

Giresun’da Bayazıt Köyü Muhtarı Mehmet Yayla, Çatakkırı Köyü Muhtarı Hüseyin ÖztürkHamza Köyü Muhtarı Erkan Gökdemir, Şenlik Köyü Muhtarı Ali Emanet ve Köprübaşı Köyü Muhtarı Turgut Aydemir geçen hafta “Çavuşlu Beldesinden başlayıp Sis Dağı zirvesine kadar olan Zıvağa Vadisini şimdi de kurutmak istiyorlar ‘Görele-Çavuşlu İçme Suyu ve İçme Suyu Paket Arıtma Projesi’ ve ‘Eynesil-Sisdağı Sel Kapanı Projesi’ ile derelerinin tamamen susuz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak” diyerek yapılacak olan projenin iptali için Ordu İdare Mahkemesine başvurmuşlardı.

Evrensel’de yer alan habere göre; “Suyumuza, ormanımıza, doğamıza, bölgemize, ülkemize ve hepsinden önemlisi gelecek nesillerimize karşı taşıdığımız sorumluluğun bilinciyle mücadele ediyoruz ve edeceğiz, kimsenin de bizi susuz bırakmasına sessiz kalamayız” diyen muhtarlar şimdi de, DSİ Trabzon Bölge Müdürlüğüne verdikleri dilekçeye gelen cevaptaki raporu uzmanlara inceleterek projedeki eksikler ve yanlışlar üzerine ek bir dosya ile yeniden Ordu idare mahkemesine başvurdu.

“VADİMİZ DIŞINDA BİZE DESTEK VEREN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUZ”

Yeni başvuruyla ilgili yazılı bir açıklama yapan muhtaralar, “DSİ Trabzon Bölge Müdürlüğünün dilekçemize verdiği cevap ekinde 148 sayfadan oluşan Sel Kapanı Proje Raporunu uzmanlara cümle cümle inceletip tespit edilen eksiklikleri, uyumsuzlukları ve yanlış bilgileri bir rapor halinde avukatımız aracılığıyla Ordu İdare Mahkemesine tekrar bir ek dosya şeklinde sunmuş bulunuyoruz” dedi. 

Sis Dağı Sandık Gölü ve civarı, yörede cennetten bir köşe” olarak tanımlanıyor

“SİSDAĞI SEL KAPANI PROJESİ DERHAL İPTAL EDİLSİN”

Söz konusu projede tespit edilen 26 tane yanlış ve eksiklik olduğu belirtilen açıklamada şöyle denildi: “Sırf bu gerekçelerle Sisdağı Sel Kapanı Projesi iptal edilmek zorundadır. Biz haklı olduğumuzu biliyoruz ve bağımsız yargıya da güveniyoruz. Bugünden başlamak üzere, projenin yanlışlarının her gün ayrı paylaşımla Facebook sayfamızdan duyuracağız. Bizi takip etmenizi ve bu yıkıcı projenin yanlışlıklarını çevrenize duyurmanızı ve ayrıca paylaşımlarımızı kişisel sayfalarınızda tekrar paylaşmanızı sizden istirham ediyoruz. Ne kadar sesimizi duyurabilirsek, haklılığımızın o derecede güçleneceğini unutmayın. Tüm duyarlı halkımızdan, yaşam savunucularından duyarlı gazeteci arkadaşlarımızdan bizlere destek olmasını bekliyoruz.”

Çevre, Güncel Haber
Munzur Koruma Kurulu: Gökalp Madencilik Dersim’den Defol!

Haber Merkezi: Dersim-Çemişgezek Ekirek köyü çevresinde Gökalp Madencilik tarafından maden arama çalışması başlatılmasına tepki gösteren köylüler, maden çalışmasını yol keserek durdurdu.

Dersim geneline yayılan maden arama faaliyetlerinin, HES’lerin Dersim’in suyuna, doğasına, doğada yaşayan tüm canlılara zarar vereceğini belirten Munzur Koruma Kurulu yayınladı yazılı açıklamada, “Bütün projeler durdurulup, iptal edilinceye, vadilerimizde yaşanan katliamlar durdurulup, sularımızın, meralarımızın dağlarımızın ticarileştirilmesinin önüne geçinceye kadar bundan sonra da var gücümüzle devam ettirme azim ve kararlılığındayız!“ dedi.

Munzur Koruma Kurulu yaptığı açıklasında;

“Her gün ülkemizin faklı yerlerinden doğa talanına ilişkin haberler almaktayız. Dersimde de benzer haberlerin sık sık geldiği bölge haline geldi. Geçtiğimiz günlerde Pülümür Vadisinde öldürülen dağ keçisi, Hozat-Hoşan Gölet Projesi, Pülümür Nehrine verilen elektrikle öldürülen binlerce balık, ardından Dersim – Çemişgezek ilçesi Ekirek (Gözlüçayır) köyü Merekler – Sekatır – Kıraçlar mıntıkasında bugün maden arama çalışmaları başlatılmak istenmiştir.


Gökalp Maden şirketine ait iş makinalarının çalışmaya başlamasıyla haberdar olan köylüler duruma tepki göstermiş ve alana giderek engel olmuşlardır. Köylülerin traktörleri ile yolu kesip çalışmaya engel olmasının ardından kolluk kuvvetleri bölgeye gelmiş ve ikna etme çabasında bulunmuşlardır.


Siyasi iktidar, bugüne kadar özellikle de Barajlar, HES’ler, dere ıslahı, madenler konusunda verdiğimiz tepkilere, dile getirdiğimiz çekince ve endişelerimize, yargı kararlarına, bilimsel raporlara uyumlu düzenlemeler yapmak yerine, bütün bunları göz ardı eden, yok sayan ve arkasından dolanan bir zihniyetle hareket etmektedir.


Yetkili ve sorumluluk sahibi olanlar; bütün bu maden projelerini durdurarak, tarım, mera ve orman arazisi tahsislerini iptal ederek; yeniden çok yönlü çalışmalarla düzenlemeler yapmak yerine; siyasi iktidarın gücü ile bu alanlarda ranta ve paylaşıma giden yolu tercih etmektedir.
Yargı kararlarının yanında bilimsel rapor ve yöre halkının tepki ve mücadelesini hiçe sayarak, vadilerimiz, dağlarımız ve doğal yaşam alanlarımıza geri dönüşümsüz zararlar veren; şirketlerin kontrolüne verilmesini de kapsayan bütün Baraj, HES ve maden projeleri durdurulmalıdır.


Bütün projeler durdurulup, iptal edilinceye, vadilerimizde yaşanan katliamlar durdurulup, sularımızın, meralarımızın dağlarımızın ticarileştirilmesinin önüne geçinceye kadar bundan sonra da var gücümüzle devam ettirme azim ve kararlılığındayız!
Yaşam alanlarına sahip çıkan Çemişgezek Ekirek (Gözlüçayır) köyü haklının yanındayız ve herkesi bu haklı ve meşru direnişlerinin yanında olmaya çağırıyoruz.


Topraklar Nehirler, Sermaye Zehirler
Gökalp Madencilik Dersimden Defol!
Munzur Koruma Kurulu (DEDEF)” ifadelerine yer verildi.

Translate »