Kategorie: Mücadele

Dünya, Güncel Haber, Gündem, Mücadele, Perspektif
MKP „India’s People’s War Is Moving to Victory Under HKP(M)“

NewsRoom: Against the large-scale attacks launched by the Indian fascist regime in order to suppress the People’s War of India and to prevent the liberation of the peoples; Calls for international support and solidarity continue to come to the People’s War, which is led by the Communist Party of India.

We share with our readers the call of the Maoist Communist Party for solidarity with the People’s War of India.


„The government of Indian Prime Minister Nahendra Modi, the favorite of the imperialist system and representative of the Indian ruling classes, is trying to break the great resistance led by the HKP (M) in order to make the people and laborers of India pay the bill for the crisis of the imperialist system, and to stop the People’s War, which had hoped for millions of Indian workers with a new counter-repression-eradication attack by the Fascist Indian regime, Prahar-3. It is clear that this counter-revolutionary campaign will bring mass and individual massacres, tortures, conversion of living spaces into military prison campsites for millions of Indian workers, intellectuals, poor peasants, women, young people and children, and widespread extrajudicial killings against militias, guerrillas and Party cadres. Therefore, armed mass resistance of the HKP (M) and PLGA and Front organizations is legitimate. And it mandates international support.

The HKP(M)’s call for november 24th for international support and actions to coincide with the 10th anniversary of the massacre of kisenji comrades; We salute the call demanding the solidarity and sensitivity of all revolutionary movements, especially the international movement consisting of MLM.

India, with a population of more than a billion, is a vast geography pregnant with new social life and a new democratic revolution, experiencing the pains of the patriarchal and caste system as much as the ultal repression and modern class conflicts of the nations of Adivasi, Dalits, various religious minorities, Kashmir, Assam, Manipur nations. It is a site of freedom and new social life, where the People’s War and the Red Cross ripple through a region that encompasses many states that have covered India since the 1967 Naxalbari uprising led by the Maoist Communists and Tsar Mazumdar.

For this reason, the imperialist system and the Indian ruling classes are deeply disturbed by the consolidation of the areas of new democratic power with the armed people’s army PLGA and armed/unarmed mass organizations (paramilitary and revolutionary people’s committees) led by the HKP (M) in the areas of guerrilla operations and liberated areas, whose rapid sphere of influence, which the Indian mainstream (MassMedya) press calls the Red Corridor, expands every year. The Green Hunt and Salva Judum attacks, which focused on Dandakaranya, which he had tried before, were repelled by the people’s revolutionary resistance, the successful actions and mass actions of the People’s Liberation Guerrilla Army (PLGA), led by the HKP (M), with international campaign support. In a new offensive concept co-ordinated by Indian rulers with the interior minister of india’s Modi Government with 10 state prime ministers, the HKP (M) has been fighting hard with many successful military and mass actions since the Start of the Prahar-3 attack, which sent 10 valuable cadres and fighters, including MK members, to immortality.

Due to the circumstances in which our party was in the process of campaigning for prisons in solidarity with prisoners with its limited staff and organizational strength, it failed to show immediate preparation and reflexes for the day of action in support of the People’s War of India on November 24. However, with the concept of repression and destruction of india’s fascist Modi Government, we see the importance of spreading and perpetuation over time the work to defend the areas of power and to claim the People’s War and the sister party HKP (M) and PLGA under the Prahar-3 attack. Our party calls on all those who support, sympathize and have friendly relations with the general revolutionary democratic sensitivity to support the People’s War in India and to support the Indian people’s movement and its leader, the HKP (M), against the bloody Prahar-3 campaign launched by the Indian fascist ruling classes and the fascist Modi government.

With the understanding of our party MKP; It is an internationalist mission for international MLMs and revolutionary movements to claim and support the Indian revolution and the People’s War of India, one of the largest People’s War fronts of the strategic attack of the Proletarian World Revolution today.

However, our Party MKP draws attention to the fact that the unity of UKH, the acquisition of a Programme and Strategy to connect all components of UKH from the perspective of the Proletarian World Revolution, and the fact that the People’s Wars will be the most strategic support for India, the Philippines and other people’s wars, which continue to take steps to be taken from a purely theoretical acceptance.

Damn the Fascist State of India!

Welcome the bloody Prahar-3 attack by fascist Indian rulers with revolutionary international solidarity!

Long live the People’s War of India!

Long live HKP(M) Long live PLGA’s glorious Struggle!

Long live the Proletarian World Revolution!

Long live proletariat internationalism!

Long live Marxism Leninism Maoism!

Maoist Communist Party / MK-SB

Güncel Haber, Mücadele
24 KASIM’DA ULUSLARARASI EYLEM GÜNÜ İÇİN DEVRİM KARŞITI PRAHAAR-3 KAMPANYASINA (KIZILBAYRAK) KARŞI YÜRÜTÜLEN FAALİYETLERE DAİR RAPOR

Aşağıda, Hindistan devrimini desteklemek amacıyla uluslararası eylem günü için İsviçre’de gerçekleştirilen faaliyetler hakkında bir rapor bulunmaktadır. Hindistan’daki Halk Savaşını Destekleme Uluslararası Komitesi, İtalyan bölümü, Hindistan’daki Halk Savaşını Destekleme Galiçya Komitesi ve diğer kanallar aracılığıyla Hindistan Komünist Partisi’ne (Maoist) gönderilmiştir. Hindistan’daki halk savaşının sürekli olarak moralimizi güçlendirdiği gibi, Hindistan’da savaşan herkesin moralini güçlendireceğini umuyoruz.

Hindistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Sözcüsü’nün (Maoist) „24 Kasım Uluslararası Eylem Gününü Başarılı Hale Getirin“ çağrısına yanıtlik Faşist Modi Hükümeti tarafından yürütülen Prahaar Askeri Harekatına Karşı!“1, İsviçre’deki sosyalist devrimciler 24’e kadar geçen günlerde çeşitli faaliyetler gerçekleştirdiler.lik kasım ayı — 10lik Hindistan Komünist Partisi (Maoist) lideri Yoldaş Kishenji’nin şehit edilişinin yıldönümü – bu vesileyle Hindistan’daki halk savaşını destekleyen uluslararası komiteler tarafından yayınlanmak üzere belgelediğimiz ve Hintli yoldaşların ve meslektaşlarının saflarında dolaşım için, mücadele morallerini artırmaya hizmet eden faaliyetler.

Proleter göçmenlerin oranının yüksek olduğu ve emperyalist uluslararası diplomasinin merkezi olan üç ulustan oluşan bir ülkede yaşayan biz İsviçre’nin sosyalist devrimcileri, proleter enternasyonalizmi tüm eylemlerimizin başlangıç noktası olarak alıyoruz. Tüm çalışmalarımız, dünya devrimi için kırmızı bir barikat ve temel alan ve komünizm için ideolojik-politik bir savaş alanı olarak kırmızı bir İsviçre, sosyalist bir konsey cumhuriyeti olma hedefimizle, doğal olarak uluslararası işçi sınıfı devriminin bir parçası olan ve hizmet eden bu ülkede sosyalist devrimin geliştirilmesine hizmet etmektedir. Hindistan’daki halk savaşının, dünyanın en gelişmiş ve şu anda dünyada yürütülen üç insan savaşından biri olduğunu düşünüyoruz (Filipinler ve Burma dışında2), Asya’nın bugün emperyalist zincirin gerçekten de en zayıf halkası olduğunu, Hindistan’da zincirin kırıldığını ve yeni bir dünyanın doğduğunu ve Hint devrimini desteklemenin ve bundan ders almanın bugün dünyadaki tüm komünistler ve devrimciler için büyük bir görev olduğunu göstermektedir.

Bugün Hindistan’daki halk savaşının kilit rolünü kavramak, 1st İsviçre Komünist Partisi Geçici Merkez Komitesi’nin (Kızıl Fraksiyon) plenumu – İsviçre Komünist Partisi’ni marksist-leninist-maoist, militarize ve bolşevize komünist bir parti olarak yeniden inşa etmek ve yeniden kurmak için çalışan fraksiyon – İsviçre’de sosyalist devrim için sınıf savaşı için savaşan bir komünist parti – başlıklı bir karar aldı: „Yaşasın Hint Devrimi!“3, aşağıdaki pasajı alıntılıyoruz:

Emperyalizm proleter devrimin arifesi ve olmaya da devam ediyor. Yavaş ama emin adımlarla, emperyalizmin gecesinin karanlığında ölmemiz kaderimizde varmış gibi görünse bile, Doğu’da, Hindistan’da bizi beşeri bilimler parlak geleceğine yönlendiren kırmızı bir güneş doğuyor. İşçi sınıfı, kitleler ve dünya halkları emperyalizmi yenecek, uluslararası işçi sınıfı devriminin dünya çapındaki stratejik taarruzu gerçeğe dönüştürecektir. Bugün, pek çok kişinin hayatını ve özgürlüğünü feda ettiği bu hedefe ancak insanların savaşıyla, devrimi, sosyalist sistemi savunmak için de kullanılacak devrimci stratejiyle, zaferle hüküm sürdüğünde ulaşılabileceğini açıkça görebiliyoruz. Ve komünizm mücadelesi bununla da bitmeyecek, çünkü sosyalizm konsolide bir sistem değil, sınıftan sınıfsız topluma geçiş aşaması, sosyalist yapılaşmanın devrimci süreci ve kesintisiz proleter kültürel devrimdir. Taleplerimiz oldukça basit: tek istediğimiz Dünya. Sınıfsız, ataerkilliksiz, insan tarafından sömürülmedik bir Dünya. Tek istediğimiz komünizm. Ve biliyoruz ki İsviçreli ve Hintli komünist bu kavgada barikatın aynı tarafında duruyorlar. Böyle yoldaşlara sahip olmak bizim için bir onurdur.

Hindistan’daki halk savaşı, işçi sınıfının kurtuluşu ve bugün yürütülen tüm insanlığın kurtuluşu için en kararlı savaştır. Hindistan’ın dört bir yanında sayısız devrimci halk komitesinin üzerinde dalgalanılan kırmızı bayrak sadece Hint işçi sınıfının, Hint kitlelerinin veya Hint halkının bayrağı değildir. Hayır, bu bizim de kırmızı bayrağımız. Uluslararası işçi sınıfının bayrağı, komünizmin bayrağı.“

Gelip gerçekleştirilen bazı faaliyetlere geleyim.

Pazar akşamı 21.st Kasım 2021, İsviçre Komünist Gençlik Birliği (Refounding Committee)4 ve anti-faşist mahalle girişimi Fight Back! büyük bir İsviçre şehrinin eteklerindeki işçi ve yoksul mahallesinde gizli bir toplu toplantı düzenledi. İnsanların istedikleri / ödeyebilecekleri her şeyi ödeyebilecekleri bir Hint yemeği büfesi vardı. Seferberlik, hindistan’da ortaya çıkan durumu açıklayan bir broşürle yapıldı, bir haftadan kısa bir sürede geniş bir insan ağı aracılığıyla dağıtıldı ve broşürleri insanlar okumayı bitirdikten sonra toplumsal değişim isteyen diğer güvenilir insanlara verme talimatlarını içeriyordu. Kullanılan seferberlik yöntemi tam bir başarıydı ve hem büyük işyerlerinde hem de işçi ve yoksul mahallelerde çok sayıda broşür yayılmasına izin verdi ve Hindistan’daki halk savaşını birçok genç proletaryalının ve yarı proletaryanın kalbinde ve zihninde gündeme koydu. Toplanan toplantıya kitlelerin seferber olmasının yanı sıra, çoğunlukla uzun çalışma saatleri nedeniyle katılamayan diğerleri, farklı eylem ve etkinlikler için seferber edildi veya komünist çalışma gruplarına katılmaları istendi. Toplantıda bulunan ve demokrat olmaktan ilericilere, sosyalist devrimcilere kadar uzanan tüm kitleler ya proletaryaya ya da yarı proletaryaya aitti ve çoğu daha önce devrimci bir kitle toplantısına katılmamıştı ya da genellikle devrimci siyasette yeniydi.

Eski Hindistan’ın sömürü ve sefaletini ve yeni bir Hindistan’ın bakış açısının yanı sıra sosyal bir program değil, bir genosidal kampanya olan Prahaar-3 „kuşatma ve yok etme“ kampanyasını kınayan kısa bir sunum yapıldı. Mevcut kitlelerden biri, bu kısa sunumda – sadece Hindistan hakkında değil – kapitalist okul sisteminin 10 yılında hiç öğrenmediği kadar çok şey öğrendiğini belirtti. Bu sunum Komünist Gençlik Birliği tarafından bir belge olarak yeniden çalışılmış ve bu raporun eki olarak çoğaltılmıştır.

Daha sonra, kısa bir belgesel film, Hindistan’ın Kırmızı Gelgiti5, gösterildi ve tartışıldı. Film, mevcut insanlar üzerinde muazzam bir etki yarattı ve sadece gereklilik değil, aynı zamanda devrimci savaşın stratejisi ve taktikleri hakkında da çok verimli bir tartışmaya yol açtı.

İşyerinde sömürü ve herkesin farklı sömürücü patronları hakkında çok fazla alışveriş ve rant vardı. Bunun yanı sıra, komünist teoriyi okuma ihtiyacı tartışıldı ve bu da mevcut kitlelerle birlikte tamamen yeni bir çalışma grubu kuruldu.

İlerici kitleler özellikle burada da Hindistan Komünist Partisi (Maoist) gibi bir örgüte ihtiyacımız olduğunu vurguladılar. Bu, eskiden böyle bir Parti’nin burada da var olduğunu, ancak fırsatçılar ve yalancı politikacılar tarafından tasfiye edildiğini açıklayan devrimciler tarafından derinleştirilmiştir. İsviçre Komünist Partisi’nin tarihi kısaca açıklandı ve konuşma daha sonra İsviçre işçi sınıfının önümüzdeki on yıl içinde iklim değişikliği, emperyalist yeniden yapılanma ve emperyalist saldırganlık savaşının getirdiği zorluklara hazır olması için böyle bir Parti’yi şimdiden yeniden kurmanın önemine yol açtı.

Kitlesel toplantının sonunda, devrimci rap kolektifi Yenan’ın bir üyesi, biri Hindistan’daki halk savaşının büyük ilerlemelerini kutlayan bir dizi yeni şarkı seslendirdi. Bu şarkı – Lal Salaam – yenan’ınyaklaşan E.P.’sinden bir single olarak piyasaya sürüldü.6

Yayılan broşürlerin yanı sıra, farklı kuruluşlar tarafından üretilen veya çoğaltılan birkaç poster de vardı. Bunlardan biri, web sitemiz tarafından 1 için üretilen bir posterdi.st „Hindistan’daki Halk Savaşını Destekleyin!“ sloganıyla Mayıs 2020’de. Hem Komünist Gençlik Birliği (Yeniden İnşaa Komitesi) hem de Fight Back! Dostlarımız tarafından bize gönderilen posterlerin dosyalarını burada yayınlıyoruz.

Belirsiz bir tarih, saat ve yerde silahlı bir ajitasyon ve propaganda eylemi gerçekleştirildi. bir İrlanda şenlik ateşinin etrafında toplandı – odun gibi çeşitli yanıcı malzemelerden inşa edilmiş, emperyalist süper güçlerin (ABD, Rusya ve Çin) ve İsviçre emperyalizminin bayraklarıyla „dekore edilmiş“ üç metreden uzun bir yapının yanı sıra Hint faşist politikacılar Narendra Modi, Amit Shaw ve Mohan Bhagwat’ın yüzleri yakıldı, Kitlelerin genosidal Prahaar-3 „kuşatma ve yok etme“ kampanyasına karşı öfkelerini göstermek, tıpkı Yeşil Av Operasyonu’nun yaptığı gibi başarısız olması kaçınılmazdır. Böylece, Hintli yoldaşlar tarafından yapılan „Modi, Amit Shaw ve Bhagwat’ın effigies yakma ve baskıcı planlarını ortaya çıkarma“ çağrısı yerine getirildi. Bu eylemin askeri bir karakteri vardı, bu da yurtdışındaki halk savaşlarına verilen desteğin İsviçre’deki devrimci hareketin güçlendirilmesine ve askerileştirilmesine nasıl yardımcı olduğunu açıkça gösteriyor. Eylem sırasında İsviçre-Almanca farklı sloganlar atıldı ve katılan kitleler bir ajitatör tarafından katılmaya teşvik edildi. Sloganlar şunları içerir:

  • Devletin saldırıları hiçbir yere varamaz! Hindistan’daki halk savaşını destekleyin!
  • Soykırımlarına karşı, her yerde direniş!
  • Direniş sınıf mücadelesi demektir! Lal salaam, lal salaam!
  • Yaşasın uluslararası dayanışma!

Buna ek olarak, kışkırtıcı, her isim çağrıldıktan sonra mevcut meslektaşlarının „sınıf düşmanı!“ ile cevap verdiği farklı emperyalist ve faşist politikacıların isimlerini haykırdı.

Son olarak, Yayın Kurulumuz, Hindistan Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne (Maoist), Sözcüsü Yoldaş Abhay ve Genel Sekreteri Yoldaş Basavraj’a, Parti’nin tüm yöneticilerine, kadrolarına ve militanlarına, Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu komutanlarına ve savaşçılarına, Dandakaranya devrimci halk komitelerinde yaşayan tüm halk kitlelerine en sıcak devrimci, enternasyonalist selamlarımızı iletmek istiyor. Bihaar ve Jharkand bugün ve Hindistan’daki halk savaşını desteklemek için eylemler yürüten diğer ülkelerdeki tüm meslektaşlarına. Hint halkı kaçınılmaz olarak zafer kazanacak ve kızıl güneş tüm Hindistan’da parlayacak.

HİnDİstan’DA HALK SAVAŞINI DESTEKLEYIN!

DEVRIMCI PRAHAAR-3 KARŞıTı KAMPANYA ILE AŞAĞı!

İsviçre, 24.11.2021
YAYıN KURULU
KIRMIZI BAYRAK

Dünya, Güncel Haber, Kadın, Mücadele
İtalya / Roma’daki kadınların büyük gösterisinden Kadın / İşçi Meclisi’nin varlığı ve MFPR’nin Devrimci Uluslararası rolü

Titre, titre, çünkü hiç ayrılmadık!
Bugün, 25 Kasım, Kadına ve Toplumsal Cinsiyete Yönelik Erkek Şiddetinin Ortadan Kaldırılması Günü’nde, Devletin giderek yaygınlaşan ve yaygınlaşan bir şekilde uyguladığı şiddet biçimlerinden biri olan baskıdan bahsetmek istiyoruz.

Cezaevindeki tıbbi yanlış tedaviyi kınamak için yapılan bazı kamusal müdahalelerin ardından ve toplam kurumlara, militarizme ve neo-sömürgeciliğe karşı savaştıklarından dolayı hapsedilen yoldaşlarla dayanışma içinde olduğunu ifade ettiği için (garnizonlar ve yürüyüşler sırasında yapılan, bizim tarafından da terfi ettirilen biri de dahil olmak üzere), suça teşvik ve hakaret suçlarıyla suçlandı ve yargılanıyor. Bir duruşma sırasında, sorguya çağrıldığımızı ve tekrar tekrar isimlendirildiğimizi öğrendik: sanık yoldaş ve yoldaşın* Transfeminist Koordinasyonun bir parçası olup olmadığını bilmek istedik ve Kasım 2019’da cinsiyet şiddetine karşı gösterimiz sırasında iki kişiden birinin neden veya neden konuştuğunu öğrenmek istedik.

Şu şekilde cevap vermek istiyoruz: Yürüyüşlerimize, Devletin ezilen ve aşağılık özneler üzerinde uyguladığı istismar ve şiddete karşı mücadele edenlere (bu durumda olduğu gibi, herhangi bir kurumda gözaltına alınan insanlar gibi) ve bu mücadelelerle dayanışma içinde olanlara hoş geldiniz dir. Müdürlerimize göre kimi istediğimizi, yani saygımızı, güvenimizi, siyasi yakınlık hissettiğimiz insanları kimlerin istediğini konuşur. Cömert insanlar konuşur, kendilerini ses sahibi olamayanlara maruz bırakırlar, örneğin kalp masajı veya hapishane içinde olanlar gibi. Cesur insanlar konuşur, fırfırlar olmadan kendilerini ifade ederler, çünkü bunu yapmak DOĞRUDUR!Ama aynı zamanda kimin asla konuşmayacağını da söylemek istiyoruz. 

Gösterilerimize, grubumuzun dağıtmak istediği baskıcı ve küfürlü tutumları, ataerkil güç dinamiklerini kabul etmiyor. Bu nedenle ne faşist*, cinsiyetçi* ve ırkçı*, ne de „üniformalı“ bireyler ve partinin kurumsal temsilcileri konuşamayacaklardır. Vücudumuz üzerinde fırsatçı bir şekilde yapılan güvenlik ve acil durum politikalarının kolu ve aklı olan, her zamanki tarifin cezası altında, onları inandıkları gibi bertaraf etmemizi, sertleştirmemizi ve kontrol etmemizi istedikleri ikinci ikisini tanımıyor veya temsil ettiğimizi hissetmiyoruz: sosyal exlusion ve şiddetli baskı.Onu tecrit etmeyi ve korkutmayı amaçlayan gerçek bir baskıcı öfkenin olduğu yoldaşa karşı dayanışma ve yakınlığımızı, bahaneli bir aramanın yanı sıra hakkında cezai işlem başlatılmasıyla ifade ediyoruz. Onun yanında olacağız, onun gücünü yankılayacağız ki, bizimkiyle birlikte dokunulmaz olacak! Hepimiz olacağız!

Cadı avı iklimine ve üniformalı ve üniformasız polislerin hantal varlığına rağmen sokaklara dökülüp düşündüklerimizi söylemeye devam edeceğiz, her yaptığımızda!Aslında, hem düzenlediğimiz alayların orantısız sayıda muhafız tarafından takip edildiğini hem de eşlik edildiğini hatırlamak istiyoruz. Merkezdeki garnizonlar sırasında sade kıyafetli olanlar tarafından (bu artık prosedür belgelerinden bile açıkça görülüyor) müdahaleci ve takıntılı bir şekilde çekildik ve kaydedildik, bu yüzden genellikle bu ayrıntıları fark etmeyen daha saf insanların gözünde bile gülünç görünecek kadar orantısız.8 Mart 2021 için garnizonun filme gönderilmesi, aşağılık ve küfürbaz cis erkeğin klişesinin vücut bulmuş hali olan bir polis memuru, ancak, devletin ataerkil olduğunu ve sadece kendini savunduğunu söylerken, mahkemelerde olduğu gibi sokakta ne demek istediğimizi açıklamak zorunda kalmanın yorgunluğundan bizi uzaklaştırdı. Bu sebeple, sessiz ve saflarda olmamız gerektiğini anlamamız için bir fırsatı kaçırmayanlardan, onun sonundan başka bir şey istemiyoruz ve istemeyeceğiz.

Son olarak şunu söylemek isteriz ki, tam tersine, kendi kaderini tayin etmemizi reddeden „korumacı“ yasama çözümlerini reddediyoruz ve bunun yerine feminist meşru müdafaa ve mazlum tebaa arasındaki dayanışmayı, ister üniformalı olsun, ister togada, ister siyah gömlekli, ister cassock’ta olsun, erkek cis istismarcısı olsun, zalime karşı kullanılacak bir silah olarak iddia ediyoruz! Eğer „gerçekten yaşamak istiyorsak“ o zaman hayatta kalmak için de harekete geçmeliyiz.

Dünya, Güncel Haber, Mücadele
Nepal’de NKP Tarafından Yapılan Ülke Çapında Grev Katmandu Vadisi’ndeki Trafiği Etkiledi

Katmandu, 16 Kasım 2021: Netra Bikram Chand liderliğindeki Nepal Komünist Partisi tarafından ilan edilen ülke çapındaki grev, Katmandu vadisindeki araç hareketini etkiledi.

Yolda sadece birkaç araç var. Yolda sadece özel araçların ve iki tekerlekli araçların seyir halinde olduğu görülürken, yolda kamu araçlarının varlığı çok az.

Nepal Polisi, Silahlı Polis Gücü (APF) personelini ana caddelere yerleştirdi. Benzer şekilde, ülkenin farklı bölgelerinden gösteriler sabahtan beri yapılıyor.

Netra Bikram Chand namı diğer Biplav liderliğindeki Nepal Komünist Partisi (CPN), Perşembe günü petrol ürünleri fiyatlarındaki son zamlara karşı ülke çapında protestolar ilan etti. Parti bugün ülke çapında bir kapatma (Nepal Bandha) uygulayacağını açıklamıştı.

Güncel Haber, Gündem, Mücadele, Perspektif
Ulusal Sorunda Proletaryanın Görevleri Üzerine Kavrayış Meselesi (3)

Ulusal çelişmenin çözümünde Kürt ve Türk uluslarından proleterlerin ortak mücadelede birleşme gerekliliği ve görevlerini somutlayacak örgütsel biçimler üzerine sınıf hareketinin taşıdığı eksiklikler, sapmalara yönelik değerlendirmemiz örgütlerinin pratik hattıyla düşünüldüğünde daha kolay anlaşılacaktır. PKK ile sekiz (8) Türkiye’li devrimci örgütün (Türkiye’li örgütler kavramı HBDH bildirisinde bu örgütlerin kendi tanımlamasıdır) Kürdistan’da sınıf mücadelesinden ziyade ideolojik, politik ve siyasi, stratejik, taktik içeriği ve önderliğinin PKK tarafından belirlendiği açık ve net olan ve kendi tanımlamalarıyla “Birleşik Cephe”, “Stratejik ittifak” denilen Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) kuruluşu ve söz konusu yönelimi, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi de dahil Kürdistan’da bütün toplumsal çelişmelerin çözümünün ulusal harekete yüklenildiği ve ulusal sorunda proleter mücadele çizgisinin bu oluşumda yer alan devrimci örgütler açısından pek dikkate alınmadığı yönlü eleştirilerimizi de doğrulamaktadır.

Öğretilmiş Çaresizlik!

HBDH oluşumuna ve açıklanan deklerasyona bakıldığında kendi program ve bilinen görüşlerine ters tanım ve amaçlar olmasına rağmen bu oluşuma dahil olan küçük-burjuva devrimci örgütlerin ulusal hareketin arkasından sürüklendikleri sır değildir. 1971’de oportünist akıma karşı birleşik cephenin sınıf muhtevası üzerine komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın düşünceleri ve uluslararası komünist hareketin deneyimleri ve teorik belgeleri açık ve net olarak birleşik cephe politikasını devrimde çıkarı olan ezilen sınıfların proletaryanın ve onun biricik kurmayı komünist partisi önderliği ile birleşmesi olarak açıklarken Kaypakkaya geleneğinin temsilcileri iddiasında olan iki örgütün “MLM” sloganlarla HBDH oluşumunda yer almaları “Birleşik cephe” olarak savunabilmeleri; ulusal sorun meselesinde bu her iki örgütünde içinde bulundukları savrulma boyutunu anlaşılır kılmaktadır.

Birleşik cephe meselesinde Kaypakkaya yoldaş revizyonist akıma verdiği cevapta: Cephe devrimden menfaati olan bütün devrimci sınıfların komünist parti önderliğinde birleşmiş olmalarını ifade ettiğini açıkladıktan sonra şuna dikkat çekmiştir, “Cephenin gerçekleşmesi için devrimin dostlarını ve düşmanlarını doğru tespit etmek yetmez; aynı zamanda proletarya önderliğinde devrimin dostlarını birleştirmeye yönelen nispeten uzun bir mücadele yürütmek gerekir. Proletarya önderliğinde devrimin dostlarını birleştirmek için sabırlı ve çetin bir mücadele vermek gerekir” (9*)

Anlaşıldığı üzere Kaypakkaya geleneğindeki bu iki örgüt cephe politikasında proletaryanın sınıf önderliğini temel olarak gören Kaypakkaya yoldaşın ve dayandığı Marksist teori ve pratiğini kendileri bulmamış, cephe cephe’de komünist parti önderliği gerekliliği terk edilmiş, ulusal hareketin burjuva demokratik gayeler uğruna oluşturduğu birliğin de cephe olabileceği düşüncesine varmışlar. Fakat bunun yanlış ve oportünist bir düşünce ve pratik olduğuna kuşkumuz yoktur.

HBDH oluşumunda yer alan her bir örgüt HBDH’nin gerçek muhtevası ve amacından ziyade politik, ideolojik sapmalarının üstünün örtülmesine hizmet edecek birbirinden farklı tanım ve tespitlerde bulundu.

İşte bir kaç örnek:

Atılım gazetesi çizgisi HBDH’ne bir devrim önderliği misyonu yüklemektedir. HBDH’nin ilan edildiği basın toplantısında konuşan MLKP temsilcisi Ferzadcan şunları söyledi: “Şunu söylemek istiyoruz, emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı halklarımız artık alternatifsiz değildir. Halkların Birleşik Devrim Hareketi, demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik ve devrim şiarıyla oluşturulmuş devrimci birleşik bir önderliktir.” (10*)

Bu satırlar açık ve net olarak ancak proletaryanın sınıf önderliği ve komünist partisi önderliğiyle birleşmiş tüm halktan sınıfların ittifakıyla oluşmuş bir cephe örgütünü tanımlıyor. Fakat gerçekte HBDH bu tanımlamaya uygun değildir.

Özgür Gelecek ise Atılım gazetesinden biraz farklı “birleşik cephe” dememek için benzer içerikle bir hayli sözü dolandırarak sorunları söylemiştir.

“Gelinen aşamada faşizme karşı savaşta Kürt ulusunun direnişiyle, Türkiye emekçi halkının mücadelesi iç içe geçmiş durumdadır. (-) Türkiye halkı, özgürlük, demokrasi ve devrim mücadelesinde yeni bir mevzi daha kazanmış durumdadır.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi, Türkiye emekçi halkının devrim mücadelesiyle Kürt ulusunun demokrasi mücadelesini birleştiren, ortak bir hedefe yönelten, devrimci demokratik direnişi tahkim ederek eylem birliğini somutlaştıran…tarihsel bir adımdır.

Türkiye devrimci hareketi ve Kürt ulusal hareketi, TC faşizmine karşı savaşta Türkiye emekçi halkına “ben buradayım” demiş ve mücadele kararlılığını bir kez yenilemiştir. Öyleyse şan olsun ‘HBDH’ne” (11*)

Kürt ve Türk proleterlerinin demokrasi mücadelesini devrim amacına bağlı bir şekilde birleştirme görevinin yerine Özgür Gelecek Türk işçi ve emekçilerinin sosyalizm mücadelesini Kürt ulusunun burjuva demokratik mücadelesiyle birleştirilmesini koyuyor.

Üstelik sınıf bilinçli Türk proletaryası ile Kürt ulusal hareketini Kürt ulusunun demokratik mücadelesinin HBDH ile ortak bir hedefte buluştuğunu savunuyor.

Özgür Gelecek’ten devam!

“Kürt ulusal hareketi ayrılma talebinden vazgeçmiş ancak ‘demokratik özerklik’ olarak tanımladığı bir ‘statü’ talebi içindedir. Kürt ulusunun bu talebi demokratik, son derece haklı ve meşru bir taleptir. (..)

Bu anlamıyla çerçevesi belirlenmiş bir eylem birliği Türk ve Kürt ulusları arasında oluşturulmaya çalışılan şovenizme ve her türden gericiliğe darbe vuracak.” (12*)

Eleştiri göğüsleme gayesiyle Özgür Gelecek bir çırpıda bir cephe örgütü olarak oluşumunu ilan eden HBDH’nin bir “eylem birliği” çerçevesine sokmaya çalışmaktadır. Fakat içeriklendirirken ulusal sorunda ve cephe politikasındaki sapma gizlenemez açıklıkta yeniden ve yeniden üretilmektedir. Ulusların Kaderini Tayin Hakkı’nı teoride ilkesel gördüğünü söylemekte, ama pratikte onu boşa çıkarmaktadır. Proleter çizgi adına Özgür Gelecek’te deniliyor ki, ulusun bağımsızlık hakkından vazgeçilse de “demokratik özerklikte” önemli bir taleptir, bizim görüşümüze oda uyar, dolayısıyla ilkesel bir meselede çıkarılamaz. Buna ilkeleri reformlara, stratejik amacı küçük kazanımlara kurban etmek denir.

Ulusal meseleye yaklaşımda diğer sakat fikir de şudur: Kürt ulusunun devlet biçiminde örgütlenmek üzere bağımsızlık hakkından  -UKKTH’ndan vazgeçen PKK’nin “demokratik özerklik” formülasyonu somut “dil-kültür özerkliği” talebinin Kürt ulusunun bir talebi olarak sunulmasıdır. Eğer sadece ulusal hareketin bir talebi değil de; açık demokratik bir referandum yolu ile Kürt ulusuna bağımsızlık mı, yoksa Türk devletinin çatısı altında “dil-kültür özerkliği” mi istiyorsunuz şeklinde tanınmış hakla “dil-kültür özerkliği’ne evet denilseydi bu ancak o zaman Kürt ulusunun talebi olurdu. Aksi savunular bir ulusal hareketin talebinin Kürt ulusu genel talebi olarak gösterilmesi olur ki bu Kürt ulusu adına konuşmak anlamına gelmektedir. PKK Türk burjuvazisi ile daraltılmış talepler için Kürt ulusunun kendisini devlet olarak örgütleme hakkı gibi somut hedefi bıraktı diye komünistler ulusun kaderini tayin hakkını önemsiz görüp, kenarından dolanarak “demokratik özerklikte önemlidir” diyebilirler mi? Böyle bir ilkesel sapmaya denk düşen günahı işleyemezler. Özgür Gelecek’te savunulan HBDH stratejisi içinde “Türk emekçi halkının devrim mücadelesi” gibi vurgular var, ama işçi ve emekçilerden hiçte noksan olmayan Kürdistan’da Kürt proletaryasının bu stratejideki tavrının ne olması gerektiğine dair hiç bir şey bulunmamaktadır.

Açıklamaya çalıştığımız gibi Kürdistan’da Kürt işçi ve emekçilerinin sınıf mücadelesi tamamen görmezden gelinmektedir. İlkesel anlayışlara bile ulusal harekete yedeklenmeyle yeni formlar biçilmektedir.

“Devrim Hareketi” dediği HBDH’ne yüklenen cephe görevi ile çelişki oluşturan “Eylem Birliği” tanımlamaları arasında gezinen Özgür Gelecek beklentisi yüksek olsada bu oluşumun ulusal soruna yönelik bir yaklaşımın ötesinde olduğunu anlatmada ikna edici olamadı. Aktaralım:

“Birleşik Devrim Hareketi’nin kuruluşunda ilan ettiği ‘temel amaç ve ilkeler’ de sadece Kürt ulusal sorununa yönelik bir yaklaşım yoktur.

İşçi sınıfının mücadelesinden, kadın hareketine, gençlik mücadelesinden çevre mücadelesine kadar bir dizi alanda yürütülen mücadeleyi sahiplenmekte, desteklemekte ve daha ileriye sıçratılmasıyla gerçekliği vurgulamaktadır. Bu gerçeklik beraberinde oluşturulan eylem birliğinin ülkemizde demokratik devrimden çıkarı olan bütün halk kesimlerinin sınıfsal çıkarlarını savunan bir özellik arz etmesi anlamına gelmektedir. Bu durum demokratik devrim mücadelesi içinde olanlar açısından savunulması ve pratik olarak hayata geçirilmesi gerektiğini koşullamaktadır. (13*)

Birleşik cephe amacını HBDH’ne burda yüklerken, başka yerde “sınıf çıkarlarını savunuyor” denilen “devrim hareketine” “Taktiksek” yaklaşmakta, HBDH’ne yüklenen anlam meselesinde Özgür Gelecek şöyle diyor:

“Eylem birliği kararına her örgüt kendi anlayış ve beklentisi doğrultusunda yaklaşmakta ve öyle propaganda etmektedir. Komünistlerin ise harekete yaklaşımı taktikseldir.” (14*)

“Taktiksel eylem birliği”nin nasıl “Devrim hareketi” olarak tanımlana bildiği anlaşılmaz?! Bir yandan HBDH’nin devrimde çıkarı olan halkın sınıfsal menfaatlerini savunduğu ileri sürülecek, dahil olunan oluşum devrim hareketi olarak kendini deklare edecek, ama diğer taraftan adına “eylem birliği” denilmektedir. Ne yazık ki ulusal sorun meselesinde ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak cephe politikasına varan sapmaların kafa karışıklığının ifadesinden başka anlama gelmeyen savunularla doğru olarak gösterilmesi olanaksızdır. Cephenin gerçekleşmesi mücadelesinde komünist partinin savunması zorunlu siyasi ve politik çizginin terk esilmesiyle sınırlı olmayan söz konusu sapma esas olarak ulusal meselenin çözümünde proletaryanın bakış açısının terk edilmesinden ileri gelmektedir. Ne denilirse denilsin, HBDH açık olarak PKK’nin ideolojik, siyasi ve politik önderliğiyle oluşturulmuş, ulusal sorunda PKK’nin somut talepleri doğrultusunda reformlar için mücadeleyi esas alan bir cephedir. Somut gelişmeler ezen ulusun sınıf hareketi ile kendisini sınırlayan “Türkiyeli devrimcilerin” Kürdistan’da Kürt işçi ve emekçileriyle ilişkilenme, onlarla birleşmeyi değilde, ulusal hareketle ittifak kurmayı stratejik bir politika haline getirmesiyle proletaryanın devrim mücadelesi ve nihai amaçlarından ne derece uzaklaşabildiğini göstermektedir. HBDH özel olarak bu çalışmanın konusu olmamakla birlikte, çok yer verilmesi “komünist” devrimci hareketlerin Kürdistan’da sınıf mücadelesini ulusal harekete bıraktıklarını HBDH oluşumu gerekçelerini savunurken açıklamış olmalarıdır. Kürt proletaryası, Türk proletaryası ile birleşmez ise sosyalist devrimi başarıya taşıyıp taşıyamama meselesinde gerekli olan sınıf birliğinin nereden bulunacağı sorusunun üzerinde düşünülmemiş olmaması çok çarpıcıdır.

Ulusal soruna yaklaşım savunulmasında Özgür Gelecek ile aynı çizgide buluşan Halkın Günlüğü’nün HBDH anlayışını da özetle hatırlayalım: Taktiksel yaklaşımın aksine ulusal ulusal meselede reformcu, anayasal yalan benimsendiği çizgide HBDH stratejik, tarihsel tayin edici bir adım olarak değerlendirilmektedir.

HBDH için yapılan değerlendirmelerden işte bir kaç bölüm:

“Devrim isteyen, radikal değişiklik isteyen ve bu düzenin-sistemin değişmesini isteyen milyonların arzusu ve ihtiyacıdır” (15*)

Devrim arzulayanların birliği tanımı hemen “AKP faşizmine karşı” birliğe dönüşüyor. İşte: “Gerici savaşta ısrar ederek barbarlıkta sınır tanımayan faşist Erdoğan/AKP güruhuna karşı devrimci halkların ve mazlum ulusların cephesinden savaşın yükseltilmesi devrimci bir ihtiyaçtır. İşte HBDH bu ihtiyacın bir aracı” (16*)

“Faşizm ve tüm gericiliğe karşı halk kitlelerinin tarihsel ve güncelde özlemle umut ettiği birleşik mücadele, somutta adımını attığımız HBDH ezilen ve sömürülenler cephesinde devrimci-demokratik bir hamledir. Maoist komünistler olarak eylem birliklerine taktiksel ve günübirlik değil, stratejik ve uzun erimli bakmakta ve ele almaktayız.” (17*)

Bu oluşuma proletaryanın kurtuluş mücadelesinde tayin edici ve ezilen ulusun mücadelesi ve işçi sınıfının mücadelesini birleştiren ve ezen sınıflara karşı yöneldiğini belirten ifadelerle devam:

“Birleşik mücadele hareketi proletarya ve emekçi halkımızın kurtuluş mücadelesi ile ezilen ulus ve azınlıkların demokratik mücadelesine hizmet eden ezilenler cephesinden ezen sınıflara karşı yükselen bir mücadele kararlılığının ifadesidir.” (18*)

Bir başka yerde:

“HBDH ülkemiz devrim ve demokrasi mücadelesi açısından tayin edici tarihsel bir adımı ifade etmektedir.” (19*)

HBDH’ne önderlik eden Kürt ulusal hareketinin taşıdığı sınıf muhtevası ve amaçları bakımından ezen sınıflara olmadığını Halkın Günlüğü’nün unutması (!) şaşırtıcı değil. Birleşik cephenin gerçekleşmesinde proletaryanın-komünist partisinin önderlik etmesi şartını gerekli görmeyen Halkın Günlüğü’nün ulusal hareketin önderliğinde oluşturulmuş cepheye dahil olması da görüşlerine aykırı değildir.

“Barış ve çözüm süreci” ile Kürt ulusal hareketinin somut reform talepleri doğrultusunda ulusal sorun anlayışını pratikte revize eden Halkın Günlüğü’de ulusal hareket kuyrukçuluğu platformunda yerini aldı. Eylem birliklerinin stratejik görülmesi, hakim sınıfların diktatörlüğü olan faşizmin Türkiye’de “AKP faşizmi” ile tanımlanması, ulusal harekete “tasfiyeci öz taşıyan reformist hareket” denildikten sonra onun önderliğinde “devrim hareketi” oluşumuyla Türkiye işçi ve emekçilerine bir “kurtuluş aracı” müjdelenmesi gibi proletaryanın sınıf mücadelesiyle uygunluk taşımayan, örgütsel olarak tasfiyeci, teorik manada bilimsellikten uzak fikirlerin Halkın Günlüğü’nde sıralanması açık bir sağ ideolojik savrulmayı göstermektedir.

Ezilen ulusun kaderini tayin hakkı ve ezen ve ezilen ulus proleterlerin sosyalizm uğruna birleşmesi ve ortak mücadelesi gibi ulusal sorun çözümünde iki ilkesel dayanak noktası terk edildiğinde proletaryanın sınıf kurtuluşu mücadelesi baltalanır ve ulusal sorunda da devrim değil reform, devrim değil anayasal düzenlemeler şiarları benimsenmiş olur. Ulusal hareket ile devrimci küçük burjuva örgütleri AKP karşıtlığında buluşturan yönelim toplumsal çelişmelerin parlamento, reformlar yolu ile çözülebileceğine dair siyasal çizgidir.

DKP kendisi de bileşeni olduğu HBDH’nin amacını Halkın Günlüğü ve Özgür Gelecek’ten daha açık ve net şöyle açıklamıştır:

“HBDH AKP faşizmini yıkmak için kurulmuştur. Bu gerçeklik üzerinden bir araya gelen partilerimiz geçici güç birliklerinin ötesinde, demokratik devrim gerçekleştirmek için halk iktidarını hedefleyen cephesel bir birlik kurmuştur” (20*)

Devrim değil, ama reformlar eksenli oluşmuş bu birliğin içinde yer alan her örgütün kendi subjektif anlayışına göre propaganda yapmaya iten olgu mevcut oluşumun proletaryanın sınıf mücadelesi yerine konulan ulusal hareketin reform talepli mücadele çizgisine yedeklenildiği devrimci şiar ve hedefler ileri sürerek maskelenmesine duyulan ihtiyaçtan ileri gelmektedir. Olan şey ise şudur: küçük-burjuva devrimci örgütler ulusal sorun meselesinde bütünüyle ulusal harekete yedeklenmişlerdir.

Türkiye’de sınıf mücadelesi, Kürdistan’da ise ulusal mücadele ve bu mücadelenin yürütücüsü Kürt ulusal hareketinin koşulsuz desteklenmesi şeklindeki anlayış bütün bu örgütlerin ortak anlayışı halini almıştır.

Biz baskıya karşı gelişen Kürt ulusal hareketinin haklı, meşru ve ilerici mücadelesinin tartışmasız destekçisiyiz, eylem birlikleri, ortak geçici mücadele platformlarının kurulmasına karşı değiliz, olmayız.

Ama biz Kürt ulusal hareketinin daraltılmış somut reformlar talepli uğruna Türk burjuvazisiyle girmiş olduğu uzlaşma arayışlarını burjuvazinin menfaatlerini güçlendiren, proletaryanın menfaatlerini ve mücadelesini zayıflatan muhtevada gördüğümüz için uzlaşma yolunu desteklemiyoruz. İşçi sınıfının mücadele çıkarları bu meselede en önde tutulmalıdır.

Ezilen ulus Kürt proleterlerinin sosyalizm ortak davasında nasıl örgütlenebileceği, Türk işçilerle ortak örgütlenme biçiminin nasıl yaratılabileceğine dair sınıf perspektifi yoksunluğu söz konusu örgütleri Rakka, Der zor cephesine kadar sürüklerken Cizre, Şırnak, Sur, Nusaybin direnişlerinde faşist Türk devletinin kitle katliamı saldırıları karşısında politik sessizliğe prangalamıştır. Toplumsal pratik, Kürdistan’da ulusal harekete yedeklenme dışında devrimci örgütler bakımından sınıfsal bir mücadele hattında ilerleme arayışında olunduğunu göstermektedir.

Ulusal hareketle geçici ittifakların kurulması ayrı bir şey, Kürt proletaryasının mücadele çizgisinin Kürt burjuvazisinden ayrı olması ve bağımsız sınıf hattının kurulması ve sürdürülmesi ise ayrı bir şeydir. Ulusal sorunda Kürt ve Türk milliyetlerinden proleterlerin ortak mücadele ve birleşme planı doğrultusunda hareket edilmediği sürece Alman, İspanyol, Fransız devrimciler gibi enternasyonal dayanışma sloganı altında savaş mevzilerinde ölümsüzleşen, Türkiye devrimci örgütlerinde olmaları nedeniyle anavatanları Kürdistan’da “Enternasyonal dayanışma”cı bir devrimci olarak naaşı toprağa verilmektedir. Yalnız başına bu durum bile ulusal sorunun proleter devrim mücadelesinin bir parçası olarak kavranmadığı, devrimci hareketin dış bir güç olarak dayanışmacı pozisyonda bulunduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir. HBDH oluşumunun deklare edildiği açıklamada, “Kürdistan ve Türkiye’li devrimci örgütlerden oluşan HBDH içerisinde yer alan örgütler olarak” (21*) belirtildiği gibi kendilerini Kürdistan’dan ayırmış “Türkiyeli örgütler” olarak tanımlamışlardır. Dış bir kuvvet olarak Kürdistan’da ulusal hareket ile dayanışmayı, onun politikasına endekslenme ile sınırlamış “Türkiye’li” küçük burjuva devrimci örgütlerin Kürdistan’da Kürt proletaryasının mücadelesiyle teorik açıdan bile pek ilgilenmedikleri kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Üstelikte Kürt ulusunun devrimci biçimde örgütlenmek üzere ayrılma hakkının görmezden gelindiği bir kezde HBDH birliği üzerinden “Türkiyeli” devrimci örgütleriyle sınıf hareketini içine alacak şekilde kapsamı oldukça genişletilmiştir. Bırakalım sosyalist devrim amacını, içeriği demokratik burjuva olan bir ulusal devrim hedefi bile olmayan PKK’nin önderlik ettiği oluşuma “devrim hareketi” denilmesi, siyasi amaç ve pratik arasındaki çelişki ve tutarsızlığı gösteren bir durumdur. Çağdaş dünyada her hangi bir halk devrimi ancak proletaryanın, komünist partisinin önderliğinde mümkün olabileceğini bu devrimci örgütler unutmuştur.

Ezen ve ezilen uluslar çelişkisinin devam ettiği belli bir devlet sınırları içinde ezen ulus proletaryasının görevi ezilen ulusun burjuva sınıf muhtevalı ulusal hareketine eklemlenme pozisyonunda milli baskı uygulayan ülkede “Enternasyonal dayanışma” ile bulunmaktan ziyade, ezilen ulus proletaryası ile enternasyonalizm ilkesine bağlı biçimde birleşmek, ortak mücadeleyi örmektir.

Tıpkı Rus proletaryasının Gürcistan, Azerbaycan, Polonya, Letonya, Estonya, Ermenistan, Ukrayna ve diğer sömürgeleştirilmiş uluslar proleterleri ile enternasyonal birleşme sağladıkları gibi.

Kürt, Türk ulusları proleterlerinin mücadelesinin ortaklığı ulusal sorunda ezen ve ezilen uluslar komünistlerinin ikili görevlerinin gerçek içeriğiyle açığa çıkması anlamına gelecektir.

Somut olarak enternasyonalizm ilkesinde birleşme temeli şuna dayanmalı: Devrimin bir parçası olarak kavranan ulusal meselede sınıf bilinçli Türk proletaryası, ulusal baskıya sosyal-şovenizme karşı savaşarak, ilkesel olarak Kürt ulusunun devlet biçiminde örgütlenmek üzere ayrılma hakkını savunacak; Kürtlerin nasıl yaşayacaklarına Kürt ulusu dışında hiç kimsenin karar vermeyeceğini Türk işçileri ve emekçileri arasında propaganda etmeli, onları eğitmeli, ulusal dar görüşlülüğe düşmenin ve milliyetçiliğin zararları konusunda bilinçlendirmeli, Kürt ulusu ve çeşitli azınlık milliyetler proleterleriyle Türk proleterlerin ortak mücadelesinin en öne alınması gerektiğini kavratma mücadelesini gevşetmemelidir.

Keza ulusal sorunu devrim mücadelesinin bir parçası olarak kavrayan sınıf bilinçli Kürt proletaryası ise ayrılma hakkı üzerine Türk halkına propaganda yapan Türk komünist yoldaşlarının aksine tam hak eşitliğine dayalı ortak yaşamayı, ayrılık değil birlik, ortak ve daha güçlü bir toplumsal düzenin birlikte kurulabileceğinin propagandasını yapacak.

Bununla birlikte sermayesini büyütme, kâr derdiyle çıkarını esas alan Kürt burjuvazisinin milliyetçi sınıf hedeflerinin proletaryaya ters yönlerini Kürt işçi ve emekçilerine açıklamak, milliyetçiliğin Kürt proleterlerinin, emekçi Kürt halkının gözlerini kör etmesini önlemek, örgütlenme sorununda ise oluşturulması zorunlu komünist örgütle Türk proletaryası ile güçlerini birleştirmek, ortak mücadele ilkesinden sapmamak, Kürt işçi ve emekçileri arasında Türk işçi ve emekçilerle birleşmenin propagandasını yapmak, işte Kürt komünistlerinin de görevi budur.

Türk komünistleri Türk işçileri ve geniş halk kitleleri arasında Kürt ulusunun ayrılma hakkını propaganda etmez, milliyetçiliğe karşı durmaz, Kürt komünistleri ve Kürt proletaryası ile birleşmenin açık örgütsel görevleri yerine getirilmez ise, Kürt komünistleri de yine Kürt işçi ve emekçileri arasında birliğin propagandasını yapmaz, milliyetçiliğe karşı durmaz, Türk komünistlerle, Türk proletaryası ile birleşmenin açık örgütsel ilkelerine göre hareket etmez ise ulusal sorunda Türk ve Kürt proleterlerinin ikili görevlerini yerine getirmemesinden dolayı Türk ve Kürt proleterlerinin ortak enternasyonal mücadele çizgisi kurulamaz; kurulamamıştır. Kürdistanlı komünistlerin örgüt oluşturmasını, oluşturmuşsa bile caiz görülmeyip milliyetçilikle damgalanan, ama Kürt burjuva çizgisine biat eden Türk “komünistleri” anlayışı hakimiyetini korudukça da enternasyonal birlik çizgisi kurulamaz.

Ulusal sorunda Türk komünistlerinin çıkış noktası olması gerekli Kürt ulusunun devlet kurma hakkı Türk işçileri arasında savunulmadığı gibi Kürdistan’da Kürt işçi ve emekçilerinin sınıf mücadelesi ise tamamen unutulmuştur. Proletarya davasının yana bırakılması ezilen ulus burjuva çizgisinin yardımına koşulması proletaryanın kurtuluş mücadelesine ihanettir.

Türkiye’de küçük burjuva sosyalizm tutumu ulusal hareketin baskıya karşı yönelen haklı mücadelesini desteklemenin ötesinde proletarya davasının terk edilmesine ya ezilen ulus milliyetçiliğinin çizgisine yedeklenme, kendisini onun yardımına koşmakla sınırlama, yada ezen Türk ulus burjuvazisinin yardımına koşmak anlamına gelen ve Kürtlerin baskıya karşı yönelen haklı mücadelesiyle arasına mesafe koyan sosyal-şoven tutum şeklindedir.

Türk komünistleri: Kürt burjuva çizgisiyle değil, Kürt proletaryasının sınıf mücadelesi çizgisiyle birleşmek görevini bir kenara bırakamaz. Kürt işçi ve emekçileriyle Kürt burjuvazisi, büyük toprak sahipleri arasındaki sınıf ayrımını, aralarındaki uzlaşmaz çelişkiyi silikleştirmek me adına hareket edilerse edilsin burjuvazisinin görüş açısına kaymaktır. Bu tutum en başta Kürt ve Türk proleterlerinin birliğini zehirleyen özde olmasıyla işçi sınıfını burjuvaziye karşı silahsızlandırır. Belli bir devlet içinde ezen ve ezilen tüm uluslar işçilerinin birliğinin en yüksekte tutulması gerektiğini söyler Lenin:

“İşçi sınıfının ve onun kapitalizme karşı mücadelesinin çıkarları, bütün uluslar işçilerinin tam dayanışmasını ve en sıkı birliğini gerektirmektedir; bu çıkarlar her milliyetten burjuvazinin şoven politikasına karşı şiddetle karşı koymayı emreder: onun için sosyal-demokratlar eğer ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını, yani ezilen ulusun ayrılma hakkını reddederse yada ezilen ulusların burjuvazilerinin bütün ulusal isteklerini desteklerse proletaryanın siyasi çizgisine karşı gelmiş olurlar ve işçileri burjuvazinin politikasına boyun eğmeye yöneltirler.” (22*)

Kürdistan’da Kürt burjuvazisi ile Kürt proletaryası ayrımından söz etmeyen ve bütünüyle KUH’ni destekleme hattında olan önemli bir kısım “Türkiye’li” küçük-burjuva örgütlerin proletaryanın burjuva çizgisine boyun eğmesi politikasını sürdürmektedir. Uluslararası proletaryanın büyük önderi Lenin’in işaret ettiği doğrultuda Türk ve Kürt işçilerinin sıkı birliği çizgisinin kurulması yerine, Türk “komünistlerinin” ulusal harekete bütünüyle yedeklenme çizgisinin takip edilmesinin artık sonuna gelinmiştir.

Ezen yada ezilen tüm uluslar sınıflardan meydana gelmektedir. Kürdistan’da dahil ezilen ulusta sınıf mücadelesi rafa kalkmaz, aksine devrimci proletaryanın mücadelesine çeşitli toplumsal çelişmelerin şiddetli olması temelinde büyük nesnel olanaklar sunar. Ezilen ulusun proletaryası kendi sınıf çıkarı, burjuvazi ise kendi sınıf çıkarı doğrultusunda ulusal baskıya karşı mücadele yürütür.

Emperyalizm döneminde bir kısım hain, satılmış burjuvazi ve toprak sahipleri katmanı işbirlikçi konumdadır.

Ezilen ulusun proletaryası kendi ülkesinde burjuvaziden ayrı olarak bağımsız kendi sınıf bayrağıyla mücadele yürütebildiği oranda ezen ulus proletaryası ile aynı kurtuluş amacında birleşebilmişlerdir. Eğer Sovyetlere giden yolda Rusya’da ezilen ulusların komünistleri ülkelerinde burjuvazilerinden ayrı olarak örgütlerini oluşturmamış ve Rus komünistleriyle en sıkı birliği gerçekleştirmemiş olsalardı, sosyalist devrim tüm Rusya’ya yayılmazdı.

Rosa Luxemburg’u Lenin’le aynı örgütte buluşturan temel, ezen Rus ulusa ve ezilen tüm ulusları -Polonya’da dahil- komünistlerin her bir ülkede proletaryanın enternasyonal mücadele çizgisinde hareket etmiş olmalarıdır. Bu görüş açısından değerlendirildiğinde tüm politik olgular ulusal sorun meselesinde Türk “komünistlerin” Kürt proletaryasını dikkate almadığını göstermektedir.

Lenin ise tüm ezilen uluslardan proletaryanın sınıf çıkarları ve taleplerine işçilerin birliğine odaklanır:

“Ezilen ulusların burjuvazisi, taleplerin “pratik” olduğu iddiasıyla proletaryayı, özlemlerini kayıtsız şartsız desteklemeye çağıracaktır. Proletarya bu çeşit pratiğin karşısındadır. Proletarya eşitliği ve devlet kurma hakkı eşitliğini tanırken, bütün ulusların proleterlerinin birliğine pek büyük değer verir ve her ulusal talebi, her ulusun ayrılma hakkını işçilerin sınıf mücadelesi açısından değerlendirir.” (24*)

Ulusal sorunda biz komünistler Kürt proletaryası ile Kürt burjuvazisinin sınıf çıkarlarını ayrı görüyoruz. Tarihin gösterdiği gibi tüm ezilen ulusların proleterleri için geçerli olan şey, ezilen ulus Kürt proletaryası içinde önemli olan vazgeçilmez şey kendi sınıfının gelişmesini garantiye almaktır. Türk proletaryası adına “Kürt halkına destek” sloganı altında sadece KUH’nin desteklenmesi ve Kürt proletaryasının görmezden gelinmesi Kürt komünistlerinin bir topluluk oluşturmasının reddi, Kürt halkı ile Kürt burjuvazisinin proletaryanın önderliğinde ancak mümkün olabilecek Kürt halk hareketi ile Kürt ulusal burjuva demokratik hareketinin aynılaştırılması politikası Türk ve Kürt işçileri burjuvazinin kucağına itmiştir. Oysa Kürt ve Türk işçilerinin birliği ve ortak mücadelesi ulusal meselede zorunlu görevdir. Kimi küçük burjuva devrimci örgütlerin ulusal sorunda “özel, özgün program” diye diye vardıkları nokta Türkiye’de HDP, HDK’de parlamentarist, reformist eğilemde kendilerini bulmaları; Kürdistan’da ise Qandil’e bir grup yollamak, Rojava Kürdistan’da enternasyonal dayanışma, Suriye’de Rakka ve Der’ Zor’da IŞİD karşıtı koalisyon altında savaşçı bulundurmak, savaşmak olarak son şeklini almıştır. Her halükarda sosyalizm mücadelesinden uzaklaşmış bir çizgi söz konusudur.

Ezen ve ezilen uluslar proleterlerinin birliği ve mücadelesi görevini “o bu günün işi olmadığından”! tabiki “pratik değilmiş” ve bu nedenle “ileri sürülemezmiş”. Komünist maskesiyle gelinen nokta ulusal sorunda dahil toplumsal çelişmelerin çözüm mücadelesinde sınıf hareketinin burjuva rotaya çekilmesi çizgisinin savunulmasıdır.

Sınırların fiilen ortadan kalktığı Suriye, Irak devlet yapılarının yönetemez durumda çöküşte olduğu Ortadoğu’da ve Kürdistan’ın dört bir parçasında Kürt ulusal hareketlerinin haklı ve meşru direnişi önemli bir güç kazansa da, Kürtlerin ulus olarak devlet şeklinde örgütlenmek üzere ayrılma hakkını kazanamadıkları görülmektedir. Emperyalist devletler Ortadoğu’da güç kapışması içindedir. Kürtlerin bağımsızlığı zorla bastırılmaktadır; Irak, İran, Suriye, Türkiye faşist hakim uluslar devletlerinin saldırganlığını destekleyen emperyalistlerin yüz yıllık Kürt politikasında bir değişine gitmedikleri anlaşılmaktadır.

Bağımsızlıktan yana Kürt ulusunun Güney Kürdistan’da referandumda beyan edilen bağımsızlık iradesi başta ABD olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer emperyalist devletlerin onayı ile Türk, Arap, Fars -Türkiye, Irak, İran devletleri tarafından ezilmesi, bağımsızlık hakkının zorla gasp edilmesi meselenin bir dünya sorunu olarak yaşanması, Kürt ulusal mücadelesinin çözümünün Ortadoğu’da büyük bölgesel gelişme ve değişimlere yol açma niteliği ile sınırlı değil, Kürdistan’da Kürt proletaryasının sınıf mücadelesinin gelişmesi halinde çok daha büyük önemde ilişkide olduğu Arap, Türk, Fars ezen uluslar proleterleri arasında da bağlayıcı bir halka olabileceğinin görülmesi gereklidir.

Devrimci ulusal hareketin Ortadoğu’daki sınıf hareketlerini etkileme gücüne bakıldığında, güçlü bir Kürt proleter hareketinin varlığının çeşitli milliyetler işçilerinin birliği ve ortak savaşımını çok daha fazla etkileyeceği ve çelişmelerin çok şiddetli ve derin olduğu yerden yayılıp ve genişleyecek olan proleter devrimci enerjinin sosyalizm davasını büyüteceği görülmelidir.

Arap, Türk, Fars burjuvazileri gibi emperyalizm ile işbirliğinde olan Kürt burjuvazisinin Güney Kürdistan’daki temsilcileri KDP, YNK’nin bağımsızlık referandumu sonrasındaki ihaneti burjuvazinin ulusal meselede çıkar ve sermayesini büyütmeyi düşündüğünü gösteren ders verici örnektir.

Kürt ulusal çelişkisinde Doğu, Batı, Kuzey ve Güney parçalarında burjuva ulusal hareketlerin her biri kendi çıkarları yönünde hareket etmektedir. Çeşitli emperyalist finans merkezlerine bağımlı olmasının yanı sıra Türk, Arap, Fars hakim uluslar burjuvazileri ile işbirliği ve bağımlılığı mevcut gruplara ayrılmış Kürt burjuvazisi ulusal bağımsızlıktan ziyade sermayesini büyütme peşinde koşmaktadır. Her parçada farklı ihanet ve teslimiyet örneğini oluşturan burjuvazinin sömürücü ve gerici emellerinden tamamen zıt yönde Kürt proletaryasının dört parçadaki çıkarı bir ve aynıdır ve ezen uluslar proleterlerinin çıkarlarıyla da hiç bir ayrışım göstermez.

Proletaryanın ulusal kurtuluş sorunundaki görevi sömürücü özel mülkiyet düzenini kaldırmak, emperyalizmi kovmak, emekçi halk kitleleri ve ezilen ulus ve azınlıklar üzerindeki tüm baskı türlerini sonlandırmaktır.

Kürt milli hareketi de diğer milli hareketler gibi en nihayetinde kapitalist meta üretimi ve dolaşımını güvencelendiği milli bütünlüğü olan bir devlet kurma genel eğilimine sahiptir. Fakat Kürt ulusal hareketlerin milliyet sorunundaki istekleri birbirinden farklıdır. Bu isteklerin çok çeşitliliği milliyetçi burjuva hareketlerin ulusal özgürlükten ziyade grup çıkarlarını öne aldıklarını göstermektedir. Önce bağımsızlık somut isteğinde olan KDP, YNK, sonra bu isteğinden vazgeçti, konjonktürel gelişmelerle tekrardan bağımsızlık formülüne döndüler. Birleşik bağımsız Kürdistan formülü ile yola çıkan PKK ise Kürt ulusunun devlet olarak örgütlenmesini somut hedefi olmaktan çıkardı, dil-kültür özerkliğini aşmayan isteğiyle siyasal iktidarın dört parçada hakim uluslarda kaldığı çeşitli reformlarla “demokratik cumhuriyet” hedefi savunulmaktadır. Bu hedef hakim uluslar burjuvazileriyle uzlaşma formülasyonudur PYD ise Suriye’de özeklik amacıyla yola çıkmış nihai hedefini federatif Suriye ile somutlamıştır. ABD emperyalizmi Güney Kürdistan’da KDP, YNK’ye Kürt ulusuna federe Kürt yönetimini onaylamadıkları, bağımsızlık referandumu sonrasında Türkiye, Irak, İran faşist devletlerinin ittifak halindeki saldırganlığıyla cezalandırdı. Petrol havzaları, sınır kapılarının kontrolü ve bir çok yerleşim alanlarının -Kerkük’te dahil federal Kürt yönetiminden zorla alınması ve Irak devletinin kontrolüne geçirilmesi bağımsızlık referandumuna kalkışmanın diyeti oldu.

PYD ile ABD ittifakı Rojava Kürdistan’da devam etmekteydi. Güney Kürdistan’da proleter sınıf çıkarları davasını sürdürmelerini savunuyoruz. Kürt ve Türk işçilerinin en sıkı birliğinden yanayız.

Kürdistan’da sadece ulusal hareketlerin milliyetçi bayrağını kaldırmayı Kürt işçilerini öğütleyen Türk “komünistleri”nin aksine biz ulusal sorun çözümünde Kürt proletaryasının uluslararası denenmiş bayrağıyla mücadele etmesinden yanayız.

Bu yol Türk ve Kürt işçilerinin milliyetçi sınırları aşan vazgeçilmez tek yoldur. Bu yol ulusal hareketlerin kendileri dışında hiç bir gücü tanımadığı ve istemedikleri Kürdistan’da işçi ve emekçi kitlelere dayanmayı bırakmış birçoklarına mümkün görünmeyebilir, ama komünistler şimdi mümkün olabileceğinden değil, bilimin dayandığı toplumsal olgulardan hareket etmek zorundadır.

Bütün olgular Kürt proletaryasının komünist partide toplaşma, mücadele etme dinamiğine sahip olduğunu göstermektedir…

Notlar:

1- Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu- Sayfa: 44, Sol yayınları

2- Stalin, Age, Sayfa: 73

3- Stalin, Age, Sayfa: 342

4- V.İ Lenin, Seçme Eserler, Cilt, 6, Sayfa: 468 (yıl 1918) İnter yayınları

5- Stalin, Age

6- Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa: 650, İnter yayınları

7- Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Sayfa: 351, Sol yayınları

8- Stalin, Leninizmin Sorunları, Sayfa: 745, İnter yayınları

9- İbrahim Kaypakkaya, Bütün Eserler, Sayfa: 517, Nisan yayıncılık

10- Atılım gazetesi, Sayı: 216/2016, Sayfa: 12

11- Özgür Gelecek gazetesi, sayı: 77/2016,Sayfa: 03

12- Özgür Gelecek, sayı: 78/2016, Sayfa: 09

13- Özgür Gelecek, sayı: 79/2016

14- Halkın Günlüğü gazetesi, sayı: 118/2016 Sayfa: 11

15- HG gazetesi, sayı: 118, Sayfa: 16

16- HG gazetesi, sayı:118, Sayfa: 16

17- HG gazetesi, sayı:118, Sayfa: 16

18- HG gazetesi, sayı: 118, Sayfa: 07

19- Umut Gazetesi, sayı: 27/2016

20- Kaypakkaya İnternet sitesi: 8 Nisan 2016

21- Lenin

22- Lenin

Güncel Haber, Mücadele, Perspektif
MKP Dava Tutsakları: Partimizin İleriye Doğru Attığı Adımı Coşkuyla Selamlıyoruz!

Haber Merkezi: Maoist Komünist Partisi dava tutsakları yaptıkları açıklama ile partilerinin yapmış olduğu 3.Kongre’sini selamladıklarını duyurdu.

MKP dava tutsaklarının yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Partimizin İleriye Doğru Attığı Adımı Coşkuyla Selamlıyoruz!

Zorlu ve sancılı bir süreçten sonra partimiz Maoist Komünist Partisi 3. Kongre’sini gerçekleştirdiğini açıklamıştır.

Sosyalist devrim ve oradan komünizme yürüme hedefiyle sürdürülen sınıf mücadelesin de her toparlanma, her başarılı örgütlenme, teori ve pratik birliği esası üzerinde ilan edilmiş her devrimci program kuşkusuz devrimci kitleleri etkileyen ileriye doğru atılmış bir adımdır. Önderliği altında mücadele yürütmekten onur duyduğumuz partimizin ileriye doğru attığı bu adımı coşkuyla karşıladık.

Revizyonist dönüşümün hileli ve anti-demokratik metotlarla egemen kılınıp Maoist Komünist Partisi’nde 2014 yılında ayrılığa yol açan süreçle adeta varlık-yokluk derecesinde tasfiyecilik yıkımı altında büyük zorluklar göğüslenerek Marksist, Leninist, Maoist ideolojiden sapan akıma karşı duran Maoist Komünistler nihayet programsal değişiklikler içeren 3. Kongre ile komünist çizgide yeniden örgütlenme görevini başararak ileriye doğru devrimci bir adım attılar.

İşçi sınıfı olmanın niteliğini ifade eden ve bu yönüyle çeşitli biçimlerdeki muhalefetten ayrılan önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın görüşleriyle şekillenen komünist çizginin uygulayıcısı ve taşıyıcısı olan partimizin tarihi misyonuna uygun olarak her türden kafa karışıklığı ve yalpalamalara devrim uğruna sınıf mücadelesinde ısrar hattıyla yanıt olması tarihi önemdedir. Önemlidir çünkü reformculuğun işçi sınıfı hareketini takatten düşürdüğü, Marksist cila çekilerek burjuva ideolojisinin çeşitli formlarla pompalandığı, tasfiyecilik bayrağının dalgalandırıldığı politik koşullarda partimiz Marksizm, Leninizm, Maoizm evrensel ideolojisi ışığında proletaryanın kurtuluş davasına sadık biçimde teorik, siyasi ve politik çizgisini sağa-sola çekilemeyecek netlik ve açıklıkta deklare etmiştir. Önemlidir çünkü işçi sınıfının tarihsel niteliği ve görevi, komünist partisinin önderlik rolü, proletarya diktatörlüğü yönelimiyle sınıf mücadelesi yürütülmesi gibi komünizm ilkelerinin ve Marksizm temelini oluşturan kategori ve düşünce dizilerinin inkar edilip yadsındığı şartlarda diyalektik ve tarihi materyalizmin Türkiye ve Kuzey Kürdistan toplumsal koşullarına uygulanacağı devrim programıyla partimiz kendisini örgütlediğini açıklamıştır. Yeniden bir kuruluşa denk düşen bu zorlu sürecin aşılması büyük bir bağlılıkla proleter devrimci çizginin neferleri Maoist Komünist Partisi dava tutsakları tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Parti sentezini yadsıyan anti tezle çıkan revizyonist dönüşüm komünistlerin parti sentezini yeniden olumlamasıyla yanıtlanmıştır. Bu iki farklı yöne akan burjuva düşünce ile proleter düşüncenin çatışmasının sonucudur. 

Maoist komünist tutsaklar geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de partimizin diyalektik materyalist bilimsel çizgisini uygulamayı esas alacak; proletarya partisinin eylem ve irade birliğinin güçlendirilmesi için üstlerine düşen her ne olursa yapmaya devam edeceklerdir. 

Partimiz işçi sınıfının devrimci amacının savunucusudur. Teorik, siyasi ve politik çizgi belirlendiğine göre söz sırası pratiktedir. Benimsenen teorinin uygulanması, geliştirilmesi esastır. Bu anlamıyla revizyonist dönüşümün tasfiyeci etkileriyle kenara çekilmiş olanlar da dahil bilincende Kaypakkaya çizgisinin gelişmesine dair inancı koruyan eski-yeni, genç-yaşı ilerlemiş tüm yoldaşları parti çizgisinde birleşmeye çağırıyoruz. Mücadele sürüyor, ayrılıklar geçici birleşmek ise sürekli ve zorunludur. Demokratik merkeziyetçilik ilkesi temelinde birlik-eleştiri-daha yüksek bir birlik yaratılması anlayışıyla birleşmek, gelişmek ve geliştirmek ilkesel tutum olmalı.

Türk, Kürt  uluslarından ve diğer çeşitli azınlık milliyetlerden işçi sınıfımızın ve emekçi halklarımızın emperyalizm, işbirlikçi-komprador kapitalist sistem ve faşist devlet iktidarından kurtulması ancak sosyalizm ile mümkündür. Devrim bir tasarım değil sosyal bir zorunluluktur ve her türden gerici sınıfların engellemelerine rağmen gelişecektir. Proletarya devrimine önderlik misyonuyla tarih sahnesine çıkan (24 Nisan 1972) ve konumlanan partimizin değişen toplumsal ve iktisadi şartların somut tahliliyle geçmişi bugüne ve geleceğe bağlayarak sosyalizm ve oradan komünizme varılacak mücadelenin yürütülmesinde kararlılığını ortaya koyması ölümsüzlerimizin can bedeliyle taşınan partimizin tarihi çıkışının temsil edilmesidir. 

Bu bakış açısıyla biz tüm Maoist Komünist Partisi dava tutsakları olarak teorik ve pratik kaynağından beslendiğimiz partimizin kazandırdığı sınıf bilinci kararlılığı ve yüksek coşkusuyla Maoist Komünist Partisi’ni selamlıyoruz. Proletarya partisinin çizgisiyle birleş, geliş, geliştir.

Yaşasın Marksizm, Leninizm, Maoizm İdeolojisi! Selam olsun Maoist Komünist Partisi 3. Kongre’sine! 

Maoist Komünist Partisi dava tutsakları”

Dünya, Güncel Haber, Mücadele, Toplum&Yaşam
Peru: Madencilik ve hidrokarbon faaliyetlerinden etkilenen köylü toplulukları ulusal kongresi

„Topluluklar ve halklar madenciliğe, hidrokarbonlara ve ekstraktivizme karşı direniyor, tartışıyor ve öneriyor“ sloganı altında, bu agresif endüstriden etkilenen köylü toplulukların Ulusal Kongresi gerçekleşti.

24-26 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen günlerde, Kongre’yi toplayan liderler tartıştılar.
ve halkların kozmvision’ını, toplumların taleplerini bütünleştiren ve kadın haklarını güvence altına alan yasalar için öneriler formüle etti.

Tartışmalar, bolivya, Ekvador ve Kolombiya’dan kardeşlerin eşlik ettiği ve kendi ülkelerinin deneyimlerinden katkıda bulunmak için 9 tematik eksen etrafında döndü.

Özellikle Kichwa-Otavalo uyruğunun tarihi yerli lideri ve özellikle Ekvador’da kadın haklarının savunuluğunda bölgesel bir referans olan Rahibe Blanquita Chancosa’nın katılımı dikkat çekiyordu.

Toplumlar tarafından öncelikleştirilen öneriler

– Aşağıdan yukarıya doğru değişim için.
– Madenciliği düzenlemek ve yaptırım uygulamak, halk ile birlikte inşa edilecek ve toplumlarımızın karar verme hakkına saygı göstermek için yeni bir yasa formüle etmek ve uygulamak.
– Plurinasyona dayalı, pariteye dayalı, egemen, ekolojik ve çeşitli yeni bir kurucu meclise kararlıyız.
– Ülkemizde oyunun yeni kurallarının feminist halk gücüyle tabandan oluşturulduğu kadınların, doğayla uyumlu halklarımızın iyi yaşamını sağlamak için, bu değişimlere öncülük eden çeşitli kadınlar ve halklar olacaktır.
– Allin Kawsay’ı garanti altına almamızı sağlayan talepkar haklar,
„İyi Yaşam“ anlamına gelen And bilgeliğinin bir Quechua kelimesi, Doğa Ana ile uyum içinde, başkalarıyla ve kendisiyle birlikte yaşam. And ve Amazon halklarının bu bilgeliğine göre, her şeyin bir hayatı vardır ve tüm canlılar arasında bir bağımlılık vardır. Bakımın, yaşamı tüm boyutlarıyla beslemenin bir bilgeliğidir.
– Hidrokarbonların ve madenciliğin etkisine direnen toplulukların kongresinden, iyi yaşamanın bilgeliğinin kişisel, sosyal ve yapısal alanlarda şiddetin artmasına bir tepki olarak yeniden değerlendirilmesine, çevrenin hızla yok edilmesine, küreselleşmenin zorluklarına ve halklar ile kültürler arasındaki zorlu bir arada yaşamaya kadar.
halklar ve kültürler.

Mücadeledeki kadınlar

Lourdes Contreras, son günlerde düzenlenen sürecin kadın kolektifleri için ne anlama geldiği hakkında yorum yapıyor:

„Bedeni, toprağı, toprakları ve yaşamı savunan çeşitli yerli, yerli, köylü, kırsal, genç lezbiyen kadınlar için, bir halk olarak örgütlenmek bir yaşam biçimidir, toprak ve yaşam biçimidir, madencilik ve hidrokarbonlardan etkilenen köylü halkları ve toplulukları olarak örgütlenmek, bölgelerimizde köklü değişiklikleri teşvik etmek için popüler güç üretmektir, geliştireceğimiz yaşam unun örmesi ve bunun üzerinden somutlaştıracağımız kongre.

Madencilik, Hidrokarbonlar ve Ekstraktivizmden Etkilenen Bu Ulusal Köylü Toplulukları Kongresi ile öreceğimiz ve somutlaştıracağımız yaşam örüldürtmek bizi kadınlar, halklarımız ve doğa için iyi bir yaşama götürecektir.

Öte yandan, kadınlar olarak örgütlerimiz içinde tamamlayıcılık ve pariteyi elde etmek için daha kat ettiğimiz uzun bir yol olduğunun, kadın liderliğinin kardeşlerimizinkine kıyasla hala dezavantajlı olduğunun ve kadına yönelik şiddet ve şiddetin hala bir sorun olduğunun ve birincil bölge olarak kadın bedenlerine yönelik şiddetin hala tanınmadığının da farkındayız. kadınların kendileri tarafından bile.

Ama elbette, Dünya Kadınlar Yürüyüşü Makro Kuzey Bölgesi’ndeki kız kardeşlerimizin dediği gibi, atalarımızın hikayelerini ve bilgeliklerini devam ettirerek zincirleri kırmaya devam edeceğiz ve bunun gerçekleşmesi için, kadın olarak diyalog kurmak, yansıtmak, kendimizi sorgulamak ve farklı bölgelerimizden popüler feminist toplum gücü inşa etmek için özerk alanlara sahip olmak temeldir“.

Kaynak: pressenza.com

Güncel Haber, Gündem, Mücadele
Almanya’da Yeni Seçim Aldatmacası ve Komünistlerin Görevleri!

Serdar Okan

Almanya seçimleri emek sermaye çelişkisini nasıl ortaya koyuyor

Seçimler sonuçları, SPD ve Yeşilleri kazananlar olarak göstersede ve büyük ihtimalle kurulacak olan ‘Lamba koalisyonu‘; çeşitli konu başlıklarında, “sosyal iyileştirme” beklentisi yaratsa da, Alman ve çok uluslu tekellerin istekleri doğrultusunda, emperyalist devletlerin içinde olduğu kaçınılmaz bunalım ve krizler açısından bu süreci emekçilerin aleyhine işletecektir.

Aşırı üretim…sermaye yoğunlaşması, rant hırsı, yüksek kar oranları ve buna bağlı alım gücü azalan tüketicilerin durumu, önümüzde ki sürecte radikal değişikliklerin olacağını gösteriyor.

Almanya’da 26 Eylül’de gerçekleşen Parlamento seçimleri beklenildiği gibi sonuçlandı. 2005’ten itibaren Merkel’siz ilk seçimine giren Hristiyan Demokrat Birlik CDU/CSU’nun büyük oranda oy kaybetmesi ve 2002’den beri,  ilk kez birinci parti olarak seçilen sosyal demokrat SPD’nin çıkması sürpriz bir sonuç olmadı. Hükümet kurma ve koalisyon tartışmaları da önümüzdeki üç beş ay boyunca Almanya’da gündemi oluşturacak.

Bu seçimlere öncekilere nazaran daha özgün koşullarda girildiği belirtilebilir. 2020 mart ayından itibaren karşı karşıya kalınan pandemi kaynaklı kapanma ve kısıtlamalar, ekonomik sonuçlar kadar siyasal sonuçlar da doğurdu. Pandemi ve kısıtlamaları, kapitalizmin yapısal krizinin zirve yaptığı dönem de ve burjuva toplum krizinin ortasında yakaladı. Pandeminin arttırdığı ekonomik krizin boyutu kapitalist aşırı plansız üretime ara vermeksizin, Pandemi nin kısıtlamalarını işçilere karşı işsizleşme riski ve giderek artan ölçüde taşeron işgücü üzerinden maliyetleri düşürme, ve ucuz işgücü  vurgunları ile artı değer elde edenlerin avantajına dönüştürülürken, tüm krizin faturası işçi emekçilere yüklendi. Siyasal bir kriz olmaması içinde büyük monopoller alternatif olarak burjuva sol seceneği Berlin merkezli belirlediler.

Almanya emperyalist tekelci düzeni, batmakta olan tekellerine devasa kurtarma paketleri açarak ulusal ve uluslararası rekabeti stabilize ederken, tüm  işçi ve emekçilerin üzerinden el koyduğu artı değeri pandemi döneminde şirketleri kurtarmak için gasp etti. Geniş emekçi yığınlara, işçi ve işsizlere düşen ise yüksek vergiler, pahalı gıda ve temel ihtiyaçlara mahküm, sessiz sedasız korkularıyla evlere kapanmaktır.

Aşırı sağcı ve Irkçı hareketin, taban kazanmaya çalıştığı aşı ve korona engellemeleri karşıtı gösteriler sokak eylemlerine dönüşerek yaygınlaştı. Bugün için de başta AFD olmak üzere faşistler, kitlelerin yasaklara ve güvencesizliğe karşı tepki ve öfkesini manüpüle ederek güce tahvil etmeye çalıştı.

Yine Göçmen ve mülteci karşıtlığı… yabancılara yönelik potansiyel suçlu algısı ile Alman milletine tehlike oluşturduğu, faşistlerin, bu seçim döneminde en temel siyasal kampanyalarıydı.

Yine gelecek kaygısının derinleşmesi, iklim krizinin etkileri, hayat pahalılığı, sel felaketinde CDU hükümetinin yetersizliği ve benzeri olgular, burjuva partilerin oy oranında değişimlere yol açtı.

SPD, yirmi yıl sonra, birinci parti olurken, Yeşiller ve FDP  oy oranını arttırdı.

Yine sanayi ve emekçilerin yoğunlaştığı ve merkezileştiği metropollerde, SPD-Yeşiller yüksek oy alırken, daha küçük kentlerde ve kasabalarda Sağ partiler cephesinin oylarını artırdığı görülüyor.

Sol Parti ise tabanının yarısını kaybederek baraj altında kaldı. Ancak Alman seçim yasasına göre üç direk Milletvekili farklı bölgede seçilirse o parti aldığı oyları kadar parlamentoda temsil ediliyor. Baraj altında kalmasına rağmen Berlin ve Leibzig direk adayları sayesinde 39 vekil ile temsil edilecek.

Seçim sonuçlarını aktaralım ve bakış açısını derinleştirelim:

Katılımın yüzde 76,6’yla bir önceki seçimden daha fazla olduğu Almanya’daki genel seçimlerden Sosyal Demokrat Parti birinci çıkarak oyların yüzde 25,7’sini aldı.

20. genel seçimlerde oyların yüzde 25,7’sini aldı. 2017 seçimlerine göre oyunu 5,2 puan artıran SPD, 2002’den sonra ilk kez sandıktan birinci parti çıktı.

Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Armin Laschet’i başbakan adayı gösteren Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri ise yüzde 24,1’lik oy oranıyla ikinci sırada yer aldı.

CDU ve Bavyera eyaletinde teşkilatlanmış kardeş parti konumundaki Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’nden (CSU) oluşan CDU/CSU’nun oy oranı 2017’deki seçimlere göre 8,9 puan azaldı.

CDU/CSU, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan genel seçimlerde en düşük oy oranını almış oldu.

Yeşiller Partisi oy oranını 4 yıl önceki seçimlere göre 5,8 puan arttırarak 14,8 ile üçüncü olurken oy oranını 0,7 puan yükselten Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 11,5 ile dördüncü sırada yer aldı. Yeşiller Partisi, şimdiye kadarki genel seçimlerde en yüksek oy oranını yakaladı.

Göçmen ve İslam karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisi ise 2017’ye göre oy oranında 2,3 puan düşüş yaşayarak 10,3 ile beşinci parti oldu.

Sol Parti de bir önceki seçimlere göre 4,3 puan oy kaybederek 4,9 ile altıncı parti çıktı.

Yüzde 5’lik seçim barajını geçememesine rağmen en az 3 bölgeden milletvekili çıkaran Sol Parti Alman Seçim Yasası’na göre elde ettiği oy oranında milletvekili kazandı ve gelecek yasama döneminde mecliste grup olarak temsil edilecek.

Geçici resmi sonuçlara göre meclisteki milletvekili dağılımı şu şekilde oldu: SPD 206, CDU/CSU 196, Yeşiller 118, FDP 92, AfD 83, Sol Parti 39.

Ayrıca Danimarkalı azınlığın kurduğu ve özel düzenlemeyle seçim barajından muaf tutulan Güney Schleswig Seçmen Birliği (SSW) de 1 milletvekili ile mecliste yer alacak. (Kaynak: Federal Seçim Kurulu)

Seçim sonuçları neyi gösteriyor ? İşçi ve emekçileri ne bekliyor?

Almanya’da son yıllarda ezilenlerin seslerini yükseltmeye başladığını görüyoruz. Hamburg G-20 eylemlerinden, anti-kapitalist eylemlere; işsizlerin iş ve hak isteme taleplerinin sokaklara yansıması; Hanau’dan  George Floyd eylemlerine; Futures for fridays ile birçok çevre eylemleri; sağlık sektörü çalışanların isyanları; kadın ve gençlik örgütlerinin ciddi örgütlemelerine kadar bir dizi eylemler çoğalmaktadır. Ekonomik krizin faturasını ödemek istemeyen işçi ve ezilenler sınıfının daha bilinçli talepleri kendisini hayatın her alanında sergilemekte. Ancak antifaşist ve antikapitalist güçlü bir sınıf bilinçli örgütlenmesi ya da ezilenler sınıfının cephenin kurulamaması sorunu, açığa çıkan dinamiklerin daha ileri mücadelelere kanalize olamamasına beraberinde getiriyor.

Die Linke partisi, sistemin güçsüzleştiği ve krizler sonucu yönetilemeyen dönemlerde, sistemin tekelleri ve medyası tarafından, sokağa taşan kitlelerin öfkesini dindirmek için dalga kıran olarak ele alınırken. Proğramı da daha çok kapitalizmde daha neler sosyal ve güzel olur üzerine yazılmıştır. Kautsky‘ci, Bernsteinci, Trockistçi, Krusçewci, Deng‘çi ve MLM karşıtı tüm modern revizyonist, revizyonist, sağoportunist bir “demokratik sosyalist” barışçıl hizipler koalisyonudur. Proletarya ideolojisinden fersah fersah sapması ve tasfiyeci son yapılanmalarıyla da bu seçimde epey hüsrana uğradılar.

Anayasal olarak kurulan, MLPD ve benzeri devrimci Partiler ve sisteme alternatif örgütlenen KlasseKampf, Jugendwiederstand, Trotz Alledem vd. ile  göçmen devrimci örgütlenmelerde bu çoğalan öfkeyi ve hoşnutsuz olan kitleleri, sınıf bilinçli iktidar perspektifli sınıfsal örgütlemeye kanalize edememektedir ve tam tersine kendi yapılarını bile sınıfsal konumlayamamaktalar.

Devrimci dalganın yükselişinin ve kitlelerin öfkesinin, sınıf savaşımı için sosyalist kitlesel bir örgütlemeye kanalize edilememesi, her sosyalist olma iddiasında ki Parti ve  Grubun sorunu olarak durmaktadır.

Almanya seçimlerinde ortaya çıkan tablo ve güncel politik durum

Bugün işçi sınıfı ve ezilenlerin ciddi bölümü, reformlardan halen umutluyken, belli bir bölümü umudu reform ve reformistlerde görmemekte ve tepkisini sandığa gitmeyerek, doğal  boykot olarak yansıtmaktadır.

Özellikle, 2008 krizinden son Pandemi dönemi krizine kadar büyük tekellerin ve çoğu orta şirketlerin zararlarının düzenli olarak emperyalist Alman kapitalizminin jokerleri,  CDU ve SPD tarafından finanse edilerek iflastan kurtarmaları ve tüm faturaları ezilenlere yüklediği her kesim tarafından günden güne daha çok bilince çıkarılmaktadır.

Bu kapitalist sömürü biçimi, 13 yılda kendisini ele verirken, emekçi kesimlerinin tepkisinin gelişmesini bu seçim sonuçları dahi engelleyemiyecektir. Halkın gelir düzeyi ve alım gücü düştükçe, işsizlik arttıkça sokaklarda kitlelerin ayak sesleri daha çok kendini hissettirecektir.

Bugün, Almanya işçi sınıfı ve ezilenler, daha çok hak mücadeleleri için sokağa çıkmaktalar. Emperyalist Tekeller, bunun bir sosyal direnişe dönüşmemesi için, kotardığı bu seçimler, sonuçları itibarıyla geçici bir nefes aldırma süresi kazandırmıştır. İşçi sınıfı ve halk kitleleri, yaşam pahalılığı, konut kiralarında ki fahiş artış, İşsizlik artışı, iklim, Çevre ve Kent sorunları  noktasında hak alma bilinci ile halen bir hayalet olarak tekellerin üzerlerinde varlığını hissetirmektedir.

Sınıf bilinçli, iktidar perspektifli ve Devrim stratejisinden yoksun, esasen bir proletarya partisinin olmayışı, sömürücü sınıfın işini rahatlatmakta ve ezilenlerin enerjisini sistem içi kulvarlarda eritilmesine neden olmaktadır..

Almanya işçi sınıfı, ancak ve ancak  MLM bir parti oluşumuyla,tekrar devrimi gündemleştiren mücadele rotasına girecektir. Proleter Dünya Devrimi ile diyalektik bağını doğru kuran bir Devrimci Program ve Strateji, hemen kapıda olan kendiliğinden patlamaların önderliğini kazanabilir.

Almanya sınıf bilinçli proletaryası, Komünist devrimciler, Bugün tarihsel ve somut koşullar üzerine tek başarı örneği 17 Ekim Devrimi olan Toplu Ayaklanma Stratejisinin mekanik yorumları ile güç biriktirme, fırsat kollama anlayışını, sağ yorumlarla yükselen devrimci dalga da dahi mücadeleyi geliştirecek ve derinleştirecek devrimci tarza dönüştürmek yerine Tekellerin ahırı olan Parlamento kapılarında kürsü elde etme şansı için ömür tüketmekmeyi, militanların bir ömrün tamamını kapsayan ajitasyon propağanda ve seçim kısır döngüsüne mahküm ederek kötürümleştirmeyi devrimcilik sayan anlayışları aşmalıdır.

Parti ve devrimin diğer güçlerini, doğacak fırsatlara bırakmayan hazırlıklarla ve kitle mücadelelerinin gelişimine bağlı olarak, Partiyi güçlendirecek ve mücadeleyi yükseltecek Partizan mücadele  biçimleri ile zenginleştirme, Kent gerillası ve devrimin temel gücünün ordulaşmasını, Proletarya Partisinin gelişimini ve İşçi sınıfının politik kitle ve silahlı kitle grev ve ayaklanmalarının güvenceleyecek şekilde  bir mücadele perspektifiyle ele almalıdır.

Almanya Tekelci Kapitalizminin, manüpülasyona ve devlet aygıtlarına dayalı gücü, sömürünün yoğunlaşmasından doğan emek.sermaye çelişkisini büyüttükçe sarsılacaktır.Bu güç, şimdilik çoğu kesimi, seçimlerle bağlayarak oyalamayı başarsada… bu gidişatı doğru temellerde inşaa edilecek bir Maoist Parti, doğru strateji ve kitle çizgisi ile kökten değiştirme şansına sahip olacaktır.

Almanya‘nın güçlü bir Marksist Leninist mücadele geleneği vardır. Karl Liebnecht ve Rosa Lüxemburg şahsında 100 yıl önce komünistlerin kuşandığı cüreti kuşanmak için Sınıf biliminin eriştiği Marksizm, Leninizm, Maoizm bileşimine, Maoizm le ulaştığı 3. Ve yüksek seviyesine hakim bir teorik kavrayışla, Dünya, AB ve Almanya koşullarını kavrayış düzeyine çıkaran MLM’lerin kendilerini prangalayan, her türden reformist, revizyonist, troçkist, anarşist etkilerden bağımsız, yeniden parti inşaa sürecinin gerekliliği ve görevlerini bilince çıkarması, olması gerekendir.

Bu ülkede yaşamlarını göçmen olarak sürdüren ve geldikleri ülkelerdeki sınıf mücadeleleri ve deviminde deneyim kazanmış çeşitli nedenlerle ülkelerine dönme olasılığını yitirmiş devrimcilerin, yaşadıkları ülkelerde ki işçi sınıfına ve varsa KP’sine yoksa bu Partiyi sınıfa kazandırma görevinde enternasyonal sorumluluğu vardır. Hiç kimse dar sosyal şoven saiklerle bu enternasyonal sorumluluğu gölgöleyemez, inkar edemez.

Enerjilerini ya politik mücadele duyarlılığı yada göçmen toplumunun ihtiyaçları gibi demokratlık bilinci ile reformist, revizyonist, sağ oportunist  partiler için, seçimden seçime yada hak eylemleri ile sınırlı bir eylem çizgisinden malül kulvarlarda harcamak yerine sınıfın partisini oluşturmak için her milletten sınıf bilinçli işçi ve komünist kadın ve erkeklerle omuz omuza verin.

Dünya, Güncel Haber, Mücadele
Atina’da TKP/ML ve KKE (μ-λ) GONZALO`yu Andı

Yunanistan Atina’da TKP/ML ve KKE (μ-λ) Abimael Guzman’ın Peru Devleti tarafından Tedavisi engellenerek katledilmesine ve Cenazesinin Teslim edilmeyerek yakılıp, küllerinin bilinmeyen bir yere atılmasına karşı protesto mitingi düzenledi. Eyleme Yunanistan Halk cephesi ve Yunanlı Devrimcilerde katılarak destek verdi.

Evangelismos Metrosu’nda Toplanan kitle, Yürüyüş boyunca faşist Peru Devletinin 29 yıl boyunca Tecritte tuttuğu, Peru Komünist Partisi Kurucu Lideri Abimael Guzmán’ı (Gonzalo) andı.

Peru konsolosluğu önünde TKP/ML, KKE (μ-λ) ve Anti Emperyalist Cephe Adına Yunanistan Halk Cephesi açıklamalar yaparak, Faşist peru Devletini protesto etti.

Atina AHM Atina anmasi Kaynak:avrupahaber8.org

Gençlik, Güncel Haber, Makaleler, Mücadele
Líder de MLM… ¡La memoria del comandante Baba Erdogan ilumina el camino de nuestra lucha!

Serdar Okan

Es un río que fluye…

„… Cuando se le preguntó cuáles fueron los desarrollos políticos que hicieron a Baba Erdogan tan grande y tan simbólico en las filas del proletario.

Respuesta:

Aunque la minoría oprimida pertenece al ojo de molino y a la fe, no es el caso que maneje cada lucha desde una perspectiva de clase…

Iniciativa en voluntad y acciones…

Difundir el amor y el respeto al frente de los desvalidos…

Tolerante con sus camaradas y camaradas en las trincheras, así como despiadado con el enemigo…

Oposición de clase al encarcelamiento en mazmorras en todas las circunstancias…

Estilo planificado y rápido en las acciones…

Implementar la línea del partido y la disciplina en el mundo de la gente…

Se ha ganado el respeto y el amor de todos los segmentos de las luchas de clases, campos y organizaciones en las que ha luchado toda su vida.

Baba Erdogan organizó todos los campos como una guerra de clases en la lucha disciplinada y proceiva dentro del Partido y tenía un personal que encarnaba la teoría y la armonía práctica de la Guerra Popular, que aún no ha salido a la luz con su postura estable y decisiva. Cada desarrollo y contradicción está simbolizado por el esfuerzo de crear nuevas posiciones y espacios de „masas a masas“.

Redadas policiales en mi clase… La incursión del canguro… Podemos notar que es un líder comunista que hizo su primer desembarco en el Mar Negro al frente de la guerra de guerrillas y la unidad guerrillera que formó la arteria carótida de la liberación de los pueblos del país.

Baba Erdogan es un líder indomable de la estrategia de guerra popular. Baba Erdogan es el líder comunista revolucionario que ha escrito su nombre en mayúsculas en la historia de la revolución y la lucha armada de nuestro país.

Maestro de la guerra de guerrillas campesina en el campo, es el comandante del propagandista armado que sacudió las cenizas muertas de la Pacificación que cubría a las masas en las ciudades.

Años de la infancia:

Baba Erdogan nació el 2 de enero de 1960 en Sırtkan, un pueblo de montaña en el distrito de Hozat de Dersim, según los registros de población. Era el 6º de 8 hijos de una familia pobre de Dersim. Sus años de infancia los pasó escuchando los recuerdos del genocidio de 1937/38 y la posterior masacre. Comenzó la escuela en 1968 cuando se abrió la escuela primaria en los pueblos de Babilonia (su nombre real), que creció escuchando los recuerdos del período de resistencia de sus abuelos. Dado que sus hermanos mayores se establecieron en otras ciudades debido a su educación empresarial y universitaria, Babilonia fue a la escuela e hizo el trabajo diario en el pueblo, cosechando cultivos en el campo y pastoreando en las montañas … Como todos los demás jóvenes de Dersm.

Después de terminar la escuela primaria babilónica en su pueblo, fue a su hermano mayor en Elazig en 1973 y comenzó la escuela secundaria. La escuela secundaria a la que asistió, anteriormente conocida como escuela secundaria de la revolución, es una escuela donde la lucha contra los fascistas es intensa. Babilonia se encuentra con pensamientos revolucionarios por primera vez aquí. Comienza a simpatizar con Dev-Genç. Durante este período, comenzó los cursos de boxeo debido a su interés en los deportes. Babilonia es ahora una de las figuras prominentes en la lucha contra los fascistas en la Escuela Secundaria Revolución.

Adolescencia;

Después de graduarse de la escuela secundaria en 1976, Babylon se fue a vivir con su otro hermano, un maestro de secundaria en Erzurum Khorasan, para estudiar la escuela secundaria. Poco después de irse, después de que la casa de su hermano fuera asesinada a tiros por los fascistas, la cita de su hermano se hizo en Estambul. Se matriculó en la escuela secundaria Izet Ünver en Gungoren, Estambul, donde llegó por primera vez a Babilonia. Durante este período, a veces se quedaba en la casa de su hermano, que era un maestro de secundaria, mientras que el Sitio, donde se alojaba su otro hermano, que era en su mayoría un estudiante universitario, hizo su propio lugar en el dormitorio de estudiantes. Aquí, conoce los pensamientos de Ibrahim Kaypakkaya en Estambul, donde llegó como simpatizante de Dev-Genç, inspirado por su hermano, que es estudiante de la universidad de Estambul, y sus amigos revolucionarios a su alrededor. Babilonia tomó su lugar en las filas partisanas en la Plaza Taksim durante los sangrientos eventos del 1 de mayo de 1977. Cuando regresó a Hozat para estudiar 2º y 3º grado de la escuela secundaria, Babylon es ahora un partisano decidido que defiende las ideas de Ibrahim Kaypakkaya.

Cuando combina su personalidad carismática con su naturalidad y su lado juguetón, sobresale como un líder querido en la juventud. Mientras estudia la escuela secundaria en Babilonia, se apresura de acción en acción mientras hace el trabajo de la aldea. Durante este período, perdió a su madre en el otoño de 1977, y más tarde se casó. Después de terminar la escuela secundaria en 1979, se estableció en el pueblo debido a sus crecientes responsabilidades. Por un lado, se dedica a los asuntos de la aldea, mientras que por otro lado es activo como simpatizante avanzado.

La ocupación de la tierra tiene lugar en las famosas acciones de la época, como la agitada acción del Primero de Mayo en Dersim. Vive en el pueblo, por lo que está en contacto con la guerrilla. Orhan Bakır (Armenak Bakırjian), uno de sus queridos camaradas, llamó a su hijo Orhan, que nació inmediatamente después de que valiera la revolución en Karakoçan. Como simpatizante delantero, realiza todas sus funciones.

Años activos del Partido;

Babilonia se unió a la guerrilla en el verano de 1985 y se está desarrollando rápidamente políticamente mientras avanza en su dirección militar. Este período de intensificación de las discusiones de la conferencia es también un período de grandes pérdidas en el campo. En 1987, cuando se produjo la segregación Dabk – Conference dentro del TKP (ML), Babylon tomó su posición a favor del ala Dabk y en septiembre de 1987 tomó su lugar como subsecretario del DABK dentro del equipo de gestión de Dabk. En el proceso que sigue, asume el mando regional, creando un salto en la práctica guerrillera después de 1980, que consiste solo en castigar a los denunciantes y sufrir bajas. En el otoño de 1987, Hozat tomó medidas exitosas como la redada en la prisión, la redada de la rama militar de Cemisgezek y la destrucción de los centros de votación. A finales de diciembre de 1987, llegó a la región de Mármara bajo la responsabilidad de Manuel Demir para romper este silencio en las ciudades donde reinaba el silencio posterior al 9/12 y para hacer el nombre de la prioridad de nuestro Partido TKP (ML).

El 10 de enero de 1988, irrumpió en el 196º regimiento de infantería con una sola pistola como arma, junto con una unidad guerrillera de 8 miembros de miembros del Partido, miembros del Partido Candidato y simpatizantes avanzados. En la procesión entran por la noche, toman soldados y oficiales y confiscan armas. El grupo bajo el mando de Manuel toma las armas y se pone en marcha, mientras que el otro grupo bajo Babilonia se queda en el regimiento para ganar tiempo. Aunque fue herido en el pie durante la redada, les dieron propaganda de revolución y partido durante varias horas sin maltratar a los soldados y oficiales. Este incidente afecta a soldados que no conocían a los revolucionarios hasta entonces, y cuando son llamados a los tribunales como testigos en el siguiente proceso, no identificarán a Babilonia en la sala del tribunal. Fuera de la sala, expresarán su respeto por los parientes de Babilonia. La operación, que comenzó a finales de enero con el desenlace de algunos simpatizantes capturados después de otra acción, resultó en la muerte a tiros del líder del TKP (ML) Manuel Demir y la captura de Baba Erdogan. En los primeros días de su arresto, Baba Erdogan no fue considerado bajo custodia y aparecieron noticias falsas en las portadas de los diarios de que había escapado gravemente herido después de un tiroteo en una celda. Así, como el camarada de Manuel, el terreno está listo para matar a Babilonia. En la policía, le dicen que va a ser masacrado como Manuel. Durante este período, tanto su familia como nuestros camaradas lanzaron una campaña activa en el país y en el extranjero, llevando la pérdida de Baba Erdogan bajo custodia a la prensa y al público con diversas acciones y ocupaciones. Así, la Policía de Estambul se ve obligada a explicar que tiene baba. entonces comienza el proceso penitenciario.

Baba Erdogan defendió al TKP (ML) contra las fuerzas contrarrevolucionarias adoptando una línea activa de resistencia y defensa, como su líder, Ibrahim Kaypakkaya, durante el proceso policial y posterior al juicio. Durante el proceso penitenciario, se ganó el respeto y la confianza no sólo de sus camaradas, sino también de otras estructuras revolucionarias.

Baba Erdogan, que está en prisión, está en la perspectiva de la deserción. El Partido penitenciario prepara su organización en esta dirección. La deserción, el fortalecimiento del Partido y la apertura del Mar Negro a la guerrilla se han convertido en el sueño del Padre y sus compañeros. Con estos pensamientos, los Lecheros comienzan su investigación de las debilidades dentro y fuera de la prisión. Después de varios intentos fallidos de túnel, es malversado por la administración a los guardias.

Baba Erdogan participa activamente en los asuntos del partido, así como en la deserción. La prisión es un campo donde los combatientes y simpatizantes, especialmente los miembros del Partido, están ideológicamente entrenados y los estudios teóricos y políticos se llevan a cabo cuidadosamente en este contexto. Todos en el interior están moldeados por la perspectiva de la Montaña y la lucha armada. En este proceso, Baba Erdogan se centra en la investigación y las investigaciones sobre el desarrollo de la Unión del Partido, los desarrollos en Kurdistán y el desarrollo de la Guerra Popular para la defensa y la conferencia del partido celebrada en nombre del Partido en el caso Kanka celebrado con el PCK y el DGM. Hace el trabajo que es la base de la carta del ejército. En la 3ª conferencia de DABK en 1989, el partido nombró a Baba Erdogan como miembro honorario. Durante este período, presenta propuestas concretas para la unidad de las fuerzas del TKP (ML) en sus artículos entregados al Comité Central. Por un lado, „una lección no es suficiente, el objetivo son mil lecciones“, y en primer lugar, inicia obras de infraestructura mientras aún está en prisión para abrir la región del Mar Negro a la lucha guerrillera.

En mayo de 1990, con un acto de deserción organizado por la Izquierda Revolucionaria, junto con cuatro líderes de la Izquierda Revolucionaria, incluidos Dursun Karatas e Ibrahim Erdogan, escaparon de la prisión de Bayrampasa de una manera que el estado no pudo resolver su secreto. Cuando el padre llega a Dersim, mientras las fuerzas estatales desconocen su fuga durante días, comanda el asedio de la unidad militar bajo el mando de un capitán en la aldea de Ovacik Çalbasi el 1 de junio de 1990. Las fuerzas fascistas del TC se vuelven tan débiles que no pueden salir de las casas de la aldea, protegiendo a los aldeanos de sí mismos durante el día. Baba Erdogan es un guerrillero tan querido por los aldeanos de dersim que fue recibido con sacrificio en las 42 aldeas a las que fue después de la fuga de la prisión.

En la reunión extraordinaria del TKP (ML) MK celebrada en junio de 1990, fue nombrado secretario general adjunto y miembro del MK – SB. En agosto de 1990, Babylon cruzó inmediatamente a la región del Mar Negro (donde continuó su trabajo de infraestructura mientras todavía estaba en prisión) y comenzó la lucha guerrillera.

Marca una primicia en la historia de TKP (ML) al abrir un campo de guerrilla en el Mar Negro. En esta región, después del reconocimiento de tierras y el trabajo masivo de la unidad guerrillera en poco tiempo, ordena acciones como corte de carreteras, control de identidad y propaganda del Partido en Sivas y Tokat, asaltando sitios de construcción estatales y confiscando herramientas y equipos como dinamita. Aunque hay nuevas incorporaciones a la unidad guerrillera, hay un problema de armamento. Para resolver este problema de armamento, el 16 de septiembre de 1990, Tokat – Almus – asaltó el puesto avanzado de la aldea de gümelonu. Esta incursión, en la que un suboficial es asesinado y un soldado herido, es la última incursión contra el Camarada del Padre. El padre es sacado de la comisaría herido. Las primeras declaraciones fueron que el compañero padre fue baleado por un oficial escondido en la espalda después de entrar solo en la estación de policía y recibir a los soldados, y que valía la pena la revolución por la pérdida de sangre en la noche del 16 al 17 de septiembre. Sin embargo, en 1996, después de la Confederación de Preparación del Congreso, una nueva declaración del MK dijo: Baba Erdogan recibió un disparo en la espalda por parte del agente Laz Nihat después de recibir soldados dentro de la estación de policía.

Babylon, que abrió los ojos al mundo en un pueblo de montaña de Hozat en 1960, fue enterrado el 21 de septiembre de 1990, a la altura de una alta colina frente a los Munzurs frente al pueblo, acompañado de consignas, con la participación de una gran multitud en su pueblo.

El partido camarada Baba Erdogan es, sin duda, la audacia política más agresiva y política de su propia era en nuestra historia.

Turquía – Desarrolló la revolución del Kurdistán secularmente como una guerrilla de la ciudad y una guerrilla de la aldea. Durante este período, todos los camaradas que asumieron estos grandes desarrollos y los llevaron adelante establecieron la práctica de la Guerra Popular al más alto nivel de la revolución. Y Baba Erdogan ha sido un símbolo de cómo todo lo que el coro revisionista-derechista liquidador dentro del Partido grita „inaplicable“, „inaplicable“ se puede hacer si hay un liderazgo maoísta. Cada vez que el partido actuaba bajo la dirección de cuadros maoístas, se desarrollaba política, militar y masivamente; sin embargo, cada vez que el coro oportunista liquidador-revisionista-derecha se hizo cargo, hubo una desorganización en forma de espontaneidad, reformismo, economicismo y el distanciamiento/alejamiento de las masas del Partido.

Durante los períodos dirigidos por los MLM, la estrategia del partido de la Guerra Popular, que se discutió en tres etapas, en la primera etapa en la organización de regiones de defensa y guerrilla más estratégicas, hizo del Partido una organización de guerra práctica, principalmente armándolo ideológicamente. A medida que se abrieron a nuevas áreas, siguieron la táctica de establecer bases revolucionarias en las zonas rurales, acumular poder con propaganda armada y acciones de masas en las ciudades, y esperar oportunidades. Nunca ha habido una „táctica“ de MLM en la historia del partido para evacuar áreas guerrilleras y trasladar fuerzas armadas al extranjero en masa. Esta es una característica que comienza en los emuladores de Avenkian, Prachanda, Kruscev, Teng, que están más ansiosos por superar a los maestros. Hoy, aquellos que son arrojados de un lado a otro entre el legalismo y el reformismo armado están condenados a ser borrados de la etapa de la historia como autosuficientes, nomencturistas, en lugar de comunistas.

Sin embargo, a pesar de los efectos temporales de los liquidadores, un número significativo de los cuadros del Partido y simpatizantes avanzados se forman de acuerdo con la Guerra Popular … Sin embargo, años más tarde, el personal y los simpatizantes de ese período estaban en las filas de la revolución y el estado indecivo de la revolución.

Saluda a Baba Erdogan y el tipo de revolución encarnada en su identidad, que arroja luz sobre la lucha del socialismo y la lucha popular con la perspectiva de la revolución proletaria mundial. Conmemoramos con gratitud y respeto a nuestros compañeros que sacrificaron sus vidas.

Como MKP, prometemos llevar sus ideales revolucionarios más allá al considerar las condiciones y desarrollos de hoy desde la perspectiva de la reconstrucción. Somos sus camaradas. Este acero no olvidará el agua que tomó.

Translate »