Kategorie: Emek

Dünya, Emek, Güncel Haber, Yazarlar
Tarihi Hintli Çiftçiler Protesto: bir iç hikaye, Bölüm 1
27 Kasım, Delhi’ye yürüyüş. Wikimedia Avam Kamarası.

Dr. Ashish Mittal 

9 aydan uzun bir süre önce, çiftçi sendikaları Modi Hükümeti tarafından onaylanan ve uygulanması için eyalet hükümetlerine dayatılan üç çiftlik yasalarını protesto etmek için güçlerini birleştirdi. Tazyikli su, cop, biber gazı, tıkanma vb. Hindistan’ın başkenti Delhi ve çevresinde düzenlenen Cumhuriyet Bayramı Geçit Töreni için 400 bin traktör ve 1,5 milyon çiftçi, barışçıl ve derinden hissedilen bir protestoyu sürdürmek için sınırlara ulaştı. Bu protestolar, BKU Rajewal gibi Pencap’ın 32’den fazla kitlesel örgütünün katılımıyla düzenlendi. BKU Siddhupur, Kirti Kisan Birliği, BKU Lakhowal, BKU Dakkaunda, BKU Qadiyan, BKU Chaduni gibi Haryana’dan bazıları ve BKU Tikait gibi UP, 2017’de tüm Hindistan organizasyonları Tüm Hindistan Kisan Sangharsh koordinasyon komitesini kurdu, AIKMS gibi, AIKM, AIKS Konserve Sokağı, AIKS Ajoy Bhawan, AIKKMS, NAPM, Shetkari Kisan Sangathan, Lok Sangram Manch, Jai Kisan Andolan, KRRS Chandrashekar, KRRS Chamrasa Patil ve Nagendra ve Rashtriye Kisan Mazdoor Sangh’ın seçmenleri, mevcut Delhi protestosunun yanı sıra.

Yasalaşan üç yasa şunlardır: 1) Çiftçilerin Ticaret ve Ticaret Üretme (Teşvik ve Kolaylaştırma) Yasası, 2020; 2) Çiftçiler (Güçlendirme ve Koruma) Fiyat Güvencesi ve Çiftlik Hizmetleri Yasası Anlaşması, 2020 ve, 3) Temel Mallar (Değişiklik) Yasası, 2020.

Eylemler, çiftçilerin ürünlerinin ticaret alanlarını „herhangi bir üretim, toplama ve toplama yerine“ genişletir, tarifeli çiftçilerin ürünlerinin elektronik ticaretine ve e-ticaretine izin verir, devlet hükümetlerinin özel bahçelerde piyasa ücreti toplamasını yasaklar, çiftçilerin fiyatlandırmadan bahsetmek de dahil olmak üzere alıcılarla önceden düzenlenmiş sözleşmeler yapması için yasal bir çerçeve sağlar, bir anlaşmazlık çözüm mekanizması vermek, gıda stokunun temel mallar yoluyla düzenlenmesine izin vermemek ve tarımsal ürünler üzerindeki bu stok sınırını kaldırarak, gıda tanelerinde% 50’den fazla ve sebze ve meyvelerde% 100’den fazla dik bir yıllık fiyat artışına izin vererek, gıdada kara pazarlama yapma özgürlüğüne izin verir.

Başbakan Narendra Modi tasarılardan havza anı olarak bahsetti, hükümet yasaların çiftçilerin ürünlerini doğrudan büyük alıcılara satmasını kolaylaştıracağını savundu.

Ancak çiftçiler faturaları şirket dostu ve çiftçi karşıtı olarak adlandırdılar. Tartışmalar, geçim için ne yetiştireceğine karar verme hakkını kaybetmek, asgari destek fiyatlarının (MSP‘ ler) tüm hükümet güvencesini kaybetmek, pazarlık gücünü tamamen kaybetmek etrafında dönüyor.

Protesto yürürlükte ve polisin saldırılarına ve hükümetin „ayaklanmayı“ bastırmak amacıyla yaydırılan algılanan dezenformasyona rağmen barışçıl kalarak hız kazanıyor. Çiftçilerin protestosunun mahkumiyetinde sağlam kalması, onu tarihi bir fenomen haline getiriyor.

Pressenza muhabirleri, Hintli çiftçilerin neden üç yasaya karşı bu kadar güçlü hissettiklerine dair daha derin bir anlayış ve daha geniş bir bağlam iletmek için bu eşi görülmemiş protestonun kilit aktörleriyle röportaj yapıyor, böylece eylemleri tüm Hintli çiftçilerin yararına durumu olumlu yönde dönüştürme umuduyla devam ediyor. Bu yazı, Tüm Hindistan Genel Sekreteri Kisan Mazdoor Sabha, AIKMS ile bir diyalog içeriyor.

Protestonun Daha Geniş Bağlamı: Hindistan büyük bir tarım ekonomisidir.

Hindistan’da tarım, Çin, Japonya ve Amerika’dan daha büyük, yaklaşık 141 milyon hektarlık en büyük tarım arazisini kaplar. Ve bu, 700 milyon insanın doğrudan tarımla uğraşması ve tarıma bağımlı hale sokularak yer alıyor. Ve, sadece Hindistan ve halkı için gıda güvenliği sorunu olarak değil, aynı zamanda geçim meselesi olarak da. İkili bir sorunumuz var. Tüm tarım süreçlerimizi kurumsal kuruluşlara teslim edersek, bu insanlara ne olur ve tarıma ne olur? Yemeğe ne olur? Demek bu hareket böyle başladı.

Yasalar, tarım ve gıdanın tüm yönlerine yönelik konsolide ve kapsamlı bir saldırıdır: girdi malzemeleri, hizmetler, tarımsal süreçler, not verme, ürün satın alma, tarım pazarları, gıda depolama, ayıklama, paketleme, işleme ve gıda pazarlaması. Tüm süreçler bu üç yasaya dahil olur.

Büyük bir isyan olması doğal. İsyan, Hükümetin Tahmin edebileceğinden daha büyük, Coronavirüs tehditleriyle kolay bir zaman geçeceklerini düşünüyor. Çiftçiler, önce demokratik olmayan olarak kilitlenmeyi kırmak için seferber olarak Korona tehditlerine meydan okudular ve bu protestolarla birlikte üç yasanın sorusunu ele aldılar.

Bütün soru şu: Tarım, çiftçilere karşı kurumsal, tartışma bu ve şirket tüm süreçleri kontrol etmekle ilgileniyor. Çiftçiler zaten kurumsal manevralara maruz kalıyor, ancak kontroller hala tamamen şirketle değil. Asıl zorluk bu. Tüm bu yasal yapı, bu yasaların doğasında vardır ve bu yasalara entegre edilmiştir ve merkezi hükümetin yasalarını eyaletlere itme güdüsüdür.

Hindistan’da tarım bir devlet konusudur ve tarım yasaları ve kurallarıyla uğraşmasına izin verilen eyalet hükümetleridir. Bu üç yasanın anası olan Sözleşme Yasası, bunun kesinlikle uygulanacağını ve merkezi hükümetin, eyalet hükümetlerinin uyması gereken uygun şekilde uygulanması için eyalet hükümetine direktifler yayınlayacağı belirtmektedir. Merkezi hükümetin gerçekte ne kadar büyük bir sorun yarattığını tahmin edebilirsiniz. Merkezi hükümetin getirmeye çalıştığı çok büyük bir değişiklik.

Hint tarihi açısından, aklımıza gelebilecek tek karşılaştırılabilir zaman dilimi 1857’deki ilk bağımsızlık savaşıdır. İngiliz sömürgeciler, burada yetiştirilmeleri için yararlı olan ticari mahsulleri elde haline getirerek, çivit ve diğer birçok mahsulü tarımı dayatarak tüm tarım düzenini değiştirmeye çalışıyorlardı. Çiftçiler daha sonra kendileri için yiyecek yetiştiremezken buna uymak zorunda kaldılar.

Üç Yasa: Çiftçiler için ne anlama geliyorlar?

Sözleşme yasası, çiftçilerin ürettiği her şeyin şirkete satılması gerektiği anlamına gelir ve çok daha fazlası anlamına gelir.

Bu, şirketlerin çiftçileri sözleşmelere dahil edeceği anlamına gelir, bu da onları şirketlerin istediklerini üretmeye zorlayacak ve zorlayacak ve şirketler için belirli mahsullerin üretimi için esir alanlar olacak coğrafi alanlar olacaktır. Hindistan’ın sayısız çok çeşitli tarım-iklim alanı vardır. Dünyanın sahip olduğu hemen hemen her türlü tarım-iklim koşulu Hindistan’da mevcuttur ve şirketler tarafından gerekli olan çeşitli mahsul çeşitlerine uygundur. Bu alanlarda, bu mahsulün esir tarımı, devlet tarafından, şirket için, bu yasaların görevine göre, Hindistan’ın tarım sektörünü geliştirme garbı altında zorlanacaktır. Örneğin, bir duyuru yapıldı: bir bölge-bir-bir-bir-şirket. Bu duyuru Uttar Pradeş eyaletinde yapıldı. Bu da demek oluyor ki, tüm bölge muz yetiştirecek. Tüm bölgede böyle zorlanmış bir muz ekiminiz varsa, çiftçilere ne olacağını ve mahsul oranlarına ne olacağını anlayabilirsiniz.

Bu şirketler buraya buğday ve çeltik için değil, işleyip satabilecekleri ticari değerli ürünler yetiştirmek için geliyorlar. Ve bunun için, esir tarımı yaptıracaklar. Çiftçilik çiftçi tarafından kendi arazisinde yapılacak. Risk çiftçiye atanır, oysa kar şirket içindir.

Bu süreç, örneğin iki kişinin bir eşit paylaştığı bir şekilde entegre edilmiştir. Ön kısım çiftçiyle, arka kısım ise şirketle. Çiftçi besleyecek ve şirket tüm sütü ve gübresini alacak.

Bu yasalarla, bir ilçeye isteseler de istemeseler de belirli bir mahsul üretmeleri söylenirse, uymak zorundalar.

Sözleşme Yasası’nın 16. Bu yüzden bir sözleşme yapmak zorunlu olacaktır. Bu bir seçim değil. Şirket seni itecek, gırtlağından aşağı itecek, polise bu çiftçiliği yapmak zorunda kalacağınızı söyletecek, çünkü bunu yapmazsanız, o zaman bu „ulusal çıkarlara“ bağlı değildir. Bu politika ulusal büyüme adına itiliyor. Buna ulusal program deniyor. Ülke ekonomisini canlandırmak için bir programdır. Kanunda yazıyor. Ve bu sözleşmenin adı, lütfen, Fiyat Güvencesi Yasasıdır.

Önce Ayağa Kalkan Üç Ana Devlet ve Neden

Tarıma bağımlı 700 milyon insandan bahsettiğimde, Hindistan’daki tarımsal kırpma modeli aslında geçim çiftçiliği modelidir. İnsanlar yemeleri gerekenleri yetiştirirler. Ve imkanlarına bağlı olarak, satabilecekleri biraz daha fazla büyürler. Bu gider ve 700 milyon insan için geçer. Böylece, sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz. Pencap önce ayağa kalktı, sonra Haryana takip etti ve ardından Batı Uttar Pradeş, Rajasthan ve diğer eyaletler takip ediyor. Pencap, tarımsal fazlalığın diğer bölgelere göre nispeten daha yüksek olduğu bir durumdur. Bu da demek oluyor ki, bir dönümlük bir arazide, eğer ülkenin geri kalanında insanlar 20 beşlik buğday yetiştiriyorsa, Pencap’ta 40 beşli yetiştiriyor olabilirler. Herkes kendine 10 beşlik tutarsa, geri kalanı Pencap’tayken 10 beşli satar, çiftçi 30 beşli satıyor, bu da aslında üç kez satılıyor. Pencap’ın çiftçinin devlet tarafından belirlenen fiyatı (MSP) alabildiği bir alan olduğunu da belirtmek önemlidir. Hükümetin bu yıl buğday için belirlediği fiyat beşli başına 1975 rupi iken, Hindistan’ın geri kalanında beşli başına 1400 rupiden satılıyordu. Pencap’taki bir çiftçi, beşlisi neredeyse 2000 rupi oranında 30 beşli buğday satabiliyor. Oysa ülkenin geri kalanındaki çiftçi, beşli başına 1400 rupi oranında sadece 10 beşli satabilir.

Bir yaşam süreci ve geçim aracı, bir gelir kaynağı ve bir işgal kaynağı olarak tarım, Pencap’taki bir çiftçi için ülkenin geri kalanından çok daha değerlidir.

Hindistan’ın yarı feodal, yarı sömürgeci bir ülke olduğunu anlamak da önemlidir. Hint ekonomisi hala yabancı şirketlerin elinde ve feodal işgücü çıkarma, Hint tarımının zorla çalıştırıldığı, depresif işgücü değeri, hepsi de feodallerin köy yaşamı üzerinde kontrol sahibi olması nedeniyle hala oldukça yüksek. Köyün bu ekonomik ve siyasi yaşamı tüm ülkede çeşitli boyutlarda hüküm sürmeye devam ediyor. Sonuç, köylerden şehirlere çok fazla işgücü göçü olmasıdır.

Pencap, Haryana ve West UP köylerinde yaşayan tarım işçiliği, şehirlerde başka bazı meslekler bulabildi ve ayrıca mevsimsel hasat veya ekim dönemlerinde bazı tarımsal operasyonel işler yapıyor. Pencap, Haryana ve West UP, ülkenin geri kalanında başka bir yerde iş bulamayan göçmen tarım işçiliğine sahiptir. Ülkenin başka hiçbir yerinde ve bu alanlarda da tarım işi bulabiliyorlar.

Bu yüzden bu alanlar bu yasalara karşı durdular. Çiftçilerin hala oturması çok derin bir öfke. Hükümet geri tepene kadar hareketsiz oturmaya devam etmeye çok kararlılar. Hükümet için biraz baş ağrısı olmuş olabilir ama çiftçiler sabırla huzurlu. Yine de siyasi olarak anlıyoruz ki, hükümet bunu kabul etmiyor ve hareketin bu şekilde büyümeye devam etmesini bekliyoruz. Büyüyor. Bugün Allahabad’da çok güzel bir toplantı yaptım. Ülkenin geri kalanında işler yoluna gidiyor. Umarım açık ve kısa olmuşumdur.

Bugüne kadar, protesto alanlarının ihtiyaçlarıyla başa çıkmak için yiyecek ve diğer malzemeler, Delhi çevresindeki protestonun ana bölgelerinde kamplanmış protestoculara güçlü bir destek gösterisi olarak birçok köyden gelmeye devam ediyor. Hint festival paylaşımı geleneğine dayanan bu, iyi niyet ruhundan gelir. Tüm bunlar gönüllü olarak ve çiftçi topluluklarından birçok Hintlinin kalbinden geliyor.

Protesto alanlarının diğer cepleri ortaya çıkıyor.
Hepimizin gördüğü gibi, mücadele genişliyor ve devam edecek.

Bu serinin 2. bölümü, Çiftçilerin talep ve önerilerinin derinlemesine tartışılması, Modi hükümetinin yanıtının yanı sıra siyasi ve uluslararası destek gibi Hint Çiftçi protestosunun diğer yönlerini derinlemesine incelemeye devam edecektir.


Görüşmeci Hakkında:

Dr. Ashish Mittal 1982 yılında AIIMS’den MBBS yaptı. Toplum Hekimliği okudu ve daha sonra çiftçi hareketine katıldı. Tüm Hindistan’ın kurucu üyeleri arasında yer alan Kisan Mazdoor Sabha (AIKMS), 2016 yılında Genel Sekreteri oldu. AIKMS çoğunlukla Pencap, Telangana, Andhra Pradeş, Odisha, Bihar, Uttar Pradeş, Batı Bengal eyaletlerinde topraksız ve fakir köylüler, kabileler ve balıkçılar arasında çalışmaktadır. Geçim sıkıntısı, zorla yerinden edilme ve çiftçinin ekonomik meselelerini ele alıyor.

Dünya, Emek, Güncel Haber
MKP: Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!

Elimize posta ile ulaşan MKP-MKSB imzalı 1 Mayıs bildirisini devrimci yayıncılık anlayışımız gereği yayınlıyoruz. Devrimci Demokrasi

*****

Dünyayı sarsacak güç proletaryanın sıkılı yumruğundadır.

Korona virüs salgınının başladığı günden itibaren salgına karşı alınan “önlemler” sıralamasının dışında tutulan işçi-emekçi kesimler her gün fabrikaları doldurmak için evden çıkarken, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs “salgın tedbirleri” bahanesiyle işçilere yasaklanıyor.

Covid-19 salgınının dünyayı esir aldığı günümüzde enternasyonel proletarya birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta alanlar yasaklansa da her ülkede iktisadi, politik ve siyasi taleplerini gür sesiyle haykıracak.Devrimci işçi sınıfının iktisadi, politik ve siyasi alanda taleplerinin dillendirildiği birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs dünya emperyalist kapitalizmin krizden çıkamadığı koşullarda enternasyonal proletarya kapitalizme karşı emeğin ve aynı amaç doğrultusunda komünizmin şiarlarını gür sesiyle haykırmaya hazırlanıyor.

Dünyada emek ile sermaye arasındaki temel çelişmede emeğin gücünü haklılığını ve kurtuluşunun ancak proletarya sınıfının yine kendi elleriyle alabileceğini gösteren bir mücadele hattını ifade eder 1 Mayıs. Sınırlarla bölünmüş parçalanmış çok çeşitli etnik, kültür ve inançlardan oluşan dünya toplumlarında her bir ülkede aynı zaman diliminde 1 Mayıs dışında kutlanan başka bir gün yoktur. Bu durum dünya ya yayılmış kapitalizmin vahşi sömürü egemenliği karşısında sınırları aşan proleter sınıfın enternasyonal niteliğini ve sınıf çıkarlarının aynı olduğunu gösterir. 1 Mayıs’ta hangi ülkenin meydanlarına hangi işletme ve fabrikalara bakılsa emeğin havaya kalkmış nasırlı elleri görülür, işçilerin gürleyen sesleri duyulur. Proletaryanın gücünü birleştireceği ana halkası komünist parti önderliğinde dünya genelinde yetersizliklerde bir önderlik krizi bulunsa da sermayeye karşı ücretli emek güçlerinin sınıf mücadelesi sürmektedir.Dünya ticareti ve üretiminde daralma sürüyor; en gelişmiş emperyalist ülkelerden en geri bağımlı ülkelere kadar işsizlik sürekli büyüyor. Her geçen gün yarı aç yarı tok ve aç kalan insanların sayısı artıyor, emperyalist işgal ve ambargolar nedeniyle Asya, Ortadoğu, Afrika ve G. Amerika’da kitlesel göçler yaşanıyor ve binlerce göçmen her yıl yollarda ölüp gidiyor. 

Emperyalist tekeller arası rekabetin kızıştığı ticaret savaşlarının, damping, yükselen gümrük duvarları, kur savaşları, ekonomik savaşın yerini gerçekten bir emperyalist dünya savaşına bırakacağı iktisadi ve siyasi şartların hüküm sürdüğü koşullarda gerçekleşen 1 Mayıs’ta enternasyonal işçi sınıfının ekonomik iyileştirmeleri de içerecek talepleri siyasi nitelikte olacaktır. Kapitalizmin iktisadi krizi baş gösteren siyasi istikrarsızlığa bir önlem olarak yeniden palazlandırılan faşizme karşı işçi sınıfı demokratik haklarını sınıfın siyasal talepli yönelimiyle gücünü birleştirip mücadele ederek koruya bilir. Sınıf mücadelesinin yeniden ivme kazandığı bir tarihi sürecin içinde olduğumuz gözden kaçırılmamalı. İşçi sınıfının devrimci siyasal gelişmesi kapitalizm için yok edici tehlike olduğu için kapitalistler sınıfı yeniden faşizme sarılmaktadır.

Dünyadaki bu iktisadi ve siyasi durumun parçası olan Türkiye’de artan faşist devlet diktatörlüğünün baskısı dünyadaki baskın gerici faşist sınıfsal eğilim ve gelişmelerle uyumludur. Emperyalizmin uşağı komprador egemen bir avuç burjuvazi de sermaye yoğunlaşmasına bağlı olarak siyasal merkezileşmenin toplumu baskı altına alan devlet diktatörlüğünün daha da faşistleştirilmesi biçimiyle sürdürüldüğü, rekabet halinde olan burjuvazinin bir kesimi de dahil, orta ve küçük burjuvazinin bu siyasal merkezileşme baskısı altına alındığı koşullarda tabii ki kölece bir sömürü cenderesine sıkıştırılmış adeta nefes alamaz duruma getirilen Türkiye-K. Kürdistan işçi sınıfı 1 Mayıs’ta sadece iyileştirilmesini istediği iktisadi taleplerini değil, siyasi taleplerini de haykıracaktır. İşçi sınıfı birleşerek ve sınıf mücadelesi yürüterek ancak kendisi için sınıf olma bilinciyle hareket edebilir ve geleceğini kazanma adımlarını hızlandırabilir.İşçi sınıfının yüzde onuna denk gelen bir buçuk milyonu ancak sendikalıdır. İşçilerden ziyade sermayenin emrinde olan bu sarı sendikaların egemenliği azami kar sağlayan sömürü düzeninin sürdürülmesinde önemli bir faktördür. 

Devletin siyasi pozisyonu ile uyumlu sendika bürokratlarının işçi sendikalarının başına oturtulduğu ve işçilerin birleşmesi sermayeye karşı mücadele etmelerinden ziyade, sistem ve işverenlerle uyumlu olması için elinden gelen her şeyi yapan sendikacılığın aşılması işçi sınıfının ileriye doğru gelişimi açısından zorunludur. Milliyetçilik ve islamın mümin itaatkarlığını işçiye aşılayarak zehirleyen ve işçilerin gücünü bölme tutumlarına giren sarı sendikaların sermaye ile olan işbirliği en çarpıcı biçimde iş kollarını saran grevler de ve 1 Mayıs’ta ki tutumlarında ortaya çıkmaktadır.

Emek gücü üzerinde kurulmuş sermayenin mutlak egemenliği Türkiye-K. Kürdistan’da devlet diktatörlüğünün faşist zoruyla sürdürülmektedir. Ücretli emek güçleri kölelik koşullarında sömürülmektedir. Görece durumları iyi olan rüşvet verilen katmanlar dışında işçi yaşamında bu zorlukları iliğine kadar hissetmektedir. Yokluk, yoksulluk, işsiz kalma endişesi işçinin parçasıdır. Sermayeye azami kar işçiye düşük ücret denklemi çok daha ağır hale gelmiştir. Sağlıklı ve iş güvenliğine uygun çalışma koşulları yaratılmadığından her yıl ortalama iki bine yakın işçi kar uğruna ölüp gidiyor. Grevler yasaklanıyor. Sendikalaşma çalışması işten atılma gerekçesi olduğu gibi örgüt üyesi olmak suçlamasıyla yılları bulan ağır cezalara çarptırılma gerekçesidir. İşçilerin birleşmesi, mücadele etmesi ve sınıf bilinciyle siyasallaşmasının engellenmesi için devlet ve işverenlerin uyumlu ortaklığı sistemleşmiştir. 

Özcesi işçi sınıfının ağır sömürü koşulları çok boyutlu ve derindir. Dil, din, ırk, ulusal fark, cins ayrımı yapmaksızın işçi sınıfının sermayeye karşı sınıf mücadelesinde gücünü birleştirmesi çağrısını yapan ve komünistlerin bu doğrultudaki çalışmasına karşı sömürücü sınıflar ve onların meslekten burjuva siyasetçileri işçileri, emekçi köylülük ve geniş halk kitlelerini dil, din, cins, ırk ve ulusal farklılık üzerinden böler; karşıtlıklar oluşturur ve işçilerin birleşmesinin önündeki engeller haline getirilir.Tepeden dayatılan faşist sistem içinde işçiler gaddarca sömürülmektedir. Demokrasinin dışlandığı bu faşist sistemde işçi sınıfı sadece yaşam koşullarını bir nebze olsun iyileştirmeyle sınırlanmış başka toplumsal olay ve gelişmelerle ilgilenmeyen ekonomizm anlayışının aksine ekonomik talepleriyle birlikte demokratik ve siyasi taleplerle ortaya çıkmak zorunda. İşçi sınıfının kendisi için sınıf olabilmesi demek kapitalizmi yok etmek ve yerine komünist sınıf iktidarını kurmak bilincine erişmek bu yönelimle sınıf mücadelesi yürütmek demektir. Bu bakış açısıyla sınıf bilinçli proletarya sınıfın ekonomik mücadelesinin kopmaz ve tayin edici parçası olarak 1 Mayıs’ta siyasal talepleri ileri sürecektir.

Seçilmişlerin yerine kayyum atayan, tüm demokratik hakları tırpanlayan, her türden devlet baskısı ve gücüyle devlet partisi AKP hükümetine gerçekte ancak sınıf bilinciyle örgütlenmiş işçi sınıfı karşı durabilir. Tarihi tecrübelerin gösterdiği gibi faşizm karşısında yeni demokratik cumhuriyet, sermayenin karşısında emeğin kurtuluşu proletaryanın önderliğinde birleşmiş devrimci halk kitlelerinin örgütlü sınıf mücadelesi ile savunulabilir ve geliştirilebilir.

Komünist hareketin devrimci işçi sınıfının siyasal talepleri dışında ayrı talepleri yoktur. İşçilerin 1 Mayıs’ta haykıracağı talepler bir günle sınırlı olmayan sınıf mücadelesinin ana meselesidir.

–      Covid-19 salgını boyunca; işten çıkarma ve ücretsiz izin yasaklanmalı, tüm fabrikalarda, tüm çalışanlar için ücretli izin sağlanmalıdır.Covid-19 meslek hastalığı sayılmalı. Kod-29 yasaklanmalı, tüm çalışanlar için güvenceli iş, güvenceli yaşam.

–       İnsanca ücret ve çalışma koşulları, asgari ücretin işçi temsilcileri tarafından belirlenmesi ve vergi dışı tutulması, vergilerin gelire göre – artan oranda – alınması, taşeronluk, esnek ve güvensiz çalışmanın ve işten atılmaların yasaklanması, işsizlik fonunun yağmalanmaması ve iş verenlere peşkeş çekilmemesi, işçi kurum ve temsilcilerinin denetimine verilmesi, kıdem tazminatına dokunulmaması, işçilerin çalışma saatlerinin haftalık 35 saate düşürülmesi, ücretsiz izin uygulamalarının yasaklanması, iş cinayetlerinde sorumluluğu olan işverenlerin yargılanıp cezalandırılması, sendikal örgütlenme üstündeki baskı ve yasakların kaldırılması, grev yasaklarının sonlandırılması, kadınlar için eşit işe eşit ücret, kadın sağlığına zararlı işlerde ve gece işlerinde kadının çalıştırılmaması, işletmelerde çocuklar için kreş, emzirme odaları, doğum izni ve çocuk yardım ve sağlık hizmeti, mülteci işçilere eşit haklar ve eşit ücret vergilerin düşürülmesi ve ücretlerin acilen arttırılması, küçük köylü üreticilerin borçlarının silinmesi gerekli ekipman, tohum desteği ve ürün alım merkezlerinin oluşturulması ve faizsiz kredi ile üretimin desteklenmesi gibi yaşam koşullarını kısmen iyileştirilmesini sağlayacak taleplerin karşılanmasını istiyor işçiler.

–          Politik özgürlükler alanında basın ve yayım, fikir hürriyeti, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğüne yönelik baskı ve yasaklara son verilmesi;

–          Egemenler işçiler arasına Türk ve Kürt ayrışımını yaratmakta milliyetçiliği körüklemektedir. Kürt ulusunun özgürce ayrılma ve kendi devletini kurma hakkının tanınması her koşulda savunulmalı. Asimilasyon politikasına son verilsin. Tüm azınlık milliyetlerin eğitim, dil, kültür ve temsiliyet sorunlarında engeller kaldırılsın. Irak, Suriye, Batı Kürdistan ve tüm Kürdistan’dan Türk ordusu geri çekilsin.

–          Silahlanmaya değil eğitim, sağlık, iletişim ve ulaşım, barınma –konut – ihtiyacına harcamalar yapılsın. ABD ve diğer yabancı emperyalist ülkelerin ve NATO üstleri kapatılsın.–          Devlet görevlilerinin maaşlarının kalifiye bir işçinin ücretiyle eşitlenmesi, vali, hakim ve diğer devlet görevlilerinin halk tarafından seçilmesi istenildiğinde seçmenler tarafından görevden alınması;

–          Emperyalist ve yerli tüm özel bankalar, kumar ve spekülasyon merkezi borsanın kapatılması gibi talepler sınıf mücadelesinde demokrasinin geliştirilmesi açısından devrimci proletaryanın ileri sürmekten vaz geçmeyeceği taleplerdir.

Bu talepler etrafında sınıf mücadelesinde birleşmeliyiz. Faşist devlet iktidarı karşısında halk için demokrasi, kapitalizm karşısında emeğin kurtuluş davasının büyütülmesi için 1 Mayıs’ta, emeğin, komünizmin şiarlarını hep bir ağızdan haykıralım.

Yaşasın 1 Mayıs! Biji 1 Gulan!

Yaşasın Enternasyonel Proletaryanın Mücadele Günü!

Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

MKP MK-SB

Dünya, Emek
Stuttgart’ta Brezilya’daki devrimci köylü hareketiyle dayanışma mitingi

18 Nisan’da Brezilya’daki devrimci köylü hareketinin destekçileri, Stuttgart’taki Brezilya Fahri Konsolosluğu önünde bir miting düzenlediler.


„Kahrolsun toprak mücadelesinin kriminalize edilmesi!“ Yazılı bir pankart taşıdılar. Almanca ve Portekizce olarak.
Bu sloganla, köylülerin mücadelesini mümkün olan her türlü şiddetle bastırmaya çalışan ve bu nedenle onları kriminalize etmeye çalışan Brezilya hükümetinin siyah planlarını kararlılıkla kınıyorlar. Brezilya’daki tarım devrimi sürekli olarak yeni başarılara ulaştığından ve böylece bürokrat kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin yönetimini sorgulamaya çağırdığından, bu adımlar eski devlet için gereklidir. Miting sırasında dikkatleri Rondonia’nın Corumbiara kentindeki mevcut duruma çekmek için üç konuşma yapıldı. Konuşmacılar, kırsal nüfusun çoğunluğunu en acımasız sömürü koşullarına zorlayan dayanılmaz durum ve Yoksul Köylüler Cemiyeti’nin mevcut koşullara karşı yürüttüğü haklı mücadeleyi bildirdi.

dvd2

Ayrıca hükümetin Rondonia’daki köylü hareketine karşı eylemlerini kınadılar ve Brezilya devletinin eski Hacienda Santa Elina’yı temizlemek için şu anda kendi yasasını nasıl çiğnediğini açıkladılar. Konuşmaların ardından hazır bulunanlar, „Toprak mücadelesinin suç sayılmasına hayır!“ Gibi sloganlar attılar. „Yaşasın Brezilya Köylü Birliği!“ ve „Yüksek uluslararası dayanışma!“

DVD
Bu fırsatı bir kez daha tüm ilerici, demokratik ve devrimci örgütlere ve bireylere hitap etmek için kullanmak istiyoruz: başka bir katliamı önlemek için savaşın!
Arkadaşlarınızla, iş arkadaşlarınızla, sınıf arkadaşlarınızla ve ailenizle mevcut durum hakkında konuşun. Brezilya’nın fakir çiftçileriyle kendi dayanışma eylemlerinizi gerçekleştirin ve toprak için haklı mücadeleleri için kamuoyu yaratın!

Emek, Güncel Haber
Patronları tarafından işkence gören genç: “Canımı aldılar, beni linç ettiler”

Haber Merkezi: Afyonkarahisar’da çırak olarak çalıştığı balıkçı dükkânında yevmiye meselesi yüzünden patronları ile tartışan 16 yaşındaki genç, kapatıldığı dükkanda 5 saat boyunca işkence gördü. Sopa ve demir çubuklarla giysileri çıkarılıp feci şekilde darp edilen gencin vücudunda yara izleri oluştu. 

İddiaya göre; Şükrü Can K., yevmiye ile çalıştığı balıkçı dükkanın sahipleri Akif A., Ali S., ile telefonda konuşarak 200 TL’lik alacağını almak için dükkâna gitti. Ancak burada taraflar arasında alacak verecek meselesi yüzünden tartışma yaşanınca iş yeri sahipleri Şükrü Can K.’yı iş yerine kapatarak sopa ve demir çubuklar ile dövmeye başladılar. Ardından gencin sadece iç çamaşırları kalacak şekilde kıyafetlerini de soyarak dövmeye devam ettiler.

Yaklaşık 5 saat boyunca darp edildiğini anlatan Şükrü Can K.,  5 saatin sonunda ise yalvararak elini yüzünü yıkamak için tuvalete gitme bahanesi ile izin alınca bir fırsatını bularak dışarı kaçtığını söyledi.

Yoldan geçenlerden yardım isteyerek bir sitenin güvenlik görevlisine sığınan Şükrü Can K., ardından güvenlik görevlisinin haber vermesi ile olay yerine çağrılan 112 Acil servis ambulansı ile Afyonkarahisar Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Gencin burada yapılan tetkiklerinde kafasında kırıklar, kolunda çatlak, sırtı başta olmak üzere vücudunun çeşitli yerlerinde sopa, demir çocuk ve yumruklara bağlı darp izleri olduğu belirlendi. 

Gencin şikâyeti üzerine harekete geçen polis ekipleri şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı.

Yaşadıklarını anlatan Şükrü Can K., „Canımı aldılar beni linç ettiler“ dedi. 

Emek, Güncel Haber
DERİTEKS: Çiftçiler Ayakkabı’da işçiler kazanacak

Haber Merkezi: Çiftçiler Ayakkabı’da sendikal örgütlenmeye dönük saldırılara karşı DERİTEKS fabrika önünde basın açıklaması yapacağını duyurdu. Yaklaşık dokuz aydır örgütlenme faaliyetleri bulunan ve yetki sayısına ulaşılan Çiftçiler Ayakkabı’da sendika karşıtı yoğun bir çalışma olduğunu belirten sendika, yapacakları basın açıklamasına tüm emek dostlarını çağırdı.

DERİTEKS’in açıklaması şu şekile:“Yaklaşık 9 aydır örgütleme faaliyetinde bulunduğumuz ve yetki sayısına ulaştığımız Çiftçiler Ayakkabı’da idari personel tarafından yoğun bir sendika karşıtı çalışma var. Bu saldırılara yabancı değiliz. Sendikamız DERİTEKS’i bilenler 73 yıldır boyun eğmediğimizi ve eğmeyeceğizi de bilirler. Sendika hakkı ANAYASANIN 51. MADDESİ’NDE güvence altına alınmıştır. Hangi iş kolunda olursa olsun işveren işçinin iradesine saygı duymak zorundadır. Sendikamız bu baskıları kabul etmeyecek her ne pahasına olursa olsun işçisinin yanıda olacaktır. İster üye olsun ister olmasın işçilerin sorunlarına çözüm bulmak bizlerin görevidir.Bu vesileyle yarın yapacağımız basın açıklamasına tüm emek dostlarını, kardeş sendikalarımızı destek vermeye çağırıyoruz.SENDİKALI ÇALIŞMAK HAKTIR ENGELLENEMEZSENDİKA KARŞITLIĞI SUÇTUR.ÇİFTÇİLER AYAKKABIDA İŞÇİLER KAZANACAKÇİFTÇİLER AYAKKABIDA DERİTEKS KAZANACAK.BİRLİK MÜCADELE ZAFER, ZAFER, ZAFER.”

Emek, Güncel Haber
İzmir’de Kod-29’dan işten atılan işçi açlık grevine başladı

Haber Merkezi: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Kod-29 gerekçe gösterilerek işten çıkarılan işçilerden Orhan Yıldız, açlık grevine başladı. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi iştirakleri olan İZENERJİ A.Ş. ve İZELMAN A.Ş.’de çalışırken, İzmir Valiliği’nin haklarında başlattığı “Güvenlik soruşturması” sonucunda 20 Ekim 2020 tarihinde iş akitleri Kod-29 gerekçesiyle feshedilen Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel-İş Sendikası üyesi 16 işçi, 18 Şubat’ta belediye binası önünde başlattığı direniş devam ediyor. 

Kod-29 ile işten çıkarılmalarına karşı direnen işçilerin direnişi sürerken, Orhan Yıldız adlı işçi süresiz açlık grevine başladığını söyledi.  Yıldız, „Ben 8 ay önce Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü’nde şoför olarak işe başladım. İzmir Valiliği’nin kararıyla Ekim 2020’de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Kod-29 ile işten 16 arkadaşımla işlerimizden atıldık. İşimize geri dönene kadar belediye binası önünde direnişe başladık.

Ancak bugüne kadar hiçbir adım atılmadı. Hukuksuzlukta ısrar ediliyor, bu yüzden açlık grevine başladım. Taleplerimiz karşılana kadar eylemimi sürdüreceğim“ dedi. 

Emek, Güncel Haber
İSİG Meclisi: Şubat ayında en az 138 işçi hayatını kaybetti!

Haber Merkezi: İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), Şubat ayı iş cinayetleri raporunu açıkladı. Raporda Şubat ayı içerisinde en az 138 içinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği kaydedildi.

Salgın Yönetimine Karşı Direniş ve Dayanışma Kazanacak” denilen İSİG Meclisi raporunda şu ifadelere yer verildi:

Bir yıllık salgın süreci, iktidar ve patronlar tarafından ‘fırsat’ olarak görüldü. Özellikle salgının ilk günlerinde, üretimin/hizmetin durması veya yavaşlaması bahane edilerek pek çok işçi işten çıkarıldı. Güvencesiz çalışmanın hakim olduğu konaklama ve inşaat işkolunda yoğunlaşan işten çıkarmaları tekstil, AVM, liman işletmeleri takip etti. Yine kronik rahatsızlığı veya yaşı sebebiyle risk altında bulunan işçiler, ücretsiz izin dayatmasını kabul etmeyen işçiler, işyerinde alınmayan önlemlere itiraz eden ya da ücretli izin talebinde bulunan işçiler, sendikalaşma mücadelesi yürüten işçiler ve altı aydan az süredir çalışan işçiler hiçbir hakları verilmeden (çoğunlukla Kod29 gerekçesiyle) işten çıkarıldı. Ek olarak, iş akdi fesih edilmese dahi, üretimin/hizmetin durmasından kaynaklı fiili olarak işsiz kalan işçilerin sayısı dikkat çekicidir. Binlerce restoran ve turizm işçisini fiili olarak işsiz bırakan bu durum, geçici ve güvencesiz çalışmanın olduğu bütün sektör ve alanları etkiledi. Özellikle kayıt dışı istihdamın ana kitlesi olan kadın, çocuk ve göçmen işçiler bu süreçte işsiz ve gelirsiz kaldı.

İşsizliğin koz olarak kullanıldığı işyerlerinde ise salgına karşı göstermelik önlemler alınırken üretim baskısı ve kötü çalışma koşulları yoğunlaştırıldı. Bu süreçte işçiler, açlık tehdidiyle çalıştırılırken, başta sağlık çalışanları, kargo emekçileri, market çalışanları olmak üzere pek çok sektörde aşırı ve esnek çalışma dayatıldı. Çalışma süreleri fiilen uzatıldığı gibi, pek çok işyerinde fazla mesai ücreti ödenmedi, işçiler angaryaya zorlandı. İşsizlikle tehdit edilerek uzaktan çalışmanın olduğu yerler de dahil olmak üzere esnek çalışmanın kalıcılaşması üzerine adımlar atıldı.

Talep ve iş yükü artan sektör ve alanlarda ise istihdamı artırmak yerine patronların var olan işçilerle sürdürdüğü aşırı/yoğun ve kuralsız çalışma, işçilerin vücut direncini düşürdü, salgına yakalanmaya daha da açık biçime getirdi. Covid-19’a yakalanan işçilerin olduğu işyerlerinin çoğunda, vaka görülmesine rağmen üretim sürdürüldü, işçilerin yaşamı ile oynandı. Pozitif vakaların çıktığı işyerlerinde, karantinaya alınan diğer işçiler herhangi bir test uygulanmadan evlerine gönderildi, karantinadaki işçilere ise çoğunlukla ücretsiz izin kullandırıldı.

Yani devlet ve sermayenin uyguladığı politikalar salgının bedelini işçilere çıkarmış oldu. Pandemi sürecinde alınması gereken önlemlerin bireysel önlemlere indirgendiği ve “evde kal”, “fiziksel mesafe”, “kendi ohalini ilan etme” çağrısı gibi söylemlerin yaşamak için çalışmak zorunda olan ve evde kalamayacak olan milyonlarca işçiyi ve ailelerini kapsamadığı bir gerçekti. İşçi sınıfına “şantiyede ol”, “fabrikada ol”, “markette ol”, “tersanede ol” denmeye devam edildi. İşçilerin açlık tehdidiyle zorla çalıştırılması, salgın sürecinin en önemli gasplarından biri oldu. İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan genelge ile ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında fabrika ve işyerlerinin büyük bir kısmı yasaktan muaf tutuldu.

Salgın sürecine ayrılan kaynakların nasıl kullanılacağına ilişkin “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi”, yaş sınırlamalı sokağa çıkma yasağı, 20 yaş altına uygulanan sokağa çıkma yasağının işçilerde istisna olması, şehirler arası geçiş yasağında işçilerin istisna tutulması, işçi eylemlerini yasaklayan valilik kararları, işyerinde alınmayan önlemleri deşifre eden sendikacıların gözaltına alınması gibi uygulamalar üretimin her koşulda devam ettirileceği bir politikayı net bir biçimde ortaya koydu. Salgın dönemi, hem üretim ilişkilerinde hem siyasi karar alma süreçlerinde mevcut sınıfsal ayrımı keskinleştirdi ve görünür kıldı…

İşçi sağlığı açısından en görünür sonuç ise ortada! İSİG Meclisi olarak bizim tespit edebildiğimiz Covid-19 nedenli işçi ölüm sayısı ise en az 858. Bu ölümler en çok sağlık, belediye, eğitim, büro, fabrika (tekstil-metal), özel güvenlik ve taşımacılık işkollarında meydana geldi. İşçilerin çok farklı kesimlerinden olan ölümler, tüm işyerlerinde salgına karşı sağlık-güvenlik önlemlerinin alınmadığının veya yetersiz alındığının bir göstergesidir. Tabi, tespit edemediğimiz ‘faal’ işçi ölümlerini ve özellikle işçilerin ailelerini, emeklileri de ekleyince ölümlerin yüzde 95’inin işçi sınıfı bileşeni olduğunu görebiliyoruz. Yani Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığıdır…

Diğer yandan salgın yönetimine karşı direnişler de sürüyor. Bu noktada SML Etiket, Sinbo, Migros Depo, Kadıköy-Maltepe belediyeleri, TÜVTÜRK, Baldur, Ekmekçioğulları, PTT, Cargill, Döhler, Güven Boya, Yasin Kaplan, Yemek Sepeti, A-Plas, Belkarper ve adını sayamadığımız işçi direnişlerini de selamlıyoruz…

Şubat ayında 138 iş cinayeti!
Yüzde 75’ini ulusal basından; yüzde 25’ini ise yerel basın, işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, meslek örgütleri ve sendikalardan öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla Şubat ayında en az 138 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti…

• 138 emekçinin 113’ü ücretli (işçi ve memur), 25’i kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor…

• Ölenlerin 7’si kadın işçi, 131’i erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri ticaret, sağlık ve konaklama işkollarında gerçekleşti…

• Dört çocuk işçi can verdi. Çocuk işçi ölümleri tarım ve inşaat işkollarında gerçekleşti…

• 51 yaş ve üstünde ise çalışırken ölen 46 emekçi bulunuyor: Çiftçi ve esnaflar ile tarım, gıda, maden, tekstil, ticaret, büro, sinema, eğitim, inşaat, taşımacılık, gemi, sağlık, güvenlik ve belediye işçileri…

• 5 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti: 3’ü Suriyeli, 1’i İranlı ve 1’i Ugandalı…

• Ölen işçilerin 6’sı sendikalı. Sendikalı işçiler tekstil ve sağlık işkollarında çalışıyordu.

• Ölümler en çok inşaat, sağlık, ticaret/eğitim/büro, tarım, taşımacılık, metal, madencilik, konaklama, tekstil, gemi/tersane ve güvenlik işkollarında gerçekleşti.

• En fazla ölüm nedenleri sırasıyla Covid-19, ezilme/göçük, trafik/servis kazası, yüksekten düşme, kalp krizi, intihar, patlama/yanma ve elektrik çarpması.

• Covid-19 nedenli ölümler sırasıyla sağlık, ticaret/eğitim/büro/sinema, güvenlik ve taşımacılık işkollarında meydana geldi.

15-17 yaş grubunda 4 işçi,
18-27 yaş grubunda 13 işçi,
28-50 yaş grubunda 67 işçi,
51-64 yaş grubunda 34 işçi,
65 yaş ve üstü yaş grubunda 12 işçi,
Ve yaşını bilmediğimiz/öğrenemediğimiz 8 işçi hayatını kaybetti…

10 ölüm İstanbul’da; 9 ölüm Kocaeli’de; 7 ölüm Bursa’da; 5’er ölüm Adana, Manisa ve Şanlıurfa’da; 4’er ölüm Aydın, Denizli, Giresun, Konya, Mersin, Ordu, Osmaniye ve Tekirdağ’da; 3’er ölüm Balıkesir, Elazığ, Gaziantep, Hatay, İzmir, Kayseri, Van ve Zonguldak’ta; 2’şer ölüm Ankara, Antalya, Artvin, Batman, Burdur, Isparta, Kahramanmaraş, Kırklareli ve Sinop’ta; 1’er ölüm Aksaray, Amasya, Bilecik, Bingöl, Bolu, Diyarbakır, Düzce, Kütahya, Malatya, Muğla, Niğde, Sakarya, Samsun, Sivas, Tokat, Uşak, Yalova, Yozgat, Bangladeş, Gürcistan, Irak, Rusya ve Ukrayna’da meydana geldi…

2021/ Şubat ayında iş cinayetlerinde hayatını kaybeden 138 işçiyi saygıyla anıyoruz…
Sebaattin B., Mustafa Zümber, Özgür Can Akbulut, Barış Akbulut, Rojhat Altuntaş, Osman Yılmaz, Ahmet Yıldız, Mahmut Arı, Mehmet Karataş, Erol Yiğit, Mehmet Berber, Mustafa Uysal, Bayram Kökçe, Gökhan Süt, Mehmet Ali Ersoy, İsmail Tekin, Hakan Altekin, Salih Yıldırım, Adem Yıldız, Taner Çulhaoğlu, Murat Arı, Mahmut Tok, Gökhan Dinç, Recep Ceylan, Ercan Akyürek, Nail Başaran, Haydar Kaya, İrfan Arslanhan, Emir Dibo, İlhan Doğan, İlhan Tütüncü, Cevat Türedi, Fehim Aba, Serdar Abo, Toygun Ateş, Tekin Özdemir, Mustafa Okuşluğ, Cuma Topraktaş, Kader Balcı, Hüseyin Demiray, Metin Mimir, İlhan Mimir, İhsan Mimir, Sevil Akyüz, Reşat Keskin, Endercan Kutkan, Taner Kavas, Müslüm Yılmaz, Serkan Turgut, Hakan Arslan, Ahmet ., Hüseyin Akkurt, Erhan Tanrıverdi, Mehmet Altan, Ali Uzunmehmet, İbrahim Zuveyn, Latif A., Sinan Çakır, İbrahim Koçoğlu, İsmail Aslan, Mehmet Çetinkaya, Abdullah Polat, Ahmet Önay, Emre S., M.K., Ömer Şimşek, Ziyed Ağcı, Ünal Çetinkaya, Yalçın Sütçü, Yüksel Bilgin, M.E., Murat Kara, Hasan Özpınar, Hüseyin Kızılaslan, İ. Karadeniz, İbrahim Uysal, Mustafa Gündoğdu, Erkan Tarıer, Dursun Tuğran, Hakan Bozan, Enver Taş, Mustafa Yıldız, Ender Erdoğan, Metin Agartancan, Namık Adlim, Aydın Keleşoğlu, Koray Tombak, Necmi Kaya, Celil Candar, Adem Gülsatar, Şaban Çivi, Murat Kuran, Fahri İnci, Sefa Erdem, Muammer Alak, Turan Arslan, Emel Yaman, Mehmet Tevfik Yardak, Serpil Ertuğbay, Eşsiz Çınaroğlu, İbrahim Bayraktar, L.Aktan Kokuoğlu, Emrullah Maraş, Abdülaziz Aslan, Rıza Uğur Keçecioğlu, Güven Erarslanlar, Mustafa Yalçın, Halil Onalt, Talat Aydemir, Sakine Kılıç, Kaya Kılıç, Kemal Derin, Adem Hacıoğlu, Necmi Arslan, Halil Bozdağ, Şener Karakış, Fatma Nurcan Uspulat, Mehmet Ertane, Mehmet Ergün Savçın, Enis Dailli, Royce Namubiru, Mehmet Mert El, Özgür Hizmetli, Emre Karavuş, Murat Güven, Yusuf Acar, Halil Çetinkaya, Tekin Çiçek, Sıtkı Vural, Yakup Kahveci, Mustafa Veziroğlu, Halil Muslu, Raci Ceyhan, Ahmet Tarı, Tugay Adak, Bardia Gharibi ve ismini öğrenemediğimiz 2 işçi…”

Emek, Güncel Haber
Tuzla’da et üretim fabrikasında çıkan yangında iki işçi hayatını kaybetti

Haber Merkezi: Tuzla’da et üretim fabrikasındaki yangının söndürülmesinin ardından 2 işçinin cansız bedenine ulaşıldı. Hayatını kaybeden işçilerin paketleme bölümünde çalışan Fatih Durmuş ve temizlik görevlisi olarak çalışan Ali Tomak olduğu açıklandı.

Tepeören Mahallesi Eski Ankara asfaltı üzerinde bulunan özel bir firmaya ait et üretim tesisinde saat 02.30’da yangın çıktı. Alevleri fark eden işçiler itfaiyeye haber verdi. İhbar üzerine Tuzla ve olay yerine çevre ilçelerden çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi.  Tesiste çalışan 135 işçiden 133’ü tahliye edilirken, paketleme bölümünde çalışan Fatih Durmuş ve Ali Tomak isimli iki işçi hayatını kaybetti.

Emek, Güncel Haber
“İşçiler işe alınana kadar yanlarında olacağız” BEDPlatformu

Bolu TÜVTÜRK’te çalışırken DİSK Nakliyat-İş Sendikası’na üye oldukları için “iyi niyet ve ahlak kurallarına aykırı davranış” anlamına gelen kod 29 ile haksız bir şekilde işten çıkartılan işçilere Bolu Emek ve Dayanışma Platformu destek ziyaretinde bulundu.

Medya14.Net’in haberine göre, ziyarette işçilerle bir araya gelen Emek ve Dayanışma Platformu üyeleri adına açıklamalarda bulunan Zehra Kulalı Gezici, sendikalı olduktan sonra kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin haklı mücadelesinde sonuna kadar destek olacaklarını belirtti.

İşçilerin direnişi 7’nci gününde devam ediyor

Araç muayene istasyonu TÜVTÜRK’ün Bolu şubesinde 12 yılı aşkın süredir çalışan 3 işçi geçtiğimiz aylarda Nakliyat-İş Sendikası’na üye olduktan sonra “iyi niyet ve ahlak kurallarına aykırı davranış” anlamına gelen kod 29 ile haksız bir şekilde işten çıkartıldı. 25 Şubat tarihinden itibaren istasyon önünde greve başlayan işçilerin mücadelesi 7. gününde devam ediyor.

Mücadelenin 7. gününde işçileri istasyon önünde ziyaret eden Bolu Emek ve Dayanışma Platformu üyeleri, işçilerin asla yalnız olmadığını ve işe geri alınana kadar arkalarında değil yanlarında olacaklarını ifade etti.Ziyaretten memnun kaldıklarını kaydeden işçiler, işveren tarafından haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarıldıklarını sendikalaşmanın anayasala bir hak olduğunu ve bu hakkı sonuna kadar savunacaklarını ifade etti.

Kaynak:sendika.org

Emek, Güncel Haber
Dört aydır maaşlarını alamayan işçiler çalıştıkları inşaata eylem başlattı

Haber Merkezi: Beşiktaş’ta bulunan bir inşaatta çalışan işçiler, eksik ödenen ücretlerini almak için kule vinci işgal etti.  

Beşiktaş Etiler’de bulunan Murat Beyaz İlkokulu’nda devam eden inşaatta çalışan işçiler, 4 aydır ücretlerinin eksik yatırılması üzerine eylem başlattı.

Aralarında Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev-Yapı-İş) üyelerinin de bulunduğu 7 işçi kule vincin üstüne çıkarak işgal etti.   İstanbul Valiliği’ne bağlı Proje Koordinasyon Birimi ve kaymakamlık ile daha önce görüştüklerini ancak sorunlarının çözülmediğini ifade eden işçiler, sorunları çözülene kadar vincin üzerinden inmeyeceklerini ifade etti.  

İşçilerin kule vinç üzerindeki eylemleri devam ediyor.  

Translate »