Kategorie: Ölümsüzlerimiz

Dünya, Güncel Haber, Gündem, Makaleler, Ölümsüzlerimiz
Aufruf zur Beteiligung und gedenken von Präsident Gonzalo in Ludwigsburg, Deutschland

In Deutschland und in verschiedenen Ländern Europas finden Gedenkveranstaltungen für Präsident Gonzalo, den unbeugsamen Krieger des Weltproletariats und der Kommunistischen Partei Perus, statt.

Organisiert wird die Veranstaltung zum Gedenken an Präsident GONZALO am Sonntag (26. September) in Stuttgart/Ludwigsburg, der südlichen Region Deutschlands, vom Alevitischen Kulturzentrum, der Süddeutschland Partisanen und Revolutionären Demokratie für das Volk.

Der kommunistische Führer Präsident Gonzalo, der am 12. September 1992 durch eine gemeinsame Operation des peruanischen faschistischen Staates und der CIA inhaftiert wurde und 29 Jahre lang in Einzelhaft unmenschlicher Isolation ausgesetztwar und am 11. September 2021 getötet wurde, gehört MLM-Organisationen und revolutionären Kräften auf der ganzen Welt und wird von ihnen gefeiert.

Eine der Veranstaltungen zum Gedenken an Präsident Gonzalo findet an diesem Wochenende – 26. September 2021 – um 14.00 Uhr im ludwigsburger AKM local statt.

Indem sie präsident Gonzalos Leichnam nicht einmal an seine Familie verschenkte, zeigte die peruanische Regierung, die das grundlegendste Recht verletzte, wie viel Angst sie vor Gonzalo und den Massen hatte, ihn zu beanspruchen, mit ihrer mörderischen und brutalen Politik, den Körper von Präsident Gonzalo durch ihr Sondergesetz zu verbrennen und zu zerstören. Präsident Gonzalo wird jedoch im rechtmäßigen Widerstand des internationalen Proletariats und der unterdrückten Völker am Leben erhalten werden, und keine reaktionäre und faschistische Praxis wird dies verhindern.

 Präsident GONZALO Gedenkveranstaltung am Sonntag (26. September) organisiert von der Süddeutschland der Partisanen und Revolutionäre Demokratie für das Volk im Alevitischen Kulturzentrum Ludwigsburg um Stuttgart/Ludwigsburg, Süddeutschland;

* Die Hommage wird mit Präsentationen der Synergie und der organisationsorganisierenden Institutionen gehalten, die Gonzalos MLM-Wissenschaft und seine Ansichten über die historische Bedeutung der Volkskriegslinie für die proletarische Weltrevolution synthetisierten, einschließlich Auszügen aus dem peruanischen Volkskrieg und dem Kampf von Gonzalo.

Die Gedenkveranstaltung wird von Süddeutschlands der Partisanen– und Revolutionären Demokratie  organisiert; Wir laden alle revolutionären Institutionen, revolutionär-demokratischen Individuen und Kreise ein und rufen das Denkmal des Widerstands, den Kommunistischen Führer Präsident Gonzalo, auf, eigentum zu beanspruchen.

Güncel Haber, Gündem, Mücadele, Ölümsüzlerimiz, Yazarlar
MLM Önder…Komutan Baba Erdoğan’ın Anısı Mücadelemizin Yolunu Aydınlatıyor!

Serdar Okan

Bir ırmaktır o gürül gürül akar…

“…Baba Erdoğan’ı proleterya saflarında bu denli yüce kılan ve bir o kadar sembolleştiren politik gelişmeler neydi diye sorulursa.

Verilecek yanıt:

Ezilen azınlık milleyete ve inanca mensup olmasına rağmen, her mücadeleyi sınıf perspektifi ile ele alması…

İrade ve eylemlerde ki inisiyatifi…

Ezilenler cephesine sevgi ve saygıyı yayması…

Yoldaşlarına ve siper yoldaşlarına hoşgörülü olduğu gibi, düşmana karşı acımasız oluşu…

Zindanlarda tutsaklığa her şart altında sınıfsal karşı koyuş…

Eylemlerde planlı ve hızlı tarz…

Parti çizgisi ve disiplinini halksavaşı’nda uygulamak…

Tüm hayatı boyunca mücadelesini verdiği sınıf mücadelesinde, faaliyet yürüttüğü alanlar ve örgütlemelerde her kesimin saygı ve sevgisini kazanmıştır.

Baba Erdoğan Parti içinde de disiplinli ve proğramlı mücadelede her alanı bir sınıf savaşımı olarak örgütlemiş ve istikrarlı ve kararlı duruşuyla gün yüzüne daha çıkmayan Halksavaşının teori ve pratik uyumunu üzerinde somutlayan kadrosu olmuştur. Her gelişme ve çelişkiyi yeni mevziler ve alanlar yaratma çabası “kitlelerden kitlelere” şiarını sembolize etmektedir.

Dersimde karakol baskınları…Kandıra baskını… Karadeniz’e ülke halklarının kurtuluşunun şah damarını oluşturan gerilla savaşının ve gerilla birliğinin başında ilk kez çıkartma yapan Komünist bir önder olarak not düşebiliriz.

Halk savaşı stratejisinin yılmaz  bir kadrosu ve önderidir Baba Erdoğan. Ülkemizin devrim ve silahlı mücadele tarihine büyük harflerle ismini yazdıran ihtilalcı komünist liderdir Baba Erdoğan.

Kırlarda köylü gerilla savaşının ustası, Kentlerde kitlelerin üzerini kaplayan pasifikasyonun ölü külünü silkeleyen silahlı propağanda’nın komutanıdır.

Çocukluk yılları:

Baba Erdoğan nüfus kayıtlarına göre 2 ocak 1960 tarihinde Dersim’in Hozat ilçesine bağlı bir dağ köyü olan Sırtkan’da doğdu. Yoksul bir Dersimli ailenin 8 çocuğundan 6.sı idi. Çocukluk yılları 1937/38 soykırımı ve akabinde bu katliamın anılarını dinlemekle geçti. Dedelerinin ve Nenelerinin direniş döneminin anılarını dinleyerek büyüyen Babil (gerçek ismi) köylerinde ilkokulun 1968’de açılmasıyla okula başlar. Kendisinden büyük olan ağabeyleri, hem iş hemde üniversite eğitimlerinden dolayı başka şehirlere yerleştiklerinden dolayı, Babil hem okula gider, hemde köydeki günlük işleri yaparak, tarlada ekin biçer, dağlarda çobanlık yapar… diğer tüm Dersim’li gençler gibi.

Babil ilkokulu köyünde bitirdikten sonra 1973’de Elazığ’da ki büyük ağabeyinin yanına giderek ortaokula başlar. Gittiği ortaokul eski adıyla devrim ortaokulu diye bilinen, faşistlerle mücadelenin yoğun olduğu bir okuldur. Babil burada ilk kez devrimci düşüncelerle tanışır. Dev-Genç ‘e sempati duymaya başlar. Bu dönemde spora olan merakından dolayıda boks kurslarına başlar. Babil artık Devrim ortaokulu’nda faşistlerle kavgada öne çıkan isimlerden biridir.

Gençlik yılları;

Babil 1976’da ortaokulu bitirdikten sonra, liseyi okumak için Erzurum Horasan’da lise öğretmeni olan diğer ağabeyinin yanına gider. Buraya gittikten kısa bir süre sonra ağabeyinin evinin faşistler tarafından silahla taranmasından sonra, ağabeyinin tayini istanbul’a çıkar. Babil’de ilk kez geldiği istanbul’da, Güngören’de ki İzzet Ünver lisesine kaydını yaptırır. Bu dönemde bazen lise öğretmeni olan ağabeyinin evinde kalırken, daha çok üniversite öğrencisi olan diğer ağabeyinin kaldığı Site öğrenci yurdunu kendine mekan eder. Burada İstanbul üniversitesi öğrencisi olan ağabeyi ve çevresindeki devrimci arkadaşlarından etkilenerek Dev-Genç sempatizanı olarak geldiği İstanbul’da İbrahim Kaypakkaya’nın düşünceleriyle tanışır. Babil kanlı 1 mayıs 1977 olaylarında taksim meydanında Partizan saflarında ki yerini alır. Lise 2 ve 3. sınıfı okumak için tekrar Hozat’a döndüğünde Babil artık İbrahim Kaypakkaya’nın düşüncelerini savunan kararlı bir Partizan’dır.

Karizmatik kişiliği ile doğallığını ve şakacı yanını birleştirince gençlik içerisinde sevilen bir önder olarak sivrilir. Babil liseyi okurken, bir yandan köy işlerini yaparken, diğer yandan eylemden eyleme koşturur. Bu dönemde 1977 sonbaharında annesini kaybeder, ve daha sonra evlenir. liseyi 1979 yılında bitirmesiyle, artan sorumlulukları gereği köye yerleşir. Bir yandan köy işleri ile uğraşırken diğer taraftan ileri sempatizan olarak aktif faaliyette bulunur.

Deşt toprak işgali, Dersim’de ki olaylı 1 mayıs eylemi gibi dönemin meşhur eylemlerinde yeralır. Köyde yaşadığı için gerillayla içiçedir. Çok sevdiği yoldaşlarından biri olan Orhan Bakır ( Armenak Bakırcıyan ) ‘ın Karakoçan’da devrime bedel olduktan hemen sonra doğan oğluna Orhan adını verir. İleri sempatizan olarak üzerine düşen tüm görevleri fazlasıyla yerine getirir.

Aktif Partili yılları;

1985 yazında gerillaya katılan Babil, bir yandan askeri yönüyle sivrilirken, diğer taraftan siyasi olarak hızla gelişir. Konferans tartışmalarının yoğunlaştığı bu dönem, aynı zamanda kırsalda ağır kayıplarında yaşandığı bir dönemdir. 1987 yılında TKP(ML) içinde Dabk – Konferans ayrımı yaşandığında, Babil Dabk kanadından yana tavrını koyarak, 1987 eylül’ünde Dabk yönetim kadrosu içerisinde DABK sekreter yardımcısı olarak yerini alır. Daha sonra ki süreçte bölge komutanlığını üstlenerek 1980 sonrası sadece ihbarcı cezalandırmaktan ve sürekli kayıp vermekten ibaret olan gerilla pratiğinde sıçrama yaratır. 1987 sonbaharında Hozat cezaevi baskını, Çemişgezek askerlik şubesi baskını, seçim sandıklarının imha edilmesi gibi başarılı eylemlere imza atar. 1987 aralık sonlarında, 12 eylül sonrası sessizliğin hüküm sürdüğü şehirlerdeki bu sessizliği kırmak ve Partimizin önceli TKP(ML) ‘nin adını duyurmak için Manuel Demir’in sorumluluğu altında ki Marmara bölgesine gelir.

Kandıra 196.piyade alayı’nı 10 ocak 1988’de silah olarak yanlarında sadece bir tabanca ile Parti üyeleri, Parti Aday üyeleri ve İleri sempatizanlardan oluşan 8 kişilik bir gerilla birliği ile basar. Gece girdikleri alayda askerleri ve subayları teslim alarak silahlara el koyarlar. Manuel’in komutasında ki grup, silahları alıp yola çıkarken, Babil’in komutasındaki diğer grup, zaman kazandırmak için alay’da kalırlar. Kendisi baskın sırasında ayağından yaralanmasına karşın asker ve subaylara kötü davranmadan, onlara birkaç saat boyunca devrim ve parti propagandası yaparlar. Bu olay o zamana kadar devrimcileri tanımayan askerleri öyle etkiler ki, sonraki süreçte mahkemelere tanık olarak çağrıldıklarında, mahkeme salonunda Babil’i teşhis etmiyeceklerdir. Salon dışında da Babil’in yakınlarına ona duydukları saygıyı dile getireceklerdir. Ocak ayı sonunda, başka bir eylem sonrası yakalanan bazı sempatizanların çözülmesiyle başlayan operasyon, TKP(ML) Önder kadrosu Manuel Demir’in kurşuna dizilerek katledilmesi ve Baba Erdoğan’ın yakalanmasıyla sonuçlanır. Baba Erdoğan yakalandığı ilk günlerde, gözaltında olduğu kabul edilmez ve bir hücre evinde çıkan çatışma sonrası ağır yaralı olarak kaçtığı yönünde günlük gazetelerin baş sayfalarında uydurma haberler çıkar. Böylece Manuel yoldaş gibi Babil’i de öldürmek için zemin oluşturulmaya çalışılır. Emniyette de kendisine Manuel gibi katledileceği söylenir. Bu dönemde gerek ailesi, gerekse yoldaşlarımız, yurt içinde ve yurt dışında aktif bir kampanya başlatarak, Baba Erdoğan’ın gözaltında kaybedileceğini basına ve kamuoyuna çeşitli eylemliliklerle, işgallerle taşırlar. Böylece İstanbul Polisi Baba’nın ellerinde olduğunu açıklamak zorunda kalır. daha sonra ise cezaevi süreci başlar.

Baba Erdoğan emniyet ve sonrası mahkeme sürecinde önderi ibrahim kaypakkaya gibi aktif direnme ve savunma çizgisini benimseyerek, karşı devrim güçlerine karşı TKP(ML) yi savunmuştur. Cezaevi sürecinde sadece kendi yoldaşlarının değil, aynı zamanda diğer devrimci yapılarında saygısını ve güvenini kazanmıştır.

Cezaevine giren Baba Erdoğan firar perspektifindedir. Cezaevi Parti örgütünü bu yönde hazırlar. Firar, Partiyi güçlendirme ve Karadenizi gerillaya açma Baba ve yoldaşlarının düşü haline gelmiştir. Bu düşüncelerle Sağmalcılar cezaevi içi ve dışında ki zayıf noktaları araştırma çalışmalarına başlar. Başarısızlıkla sonuçlanan birkaç tünel girişiminden sonra idare tarafından gardiyanlara zimmetlenir.

Baba Erdoğan Firar çalışmalarının yanısıra parti sorunlarıyla da aktif olarak ilgilenir. Cezaevi Parti üyeleri başta olmak üzere, savaşçıların ve sempatizanların ideolojik eğitildiği, teorik ve siyasi çalışmaların yine bu kapsamda kültürel çalışmanın özenle yürütüldüğü bir kamptır. İçerde ki herkes Dağ ve silahlı mücadele perspektifi ile şekillendirilir. Baba Erdoğan bu süreçte CPK ile DGM’de yapılan Kandıra davasında Parti adına yapılan savunma ve Parti konferansına yönelik Parti Birliği, Kürdistan’daki gelişmeler ve Halk savaşının geliştirilmesi noktasında araştırma ve incelemelere yoğunlaşır. Ordu tüzüğüne temel teşkil eden çalışmayı yapar. Parti, 1989’da yapılan DABK 3.konferansında Baba Erdoğan’ı fahri mk üyeliğine getirir. Bu dönemde Merkez Komite’sine ulaştırdığı yazılarında TKP(ML) güçlerinin birliği için somut öneriler sunar. Bir taraftanda “bir dersim yetmez, hedef bin dersim” olmalı şiarıyla öncelikle Karadeniz bölgesinin gerilla mücadelesine açılması için daha Cezaevinde iken altyapı çalışmalarına başlar.

1990 mayıs’ında Devrimci Sol’un örgütlediği bir firar eylemiyle, aralarında Dursun Karataş ve İbrahim Erdoğan’ın bulunduğu 4 Devrimci Sol önderi ile birlikte, devletin sırrını çözemediği bir yöntemle Bayrampaşa cezaevinden firar ederler. Baba, Dersim’e ulaştığında, devlet güçleri günlerce onun firarından bile habersizken, O 1 haziran 1990’da Ovacık Çalbaşı köyünde, bir yüzbaşı komutasındaki askeri birliğin köy içinde kuşatılması eylemine komuta eder. Faşist TC güçleri öyle acizleşirki, gün boyunca köylüleri kendilerine siper ederek, köy evlerinin dışına çıkamazlar. Baba Erdoğan yoldaş Dersim köylüleri tarafından öylesine çok sevilen bir gerilladır ki, cezaevi firarı sonrası gittiği 42 köyde kendisine kurban kesilerek karşılanmıştır.

Haziran 1990’da yapılan TKP(ML) MK olağanüstü toplantısında Genel sekreter yardımcılığı ve MK – SB üyeliğine atanır. Babil hiç vakit kaybetmeden, Ağustos 1990’da, (daha cezaevindeyken altyapı çalışmalarını sürdürdüğü) Karadeniz bölgesine geçiş yapar ve gerilla mücadelesini başlatır.

Karadeniz de Gerilla alanı açarak TKP(ML) tarihinde bir ilke imza atar. Bu bölgede, kısa sürede gerilla birliğinin arazi tanıma ve kitle çalışmasından sonra, Sivas ve Tokat’da yol kesme, kimlik kontrolu ve Parti propagandası yapma, devlet şantiyelerini basarak dinamit gibi araç ve gereçlere el koyma gibi eylemliliklere komuta eder. Gerilla birliğine yeni katılımlar olmasına karşın, silahlanma sorunu vardır. Bu silahlanma sorununu çözmek için 16 eylül 1990’da Tokat – Almus – Gümelönü köyü karakolu’nu basar. Bir astsubayın öldüğü, bir askerin yaralandığı bu baskın Baba yoldaşında son baskınıdır. Baba yaralı olarak karakoldan uzaklaştırılır. ilk yapılan açıklamalarda Baba yoldaşın tek başına karakola girip, askerleri teslim aldıktan sonra, arka tarafta saklanan bir subay tarafından vurulduğu ve ilerleyen saatlerde 16-17 eylül gecesi kan kaybından devrime bedel olduğudur. Ancak 1996 yılında Kongre Hazırlık Konfreansı sonrası MK tarafından yapılan yeni bir açıklamada ise; Baba Erdoğan yoldaşın karakol içinde askerleri teslim aldıktan sonra ajan Laz Nihat tarafından sırtından vurulduğu belirtilir.

1960’da hozat’ın bir dağ köyünde dünyaya gözlerini açan Babil, 21 eylül 1990’da yine kendi köyünde kalabalık bir kitlenin katılımıyla, sloganlar eşliğinde, köyün karşısındaki Munzurlara karşıdan bakan yüksek bir tepenin doruğunda toprağa verilir.

Baba Erdoğan yoldaş Parti tarihimizin kuşkusuz kendi döneminin en atılgan ve siyasi cüretin önder kadrosudur.

Türkiye – Kürdistan devrimini, gerek şehir gerillası gereksede köy gerillası olarak Halk Savaşı stratejisini laikiyle geliştirmiştir. Bu dönemde bu büyük gelişmeleri omuzlayan ve ileriye taşıyan tüm yoldaşlar devrimde Halk Savaşı pratiğini en üst seviyesi ile tesis etmişlerdir. Ve Baba Erdoğan çeşitli dönemlerde Parti içinde tasfiyeci revizyonist-sağoportunist koronun, ‘yapılamaz’, ‘uygulanamaz’ çığırtkanlığı yaptığı herşeyin Maoist önderlik var ise nasıl yapılabileceğinin sembolü olmuştur. Parti ne zaman Maoist kadroların yol göstericiliğinde hareket ettiyse politik, askeri ve kitlesel olarak gelişmiş; ancak ne zaman tasfiyeci -revizyonist-sağ oportunist koro önderliği ele geçirmişse, kendiliğindencilik, reformizm, ekonomizm ve kitlelerin Partiden uzaklaşması/uzaklaştırılması biçiminde dağınıklık başgöstermiştir.

Partinin MLM’lerin önderliğinde ki dönemlerde, üç aşamalı ele alınan Halk Savaşı stratejisi, birinci aşamasında daha stratejik savunma ve gerilla bölgelerinin örgütlenmesinde, Partiyi öncelikle ideolojik olarak silahlandırarak, pratik te savaş örgütü haline getirdiler. Yeni alanlara açılırken, kırsal esas alanlarda devrimci üsler kurma, kentlerde silahlı propaganda ve kitle eylemleri ile güç biriktirme, fırsat kollama taktiği izlediler. Parti tarihinde MLM’lerin , Gerilla bölgelerini boşaltma, silahlı güçleri topluca yurtdışına çıkartma ‘taktiği’ görülmemiştir. Bu daha çok ustaları aşma hevesine kapılmış, Avenkian, Prachanda, Kruscev, Teng öykünücülerinde başgösteren bir özelliktir. Bugün yasalcılıkla silahlı reformizm arasında bir o tarafa bir bu tarafa savrulanlar, komünist olma yerine önemi kendinden menkul, nomenklaturistler olarak tarih sahnesinden silinmeye mahkümdurlar.

Ancak tasfiyecilerin geçici etkilerine karşın, Parti kadro ve ileri sempatizanların önemli bir kısmı Halksavaşına göre şekillendikleri için… halen yıllar geçsede o dönemin kadro ve sempatizanları devrim saflarında ve yılmayan devrim hamallarıdırlar.

Proleter dünya devrimi perspektifli sosyalizm ve Halksavaşı mücadelesine ışık tutan Baba Erdoğan ve O’nun kimliğinde cisimleşen devrimin kadro tipini selamlıyor. Yaşamlarını feda eden yoldaşlarımızı minnet ve saygıyla anıyoruz.

Onların devrim ideallerini Yeniden inşaa perspektifiyle MKP olarak günümüz şartları ve gelişmelerini göz önünde bulundurarak, daha ileriye taşıyacağımıza söz veriyoruz. Biz onların yoldaşlarıyız. Bu Çelik aldığı suyu unutmayacak.

Güncel Haber, Ölümsüzlerimiz, Perspektif
MKP MK-SB: la fiducia di Gonzalo, la bandiera rossa del proletariato continuerà a fluttuare in Perù e nel mondo!

Centro notizie: l’Ufficio politico del Partito comunista maoista/Comitato centrale (MKP MK-SB) ha rilasciato una dichiarazione scritta sul leader comunista, il presidente Gonzalo, il leader del PKP, che è stato tenuto in pesante isolamento per 29 anni ed è stato assassinato dallo stato fascista peruviano a ottobre 11, prevenendo la progressione della sua malattia e prevenendo il suo trattamento. commemorato con

Le seguenti dichiarazioni sono state incluse nella dichiarazione firmata dal MK-SB del Partito Comunista Maoista, che è giunta al nostro giornale via e-mail.

“Le manovre politiche del capitalismo imperialista, come lo sfruttamento, l’occupazione, le guerre ingiuste e i massacri naturali, che sono i risultati naturali dell’anarchia della produzione, hanno perso di volta in volta il loro slancio colpendo il muro d’acciaio del proletariato mondiale.

La determinazione alla lotta, che ha aperto la strada alla vittoria definitiva del proletariato, è stata tentata di essere frustrata e schiacciata da vari attacchi politico-politici dell’imperialismo. Armati della scienza del marxismo, del leninismo e del maoismo in molti centri del mondo, i partiti comunisti hanno dimostrato alla classe operaia, ai contadini lavoratori e a tutti i segmenti oppressi che un mondo senza confini, guerre e sfruttamento è possibile con le loro lotte di sangue e di vita .

Sottolineando che la nostra epoca è l’epoca delle rivoluzioni proletarie, il capo comunista del proletariato, Lenin, disse: „È dovere principale del partito rivoluzionario rivelare l’interrelazione delle classi“, e affermò che il compito di adempiere i compiti dell’età grava sulle spalle dei partiti comunisti. La Guerra Popolare e la Grande Rivoluzione Culturale Proletaria, che hanno riportato la vittoria sotto la guida del Presidente Mao in Cina, hanno un ruolo estremamente importante nel rilancio dei movimenti comunisti mondiali nel proprio paese, e nel potenziamento e nella rivelazione del potere comunista capi.

Il nostro leader comunista İbrahim Kaypakkaya, fondatore e teorico del partito maoista in Turchia e nel Kurdistan settentrionale; Quando ha detto: „Il nostro movimento è il prodotto della Grande Rivoluzione Culturale Proletaria“, ha affermato che l’inizio e i compiti dell’epoca sono sulle spalle del nostro partito. E quando è stato assassinato, ha sottolineato che, con la guida della scienza MLM, la liberazione del proletariato e delle sezioni oppresse e sfruttate del popolo in Turchia e nel Kurdistan settentrionale sarebbe stata assoluta con la vittoria della guerra popolare, e che tale un peso era sulle spalle del suo partito.

Il sole del marxismo, del leninismo, del maoismo ha sciolto gli iceberg dell’imperialismo nelle mani del proletariato in Turchia e Kurdistan settentrionale, India, Nepal, Filippine e Perù. In molte parti del mondo, i partiti comunisti maoisti che prepararono alla vittoria le guerre popolari sotto la guida del proletariato contro il servo giurato dell’imperialismo, gli apparati statali fascisti dei paesi semifeudali e semicoloniali, conservarono la loro esistenza vitale pagando un prezzo pesante.
La rivolta del proletariato e degli strati poveri contro lo sfruttamento, l’oppressione e il banditismo imperialista in Perù ha rivelato anche le doglie della nascita del partito comunista marxista, leninista e maoista. In mezzo a tutte queste grida, il Partito comunista peruviano ha preso il suo posto sulla scena della storia indossando l’ideologia del marxismo.

Il PKP MLM è un partito, e il suo fondatore e teorico, il presidente Gonzalo, ha insistito sul „MLM non necessariamente maoismo“ e ha proceduto applicando la guerra popolare a condizioni uniche, che hanno scosso profondamente lo stato schiavo peruviano, in particolare l’imperialismo statunitense. Il Partito Comunista Peruviano, che si è radicato nel popolo in breve tempo, ha iniziato a scuotere Washington dalla capitale Lima con i passi della rivoluzione sotto la guida del proletariato.
Quando le mosse strategiche e gli
sforzi del presidente Gonzalo per sviluppare la guerra popolare maoista, da lui sostenuta , iniziarono a dare i loro frutti, le mosse offensive e di circoncisione del nemico
acquistarono slancio .

Il presidente Gonzalo, mentre guidava il PKP,
mostrava anche ai popoli dell’America Latina e del mondo la via per la vera liberazione. Ha rivelato che siamo nel 3° e più alto stadio della Scienza Proletaria, con
la sintesi di UKH della realtà classicamente storica e contemporanea di Mao portata alla coscienza, insieme all’abile applicazione della scienza MLM in condizioni peruviane
. Anche UKH ha lottato
e l’ha fatto accettare. È questa
realtà che distingue il presidente Gonzalo da qualsiasi leader comunista nel CICR . Il lavoro del presidente Gonzalo va studiato e compreso. Ha guidato il
partito comunista teorico-politico con il proletariato peruviano dal 1980 fino al 12 settembre 1992, quando fu imprigionato.
ha reso la sua gente suddita della guerra popolare. Ma non è tutto. Con la
sua comprensione delle dimensioni universali della guerra popolare
, ha chiarito che il proletariato ha una forte strategia militare verso la rivoluzione mondiale del proletariato . La missione del presidente Gonzalo nella storia
sarà affrontata e messa in atto dai MLM con questi contributi.

La sua arguzia e le sue mosse strategiche maoiste hanno
creato le condizioni „normali“ per essere il principale nemico dello stato fascista peruviano e dei banditi imperialisti . Gli attacchi del nemico e il circolo sempre più ristretto
furono ripagati e il 12 settembre 1992 il presidente Gonzalo e molti dei suoi compagni furono fatti prigionieri. I suoi nemici speravano di
esporre e
umiliare il presidente Gonzalo in una gabbia davanti alla stampa mondiale il 28 settembre e di imprigionare il proletariato mondiale ei suoi popoli nei muri della paura con queste immagini
.

Lui, d’altra parte, stava sparando il suo pugno „gabbia“ dalla sbarra di ferro in
faccia ai banditi imperialisti a nome del proletariato mondiale e dei popoli e delle nazioni oppressi ed estinti, gridando con la forza che aveva ricevuto dalla sua ideologia;
Viva il marxismo, il leninismo, il maoismo, viva la vittoria della guerra popolare! Il
clima nebbioso che il nemico voleva creare con discredito, demagogia e manipolazioni è
stato distrutto dal PKP e dalla Guerra Popolare da esso guidata .

Abimael Guzman
Reynoso, detenuto presso la base navale di Callao , prima a morte e poi all’ergastolo aggravato , è
stato un sostenitore della scienza MLM fino al suo ultimo respiro come presidente Gonzalo, leader del PKP e uno dei leader dell’UKH . Il ricovero in ospedale del compagno Gonzalo il 20 luglio e il
fatto che le informazioni concrete sulla sua salute non fossero condivise dallo stato fascista peruviano hanno
portato serie preoccupazioni per la sua vita . I compagni maoisti di molti paesi del mondo hanno
organizzato campagne per difendere la salute e la vita del presidente Gonzalo e hanno intrapreso azioni in molti paesi
.

In 29 anni di grave isolamento, il leader comunista ha
continuato a incutere timore nell’imperialismo e nel suo lacchè nativo, lo stato fascista peruviano . L’11 settembre Gonzalo fu dichiarato morto.
Il compagno Gonzalo, assassinato dallo stato peruviano , ha segnato la storia come combattente
comunista
, leader indomito, dedito al proletariato mondiale, in particolare al proletariato peruviano , e ai popoli oppressi , con la linea della guerra popolare, nonostante ogni tipo di attacco .

Continuerà ad essere un’arma nelle mani del proletariato mondiale, una torcia inestinguibile nella sua coscienza. Invitiamo
le forze e il popolo maoisti, in particolare dalla Turchia e dal Kurdistan settentrionale, ad
abbracciare la memoria comunista delle forze internazionali comuniste-rivoluzionarie Presidente Gonzalo e
a sostenere con forza gli eventi di commemorazione che si terranno . Dobbiamo assumerci il nostro dovere di adempiere alle nostre
responsabilità rivoluzionarie
, conoscendo il nostro rancore di classe e agendo con la consapevolezza di ritenere responsabile dell’omicidio del compagno Gonzalo dalle potenze imperialiste e dallo stato fascista peruviano .

Il leader comunista Gonzalo è immortale!
Viva la vittoria della guerra popolare!
Viva l’internazionalismo proletario!
Viva il marxismo, il leninismo, il maoismo!”

Güncel Haber, Gündem, Ölümsüzlerimiz, Perspektif
MKP MK-SB: Gonzalos Vertrauen, das Rote Flag des Proletariats wird in Peru und auf der ganzen Welt Schweben!

„Die politischen Manöver des imperialistischen Kapitalismus, wie Ausbeutung, Besatzung, ungerechte Kriege und natürliche Massaker, die die natürliche Folge der Anarchie der Produktion sind, haben von Zeit zu Zeit an Schwung verloren, indem sie die Stahlmauer des Weltproletariats getroffen haben.

Die Entschlossenheit zum Kampf, die den Weg zum endgültigen Sieg des Proletariats ebnete, wurde durch verschiedene politisch-politische Angriffe des Imperialismus zu frustrieren und zu zerschlagen versucht. Bewaffnet mit der Wissenschaft des Marxismus, Leninismus und Maoismus in vielen Zentren der Welt haben die kommunistischen Parteien der Arbeiterklasse, der werktätigen Bauernschaft und allen unterdrückten Teilen bewiesen, dass eine Welt ohne Grenzen, Kriege und Ausbeutung mit ihren Blut- und Lebenskämpfen möglich ist .

Der kommunistische Führer des Proletariats, Lenin, unterstrich, dass unser Zeitalter das Zeitalter der proletarischen Revolutionen sei, sagte: „Es ist die Hauptpflicht der revolutionären Partei, die Wechselbeziehungen der Klassen aufzudecken“, und er erklärte, dass die Aufgabe der Erfüllung der Aufgaben des Zeitalters ruht auf den Schultern der kommunistischen Parteien. Der Volkskrieg und die Große Proletarische Kulturrevolution, die unter der Führung des Vorsitzenden Mao in China den Sieg errungen hat, spielen eine äußerst wichtige Rolle bei der Wiederbelebung der kommunistischen Weltbewegungen in ihrem eigenen Land und bei der Ermächtigung und Enthüllung der kommunistischen Führer.

Unser kommunistischer Führer İbrahim Kaypakkaya, der Gründer und Theoretiker der maoistischen Partei in der Türkei und Nordkurdistan; Als er sagte: „Unsere Bewegung ist das Produkt der Großen proletarischen Kulturrevolution“, sagte er, dass der Beginn und die Aufgaben des Zeitalters auf den Schultern unserer Partei liegen. Und als er ermordet wurde, betonte er, dass die Befreiung des Proletariats und der unterdrückten und ausgebeuteten Bevölkerungsschichten in der Türkei und Nordkurdistan unter der Führung der MLM-Wissenschaft mit dem Sieg des Volkskrieges absolut wäre, und dass solche eine Last lag auf den Schultern seiner Partei.

Die Sonne des Marxismus, Leninismus, Maoismus ließ die Eisberge des Imperialismus in den Händen des Proletariats in der Türkei und Nordkurdistan, Indien, Nepal, den Philippinen und Peru schmelzen. In vielen Teilen der Welt haben die maoistischen kommunistischen Parteien, die unter der Führung des Proletariats die Volkskriege zum Sieg gegen den eidesstattlichen Diener des Imperialismus vorbereiteten, die faschistischen Staatsapparate der halbfeudalen, halbkolonialen Länder, ihre vitale Existenz bewahrt indem man einen hohen Preis zahlt.
Die Revolte des Proletariats und der armen Bevölkerungsschichten gegen Ausbeutung, Unterdrückung und imperialistische Banditentum in Peru offenbarte auch die Geburtswehen der marxistischen, leninistischen und maoistischen kommunistischen Partei. Inmitten all dieser Schreie nahm die peruanische Kommunistische Partei ihren Platz auf der Bühne der Geschichte ein, indem sie die Ideologie des Marxismus anlegte.

Die PKP MLM ist eine Partei, und ihr Gründer und Theoretiker, Vorsitzender Gonzalo, bestand auf „MLM nicht unbedingt Maoismus“ und wandte den Volkskrieg auf einzigartige Bedingungen an, die den peruanischen Sklavenstaat, insbesondere den US-Imperialismus, zutiefst erschütterten. Die peruanische Kommunistische Partei, die sich in kurzer Zeit im Volk festsetzte, begann Washington mit den Spuren der Revolution unter der Führung des Proletariats aus der Hauptstadt Lima zu erschüttern.
Als Präsident Gonzalos strategische Schritte und
Bemühungen zur Entwicklung des maoistischen Volkskrieges, den er unterstützte , Früchte trugen,
gewannen die Offensive und Beschneidungsbewegungen des Feindes an Dynamik .

Während Präsident Gonzalo die PKP anführte,
zeigte er den Völkern Lateinamerikas und der Welt auch den Weg zur wahren Befreiung. Er enthüllte, dass wir uns in der dritten und höheren Stufe der proletarischen Wissenschaft befinden, mit der
Synthese von Maos klassisch-historischer und zeitgenössischer Realität
durch das UKH zusammen mit der meisterhaften Anwendung der MLM-Wissenschaft unter peruanischen Bedingungen . UKH kämpfte auch
und bekam es akzeptiert. Es ist diese
Realität , die Präsident Gonzalo von jedem kommunistischen Führer im IKRK unterscheidet . Die Arbeit von Präsident Gonzalo muss studiert und verstanden werden. Er führte
von 1980 bis zum 12. September 1992, als er inhaftiert wurde, die theoretisch-politische kommunistische Partei mit dem peruanischen Proletariat.
machte sein Volk zu Untertanen des Volkskrieges. Aber das ist nicht alles. Mit
seinem Verständnis der universellen Dimensionen des Volkskrieges
stellte er klar, dass das Proletariat eine starke militärische Strategie gegenüber der proletarischen Weltrevolution verfolgt . Die Mission von Präsident Gonzalo in der Geschichte
wird von MLMs mit diesen Beiträgen angesprochen und umgesetzt.

Sein schneller Witz und seine maoistischen strategischen Schritte
schufen die „normalen“ Bedingungen dafür, dass er der Hauptfeind des peruanischen faschistischen Staates und der imperialistischen Banditen war . Die Angriffe des Feindes und der schrumpfende Kreis
zahlten sich aus, und am 12. September 1992 wurden Präsident Gonzalo und viele seiner Kameraden gefangen genommen. Seine Feinde hofften ,
Präsident Gonzalo am 28. September in einem Käfig vor der Weltpresse zu entlarven und zu
demütigen und mit diesen Bildern das Weltproletariat und seine Völker in den Mauern der Angst einzusperren
.

Auf der anderen Seite schlug er
den imperialistischen Banditen im Namen des Weltproletariats und der unterdrückten und ausgelöschten Völker und Nationen seine eiserne „Käfig“-Faust ins Gesicht und schrie mit der Kraft, die er aus seiner Ideologie schöpfte;
Es lebe der Marxismus, Leninismus, Maoismus, es lebe der Sieg des Volkskrieges! Das
Nebelwetter, das der Feind mit Diskreditierung, Demagogie und Manipulationen schaffen wollte,
wurde von der PKP und dem von ihr geführten Volkskrieg zerstört.

Abimael Guzman
Reynoso, der auf dem Marinestützpunkt Callao zunächst zu Tode und dann zu schwerer lebenslanger Haft festgehalten wurde ,
war bis zu seinem letzten Atemzug ein Verteidiger der MLM-Wissenschaft als Präsident Gonzalo, Führer der PKP und einer der Führer des UKH . Die Einweisung des Genossen Gonzalo am 20. Juli ins Krankenhaus und die
Tatsache, dass der faschistische peruanische Staat keine konkreten Informationen über seinen Gesundheitszustand teilte,
brachten ernsthafte Sorgen um sein Leben mit sich . Maoistische Genossen aus vielen Ländern der Welt
organisierten Kampagnen zur Verteidigung der Gesundheit und des Lebens von Präsident Gonzalo und ergriffen in vielen Ländern Aktionen
.

Nach 29 Jahren schwerer Isolation versetzte der kommunistische Führer
dem Imperialismus und seinem einheimischen Lakaien, dem faschistischen peruanischen Staat, weiterhin Angst. Am 11. September wurde Gonzalo für tot erklärt.
Genosse Gonzalo, der vom peruanischen Staat ermordet wurde , hat sich in der Geschichte als
kommunistischer
Kämpfer, ein unbeugsamer Führer, der dem Weltproletariat, insbesondere dem peruanischen Proletariat, und den unterdrückten Völkern gewidmet ist , mit der Linie des Volkskriegs, trotz alle Arten von Angriffen .

Es wird weiterhin eine Waffe in den Händen des Weltproletariats sein, eine unauslöschliche Fackel in seinem Bewusstsein. Wir rufen
die maoistischen Kräfte und Völker, insbesondere aus der Türkei und Nordkurdistan, auf,
das kommunistische Gedenken an den internationalen kommunistisch-revolutionären Kräften Präsident Gonzalo
zu begrüßen und die abzuhaltenden Gedenkveranstaltungen nachdrücklich zu unterstützen. Wir müssen unserer Pflicht zur Erfüllung unserer
revolutionären Verantwortung
nachkommen, indem wir unseren Klassengroll kennen und im Bewusstsein handeln, für die Ermordung des Genossen Gonzalo durch die imperialistischen Mächte und den faschistischen peruanischen Staat zur Rechenschaft gezogen zu werden.

Der kommunistische Führer Gonzalo ist unsterblich!
Es lebe der Sieg des Volkskrieges!
Es lebe der proletarische Internationalismus!
Es lebe der Marxismus, Leninismus, Maoismus!“

MKP MK-SB

eine Antwort schreiben

Angemeldet als RedMasterAusloggen?

Kommentar

Dünya, Güncel Haber, Ölümsüzlerimiz, Perspektif
Hindistan – KP(Maoist) Şehitler Haftası Açıklaması

Hindistan Maoist Parti CC’den Şehitler Haftası Açıklaması

Yoldaşlar, Devrimci Kitleler

İnsanlar için bir hayat sermek Himalayalar’dan daha ağırdır. Sömürücü sınıflar için ölmek tüyden daha hafiftir. Hayat insanlar için en değerlidir. Komünist Devrimciler kendilerini tamamen toplumsal devrime ve halkın çıkarlarına adamaktadırlar. Her şeyi ve hayatlarını da adamak için güçlü bir amaç ile çalışırlar. Her büyük değişiklik fedakarlık ister. Sınıf mücadelesi tarihinin fedakarlıklar tarihi olduğu kadar, toplum tarihinin sınıfların oluşumundan bu yana sınıf mücadelesi tarihi olduğu da bir gerçektir.

Ülkemizde, büyük Naxalbari Silahlı Köylü mücadelesinden bu yana, son 50 yıldır Yeni Demokratik Devrim sürecinde, üst düzey liderlikten başlayarak aktivistlere ve devrimci insanlara kadar 15’000 e yakın kişi değerli hayatlarını ortaya koydu. Partimizin kurucuları, büyük liderler ve öğretmenler, şehitler Yoldaş Charu Mazumdar, Yoldaş Kanhai Chatterjee’nin formüle ettiği Uzun Süreli Halk Savaşı yolunda amaçlarına ulaşmak için canlarını feda ettiler. Temmuz 2016’dan Mayıs 2017’ye kadar 205 yoldaş ve devrimci kitle, ülke çapındaki faşist, çok yönlü saldırı, insanlara karşı savaş – ʹOperation Green, Hint egemen sınıflarının topyekun destekle ve başta Amerikan emperyalistleri olmak üzere emperyalistlerin istikametinde yoğunlaşmalarına karşı değerli yaşamlarını ortaya koydu. Şehit olan yoldaşlardan ikisi MK’nden yoldaş, 131’i Dandakaranya, 27’si Bihar-Jharkhand, 35’i Andhra-Odisha sınırından, 6’sı Odisha’dan, 1’i Telangana’dan, 2’si Batı Bengal’den ve 1’i Batı Ghats’tan. Bunların 54’ü kadın kadro ve köy kadını.

28 Temmuz, Yoldaş Charu Mazumdar’ın şehadet günüdür ve binlerce peopleʹs kahramanın anıldığı gündür. Partinin Merkez komitesi, Naxalbari’nin yıldönümünde, son bir yıldaki kayıplarının ve son 50 yıldaki şehitlerin 28 Temmuz*’dan 3 Ağustos’a kadar Şehitler haftası için büyük ölçüde kampanya çağrısı yapıyor.

Son bir yıl içinde, Hint Devrimi liderlerinin, MK üyesi ve Polit Büro Üyesi Yoldaş Narayan Sanya’nın (Vijayda) (80), MK’dan Yoldaş Kuppu Devraj’ın (Ramesh, Yogesh) (62) ölümü, devrimci hareket için onarılamaz kayıptır. Yoldaşlar Devraj ve Ajiths, 24 Kasım’da kerala’daki Neelambur ormanlık alanında ʹOperation Brahmagiriʹ kapsamında gözaltına alındıklarında, ağır işkence gördüklerinde ve vurularak öldürüldüklerinde ağır hastaydılar ve Kozhikode’ye gidiyorlardı.

Yoldaş Narayan Sanyal, kanser nedeniyle son nefesini Nisan ayının 16’sında Kolkata’da verdi. Bölge Komitesi Üyeleri – Bihar-Jharkhand’dan Kıdemli Yoldaş Raghunath Mahato ve Yoldaş Asish Yadav, Batı Bengal Yoldaşı Himadri Roy (Somenda, Bighanda), Andhra Odisha Sınırından Yoldaş Prasad ve Daya, Batı Ghats Yoldaşı Ajitha (Kaveri) şehitler arasında. Şehitler arasında – Bölge Komitesi üyesi Yoldaş Sangram Murmu (BJ), Bölge Komitesi üyeleri Yoldaşlar Prabhakar, AOB’den Kiran, Yoldaşlar Prensi (Şirket-1, ERC), Suday (Merkez Bölge), Yatin (Koel-Sankh), Sailesh, Bihar-Jharkhand’dan Ajit Yadav, Yoldaş jagath (Batı Bastar), Pali (Darbha), Kailash (EBT) Alt Bölge komitesi üyesi Yoldaş Nagendra Yadav (BJ), 33 Alan Komitesi üyesi/Müfreze Parti Komitesi Üyeleri (PLGA Mangası/Bölümü, Müfreze Komutanları ve Komutan Yardımcıları) 4 GPC ve RPC üyesi, 8 Halk Milis Komutanı, 7 lider ve Kitle Örgütü aktivisti, PLGA, Halk Milis savaşçıları, Parti aktivistleri, sempatizanlar ve devrimci halk. İki yoldaş, sağlık sorunları ve hapishane yetkililerinin ihmali nedeniyle hapishanede şehit edildi.

Şehitlerin çoğu, Budhanadi (Koel-Sankh, BJ) ve Thelam Tumnar’daki (Batı Bastar, DK) gibi düşmanın sahte karşılaşmalarında, gizli operasyonlarında ve pusularında hayatlarını ortaya koydular. Karşı devrimci katil çete TPC’nin BJ’li Palamu’daki saldırısında üç silah arkadaşı şehit oldu. AOB’den Ramguda ve BJ’den Budhanadi’deki karşılaşmalarda liderlik yoldaşlarımız ve gerilla kuvvetlerimiz kahramanca savaştılar, hayatlarını ortaya koydular ve Parti liderliğini ve kadrolarını kurtardılar. BJ Yoldaşlar Prens ve Suday’ın Sondaha pususunda; DK Yoldaşlar Anıl’daki Burkapal pususunda (PI24 Komutanı, Darbha), Ravi (Charla LOS Komutanı, Khammam, Telangana) Para-askeri güçlere karşı büyük bir cesaretle savaşırken şehit edildi. Yaşlılık, sağlık sorunları ve yılan ısırması nedeniyle çok az sayıda silah arkadaşımız daha şehit oldu.

Kadın kadrolar arasında -Kıdemli parti aktivistleri Yoldaşlar Mamatha ve Latha (Bharathi), Üyeler Budri, AOB’den Manjula (Ungi), Yoldaşlar HemlaAngu (Güney Bastar), Ramsila (RKB), Sukki, Darbha’dan Jogi, Jagbathi Yadav (Sony), EBT’den Rajbathi, BJ’den Koel-Sankh’ın Anupriya’sı ve diğer yoldaşlar çeşitli karşılaşmalarda kahramanca mücadelelerinde şehit oldular. Kadın Yoldaşlar Hemla Anju, Podiyam Sukki, Doodhi Guddi, Ratna, Adame ve köy kadınları Jyothigavade ve Hemla Sukmathi polis tarafından yakalandı, toplu tecavüze uğradı ve öldürüldü. Bu yamyamlar, bazı kadın yoldaşları öldürdükten sonra özel yerlerini insanlık dışı bir şekilde kestiler.

Tüm şehitler, Yeşil Av Operasyonu’nun üçüncü aşamasında Görev 2016 ve Misyon 2017’de hükümet silahlı kuvvetlerinin benzeri görülmemiş saldırısına karşı koyma sürecinde hayatlarını ortaya koydular. Mazlum kitlelerin çıkarları için canlarını feda eden insanların ve şehitlerin kahramanlarıdır. Şehit edilen merkez liderler, parti çizgisine sıkı sıkıya bağlı olarak birçok ebbs ve akış, iniş ve çıkışlar, bükülmeler ve dönüşlerin üstesinden gelmek için uzun süre son nefeslerine kadar sağlam durdular.

Şehitler bencillikten uzak kendilerini halkın ve Partinin çıkarlarıyla özdeşleşmiştir. Yüksek Komünist değerler, idealler, cesaret ve özveri gösterdiler. Merkez Komite, Halk Savaşı’nda hayatlarını ortaya koyan tüm bu şehitler için naçizane saygı duruşunda bulunuyor. Hindistan Yeni Demokratik Devrimi’ni Dünya Sosyalist Devrimi’nin bir parçası olarak başarıya ulaştırmak için son ana kadar savaşmaya söz verelim. İnisiyatif, cesaret ve cüret, fedakarlık ve Bolşevik ruhuyla harekete bir adım daha atalım. Şehitler haftasının bu vesilesiyle her birini hatırlayalım ve uygulamalarından ders alalım. Onların ideallerini Parti saflarının ve halkın önüne yerleştirelim ve devrimdeki rollerini oynamaları için onlara ilham verelim.

BJP liderliğindeki NDA hükümeti merkezin faşist taarruzuyla iktidara geldiğinden beri ve devlet hükümetleri Partimiz CPI(Maoist) liderliğindeki ülkenin devrimci hareketi üzerinde çok daha yoğunlaştı. Hareket, bu şiddetli gerici askeri taarruza silahlı bir şekilde karşılık vererek ve zaman zaman uygun yeni taktiklerle sosyal, ekonomik, siyasi, örgütsel ve propaganda alanlarındaki sömürücü egemen sınıflarla yüzleşerek sürdürmektedir.

Merkez ve eyalet hükümetleri, Misyon 2016 aracılığıyla Dandakaranya, Bihar-Jharkhand, AOB, Odisha, Batı Ghats ve diğer yerlerdeki devrimci hareketi yenmeyi ve ortadan kaldırmayı planlıyorlar. Hükümetlerin bu karşı-devrimci planlarına karşı mücadele sürecinde, geçen yıl siyasi, askeri ve örgütsel çabalara başladık ve Misyon 2016’yı yendik. Tüm bu çabalar, her adımda şehitlerin ve devrimci halkın fedakarlıklarını içerir. Partimize ve Halk Savaşı’ndaki insanlara kanlarıyla başarılar getirdiler. Bu durumda merkez ve eyalet hükümetleri son bir yıl içinde karşı devrimci saldırıdaki kazanımlarını pekiştirdi ve 2018’in sonuna kadar veya 2019’daki Parlamento seçimleri sırasında önümüzdeki iki ila iki buçuk yıl içinde Hint devrimini ortadan kaldırmak için emperyalistlerin rehberliğinde başka bir alçakça plan formüle etti.

Partimizi güçlendirmek için yürütülen bolşevizasyon kampanyası nedeniyle parti saflarının teorik ve siyasi anlayışı son üç yılda daha da artmıştır. Düşman taarruzuyla savaşmak için güvenleri arttı ve Halk Savaşı’nda daha aktifler. Bu yüzden, Parti’nin şu anda karşı karşıya olduğu zor durumun üstesinden gelmek amacıyla, halkı günlük yaşamlarının sorunları, sosyal, siyasi temel meseleler, devlet şiddetine karşı daha büyük bir şekilde seferber ediyorlar. Sınıf mücadelesi yoğunlaşıyor. PLGA kuvvetlerimizin düşman kuvvetlerine karşı silahlı misillemesinde iyileşme var. Kütle tabanı güçleniyor.

Halk düşman saldırılarına karşı direniş giderek artıyor. Polis, Parti ve Örgüt aktivistlerini yasadışı olarak tutukladığında, polis güçleri Parti eylemcilerimizi ve insanları barbarca öldürdüğünde insanlar direniyor. Ayrıca kadınlara toplu tecavüzler olduğunda ve tecavüz ettikten sonra öldürüldüklerinde misilleme yapıyorlar. Polis ayrım gözetmeksizin Parti aktivistlerine, PLGA birimlerine ve halka ateş ettiğinde, cesetlerle insanlık dışı davranıp karakollara götürünce, halk karakolları kuşatıyor. Subaylarla birlikte savaşıyorlar, şehidin naaşlarını geri alıyorlar ve son ayinlerini yapıyorlar.

Yoldaş

Düşmanın yoğunlaşan faşist taarruzu ile ülkede ve dünyada gelişen ekonomik kriz arasındaki diyalektik ilişkiyi derinden ve kapsamlı bir şekilde anlamalıyız. Düşman kuvvetlerinin artan saldırganlığı ile ülkede iktidara gelen Hindu faşist güçlerin emperyalist çıkarları arasındaki ilişkiyi açıkça fark etmeliyiz. 2008 ekonomik krizinden çıkabilmek için emperyalistler belli politikalar üstlendiler ama başaramadılar. Sonuç olarak ülke çapında taarruzlarını yoğunlaştırdılar. Bunun bir parçası olarak Modi hükümetinin liderliğindeki Comprador egemen sınıfları, neo-liberal ekonomi politikalarını emperyalistler yönünde daha agresif bir şekilde uyguluyorlar. Modi-Mohan Bhagawat-Amit Şah klişesinin son üç yıldır uyguladığı tüm Brahmanical Hindu faşist politikaları, emperyalistlerin ve feodal sınıfların çıkarlarını agresif bir şekilde uygulamayı amaçlamaktadır. Ülkemizin mazlum sınıflarına, ezilen milletlerine ve mazlum sosyal topluluklarına karşıdırlar. Ülkedeki geniş kitlelerin hayatlarını zindan ediyorlar.

Modi hükümetinin Indiaʹ’da ʹMake adına ülkenin kalkınması hakkındaki tüm büyük konuşmaları, ʹStart Indiaʹ sadece propagandadır. Ülkenin sanayi sektörü iktidara geldikten üç yıl sonra bile zayıf. İşsizlik, temel malların fiyatlarındaki artış, tarım krizindeki artış bu ʹdevelopmentʹ sığlığını ortaya çıkarmakta. Yoksulluğun ortadan kaldırılması adına ortaya çıkardığı çeşitli planlar başarısız oldu. Modi hükümeti geçtiğimiz günlerde Yüksek Mahkemeye bir açıklama yaptı ve buna göre her yıl 12 bin çiftçi zamansız yağmurlar, kuraklık, borçluluk ve mahsulleri için ücret fiyatlarının olmaması nedeniyle intihar ediyor. Bu kriz yoğunlaştı ve Pencap, Maharashtra, Madhya Pradeş ve Gujarat çiftçileri kredilerden, uygun ücret fiyatlarından ve sübvansiyonlardan feragat talep eden militan mücadelelerine girişiyor.

Modi yönetiminin üç yılında, Brahmanical Hindu faşist güçlerinin ülkenin Dalitlerine ve Müslümanlarına yönelik saldırıları artmaktadır. Şu anda Modi hükümetinin tüm ülkede kesimini yasaklama gündemi var. Uttar Pradeş’teki Dadari’den başlayarak, Sahrapur, Gujarat’taki Una, Alwarin Rajasthan’da bu tür saldırılar oldu. Bu saldırılarda Dalitler, Müslümanlar, Adivasi ve diğer mazlum kastlar Una’da seferber oldular ve Hindu Komünizmi ile yüzleşmek için bir eylem planı formüle ettiler.

Aşiret ve kabile dışı insanlar yerinden edilme sorunuyla ilgili militan mücadeleleri yürütüyorlar. Jharkhand’daki Chota Nagpur’un kabile halkı, Chotanagpur Kiracılık Yasası ve Santhal Pargana Kiracılık Yasası’ndaki değişikliklere karşı büyük çaplı mücadeleler aldı. Telangana’da, Chotanagpur Kiracılık Yasası ve Santhal Pargana Kiracılık Yasası’nda „harithahaaramʹ (yeşil kuşak) adıyla yapılan değişikliklere karşı hükümet tarafından aşiret topraklarına el koyma politikalarına karşı militan mücadelesi çıktı. Aşiret halkının yer değiştirme karşıtı mücadeleleri son bir yıl içinde Chhattisgarh, Maharashtra, Jharkhand, Andhra Pradeş ve Odisha’da militan formu aldı.

Rohith’in Haydarabad’da intihar Vemulaʹs, 2015’te Delhi’deki Jawaharlal Nehru Üniversitesi’nin öğrenci liderlerine yönelik ʹseditionʹ suçlamalarından sonra, ülke genelindeki ilerici öğrenciler, Dalit, Adivasi ve dini azınlık öğrencileri Hindu faşist saldırısına karşı birleşik mücadelelere girdiler. Benzer şekilde, bu yıl Delhi’deki Ramjas Koleji’nin ilerici öğrencilerine Hindu Sanghparivar’ın saldırılarına karşı 14 eyaletteki Üniversiteler ve Kolejlerin öğrencileri ve profesörlerinin büyük ölçekli bir birleşik hareketi vardı.

Kadınlara yapılan zulümler sürekli artıyor. İstatistiklere göre her üç dakikada bir kadına şiddet var. Çeyiz cinayetleri nedeniyle her yıl sekiz bin kadın ölüyor. 50 bin vahşet olayı yaşanıyor ve 40 bin kadın kaçırılıyor. Artan feodal, emperyalist kültür nedeniyle artan asit saldırıları, çocuk evlilikleri, zorla, fetiş ve kız çocuğunun öldürülmesi var. Kadınlar ve demokratlar ülkenin her yerinde bu konuları ele alıyorlar.

Modi hükümeti merkezde iktidara geldiğinden beri ülkeyi kesinlikle emperyalist sermayeye satıyor. Öte yandan, ulusal şovenist çılgınlığı ve sahte vatanseverliği teşvik ediyor. Bu gerici politikalara karşı çıkan örgütlere ve aydınlara karşı ʹseditionʹ eylemi hükümlerini kullanmaktadır. Demokratik, gerçek vatansever güçler, Hindutva çetelerinin sivil ve demokratik hakların peopleʹs yönelik ayrım gözetmeyen saldırılarına karşı mücadele ediyor.

Modi hükümetinin işçi karşıtı politikalarına karşı çıkarak, sol İşçi Sendikaları liderliğinde 15’ten fazla işçi geçen Eylül ayında genel grev gerçekleştirdi. Bu yıl 10 lakh hükümet sektörü banka çalışanı, 28 Şubat’ta iş yasaları, dış kaynak ve diğer insan karşıtı politikalardaki değişikliklere karşı ülke çapında başarılı bir genel grev düzenledi. Devam eden militan işçi hareketlerinin liderliğini zayıflatmak amacıyla Maruti Suzuki Şirketi’nin işçi liderliği hapse atıldı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İşçi sınıfı birleşik bir Tarihrer’de mücadele etmelidir.

Hükümet dolaylı vergi sistemini değiştirdi ve GST’yi emperyalistlerin ve Büyük Komprador Bürokratik Kapitalistlerinin çıkarları doğrultusunda tüm ülkeyi tek tip bir pazar olarak şekillendirmeye getirdi. Yolsuzluğu silme propagandası ile büyük notlar dağıldı ve halkın parasal serveti bankalarda birikti. Bir yandan, bu dev şirketlerin kasalarını doldurdu RSS ve bağlı kuruluşlar için fonlar artırıldı. Bu sadece yoksulları, orta sınıfları, köylüleri, küçük tüccarları ve küçük kapitalistleri büyük rahatsızlıklara sokmakla kalmadı, aynı zamanda onları iflas ettirdi.

Burhan Waniof Hizb-ul Mücahit geçen Temmuz’da vurularak öldürüldüğünden beri Keşmir ulusal kurtuluş mücadelesinde bir yükseliş var. Bu, bu yıl Mayıs ayında ortağı Sabjar Ahmad Bhat’ın öldürülmesinden sonra bile devam ediyor. Keşmir halkı, Hindistan Ordusu ve Para-militer güçlerine ʹtaşʹ savaşlarıyla devleti ve merkezi hükümetleri korkutuyor. Bu yıl boyunca öğrenciler bu mücadelenin militan bir parçası oldular. Kuzey Doğu’da Ulusal Kurtuluş mücadelesi örgütleri yeniden konsolide olmuş, Birleşik Cephe kurmuş ve Hint yayılmacılara karşı birlik içinde mücadele etmektedir.

İşçilerin, Köylülerin, Orta sınıfların, Ulusal Burjuvazinin, Ezilen Milletlerin, Dini Azınlıkların, Dalitlerin, Adivasis’in, Kadınların, Öğrencilerin, Gençlerin ve diğerlerinin Brahmanik Hindu faşizmine karşı savaştığı bir durum ortaya çıkmıştır. Ülkede açık bir güç kutuplaşması var. Brahmanical Hindu faşizmi, itsanti-country ve modası geçmiş gerici politikalarla emperyalist yanlısı ve ezilen sınıfların, milliyetlerin ve ezilen toplumsal toplulukların ortak düşmanı haline geldi. Bu ve bu durumu değiştirmek için çeşitli biçimlerde bir Halk direnişi, son üç yılda ülke siyasetinde yeni bir gelişmedir.

Yoldaş

Halk Gerillalarımız, Mart ve Nisan aylarında Chhattisgarh’ın Sukma bölgesinde 37 CRPF personelini silip 10 kişiyi daha yaraladı ve ardından 8″ Mayıs’ta Merkez İçişleri Bakanı tarafından başkanlık edilen Baş Bakanlar, Polis üst düzey yetkilileri ve bölge Koleksiyoncuları ile üst düzey bir toplantı yapıldı. Hint Ordusu’nun hareketimizin olduğu bölgelere konuşlandırılması sorusunu göz ardı ederek, hareketin ortadan kaldırılması planları askeri subayların rehberliğinde formüle edildi. Bunun bir parçası olarak CRPF (LWE) Merkez Bölge Komuta Merkezi’ni Kolkata’dan Raipur’a kaydırmaya karar verdiler; bölge düzeyine kadar Birleşik Komutanlıklar kurmak; Taktik-Operasyonel düzeyde Komutanlıkları güçlendirmek; Bölge ve merkez kuvvetler arasında daha iyi koordinasyon için bir komite oluşturmak, Raipur’daki Naxal Özel DG ofisini Jagadalpur’a (Bastar) kaydırmak; istihbarat sistemini genişletmek ve özellikle insan ve elektronik zekayı güçlendirmek; bu ağı elektronik sistem (İhA, Uydular, GPS, Termal Görüntüleme, Kızılötesi teknolojisi, CCTV kameraları, radarlar ve diğer şeyler) aracılığıyla gerçek zamanlı zeka ile potansiyel kullanım için etkili bir şekilde yararlı hale getirmek; Operasyonlarda Hava Kuvvetleri’nin kullanımı (Komando kuvvetleri saldırı ve strafing için helikopterlerde konuşlandırılmış ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirmek için); kuvvetler için yeni bir eğitim vermek; Sukma ve Bijapur bölgelerinde isyanla mücadele okulları kurmak; merkez ve devlet güçleri arasındaki koordinasyonu geliştirmek; Para-askeri güçlerin korunmasında ve modern teknolojinin yardımıyla hareket alanlarındaki yolların en kısa sürede tamamlanması;daha fazla iletişim kulesinin inşası ve bu tür diğer kararlar. Ulusal Güvenlik Danışmanı Ajit Dobhal ve İç Güvenlik Danışmanı K.Vijay Kumar’ın Maocuların ortadan kaldırılması kampanyasına rehberlik edeceklerini açıkladılar. Bu toplantıda önemli olan cerrahi grev yapmaktı. Tüm bunlar, Misyon 2017’deki devrimci liderliği ve devrimci öznel güçleri yok etme amacını ortaya koyuyor. Bunun bir parçası olarak, ʹwhite’nın Naxalites’i adına sivil haklar aktivistlerini, sosyal aktivistleri ve demokratları hedef alacaklarını zaten açıkladılar.

Mission 2017 çok saldırgan bir şekilde cani saldırılarla başladı. İlk beş ay içinde polis, ülkedeki hareketimizin olduğu bölgelerde 60 köy düzeyinde lideri, yerel aktivisti ve devrimciyi öldürdü. Salwa Judum ve Sendra günlerinden bu yana kadınlara yönelik toplu tecavüzler, cinayet, kundaklama, tutuklama ve işkence giderek daha merkezi hale getiriliyor ve daha zalim hale getiriliyor. Devrimci kitlelere ve onları destekleyen aydınlara, demokratlara ve tüccarlara ömür boyu hapis cezası verilir. Devrimcilere idam cezası verilir.

Tarih, sömürücü egemen sınıfların peopleʹs mücadelesine ne kadar acımasız baskıya müsamaha gösterseler de başarısız olmaya mahkum olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Bu yüzden Misyon-2017’yi yenmek için derhal görev almalı, Parti liderliğini tepeden tırnağa korumalı, hareketi ilerletmeli ve kitle tabanına bağlı olarak Halks Savaşı-Gerilla Savaşı’nı sürdürmeliyiz. Bunda başarıya ulaşmak için güçlerimizi mümkün olduğunca korumak zorundayız. Düşmanın zayıflıklarını kullanmalıyız ve fırsat buldukça PLGA kuvvetlerini yoğunlaştırmalıyız.

Düşman kuvvetlerinin ayrı birliklerine saldırmalıyız ya da güçlerini bölüp saldırmalıyız. Silahlarına el koymalıyız. Bunun için Gerilla Savaşı – Gizlilik, Hız, Güçlü İrayete, Yer değişikliği yoluyla meşru müdafaa, inisiyatifle saldırı taktikleri ve Gerilla Savaşı’nı yoğunlaştırıp genişletelim. Meşru müdafaayı, kitle tabanını geliştirmek, öznel güçlerimizi geliştirmek ve pekiştirmek, hareketi ve diğer amaçları fedakar bir doğayla genişletmek gibi acil hedeflere ulaşmak için Peopleʹs Savaşı’nı bir adım daha ilerletelim.

Gerilla savaşında, peopleʹs direnişte, kitle hareketlerinde sadece şehitlerin fedakarlıklarıyla başarılar elde ettik. Kurdukları idealler, son nefese kadar insanların çıkarları doğrultusunda düşmana karşı savaşarak halkla özdeşleşmek ve Peopleʹs Savaşı’nın temelini oluşturmaktır. Hindistan’ın mazlum kitleleri geleceklerini şehitlerin fedakârlıkları yolunda görüyorlar. Onların ideallerini, özlemlerini ve fedakârlık geleneklerini havada tutarak güçlü bir iradeyle çaba sarf edeceğimize, teorik, siyasi, örgütsel, askeri ve kültürel görevlerimizi tek bir akıl ve birleşik bir uygulamayla başaracağımıza söz verelim.

Yoldaş

Devrimci hareketi ortadan kaldırmak ve Parti liderliğini tepeden tırnağa korumak amacıyla hayata geçirilen Misyon-2017’yi hemen mağlup etmek göreviyle ülke genelindeki hareketimizin alanlarında martyrʹs anma haftasını coşkuyla kutlayalım. Bu anma haftasında halkı büyük çapta harekete geçirelim. Değerli şehitlerimizin büyük fedakarlıklarını Parti kadroları, PLGA güçleri ve köylüler arasında yayalım. Afişler, pankartlar, broşürler, duvar yazıları, yol yazıları ile şehitlerin ideallerini selamlayalım ve şehitlerin tarihçelerini kitapçıklar aracılığıyla yayınlayarak ve fotoğraflarını büyük bir şekilde sergileyerek. Köy, Alan, bölge/bölünme/bölge/zonal, SAC/SZC/SC seviyelerinde toplantılar ve mitingler yapalım, kitleleri büyük ölçekte harekete geçirelim ve onlara özgüven aşılayalım. Şehitlerin fedakârlıklarını, cesaretlerini ve cüretlerini, güçlü iradelerini ve diğer ideallerini analım. İnsanlara ilham verelim ki yeni bir demokratik toplum inşa etmek için yollarını takip etsinler. Şehitler yolunda ilerlemek için bir çağrıda bulunuyoruz. Bu, sevgili şehitlerimize ödeyebileceğimiz gerçek bir saygı duruşudur.

Devrimci selamlarla,

Merkez Komitesi, CPI (Maoist), 9 Ağustos

Güncel Haber, Ölümsüzlerimiz
Kaypakkaya geleneğinin emektarı, YDAD kurucu üyesi Ferhat Düzgün son yolculuğuna memleketi Erzincan’a uğurlandı
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: d976a94b-b4cd-4c43-bc27-6c41352fc2c1.jpg

Geçtiğimiz gün hayatını kaybeden Kaypakkaya geleneğinin emektarı, YDAD kurucu üyesi Ferhat Düzgün son yolculuğuna memleketi Erzincan’a uğurlandı.

Düzgün için Tuzla-Aydın’lı Cemevinde tören düzenlendi. Törene, DHP, YDAD, Partizan, Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri (PŞTA), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), YDAB (Yeni Demokrasi Aileler Birliği), DESOF, HDP Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya katıldı.

Düzgün için Tuzla-Aydın’lı Cemevinde tören düzenlendi. Törene, DHP, YDAD, Partizan, Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri (PŞTA), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), YDAB (Yeni Demokrasi Aileler Birliği), DESOF, HDP Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya katıldı.

Cenaze, tören alanını gelişi sırasında alkışlarla karşılandı. Düzgün’ün yaşamı boyunca Kaypakkaya geleneğinin bir emekçisi olarak yaşadığına atıfta bulunulan kısa bir konuşma yapıldı.

Ferhat Düzgün’ün cenazesi son yolculuğuna uğurlanacağı memleketi Erzincan’a gönderildi.

Single Page/Post Layout Settings

Paneli aç/kapa: Single Page/Post Layout Settings

Check To Enable Featured Image On Single PageSingle Page/Post Layout                             Content – Primary Sidebar                                          Primary Sidebar – Content                                          No Sidebar                           

MashShare Social Sharing Options

Paneli aç/kapa: MashShare Social Sharing Options Social Media ImageADD IMAGE

Optimal size for post shared images on Facebook, Google+ and LinkedIn is 1200px x 630px. Aspect ratio 1.9:1 Social Media Title95 Characters Remaining

This title is used by the open graph meta tag og:title and will be used when users share your content on Facebook, LinkedIn, or Google+. Leave this blank to use the post title Social Media Description297 Characters Remaining

This description is used by the open graph meta tag og:description and will be used when users share your content on Facebook, LinkedIn, and Google Plus. Leave this blank to use the post excerpt.


 Pinterest ImageADD IMAGE

Pinned images need to be more vertical than horizontal in orientation. Use an aspect ratio of 2:3 to 1:3.5 and a minimum width of 600 pixels. So an image that is 600 pixels wide should be between 900 and 2100 pixels tall. Pinterest Description

Place a customized message that will be used when this post is shared on Pinterest. Leave this blank to use the the post title Custom Tweet226 Characters Remaining

Based on your username @http://devrimcidemokrasi.org/ ,the shortened post url and the current content above your tweet has a maximum of 140 characters. If this is left blank the post title will be used.

Dünya, Güncel Haber, Ölümsüzlerimiz
Bir Yıl Sonra, Garrett Foster Sonsuza Dek Mücadelede Yaşıyor

Bir yıl önce 25 Temmuz 2020’de, halkın hizmetkarı ve Siyahilerin hayatlarının savunucusu Garrett Foster, Mayıs ayaklanmaları sonrasında bir protesto sırasında gericiye karşı durduğu, halkı ve inandığı hareketi savunduğu için Austin sokaklarında öldürüldü. Yokluğu büyük bir kayıptır, ancak insanlardan alınamayan şey hafızası ve insanların mücadeleleri arasında sonsuza dek mevcut olan örnektir.

Garrett gibi ırkçılık, yoksulluk ve sömürü adaletsizliklerinin kabul edilemez olduğunu düşünen herkes Garrett gibi yaşamaya ve ölmeye bakmalıdır. İnançlarını uygulamaya koydu ve bu inançları ve insanları savunmak için öldü – sadece şahsen tanıdığı insanları değil – tüm insanları. Eski topluma karşı duran herkes Garrett’ı silah arkadaşı olarak görmeli.

Garrett Foster ve Whitney Mitchell

Garrett öldürüldükten bir gün sonra, bir Tribune yazarı açıkça belirtti. :

„Garrett Foster gibi olma ihtiyacı dışında başka bir şeyden bahsetmek imkansız, onun gibi daha fazla adama ihtiyacımız var ve eğer olsaydı, daha iyi bir dünya için mücadele doruk noktasına çok daha yakın olurdu.“

Bunu bir kez daha vurgulu bir şekilde yankılıyoruz: halkın Garrett modelinde devrimci olması gerekiyor, bu da insanları sadece eskiyi süpürmeye ve yeniyi fethetmeye çok daha yaklaştırır. Garrett sadece polis vahşetine karşı mücadeleye inanmıyordu – ortağı ve devrimci arkadaşı Whitney Mitchell ile birlikte tamamen bağlı olduğu bir kavga – her düzeyde radikal değişime inanıyordu.

Garrett’ı daha iyi bir dünyaya iten şey bu arzu. Onu karalamak ya da cinayetini haklı çıkarmak isteyen herkesin üzerinde hayatı ve fedakârlığı kule. Katili, Amerikan Ordusu çavuşu Daniel Perry, Garrett’a kıyasla her açıdan önemsiz. Perry sadece Garrett’a saldırmak için yola çıkmadı, aynı zaman Perry’nin küçümsediği ve nefretini dile getirdiği bir hareket olan Black lives için tüm harekete zarar vermeye çalıştı.

Yasal süreç Perry hakkında (Garrett’ın öldürülmesinden yaklaşık bir yıl sonra) hazırlanan bir iddianameyle ilerlerken, Garrett’ın ailesi ve devrimci arkadaşları, Devletin Garrett’ın cinayetini halının altına süpürmemesi için sürekli mücadele ediyor. İddianame bir zafer olarak görülebilir, ancak adalet olarak görülemez. İnsanların, halk ve örgütleri tarafından yürütülecek olan insanların adaletine yaklaşmaları mücadele yoluyla olur. Devlet’in taleplerini yerine getirmek ve suçlamak için baskı yapmak, halkı siyasi iktidar mücadelesinde ve nihayetinde gerekli olan şeyde eğitir – işçilerin liderliğindeki, halkın düşmanlarına karşı gerçek adaleti kullanacak yeni bir Devlet.

Brezilya’nın Minas Gerais eyaletinde görülen Portekizce „Garrett Foster Mücadelede Mevcut!“

Garrett’ın öldüğü günden beri, insanlar uzun vadeli siyasi güç mücadelesinde kendilerini çelik gibi bağlıyorlar. Ölümünden bir gün sonra, adı Los Angeles gibi şehirlerin duvarlarına çizilmiş olarak görüldü ve insanların adalet çağrısını artırdı ve adı ülke çapındaki duvarlarda görünmeye devam etti. Adı Almanya, Danimarka ve Brezilya’daki devrimci grafitilerde görülmüştür. Devrimciler Oxnard’da onun için yürüdüler ve San Antonio’da onun için mum yaktılar ve Austin’de Garrett’ın ölümünden hemen önce yaklaşık 50 gün boyunca yürüdüğü sokaklarda çok sayıda yürüyüş ve nöbet düzenlendi.

Gerici Devlet ve devlet gücünün en büyük araçlarından biri olan polis, Austin’de Garrett’ın adının söylenmesini bastırmaya çalıştı. Ölümünden bir hafta sonra Austin polisi, Garrett’ın vurularak öldürüldüğu yerdeki bir yürüyüşe vahşice saldırdı, 40 kişiyi tutukladı ve Garrett’ı onurlandırmak için bırakılan mumları, çiçekleri ve işaretleri ezdi. Buna rağmen, aynı gece, protestocular saldırıyı aştılar ve Austin’den geçen ana otoyol olan I-35’in bir kısmını kapattılar.

Protestocular, Garrett’ın sloganlarından biri olan „Her seferinde ön cephe“ yazılı bir pankart tutuyor.

Austin’deki seferberliklerin ön saflarında ölümünden önce Garrett’ın yanında yürüyen ve onun için savaşmaya ant İçen protestocular var. Bunların arasında en belirgin olanı dul eşi Whitney, siyahi bir kadın, tekerlekli sandalyeye güvenen dörtlü bir ampute ve kendi başına bir kahraman olmuştur. Organize olmaya, savaşmaya ve sokaklarda polisle yüzleşmeye devam etti. Perry’yi koruyan, Garrett’ın öldürülmesinden sonra serbest bırakan ve Whitney’in öldüğü açıklanan hastanede Garrett’a veda etmesini engelleyen polis. Bunlar Whitney gibi siyahları bir tehdit olarak gören polislerin çoğu, özellikle de polisin uyguladığı ve koruduğu eski Devletin ırkçılığı ve sömürüsüne karşı mücadele ettiklerinde.

Whitney, diğer aktivistlerle birlikte, Garrett için mücadelenin tek başına yapılamayacağını bilerek, devlet kurbanlarının diğer ailelerini ve sivil gericileri bir araya getirdi. Bu yılın Mart ayında, Alex Gonzales Jr.’ın polis tarafından öldürüldüğü yerden Garrett’ın öldürüldüğü bölgeye kadar 8 kilometrelik bir yürüyüşe öncülük etti. Grup şehir merkezine ulaştığında Austin polisi Whitney’e saldırdı ve çaldıkları Garrett için bir pankartı iade etmelerini istediğinde onu tekerlekli sandalyeden attı. Yine de, ondan alınan ondan ve karşılaştığı her şeyle Whitney, mücadeleyle başa baş buluşmak için ayağa kalkar.

Whitney’in cesareti kitlelerin cesaretidir. Kitlelerle her şey mümkündür ve buna Garrett’ın katiline ve Perry gibi sefil gericiler yaratan bu çürümüş topluma gerçek adalet getirmek de dahildir. Hiçbir şey insanların adalet mücadelesini caydıramaz: ne polis, ne devletin sivil ayak askerleri, ne de Perry’nin yasaları tarafından cezasız kalabilmesine izin veren veya vermeyen egemen sınıfın adalet sisteminin maskaralıkları. Mahkum edilmemesi halka bir başka hakaret olsa da, adaletin eski Devlet mahkemelerinde değil, yeni bir İktidar mücadelesinde bulunduğuna dair yükselen anlayışla bu ihtimale karşı çıkmaktayız. İnsanlar Garrett’ı, insanların hak ettiği, Garrett’ın yolda olduğunu bildiği ve hayatını verdiği toplumu fethetmek için savaşarak onurlandırmalıdır.

Garrett Foster Sonsuza Dek Mücadelede Yaşıyor!

Halkın Hizmetkarı, SiyahLarın Yaşamlarının Savunucusu Garrett Foster’a Onur ve Zafer!

Dünya, Güncel Haber, Ölümsüzlerimiz
Yaşasın 19 Haziran Kahramanlık Günü!

Peru’da 200’den fazla PKP savaşçısı ve kadrosunun katledilmesi, 19 Haziran 1986’da, dünyadaki ilk Marksist-Leninist-Maoist Halk Savaşı’nın altıncı yılında gerçekleşti. 19 Haziran şehitleri, cezaevlerine gönderildiklerinde bile Maoizm’in, Halk Savaşı’nın ve Komünizmin kızıl bayrağını asla indirmeyen komünistler ve proletaryanın savaşçıları olarak mücadelede yer aldılar. Tutsak düşmeyi Devrimci İyimserlikle karşıladılar ve hapishaneleri Halk Savaşı’nın bir başka cephesi yaparak Savaşın Parıldayan Siperlerine dönüştürdüler. Bu nedenle, şehit düşen yoldaşlarımız her yıl sınıfımız için örnek oluyor. Peru Komünist Partisi (PKP), 19 Haziran şehitlerini ve hayatlarını Dünya Proleter Devrimi’ni ilerletmek için feda eden diğer tüm devrim ve komünizm şehitlerini anmak için 19 Haziran’ı Kahramanlık Günü ilan etti.

Bu katliamdan 35 yıl sonra, Dünya Proleter Devrimi, emperyalizmin, revizyonizmin ve gericiliğin sürekli zayıflayan Genel Karşı-Devrimci Saldırısı (GKDS) ile yeni zirvelere ilerliyor. Bu GKDS, ancak Komünizme kadar Dünya Halk Savaşında birleşecek yeni büyük Halk Savaşları dalgasının başlatılmasıyla yenilgiye uğratılacaktır. Bu gelişmenin ekseni, Hindistan, Peru, Türkiye ve Filipinler’de devam eden ve bu saldırılara karşı her gün mücadele etmek ve direnmek için seferber olan dört Halk Savaşıdır. Bu devrimler, günümüzdeki gelişme aşamalarına ancak, yakın zamanda Türkiye’de Rosa ve Nubar yoldaşlar gibi sayısız yoldaşın fedakarlığıyla ulaşabilmiştir. Devam eden dört Halk Savaşından üç büyük önderin (Başkan Gonzalo, Yoldaş Mazumdar ve Kaypakkaya) devrimci kitleleri gerici devletlere karşı harekete geçirirken öldürüldüğünü veya hapsedildiğini belirtmek yeterlidir. Özellikle, Peru’daki bürokratik patron-ağa devleti tarafından 29 yıldır mutlak ve daimi tecrit altında tutulan Başkan Gonzalo’nun devam eden tutukluluğunun altını çizmek istiyoruz.

Bu dört Halk Savaşının dışında, kitleler Komünist Partilerini oluşturmak veya yeniden kurmak için toplanıyorlar. Bu hareketler arasında da, Dünya Proleter Devrimi’nin bir parçası ve onun hizmetinde, ülkelerindeki devrimler için her şeyini vermiş olanları öne çıkarabiliriz. Özellikle, Meksika’da Dr. Ernesto Sernas García’yı vurgulamak istiyoruz. Dr. Sernas, üç yıl önce kaçırılan ve Yeni Demokrasi mücadelesinde Halka hizmet ettiği için Gerici Meksika Devleti tarafından tecritte tutulan devrimci bir avukattır. Kaybolduğundan beri dünyanın dört bir yanındaki devrimciler Dr. Sernas’ın halka canlı olarak iade edilmesini talep ediyor.

Kanada’da proletarya, baş-revizyonist Tim Buck’ın Komünist hareketi tasfiye etmek için on yılı aşkın bir süredir verdiği mücadelenin ardından, Öncü Partisinden mahrum bırakıldı. Bugün, oluşum halindeki komünistler, Kanada Komünist Partisi (KKP) içinde var olmuş olduğu ölçüde Kızıl Çizgiyi belirlemek, yeniden kurmak ve geliştirmek ve bu temelde Parti inşasından alınan dersleri değerlendirmek ve özümsemek için mücadele ediyor. Bu mücadele, Kanada’daki tasfiyeciliğin tüm fraksiyonlarına karşı yoğun sınıf mücadelesi ve esas olarak oluşum halindeki komünistler arasındaki iki çizgi mücadelesi tarafından yönlendiriliyor. Bu mücadeleye katkı olarak, proletaryanın iki kahramanının hayatlarını vurgulamak istiyoruz: Yoldaş Mewa Singh ve Yoldaş Norman Bethune.

Yoldaş Mewa Singh, Kuzey Amerika’nın batı kıyısına dayanan, ancak silahlı mücadele yoluyla ulusal kurtuluşa adanmış küresel bir Parti ağına sahip, Kanada Hint ulusal azınlığının bir Partisi olan Ghadar Partisi’nin bir kadrosuydu. Ghadar Partisi 1948’de kendini feshetti ve üyelerini Komünist Partiye yönlendirdi. Ghadar Partisi’nin Vancouver şubesinin bir kadrosu olan Yoldaş Mewa Singh, emperyalist ajan W.C. Hopkinson’a yönelik bir cezalandırma eylemini gerçekleştirdi. Yoldaş Mewa Singh, Hindistan’ın Bağımsızlığına düşman olan bu emperyalist ajanı 21 Ekim 1914’te cezalandırdı. Yoldaş Mewa Singh, eylemleri nedeniyle Gerici Kanada Devleti tarafından New Westminister’da katledildi. Yoldaş Mewa Singh, Kanada’daki Hint ulusal azınlığının proletaryası için bir örnek olmaya devam ediyor ve onun devrime özverili bağlılığı, oluşum halindeki tüm Komünistler için parlayan bir ışık.

Yoldaş Norman Bethune, Dünya Proleter Devrimi’nin en tanınmış şehitleri arasındadır ve Proleter Enternasyonalizmin somut örneklerinden biri olarak bilinir. Yoldaş Bethune, 1943’te İşçi Partisi’ne tasfiye edilmeden önce Kanada Komünist Partisi’nin bir cerrahı ve kadrosuydu. 1936’da, Franco’nun Falangist güçleri Demokratik İspanyol Halk hükümetini devirmeye ve İspanya’ya faşizm yerleştirmeye çalıştığında, Yoldaş Bethune, Komünist Enternasyonal tarafından düzenlenen Uluslararası Tugaylara katıldı. 1938’de Yoldaş Bethune, Çin’de devam eden devrime yardım etmek için bir cerrah olarak mücadeleye katıldı; bu kez, 1939’da kan zehirlenmesinden ölümüne kadar Yeni Demokratik Devrim’de kitlelere hizmet ederek devrim ve komünizm mücadelesinde parlayan bir yıldız oldu.

Dünya halkları, tüm bu şehit ve devrimci savaş tutsaklarının hayatlarını onurlandırmak için 19 Haziran’ı anıyor. Emperyalizm ufalanırken, daha da gerici bir hal alarak saldırıya geçiyor. Kızıl sanatçı yoldaş Pablo Hasél’in İspanyol monarşisini ve polisini kınadığı için yakın zamanda tutuklanması ve Yoldaş Georges Abdallah’ın devam eden tutsaklığı bu gerçeğin bir kanıtıdır. Kanada’daki oluşum halindeki komünistler, sınıf mücadelesini derinleştirerek ve Marksizm-Leninizm-Maoizm-Gonzalo Düşüncesinin yol gösterdiği Askerileştirilmiş bir Komünist Partinin yeniden oluşturulmasına yönelik iki çizgili mücadeleyi derinleştirerek bu şehitleri onurlandırıyor.

Yaşasın Kahramanlık Günü!

Başkan Gonzalo’nun hayatını ve katkılarını savunun!

Mewa Singh, mücadelede yaşıyor!

Norman Bethune, mücadelede yaşıyor!

Kanada Komünist İşçi Cephesi

Kaynak:communistworkers.wordpress.com

Güncel Haber, Gündem, Ölümsüzlerimiz
MKP Ölümsüzlüklerinin 16’ncı Yılında 17’leri Andı

Elimize posta ile ulaşan MKP-MKSB imzalı Ölümsüzlüklerinin 16. yılında 17`lerin anısına yayınlanan bildiriyi devrimci yayıncılık anlayışımız gereği yayınlıyoruz.

Devrimci Demokrasi

***

VARTİNİK’TEN MERCAN’A: ÖLÜMSÜZ 17’LERE…

Anlatılanların, tarihi gerçeklerle ne denli örtüştüğü önemlidir. Misal, bir görselin ya da yazınsalın politiik yönlerini vurgulayıp öne çıkarmak ve yorumlamak elbette ihtiyaç olandır. Fakat daha da önemlisi olayların hangi tarihi bağlamlarda kurulduğu, nasıl ele alınıp anlatıldığı ve okuyucuya ilettiği mesajdır. Aksi tutum, her biri can bedeli yaratılan bu değerlerin maalesef ki hangi kavmin ve hangi tarihin yapıtı olduğu bilinmeyen bir takım efsaneyi yazım ve anlatıma dönüştürmeye vesilesi olacaktır.  Tarihimizde öyle yaşanmışlıklar vardır ki, her biri hålá ve her daim olmak üzere şarapnel sıcaklığındadır belleklerde. Bu anlamıyla tarihe iz bırakanların ardılları olarak diyebiliriz ki bizler acısını yüreklerde ve öfkesini bilinçlerde taşıdıklarımızın yerine de yaşıyoruz. Bu yürüyüşte onlar için de nefes alıp veriyoruz. Çünkü ideallerimiz gereği aynı hedefe kilitlenmiş ve farklı alanlarda fakat hedefi vuruyor olmanın kararlılığındayız!

Tarihi yazmak, geçmişin ağırlığından kurtulmanın bir yolu değildir. Bize göre tarihsel bir kesiti dahi yazıp, anlatmak, bir bağlılık ve devamlılık gereğidir. Gerek Vartinik çıkışı ve gerekse de “Bu Tarih Bizim!” şiarıyla gerçekleştirilen 1. Kongre mimarlarının da içlerinde bulunduğu 17’ler, II. Kongre arifesinde ölümsüzleştiler. Şüphesiz ki sunmuş oldukları perspektifin bizler açısından altı çizilebilecek, üzerinde durulması gereken ve uygulanıp öne çıkarılabilecek yönler barındırdığı gerçeği, bugün taban kitlemizin geniş kesimlerince daha bir kabul görmektedir. Kansız bir devrimi tasavvur etmekten çok uzak kanlı, bir iç savaşın üzerine inşa olunan Ekim Devrimi’nden feyz almış… Ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü olduğunu kuruluşuyla deklare etmiş olan Maoist partinin savaş kurmayı 17’ler,  askeri faşist diktatörlüğe göre şüphesiz  ki bombadan ve makineli tüfekten daha az tehlikeli değiller. Çünkü bu perspektife göre devimin piyadesi köylülük ile metropollerin operasyonel gücü olan işçiler, proletarya partisinin elindeki silahı olan ordunun sıra neferidirler. Bu perspektif, evrensel manada, kapitalist restorasyonu önlemenin ve komünizme doğru ilkeli düzeyde istikrarlı bir ilerleyişin yegane anahtarı olan proletarya diktatörlüğünü savunur.

Bir kavganın içinde olmanın bedellerini çok iyi bilen ve olacaklara karşı öngörülü bir kararlılıkla hazırlanan bizim 17’ler, tarihsel doğrultuda yaşadıkları acılar ve katliamlarla sınandıkları sınavlardan başı dik çıkmasını bildiler. Diyarbakır 5 Nolu işkence tezgâhı, Mamak askeri zindanı, 19 Aralık’ta 20 hapishaneye aynı anda yapılan saldırılar ile yaşanan katliamlar ve tarihte daha neler neler… Ve şimdiye, yaşanan tecrübelere dayanarak varolan birikimin üzerine bir şeyleri daha eklemek üzere bu dağ yollarındaydılar. Şüphesiz ki bu sonuca toplumsal gelişme yasalarına dayanarak varmışlardı. Zihinlerinde insanlık davası adına büyük hedefler vardı. Bu yolda kerhen ilerleyen ve “biraz da başkaları mücadele etsin”, diyerek, yürüyüş kolundan ayrılıp aksi istikamette yol alan eski yoldaşlarının o geçkin sözlerine zerrece tamah etmediler. Tıpkı 3 yıl evvel sözleştikleri gibi, ortak bir amacın ortak çabasıyla yeniden vurdular dağlara, Munzurlara. Mercan’a vardıklarındaysa kahredici bir kusurdan ötürü kuşatıldılar. İlmek ilmek üstüne atılırcasına düğüm düğüm edilmiş o şifreleri çözemeyeceğini anlayan düşman, topyekûn imha konseptiyle taarruz etmek üzere Koçboğazı-Haramidere mevkiine hücuma kalktı! İşte, o saatten itibaren düşman ordu güçleri, Erzincan ilindeki en seçkin mekanize taburlarını uçar birlik harekâtıyla Mercan mıntıkasına taşıdı gün boyu…

Gerçeğe en yakın olduğun an, uçurumun da kıyısında demektir aslında.

Nasıl mı? Tıpkı akşamın alaca karanlığını geçtikten sonra zifiride saatlerce yol alarak yarının aydınlığına varmak üzere o bulanık tan vakti aralığını geçmek zorunda olmak gibi. Bu aralık bir yandan aslında berrak bir günün muştusudur. Fakat öte yandan ölümün de geceden beri pusuladığı son düzlüktür. Olaki bu geçit kazasız-kayıpsız aşılırsa, bil ki doğan günle birlikte geri çekilen karanlık sonrası ölüm orada orda yerde çırılçıplak kalacaktır. Ve çok geçmeden güneş yetişip onu kızıl ışınlarının ablukasına alacaktır!..

Vakit, yürek sıkıntısından olsa gerek epey daraldı buralarda. Tenhaların görünen yanları hafiften gölgeli. Bizimkiler dün gece konakladıkları kaya dibinden odur ayağına çubuk bir çapayla uzaklaşma gayretindeler. Zaman henüz çok erken. Zaman buralar da kendisini gerillanın tarzına hasbelkader uydurabilmiş. Ve olabildiğince küçük ölçekte kısa birimlere bölünmüş. Bunlardan birkaçı fecir, tan ve kuşluk vaktiyken, geriye bir tek an kalıyor, fakat oda aniden veya apansız geçip gidiveriyor. Zaman, nesnelerin boşalan dünyasında ışık-gölge ikileminde andan ana oluşan farklılığı bariz şekilde göstere göstere  geçip gidiyordu. Bizimkilerse zamanın bu sınavından geçerek ileriye dönük bir devinimle yürüyorlardı. Tabi paranın tunç insanında puşt olduğu bir devirdeyiz. Hain bir tuzağa düşürülen insanlar kimi düşkünleşen unsurları devletin çeşmesinden içtikleri o bir tas suyun karşılığını, kelle avcısı olarak dağlarda iz sürmek suretiyle ödemektedirler.  Elbet günü geldiğinde yeterince kullanıldıklarına kanaat getirildikten sonra buruşturulup bir kenara atılı verirler. Onurlandırıcı olan, halka hizmet etmektir…

İşte böyle bir dönemdir. Mevsimlerden yaz başıdır. Ağaçlar güz mevsiminde tıpkı takvimler gibi gün gün döküvermişlerdi yapraklarını. Kış kurusu o dallarıyla Mayıs’a varan bu ağaçlar, temkinli ilerleyen baharla birlikte nihayete erip yeşillenmişlerdi. Tıpkı Sibirya bölgesi gibi kendine has kışı olan Munzurlar’da ise ağaç namına ekseriyette ardıç olur. Sibirya’da sedir ağacı, Munzurlar’da ardıç… Bu dağlar ezelden beri kimine sığınacak liman, kimine savaş meydanı olmuş. Nice mazlumlar, bilgeler gelip geçmiş. Düzene başkaldırıp asaleti icraatlerinden okunan isyanlara kalkışmış nice silahlı güçler, bedelini yaşamıyla ödemesini göze alarak yıllar yılı alan tutmuşlar bu dağlarda! Zalım ise bura halkının misal bir kırbaç darbesine boyun eğip koşuma sürülecek denli uysal olmadığını çok iyi bilir. O yüzden bu sert iklimin dağlık coğrafyasına ezelden beridir zulüm olmuş ve gökten yağar ha yağar.

Mevsim normallerinde bu sıcaklık ve an itibariyle berrak bir gökyüzü var. Her biri farklı tarih ve mekânlarda düşman ordularına baş direyerek bugünlere ulaşan bizim 17’ler, tek-tük ardıç ağaçları ile iri kayalarla kaplı tepelere paralel olarak bir süre yol aldılar. Yatağı dar ve derin olan bir akarsuya yakın mesafede yoluna devam ediyorlardı. Öğlen üzerine yakındı. Saat 10’na geliyordu. Keşif için havalanan helikopter iz takibine yoğunlaşmıştı. Fakat gümbürtüsünden ötürü helikopterin sesini duymanın mümkünü yoktu. Bu kıvrım kıvrım akan suyun adı Mercan’dı. İsmini, Munzur suyuna karışmak üzere ortadan ikiye tıpkı kılıç gibi yarıp aktığı Mercan Vadisi’nden almıştı.

Aylardan Haziran’dır, 16’sı. Bu mevsimde dağların yükseklerinde eriyip kaya başlarından gizlilik kuralı gereği illegal davranıp görüntüsüyle usulüyle sızıp ilerler kar suları. İşte, eriyen bu kar sularıyla takviye olan Mercan suyunun akarken yerinden sökerek kendisiyle beraber bilinmezliğe sürüklediği o koca koca kayalar öyle bir ses çıkarır ki, sanırsınız dağ yıkılıyor.

17’ler, gümbürdeyen bu suyun tersine bir istikamette ve kıyısından kıyısından bir süre daha yukarı tırmandılar. 12 üstündeki keşif helikopteri tam da bu esnada farkediyordu onları. Koordinatların bildirilmesinden kısa bir süre sonra alana intikal eden kobra tipi taarruz helikopterleri, saat tam 10’da vurmaya başladılar! iki grup şeklinde ilerleyen bizimkiler baskına tutuldukları bu arazide bir kayayı siper aldılar. Silahların eşitsizliğine bir de arazii koşullarının elverişsizliği eklenmişti. Zaman da gerillanın aleyhineydi fakat güçler dengesindeki bu eğreti duruma bakılmaksızın silahların karşı ateş açmasından başka da bir seçenek de yoktu zaten. Artık coşan suyun gümbürtüsü ile silah şakırtıları ve helikopter takırtıları birbirine karışmıştı. Ateşlenen roketlerin kayalara çarparken patlayarak çıkardığı ses ve o sesin yankısıyla sanki hava yırtılıverdi birdenbire! Hava saldırısı neticesinde ateşlenen her bir roket, yakıp kavuran napalm bombaları ve eti çürütüp kemiği eriten türlü kimyasallar, tesir itibariyle bulutsuz gökte çıkan şimşek etkisi yapmaktaydılar. En hafif deyimle, tıpkı patlayan bir trafodan ötürü yüksek gerilim hattının kopan kablolarının kıvılcımlar saçarak etrafındaki ormanı ve evleri tutarcasına yakıp kavurarak kısa zamanda küle çevirmesinden daha beter bir durumdu…

Bu esnada, karlı dağların 0 sıfır yüksek rakımlı yalnızlığını yıllardır paylaşan bir ardıç ağacı, yaşanan bu çatışmada en yeşil yerinden bir roket mermisiyle vuruldu ansızın! Yetmedi, kobralardan ateşlenen 20 milimlik uçaksavar mermisiyle gövdesinden delik deşik edildi. Yetmedi, dallarından ve budanırcasına eli – kolu koparıldı.  Mermilerle biçilen o gövdesi tıpkı yırtıcı bir kuşun pençeleriyle bir kayaya tutunması gibi sıkıca sarıldığı o köklerinden koparıldığı gibi uçurumun derinliğini boyladı. Yaprakları bu asimetrik savaşın tüm vahşetiyle estirdigi barut, kızgın metal ve yanık et kokusuyla yüklü rüzgarın şiddetiyle, düzensiz kalp atışları misali titreşip çırpınıyordu. Uçurumun dibindeki bu ardıç tıpkı uzuvları kopan ve tüm kanı bedeninden boşalıp giden 17 dağ kartalı gibi ağır ağır çekişiyordu…

Sınıf savaşımının o aşırı sertliği elbette ki siyasi düşmanla aramızdaki derin çelişkilerin uzlaşmaz niteliğinden ileri gelmektedir. Burjuva ideolojisinin hâkim sınıflar açısından askeri çizgiye yansıma biçimi şüphesiz ki kaba kuvvet, çıplak şiddet ve dahası katliamcı nitelikte olabilmektedir. Bu mekânlarda yılların savaş esirleri olarak bir çoğumuzun böylesi durumlara gerek dağlarda, gerek zindanlarda yakından tanıklık etmesi olasıdır. Sınır tanımazlıkta vahşeti dehşetle saçan bu kasaturası kanlı düşman askeri güçlerinin, aynı zamanda tüm insanlık ölçütlerini yerle bir eden kana susamış lejyonerler sürüsü olduğu gerçeği, tarafımızca ve halkımızca çok iyi bilinmektedir. Bunların henüz yakın tarihte Bakûr’un yerle bir edilen şehirlerinde, Sur ve Cizre bodrumlarına sığınan Kürt halkından yaralı sivil insanlarımızı bidon bidon benzin dökerek diri diri yaktıkları, hafızanızda ki yerini tüm tazeliğiyle korumaktadır. Dersim Ovacık’ta Asmin, Rosa ve diğer yoldaşların başlarını gövdeden ayırarak, ailelerimize korku salmayı düşünürken, onlar korktu anaların bakışlarından.

Künyeleri devletin gizli arşivlerindeki istihbarat raporlarına kazınırcasına kaybedilmiş olan bizim 17’lerin teşhisi, birinci derece akrabalarının, o tüm insanlık ölçütleri yok edilerek katledilip parçalanan cenazeleri uzun uğraşlar sonucunda güç bela tanıyabilmeleriyle mümkün olabildi…

Devrim kervanının Kaypakkayacı hareketteki öncü müfrezesi olan 17’lerimiz, 17 Haziran 2005 yılında yıldızlara uğurlandılar. Bu kervanın mevcudu tıpkı Ali Haydar Yıldız’a atfen uzun yıllar evvel yoldaşımız Cüneyt Kahraman tarafından dikilen nar ağacı misali, yürüdükçe “Bire bin” vererek artmaya devam ediyor. Sayıları tam olarak bilinmez. “Aşağı- yukarı şudur” da denemez. Zaten onları saymanın mümkünü de yoktur. Onları saymaya kalkışmak gökyüzündeki yıldızları saymaya, boş yere çabalamakla aynıdır. O yıldızlar ki sayıları gökyüzündeki kum taneciklerine eştir ve bunları saymak da tıpkı yıldızlar gibi imkânsızdır. Onları saymaya kalkışmak, uçuşa kalkmış bir arı oğlunu saymaya kalkışmaktan farksız olur. Onları saymaya kalkışmayı ihtimal dahilinde bile olsa aklından geçirmek, zamanın en kısa birimi olan “ân”a karşı yapılmış ve yapılabilecek en faydasız girişim olacaktır.

Vartinik’ten Mercan’a bu tarihsel kavganın yürüyüşçüleri 17’ler, 16 ve 17 Haziran günlerinde çatışarak direndiler. Yaralı ele geçip, henüz sağ iken infaz edilenlerle birlikte, ikinci günün sonunda ölümsüzler kervanına ulaşmayan kalmamıştı. Düşmanın bu konvansiyonel ve muhtelif çaptaki o devasa teknik ile askeri yığınağı karşısında son 48 saatleri nasıl geçti, daha fazla ayrıntı bilinmiyor maalesef. Acaba eldeki verilerden yola çıkarak, alana çekilmesi muhtemel bir operasyona karşı hazırlıklı mıydılar? Salt bu hazırlıklara dair faaliyetleri var mıydı? Varsa ne düzeydeydi? Hepsi sır… Çünkü o kuşatmadan sağ çıkıp kurtulan olmadı. Sağ ele geçirilenler de hemen oracıkta infaz edildi. Yangın bombalarıyla, tıpkı Halepçe’de olduğu gibi çeşitli koku ve renkte kimyasal silahlarla, farklı kalibrede roket mermileriyle ve napalm bombalarıyla yakıldı, kavruldu, parçalandı 17’si birden…

Düşünceyi engelleyemeyeceğini çok iyi bilen sınıf düşmanlarımız, ilkel bir dürtüyle imkânlarını cenazelere saldırarak, işkence yapıp parçalayarak almaya çalışırlar her çağda. Bizler açısından gerçek şudur ki; insanlık davası savunucuları olarak düşünceyi canlı tutabilmeyi başaramadığımız müddetçe, bedeni canlı tutabilmek gibi geri inançların esareti altında olmaya devam edeceğiz. İşte “ölümsüz” 17’ler dememizin sebebi, düşünceleriyle tarihsel yürüyüşümüze yön vermeye devam ediyor olmalarından kaynaklıdır.

Çünkü tarihin önünde yürümek, tarihe yön vermekle olabilecek bir iştir. Aksi tutum ise tarihin gerisine düşmeyi kaçınılmaz kılar. Bu demek masalsı hikayelerde “mış”lı ve “miş”li bir dönemin politik ekseni dar bir siyasi figür olarak kamaya mahkûm olmaktır. Ya da bir gün o safta, bir gün bu safta ve ne yazık ki yarını belirsiz durumda her dönemin tuzu kurusu olup gitmek… Verileri daha baştan yanlış konulmuş olan bir denklem, hiçbir zaman doğru sonuç vermez. Nihayetinde bozuk bir saat bile günde iki defa doğruyu gösterebiliyor fakat bu onun çalıştığını göstermez. Kaldı ki bu işler öyle yerin taşıyla göğün kuşunu vurmak gibi mekanik bir kalkışmaya benzemez. Tarih birikimi ve en az tarih birikimi kadar ideolojik niteliğe de ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak; ilk savaş siperimiz olan Vartinik’ten Mercan’a, 32 yıla yayılan ve her etabı sebatla alınan uzun bir yürüyüş söz konusudur. Oldukça meşakkatli geçen bu yolun 30 yıllık tarihi muhasebesini 2002 yılında O Kongreyi yapan kadrolarımızın da içerisinde yer aldığı ölümsüz 17’lerimiz, bu anlamıyla tarihe yön vermesini bilenlerimizdir. Ki, bağdaş kurup kara kara düşünmenin ardıç ağacının köküne ulaşmada ne denli büyük kusur olacağı da kısa sürede iz sürücü yoldaşları tarafından bilince çıkarıldı. Tasfiyeci-revizyonist kulvarın bünyemizde açtığı derin boşluk uzun bir zaman alsa da kapatıldı. Maoist parti gerçeği yakalamada şah damarının atışıyla ustalaşmakta ve kendine yapılan eziyetleri bir-bir bertaraf etmekte. Maoist partinin yeniden inşa sürecinin Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, UKH’de baş gösteren anti-MLM düşünüş tarzlarına bir meydan okuma olduğu yoldaşlarımızca kavranmak zorundadır. Halk Savaşı’nın her biçimini proletaryanın iktidar mücadelesinde uygulamaya koyulalım. 17’lere ve daha nice ölümsüz yoldaşlarımıza sözümüzü tutmak, dostuna dost, düşmanına keskin kılıç olmaktan geçiyor.

17’ler Ölümsüzdür!

Halk Savaşçıları Ölümsüzdür!

MKP-MK.SB

Güncel Haber, Gündem, Ölümsüzlerimiz
Dersim’de Soykırımı Unutma…Unutturma

İsmail Doğruer

Dersim 38 Katliamı ve jenosidinin 83. yıldönümünde, Dersim İnşaa Kongresi ve Dersim Soykırımı Karşıtı Dernekleri tarafından, 4 mayıs günü Saat 19.38 de Stuttgart Schlossplatz da, Wir werden nicht vergessen! Wir werden nicht Schweigen! şiarı ile düzenlenen anmaya 4 dilden İ xo vira meke, Nicht vergessen, Jı bır Neke, Unutma, çağrısı ile Dersimliler ve Stuttgart taki devrimci demokratik kesimlilere duyarlılıkla dayanışma çağrısı yapıldı.

Translate »