Kategorie: Tutsaklar

Dünya, Güncel Haber, Perspektif, Tutsaklar
MKP’s Campaign Call for President Gonzalo

We share with our readers a statement signed by MKP MK-SB regarding the health of President Gonzalo, who reached our site by mail, in accordance with our revolutionary responsibility. Revolutionary Democracy

*****

To defend the life of Comrade Gonzalo, one of the leaders of the Proletarian World Revolution!
President Gonzalo, the leader of the PKP and one of the leaders of UKH, who was sentenced to death and then life imprisonment, was confirmed to be hospitalized yesterday due to his now aggravated health.


The incapacitated fascist State of Peru, President Gonzalo, who pursued ’natural‘ executions by imposing severe isolation against him, violating all civil rights and being kept in an environment that would advance the disease, away from the necessary treatment conditions for serious health problems. Abimael Guzman is responsible for all of his institutions in the event of Reynoso’s death.
The forces of the International Proletariat and the working peoples should act to protest this massacre with all means that will provide public pressure for this determined communism fighter, especially in the fields.
The Maoist Communists for this worthy communist leader; He should lead the creation of an emergency committee to defend the life of the gonzalo.


We will not and will not allow a political murder at callao naval base.
The fact that his rights as a political prisoner and as human beings have been usurped is a message to the international communist movement and the PKP, the line of resistance of President Gonzalo, who refused to go to the hospital to protest against the Peruvian State, which did nothing despite his severe health problems.
We call on the Communist Party and Groups, which are working for the Maoist Conference of United Powers, and all communist forces that refer to the Maoism line as the basis for its political existence, to demand the life and freedom of President Gonzalo in one voice, and to be decisively held accountable to the Imperialist system, especially the fascist State of Peru, if the great communist of this millennium dies.
For the life of President Gonzalo, we call on all continents to immediately implement protests and actions of all scales in a simple to complex style without bureaucracy.

The release of President Gonzalo, the development of the campaign with no less, and this
We need to go to the masses to get the campaign to the widest audience. Fascist Peru in living quarters
The right to live for President Gonzalo and to shout that his state is preparing for a political murder! President
Gonzaloya Freedom! Right now! we call for campaigns with sloffs and synaesthing.
The Proletarians of all countries and the oppressed Peoples unite!
Urgent campaign to defend President Gonzalo’s life!
Long live Marxism Leninism Maoism
MKP MK-SB

July 2021

Dünya, Güncel Haber, Gündem, Mücadele, Tutsaklar
Actions for Chairman Gonzalo from Swiss Maoists

Swiss Communists quickly responded to the MKP’s call to the International Communist Movement from Turkey and Northern Kurdistan, and greet them both with their written responses and their actions.

The continuation of these actions by MLMs from the Swiss Communist Party/Red Fraktion is expected from other World Communist Parties and Groups. According to the information received by our newspaper Devrimci Dağıtım, Ecuadorian MLMs, known as PCR/SR within UKH, have acted sensitively by making a parallel call to this call. Calls to defend President Gonzalo’s life and content of greeting the MKP in German, Kurdish and Turkish are seen in the articles.

The news, including the developments and correspondences that constituted the subject of these calls, were published in Turkey and Kurdistan, in our newspaper Revolutionary Democracy, Switzerland’s RedFlag, India‘ Bannedthougt, Germany’s DemVolkeDienen, Turkey’s YeniDemokrasi, and the International Magazine Communist International.

The issue in question is Abimael Guzman Reynoso, known as President Gonzalo, the leader of the Peruvian Revolution and the Peruvian Communist party, who has been forced to live in prison conditions for the longest time among political prisoners.

The Peruvian fascist State had been keeping the Peruvian MLM leader in a solitary cell for 30 years under severe isolation conditions, violating all humane rules and fundamental rights, and keeping him away from the necessary conditions and treatment for his health, and was doing psychological and physiological torture.

Under these conditions, Pedro Castillo, as the President of Peru, on behalf of the new administration of Peru, who hastily hospitalized President Gonzalo, who was ill, despite his protest and resistance, in order not to bear the political responsibility that would occur in his cell in case of his death. bears responsibility for violations of human rights and unlawfulness.

MLMs, who have always been sensitive to defend their reactions to these developments in the world, to defend the life of President Gonzalo, the Leader of the Peruvian Revolution, are calling for an international campaign for the life of President Gonzalo today, as was the active campaign within ICAD yesterday, to protect the life and freedom of President Gonzalo. They want to gain the conditions to realize the most appropriate treatment.

We greet the actions of Swiss MLMs as the first cores of an international campaign.

Posted in EARTHLATEST NEWSAGENDAMAOIST MEDIASTRUGGLE

Güncel Haber, Tutsaklar
Kırıkkale F Tipinde Hak İhlalleri

Komünist-devrimci tutsakların Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde üç ayda bir yaşadıkları hak ihlallerine dönük hazırladıkları rapor gazetemize ulaştı. Pandemiyle birlikte daha da artan ve eza evlerine dönüştürülen hapishanelerde komünist-devrimci tutsakların sesini duymak-duyurmak ve destek vermek herkesin insanlık görevi olmalıdır. Kırıkkale Hapishanesi’nde yaşanan hak ihlalelerini tutsaklar şu şekilde sıraladı;

Hapishanelerde zaten eksik olmayan tecrit ve hak gaspları, yaşanan pandemi süreciyle birlikte dahada katlanmıştır.Dışarda muhalif olan her kesime olduğu gibi Hapishanelerde de korona salgını tutsaklar üzerinde daha ağır tecrit, hak gaspları ve baskı aracına dönüştürülmüştür. Korona nedeniyle devreye konulan kısıtlamalarınüzerinden bir yıl geride kalmış bu süre zarfında, dışarda belli dönemler kısıtlamalar katı şekilde uygulanmaya devam edilmiş, bu süreçlerde dahi ‘normalleşme’ adımları hapishanelere uğramamıştır.

1- Korona virüs tedbirleri gerekçesiyle tutsaklar 1 yılı aşkın süredir Açık ziyaret, Sohbet, Atölye, Kurs vb faaliyetlerine çıkarılmamaktadır. Geçen bu süre zarfında, tutsaklar belli bir süre sonra hücre hücre haftalık 1 saat spora çıkarılmaya başlanmış sonrasında da spora çıkarma keyfi biçimde her hücrenin sadece iki ayda bir defa olmak üzere spora çıkarılacağı belirtilmiştir.

2-Günlük olarak çıkan muhalif Yeni yaşam, Evrensel gibi gazeteler ve haftalık onbeş günlük, aylık periyotlarla çıkan sosyalist gazetelerin tümü, yerel gazeteler, son yapılan infaz kanunu değişikliği gerekçe gösterilerek tutsaklara verilmemektedir. Dergiler ile ilgilide faturalı abonelik gibi şart getirilerek, faturasız gelen dergiler tutsaklara verilmemiştir. Dışarda da tutsaklara gönderilen

kitaplarda yine son infaz düzenlemesi gerekçe gösterilerek asgari 2 aydan önce tutsaklara teslim edilmemektedir.

3-Mektuplar genelde geç teslim edilmekte ya da gönderilmektedir Özellikle kürtçe mektuplar tercüman yokluğu gerekçe gösterilerek aylarca bekletilip gönderilmekte, gelenlerde aynı şekilde geç verilmektedir. Tutsakların yıllarca emek vererek yazdıkları Roman, Öyküvb taslakları yayınlamak üzere dışarıkargo ya da mektup yoluyla göndermek istediğinde hapishane idaresi bu çalışmalara, propaganda içerdiği gerekçesiyle el koyarak engellemekte aynı zamanda da tutsaklar hakkında ayrıca disiplin soruşturmaları açarak cezalar vermektedir. Hapishane idaresi adeta kendisini basın savcısının yerine koyarak tutsakların edebi, bilimsel ya da kültürel alanlarda üretim yapmasını önlemeye çalışmaktadır.

4-Hastane sevkleri çok istisnai ve acil durumlar hariç yapılmamakta Diş merkezine de sevkler gerçekleştirilmemektedir. Tutsakların, tedavi muayene hakkı korona döneminde askıya alınmıştır.

5-Tutsaklara gönderilen esyalar hapishane de bır çok defa denetimden geçirilerek ondan sonra teslim edilmektedir. Buna rağmen hapishane idaresinin devreye koyduğu uygulamayla yer değişikliği yapan veya hücre cezası için başka hücreye geçici olarak götürülen tutsakların bütün eşyaları X ray cihazından geçirilmektedir.Kişilerinzaten bu hapishanede bulunması nedeniyle bu tür aramalar usulsüz, hukuksuz ve keyfidir.

6-Temizlik için kullanılan paspas ve fırça saplarının boyları bunlarla temizlik yapılamayacak kadar kısadır. Bu saplarla temizlik yapmak için olağanüstü çaba sarfetmek, yerlere kadar eğilmekvb gerekir. Defalarca görüşmelerde bu durum idareye bildirilmesine rağmen idare normal standartlarda

fırça paspas saplarını tutsaklarını vermemiştir.

Yukarı da başlıklar halinde aktardığımız genel hak ihlallerini somut örneklerle paylaşmak istiyoruz.

*Sağlık, Tedavi Hakkı İhlallerine Dair

– Arif BAYRAM arkadaşımız parasını 5 yıl önce peşin yatırmasına rağmen,implant tedavisi hala tamamlanmamıştır. Arkadaşımız uzun süredir dişsiz olduğu için yüz ve çene fizyolojisinde bozulmalar başlamıştır. Hapishane idaresi tarafından görüşmelerde defalarca söz verilmesine rağmen implant tedavisi hala tamamlanmamıştır. Arkadaşımız uzun süredir dişsiz olduğu için yüz ve çene fizyolojisinde bozulmalar başlamıştır. Hapishane idaresi tarafından görüşmelerde defalarca söz verilmesine rağmen Arif BAYRAM arkadaşımızın tedavisi bir türlü hızlandırılmamıştır. Ayrıca arkadaşımızın tedavi sürecinin geciktirilmesi sonucunda sağ üst çenesinde yer alan yer alan iki adet diş te çürüdüğü için bu dişler çekilmek zorunda kalmıştır.

Resul KOCATÜRK birden fazla sağlık sorunu yaşadığından dolayı uzman doktor raporlarıyla diyet yapmaktadır. Ancak son aylarda arkadaşımız ciddi şekilde magdur edilmiştir. Haftalık olarak düzenlenen listedeki yemeklerdenkurubakliyat, bulgur, pirinç ve tatlı türü yemekleri yiyemediğinden almamaktadır. Bunlar dışında ki yemeklerinide yağsız, tuzsuz, baharatsız olarak almaktadır. 2021 yılı başından beri bu yana hiç almadığı yemeklerin yerine diyet olarak verilen yumurta, peynir, zeytin, yoğurt gibi yiyecekler keyfi olarak verilmemeye başlanmıştır. Ciddi şekilde mağdur edilen arkadaşımıza 3 aydan bu yana diyet yemek adı altında haftada 2kg domates, yarım kilo sivri biber250gr beyaz peynir ve 6 kepçe yoğurt verilmektedir. Böylesi bir uygulamayla diyet alan arkadaşlarımızı, diyet yemekalmaktan vazgeçmeye zorlanmakmaktadır. Ayrıca kuru bezelye yemeğinin bakliyat türü olmadığı gibi keyfi bir kararla diyet listesinden bunu çıkarmaya kadar ii götürmüşlerdir.

-Arkadaşımız Cihat ÖZDEMİR tedavi olmak için sevk olduğu Ankara Şehir Hastanesi ve Kırıkkale İhtisas ve Tıp Fakültesi Hastanesinde kelepçeli tedavi dayatması nedeniyle tedavi olmadan hapishaneye geri getirilmiş arkadaşımızın tedavi hakkı engellenmiştir.

* Disiplin Cezalarına İletişim ve Yayınların Engellenmesine Dair !

-Hapishanelerde yaklasık 5 aydır süresiz dönüşümlü AG devam etmektedir. AG meşruu şiddet içermeyen bir protesto yöntemi olmasına, suç oluşturmamasına rağmen grevci tutsakların kamu kurumlarına (CİMERE’e)seslerini ve taleplerini duyurmak için dilekçe hakkı çerçevesinde yazıp gönderdikleri dilekçelerde geçen ‘Sayın Öcalan’ ifadesi nedeniyle idare tarafından grevciler hakkında ‘suç ve suçluyu övme ve propagan da’ suçlamasıyla adli ve disiplin soruşturmaları açılmakta cezalar verilmektedir. Yargıtay’ın ‘’Sayın ÖCALAN’’tabirinin propaganda oluşturmayacağına dair onlarca içtihat kararı olmasına rağmen, idari ve disiplin soruşturmaları inatla açılmaya devam etmektedir. Oysa kamu kurumlarına gönderilen dilekçeler kapalı ve denetim dışı olması gerekir.

-Hapishane idaresi, Anayasa ve Sözleşmenin ‘özel hayatın gizliliği’ ilkesine aykırı olan, AİHM’in

hak ihlali olarak değerlendirdiği yasal hiçbir düzenlemesi bulunmayan havalandırmalara takılan kamerayı kapatmaktan dolayı tutsaklara disiplin soruşturması açarak ceza vermezi sürdürüyor. Daha öncesinde korku-panik yarattığı gerekçesi ile verilen cezalar, İnfaz Hakimliği tarafından usule ve yasaya aykırı bulunarak kaldırılınca bu defada hiçbir somut kanıt sunulmadan ‘kurum araç, gereç ve tesislerine zarar verme’ iddiasıyla soruşturma başlatarak tutsaklara 1.11 gün ve üstü hücre cezaları verilmektedir. Oysa yapılan eylemin zarara yol açacak hiçbir yönü olmadığı gibi yaklaşık 4 yılı aşkın bir süredir kamerayı kapatmamıza rağmen ‘zarar verme’ iddiasıyla açılmış herhangi bir soruşturma yoktur. Bunun yanında Savcılık tarafındanda, sadece idarenin soyut tutanağı dikkate alınarak ayrıca herhangi bir incelemede yerinde tespitte bulunmadan Tutsaklar hakkında 270 Tl zarar oluştuğu gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsam da arkadaşlarımız,

Selçuk ÇELİK’e ;

-11’er günlük 8 adet ve 1’er günlük 3 adet olmak üzere toplam 91 günlük hücreye koyma cezası;

Erdi SİDAL’e

-11’er günlük 8 adet ve 1’er günlük 2 adet olmak üzere toplam 90 günlük hücre cezası;

Sinan AKBAYIR’A

-1’er günlük 6 adet olmak üzere toplam 6 günlük hücreye koyma cezası;

Zeynel KARABULUT’a

-Raporlarla sabit olan fiziksel engeli ve yaşamını 2 koltuk değneği ile sürdürme durumu bilinmesine rağmen arkadaşımızada kamerayı kapatma nedeniyle 1 günlük hücre cezası verilmiştir.

Hapishane idaresi daha öncesinde İnfaz Hakimliği tarafından kaldırılan cezalara itiraz ederek ACM’de aylar öncesinde yapılmış olan eylemlere dair yeniden değerlendirme kararı çıkartarak iptal edilen cezalar hakkında yeniden değerlendirme yaparak bu defada hiçbir gerekçe sunmadan üstelik ceza kararlarında zararın oluşmadığını beyan edip yinede zarar verme gerekçesiyle soruşturma açıp disiplin cezaları vermiştir. Bu ceza kararları hukuki dayanaktan yoksun yasaya ve usule açıkça aykırıdır. Yasada eylemlerin öğrenilmesinden sonra en geç 2 gün içinde soruşturmanın başlayacağı,soruşturmanın en geç 7 gün içinde ‘tamamlanacağı’, soruşturmanın niteliğine görede İnfaz Hakimliğinin yazılı onayıyla soruşturmanın 7 gün daha uzatılabileceği açık olarak belirtilmiştir. Buna rağmen aylar öncesinde ki (5-6 ay) olaylarla ilgili keyfi biçimde yeniden soruşturma açılıp çezalar verilmiştir.

-Kamera kapatma nedeniyle, Selçuk ÇELİK hakkında bir, Sinan AKBAYIR hakkında bir yeni soruşturma daha açılmıştır.

-Hapishane idaresinin, kamera kapatma esnasında 95,81 m2 lik alanda duvar boyasında zarar oluştuğu,270 TL’lik masraf çıktığı gerekçesi, iddiasıyla yaptığı suç duyurusunda, Savcılık,sadece idare tutanağını dikkate alarak, ayrıca zararın oluşup oluşmadığına dair herhangi bir inceleme, tespitte bulunmadan,Selçuk ÇELİK, Erdi SİDAL, ve Sinan AKBAYIR hakkında ‘kamu malına zarar verme’ iddiasıyla soruşturma açıp 1 ile 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları için iddianame hazırlamıştır.

Sinan AKBAYIR ve Zeynel KARABULUT hakkında, Disiplin kurulu tarafından,15.03.2021 tarihinde yapılan ‘akşam sayımını’ ve Keyfi ‘aramayı engellemeze çalıştıkları ve bu esnada kapılara vurarak ses gürültü ve panik oluşturdukları devlet malına zarar verdikleri’ gerekçesiyle 50 TL masraf çıkarıp, 3’er günlük hücre cezası verilmiştir.

-Bager SAYAK arkadaşımızın, üzerinde 7 yıl çalıştığı yaklaşık 400 sayfadan ibaret olan roman taslağına, içeriği tamamen kurgusal bir edebi çalışma olmasına rağmen vasisine göndermek isterken hapishane idaresince el konulmuş ve ayrıca disiplin soruşturması açarak arkadaşımıza ceza verilmiştir.

-Sinan AKBAYIR tarafından, başka hapishanede bulunan Esma SOYAKTAN adına gönderdiği taahütlü mektuba ve içinde bulunan iki öykü, bir makaleye Hapishane idaresi ‘sakıncalı’ olduğu gerekçesiyle 19.03.2021 tarih 2021 154 no lu kararıyla, BİK tarafından reklam ve ilan verilmediği gerekçesiyle vermeyerek depoya koyulmuştur.

-Murat KARAYEL, Resmi KOCATÜRK, Zeynel KARABULUT ve Selçuk ÇELİK adına posta yoluyla gelen ‘ATILIM’ gazetesinin 461,462.sayıları,Eğitim kurulu kararıyla,BİK tarafından reklam ve ilan verilmediği gerekçesiyle vermeyerek depoya koyulmuştur.

*Diğer Hak İhlallerine Dair;

Avukat görüşleri, son dönemlerde avukat görüş yerlerinin doluluğu gerekçe gösterilerek,avukat müvekkil görüşlerinin mahramiyetine aykırı olarak,kapalı görüş yerlerinde telefonla yaptırılmak istenmektedir. Oysa avukat ve tutsakların görüşmeleri kanunen, bu görüşmelerin duyulmayacağı ancak görülebileceği uygun yerlerde yaptırılması zorunludur. Hapishanede boş, avukat ve tutsakların görüşmeleri kanunen, bu görüşmelerin duyulmayacağı ancak görülebileceği uygun yerlerde yaptırılması zorunludur. Hapishanede boş, avukat hükümlü görüşüne uygun yedek odalar bulunmasına rağmen bu görüşmeler telefonun dinlendiği kapalı görüşe mahsus yerlerde yaptırılmak istenmektedir. Bu durum kişinin savunma hakkına özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına aykırıdır.

-Mustafa KOCATÜRK, Resul KOCATÜRK ve Sadık SABANCILAR’a aileleri tarafından koli ile gönderilen nevresim takımları’kantinde satıldığı’ gerekçesiyle kendilerine verilmeyip depoya kaldırılmıştır.

Mahkeme ve İnfaz Hakimliğinin tutsaklar lehine olan kararları ya uygulanmamakta ya bu kararları boşa çıkaracak şekilde yeni idari kararlar alınmakta, ya da bu kararlar çok geç uygulanmaktadır. Örneğin tutsakların birbirlerine kitap hibe edebileceklerine dair İnfaz Hakimliğinin kararı talebe rağmen uzun süre (6 ay)uygulanmamış sonrasında pandemi tedbirleri (Kitaptan korona bulaşabileceği iddiasıyla) gerekçesiyle pandemi süresince kitap hibesi yapılmayacağına dair eğitim kurulu kararı tesis etmiş,uzun uğraşlardan sonra bu karar itiraz sonucunda,İnfaz Hakimliğince kaldırılınca, nihayet kitap hibesi gerçekleşebilmiştir. Mahiyet itibarıyla tüm hükümlüleri ilgilendiren ve onların lehine bağlayıcı olan İnfaz Hakimliği kararları emsal olarak kabul görmemekte her hükümlü aynı konu için-hukuken benzer statüde olmasına rağmen-tekrar tekrar İnfaz Hakimliğine başvurması idare tarafından dayatılmaktadır.

– Haftalık telefon görüşünde tutsakların10+10 dakika şeklinde iki numarayı araması idare tarafından keyfi gerekçelerle engellenmesinekarşı kararın iptal edilmesi talebiyle,, tutsakların infaz hakimliğine yapmış olduğu başvuru, İnfaz Hakimliğinin 2020/2295, 2020/2261 no lu kararı oyla reddedilmiştir. Bu kararla İnfaz Hakimliği idarenin keyfi uygulamasını onaylamıştır.

– Kurum kantininde satılan ürünler hem çeşit olarakaz hem de pahalıdır. Neredeyse her ay yeni fiyat listesi hazırlanmaktadır. İstenen ürünler, kurum kantinine getirilmemektedir. Tutsakların taleplerine rağmenMetal ya da tahta kaşıklar verilmemektedir.Tutsaklara hijyen açısından oldukça sağlıksızolan plastik kaşıklar verilmektedir.

-Korona salgını gerekçesiyle, tutsakların sohbet, açık ziyaret vb faaliyetleri yaptırılmazken, riskli olmasına rağmen hücre aramaları halen devam ettirilmektedir.

-ACM tutsakların aleyhine olabilecek durumlarda, çabucak kararverirken, tutsaklar lehine olabilecek durumlarda karar verme süresi uzatılmaktadır.

Güncel Haber, Tutsaklar
Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde Hak İhlalleri Artarak Devam Ediyor

“Komünist-devrimci tutsakların Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde üç ayda bir yaşadıkları hak ihlallerine dönük hazırladıkları rapor gazetemize ulaştı. Pandemiyle birlikte daha da artan ve eza evlerine dönüştürülen hapishanelerde komünist-devrimci tutsakların sesini duymak-duyurmak ve destek vermek herkesin insanlık görevi olmalıdır. Kırıkkale Hapishanesi’nde yaşanan hak ihlalelerini tutsaklar şu şekilde sıraladı;

Hapishanelerde zaten eksik olmayan tecrit ve hak gaspları, yaşanan pandemi süreciyle birlikte dahada katlanmıştır.Dışarda muhalif olan her kesime olduğu gibi Hapishanelerde de korona salgını tutsaklar üzerinde daha ağır tecrit, hak gaspları ve baskı aracına dönüştürülmüştür. Korona nedeniyle devreye konulan kısıtlamalarınüzerinden bir yıl geride kalmış bu süre zarfında, dışarda belli dönemler kısıtlamalar katı şekilde uygulanmaya devam edilmiş, bu süreçlerde dahi ‘normalleşme’ adımları hapishanelere uğramamıştır.

1- Korona virüs tedbirleri gerekçesiyle tutsaklar 1 yılı aşkın süredir Açık ziyaret, Sohbet, Atölye, Kurs vb faaliyetlerine çıkarılmamaktadır. Geçen bu süre zarfında, tutsaklar belli bir süre sonra hücre hücre haftalık 1 saat spora çıkarılmaya başlanmış sonrasında da spora çıkarma keyfi biçimde her hücrenin sadece iki ayda bir defa olmak üzere spora çıkarılacağı belirtilmiştir.

2-Günlük olarak çıkan muhalif Yeni yaşam, Evrensel gibi gazeteler ve haftalık onbeş günlük, aylık periyotlarla çıkan sosyalist gazetelerin tümü, yerel gazeteler, son yapılan infaz kanunu değişikliği gerekçe gösterilerek tutsaklara verilmemektedir. Dergiler ile ilgilide faturalı abonelik gibi şart getirilerek, faturasız gelen dergiler tutsaklara verilmemiştir. Dışarda da tutsaklara gönderilen

kitaplarda yine son infaz düzenlemesi gerekçe gösterilerek asgari 2 aydan önce tutsaklara teslim edilmemektedir.

3-Mektuplar genelde geç teslim edilmekte ya da gönderilmektedir Özellikle kürtçe mektuplar tercüman yokluğu gerekçe gösterilerek aylarca bekletilip gönderilmekte, gelenlerde aynı şekilde geç verilmektedir. Tutsakların yıllarca emek vererek yazdıkları Roman, Öyküvb taslakları yayınlamak üzere dışarıkargo ya da mektup yoluyla göndermek istediğinde hapishane idaresi bu çalışmalara, propaganda içerdiği gerekçesiyle el koyarak engellemekte aynı zamanda da tutsaklar hakkında ayrıca disiplin soruşturmaları açarak cezalar vermektedir. Hapishane idaresi adeta kendisini basın savcısının yerine koyarak tutsakların edebi, bilimsel ya da kültürel alanlarda üretim yapmasını önlemeye çalışmaktadır.

4-Hastane sevkleri çok istisnai ve acil durumlar hariç yapılmamakta Diş merkezine de sevkler gerçekleştirilmemektedir. Tutsakların, tedavi muayene hakkı korona döneminde askıya alınmıştır.

5-Tutsaklara gönderilen esyalar hapishane de bır çok defa denetimden geçirilerek ondan sonra teslim edilmektedir. Buna rağmen hapishane idaresinin devreye koyduğu uygulamayla yer değişikliği yapan veya hücre cezası için başka hücreye geçici olarak götürülen tutsakların bütün eşyaları X ray cihazından geçirilmektedir.Kişilerinzaten bu hapishanede bulunması nedeniyle bu tür aramalar usulsüz, hukuksuz ve keyfidir.

6-Temizlik için kullanılan paspas ve fırça saplarının boyları bunlarla temizlik yapılamayacak kadar kısadır. Bu saplarla temizlik yapmak için olağanüstü çaba sarfetmek, yerlere kadar eğilmekvb gerekir. Defalarca görüşmelerde bu durum idareye bildirilmesine rağmen idare normal standartlarda

fırça paspas saplarını tutsaklarını vermemiştir.

Yukarı da başlıklar halinde aktardığımız genel hak ihlallerini somut örneklerle paylaşmak istiyoruz.

*Sağlık, Tedavi Hakkı İhlallerine Dair

– Arif BAYRAM arkadaşımız parasını 5 yıl önce peşin yatırmasına rağmen,implant tedavisi hala tamamlanmamıştır. Arkadaşımız uzun süredir dişsiz olduğu için yüz ve çene fizyolojisinde bozulmalar başlamıştır. Hapishane idaresi tarafından görüşmelerde defalarca söz verilmesine rağmen implant tedavisi hala tamamlanmamıştır. Arkadaşımız uzun süredir dişsiz olduğu için yüz ve çene fizyolojisinde bozulmalar başlamıştır. Hapishane idaresi tarafından görüşmelerde defalarca söz verilmesine rağmen Arif BAYRAM arkadaşımızın tedavisi bir türlü hızlandırılmamıştır. Ayrıca arkadaşımızın tedavi sürecinin geciktirilmesi sonucunda sağ üst çenesinde yer alan yer alan iki adet diş te çürüdüğü için bu dişler çekilmek zorunda kalmıştır.

Resul KOCATÜRK birden fazla sağlık sorunu yaşadığından dolayı uzman doktor raporlarıyla diyet yapmaktadır. Ancak son aylarda arkadaşımız ciddi şekilde magdur edilmiştir. Haftalık olarak düzenlenen listedeki yemeklerdenkurubakliyat, bulgur, pirinç ve tatlı türü yemekleri yiyemediğinden almamaktadır. Bunlar dışında ki yemeklerinide yağsız, tuzsuz, baharatsız olarak almaktadır. 2021 yılı başından beri bu yana hiç almadığı yemeklerin yerine diyet olarak verilen yumurta, peynir, zeytin, yoğurt gibi yiyecekler keyfi olarak verilmemeye başlanmıştır. Ciddi şekilde mağdur edilen arkadaşımıza 3 aydan bu yana diyet yemek adı altında haftada 2kg domates, yarım kilo sivri biber250gr beyaz peynir ve 6 kepçe yoğurt verilmektedir. Böylesi bir uygulamayla diyet alan arkadaşlarımızı, diyet yemekalmaktan vazgeçmeye zorlanmakmaktadır. Ayrıca kuru bezelye yemeğinin bakliyat türü olmadığı gibi keyfi bir kararla diyet listesinden bunu çıkarmaya kadar ii götürmüşlerdir.

-Arkadaşımız Cihat ÖZDEMİR tedavi olmak için sevk olduğu Ankara Şehir Hastanesi ve Kırıkkale İhtisas ve Tıp Fakültesi Hastanesinde kelepçeli tedavi dayatması nedeniyle tedavi olmadan hapishaneye geri getirilmiş arkadaşımızın tedavi hakkı engellenmiştir.

* Disiplin Cezalarına İletişim ve Yayınların Engellenmesine Dair !

-Hapishanelerde yaklasık 5 aydır süresiz dönüşümlü AG devam etmektedir. AG meşruu şiddet içermeyen bir protesto yöntemi olmasına, suç oluşturmamasına rağmen grevci tutsakların kamu kurumlarına (CİMERE’e)seslerini ve taleplerini duyurmak için dilekçe hakkı çerçevesinde yazıp gönderdikleri dilekçelerde geçen ‘Sayın Öcalan’ ifadesi nedeniyle idare tarafından grevciler hakkında ‘suç ve suçluyu övme ve propagan da’ suçlamasıyla adli ve disiplin soruşturmaları açılmakta cezalar verilmektedir. Yargıtay’ın ‘’Sayın ÖCALAN’’tabirinin propaganda oluşturmayacağına dair onlarca içtihat kararı olmasına rağmen, idari ve disiplin soruşturmaları inatla açılmaya devam etmektedir. Oysa kamu kurumlarına gönderilen dilekçeler kapalı ve denetim dışı olması gerekir.

-Hapishane idaresi, Anayasa ve Sözleşmenin ‘özel hayatın gizliliği’ ilkesine aykırı olan, AİHM’in

hak ihlali olarak değerlendirdiği yasal hiçbir düzenlemesi bulunmayan havalandırmalara takılan kamerayı kapatmaktan dolayı tutsaklara disiplin soruşturması açarak ceza vermezi sürdürüyor. Daha öncesinde korku-panik yarattığı gerekçesi ile verilen cezalar, İnfaz Hakimliği tarafından usule ve yasaya aykırı bulunarak kaldırılınca bu defada hiçbir somut kanıt sunulmadan ‘kurum araç, gereç ve tesislerine zarar verme’ iddiasıyla soruşturma başlatarak tutsaklara 1.11 gün ve üstü hücre cezaları verilmektedir. Oysa yapılan eylemin zarara yol açacak hiçbir yönü olmadığı gibi yaklaşık 4 yılı aşkın bir süredir kamerayı kapatmamıza rağmen ‘zarar verme’ iddiasıyla açılmış herhangi bir soruşturma yoktur. Bunun yanında Savcılık tarafındanda, sadece idarenin soyut tutanağı dikkate alınarak ayrıca herhangi bir incelemede yerinde tespitte bulunmadan Tutsaklar hakkında 270 Tl zarar oluştuğu gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsam da arkadaşlarımız,

Selçuk ÇELİK’e ;

-11’er günlük 8 adet ve 1’er günlük 3 adet olmak üzere toplam 91 günlük hücreye koyma cezası;

Erdi SİDAL’e

-11’er günlük 8 adet ve 1’er günlük 2 adet olmak üzere toplam 90 günlük hücre cezası;

Sinan AKBAYIR’A

-1’er günlük 6 adet olmak üzere toplam 6 günlük hücreye koyma cezası;

Zeynel KARABULUT’a

-Raporlarla sabit olan fiziksel engeli ve yaşamını 2 koltuk değneği ile sürdürme durumu bilinmesine rağmen arkadaşımızada kamerayı kapatma nedeniyle 1 günlük hücre cezası verilmiştir.

Hapishane idaresi daha öncesinde İnfaz Hakimliği tarafından kaldırılan cezalara itiraz ederek ACM’de aylar öncesinde yapılmış olan eylemlere dair yeniden değerlendirme kararı çıkartarak iptal edilen cezalar hakkında yeniden değerlendirme yaparak bu defada hiçbir gerekçe sunmadan üstelik ceza kararlarında zararın oluşmadığını beyan edip yinede zarar verme gerekçesiyle soruşturma açıp disiplin cezaları vermiştir. Bu ceza kararları hukuki dayanaktan yoksun yasaya ve usule açıkça aykırıdır. Yasada eylemlerin öğrenilmesinden sonra en geç 2 gün içinde soruşturmanın başlayacağı,soruşturmanın en geç 7 gün içinde ‘tamamlanacağı’, soruşturmanın niteliğine görede İnfaz Hakimliğinin yazılı onayıyla soruşturmanın 7 gün daha uzatılabileceği açık olarak belirtilmiştir. Buna rağmen aylar öncesinde ki (5-6 ay) olaylarla ilgili keyfi biçimde yeniden soruşturma açılıp çezalar verilmiştir.

-Kamera kapatma nedeniyle, Selçuk ÇELİK hakkında bir, Sinan AKBAYIR hakkında bir yeni soruşturma daha açılmıştır.

-Hapishane idaresinin, kamera kapatma esnasında 95,81 m2 lik alanda duvar boyasında zarar oluştuğu,270 TL’lik masraf çıktığı gerekçesi, iddiasıyla yaptığı suç duyurusunda, Savcılık,sadece idare tutanağını dikkate alarak, ayrıca zararın oluşup oluşmadığına dair herhangi bir inceleme, tespitte bulunmadan,Selçuk ÇELİK, Erdi SİDAL, ve Sinan AKBAYIR hakkında ‘kamu malına zarar verme’ iddiasıyla soruşturma açıp 1 ile 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları için iddianame hazırlamıştır.

Sinan AKBAYIR ve Zeynel KARABULUT hakkında, Disiplin kurulu tarafından,15.03.2021 tarihinde yapılan ‘akşam sayımını’ ve Keyfi ‘aramayı engellemeze çalıştıkları ve bu esnada kapılara vurarak ses gürültü ve panik oluşturdukları devlet malına zarar verdikleri’ gerekçesiyle 50 TL masraf çıkarıp, 3’er günlük hücre cezası verilmiştir.

-Bager SAYAK arkadaşımızın, üzerinde 7 yıl çalıştığı yaklaşık 400 sayfadan ibaret olan roman taslağına, içeriği tamamen kurgusal bir edebi çalışma olmasına rağmen vasisine göndermek isterken hapishane idaresince el konulmuş ve ayrıca disiplin soruşturması açarak arkadaşımıza ceza verilmiştir.

-Sinan AKBAYIR tarafından, başka hapishanede bulunan Esma SOYAKTAN adına gönderdiği taahütlü mektuba ve içinde bulunan iki öykü, bir makaleye Hapishane idaresi ‘sakıncalı’ olduğu gerekçesiyle 19.03.2021 tarih 2021 154 no lu kararıyla, BİK tarafından reklam ve ilan verilmediği gerekçesiyle vermeyerek depoya koyulmuştur.

-Murat KARAYEL, Resmi KOCATÜRK, Zeynel KARABULUT ve Selçuk ÇELİK adına posta yoluyla gelen ‘ATILIM’ gazetesinin 461,462.sayıları,Eğitim kurulu kararıyla,BİK tarafından reklam ve ilan verilmediği gerekçesiyle vermeyerek depoya koyulmuştur.

*Diğer Hak İhlallerine Dair;

Avukat görüşleri, son dönemlerde avukat görüş yerlerinin doluluğu gerekçe gösterilerek,avukat müvekkil görüşlerinin mahramiyetine aykırı olarak,kapalı görüş yerlerinde telefonla yaptırılmak istenmektedir. Oysa avukat ve tutsakların görüşmeleri kanunen, bu görüşmelerin duyulmayacağı ancak görülebileceği uygun yerlerde yaptırılması zorunludur. Hapishanede boş, avukat ve tutsakların görüşmeleri kanunen, bu görüşmelerin duyulmayacağı ancak görülebileceği uygun yerlerde yaptırılması zorunludur. Hapishanede boş, avukat hükümlü görüşüne uygun yedek odalar bulunmasına rağmen bu görüşmeler telefonun dinlendiği kapalı görüşe mahsus yerlerde yaptırılmak istenmektedir. Bu durum kişinin savunma hakkına özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına aykırıdır.

-Mustafa KOCATÜRK, Resul KOCATÜRK ve Sadık SABANCILAR’a aileleri tarafından koli ile gönderilen nevresim takımları’kantinde satıldığı’ gerekçesiyle kendilerine verilmeyip depoya kaldırılmıştır.

Mahkeme ve İnfaz Hakimliğinin tutsaklar lehine olan kararları ya uygulanmamakta ya bu kararları boşa çıkaracak şekilde yeni idari kararlar alınmakta, ya da bu kararlar çok geç uygulanmaktadır. Örneğin tutsakların birbirlerine kitap hibe edebileceklerine dair İnfaz Hakimliğinin kararı talebe rağmen uzun süre (6 ay)uygulanmamış sonrasında pandemi tedbirleri (Kitaptan korona bulaşabileceği iddiasıyla) gerekçesiyle pandemi süresince kitap hibesi yapılmayacağına dair eğitim kurulu kararı tesis etmiş,uzun uğraşlardan sonra bu karar itiraz sonucunda,İnfaz Hakimliğince kaldırılınca, nihayet kitap hibesi gerçekleşebilmiştir. Mahiyet itibarıyla tüm hükümlüleri ilgilendiren ve onların lehine bağlayıcı olan İnfaz Hakimliği kararları emsal olarak kabul görmemekte her hükümlü aynı konu için-hukuken benzer statüde olmasına rağmen-tekrar tekrar İnfaz Hakimliğine başvurması idare tarafından dayatılmaktadır.

– Haftalık telefon görüşünde tutsakların10+10 dakika şeklinde iki numarayı araması idare tarafından keyfi gerekçelerle engellenmesinekarşı kararın iptal edilmesi talebiyle,, tutsakların infaz hakimliğine yapmış olduğu başvuru, İnfaz Hakimliğinin 2020/2295, 2020/2261 no lu kararı oyla reddedilmiştir. Bu kararla İnfaz Hakimliği idarenin keyfi uygulamasını onaylamıştır.

– Kurum kantininde satılan ürünler hem çeşit olarakaz hem de pahalıdır. Neredeyse her ay yeni fiyat listesi hazırlanmaktadır. İstenen ürünler, kurum kantinine getirilmemektedir. Tutsakların taleplerine rağmenMetal ya da tahta kaşıklar verilmemektedir.Tutsaklara hijyen açısından oldukça sağlıksızolan plastik kaşıklar verilmektedir.

-Korona salgını gerekçesiyle, tutsakların sohbet, açık ziyaret vb faaliyetleri yaptırılmazken, riskli olmasına rağmen hücre aramaları halen devam ettirilmektedir.

-ACM tutsakların aleyhine olabilecek durumlarda, çabucak kararverirken, tutsaklar lehine olabilecek durumlarda karar verme süresi uzatılmaktadır.“

Güncel Haber, Tutsaklar
Mimar Alev Şahin’e hapishanede çıplak arama saldırısı

Haber Merkezi: 679 sayılı KHK ile Düzce Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ndeki işinden 2017 yılında atılan ve “işimi istiyorum” eylemleri nedeniyle eylül ayından bu yana tutuklu olan mimar Alev Şahin, Kayseri Hapishanesi’nden duruşma için bir günlüğüne misafir olarak götürüldüğü Sincan Hapishanesi’ne çıplak arandığını iddia etti.

Cumhuriyet Gazetesi’ne mektup yazarak yaşadığı sıkıntıları anlatan Şahin, Acun Karadağ ile birlikte duruşmaya götürülmek için duruşmadan bir gün önce Kayseri Hapishanesi’nden Sincan Hapishanesi’ne götürüldüklerini belirtti. Sincan Hapishanesi’ne girişleri yapılırken çıplak aramaya maruz kaldığını belirten Şahin, “Kabul işlemleri sırasında üst araması için iki ayrı odaya alındık. Bir süre sonra Acun Karadağ’ın gardiyanlarla tartıştığını duydum. Ne olduğunu sorduğumda çıplak aramanın dayatıldığını söyledi. Bir süre sonra benim kapatıldığım odaya gelen 3 kadın gardiyan üst araması yapacaklarını söylediler. Maalesef tüm itirazlarıma rağmen çıplak aramaya ben de maruz kaldım” dedi.

‘İTİRAZ EDECEĞİM’

Çıplak aramanın dışında diğer cezaevinden getirdikleri eşyaların elinden alındığını ve sadece tartışa tartışa pijama, diş fırçası, macunu ve savunmasını alabildiğini dile getiren Şahin, “Beni tek kişilik hücreye koydular. Hücre cezası almadığım halde beni burada tutmalarının suç olduğunu söyledim ama hak ihlalinin keyfi bahanesi ‘salgın’ cevabıyla karşılaştım. Banyo, tuvalet, yerler pislik içindeydi. Ama salgın nedeniyle Acun Karadağ ile ayrı tutulacaktık. Sincan Hapishanesi tarafından verilmek istenen 1 ay görüş yasağına infaz hâkimliğine itiraz edeceğim. 4 yıl boyunca zulme eğilmeyen başımı asla karşılarında eğilirken görmeyecekler. Asla aşağı bakmayacağız, başımızı eğmeyeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Tutsaklar, Yazarlar
KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ[*] || SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“O çocuklar

O yapraklar

O şarabi eşkıyalar

Onlar da olmasalar

Gayri benim kimim var.”[1]

Corona’yı; corona günlerinde (c)ezaevlerini; oradaki kardeşlerimizi konuş(tur)mak yürek ister ve ‘Korona Günlerinde Mahpusluk-Tutsakların Korona Günlükleri’[2] bunun bir yanıtıdır.

Urfa-Siverek’in T Tipi Cezaevi A-6’dan “Doktor(umuz) Ayhan Kavak’ın, “Tutsakların maruz kaldıklarını görünür hâle getiren bu çalışmayı kamuoyuna duyurmanın ardından kitaplaştırarak tarihe not düşen Adil Okay, tutsakların sesi soluğu olmuştur. Zor zamanların dostu olan Okay ile Görülmüştür Kolektivitesi’ne şükranlarımı sunmak isterim,”[3] notunu düştüğü yapıtın değerini ifade etmekte -denir ya!- kelimeler kifayetsiz kalıyor…

Coğrafyamızın muhtelif zindanlarından 50 politik tutsağın Covid-19 salgınında kapatıldıkları mekânlardaki tanıklıklarına dair 40 makale ile 10 karikatürden oluşan yapıt; (c)ezaevlerindeki tecridi, karanlığı, insan hakları ihlâllerini -unutuşa inat- görünür kılıyor!

Tıpkı Erol Zavar’ın, “Virüs, kara kargalar, tabut gibi bir çatı. Her şeyin ölümü hatırlattığı bir ortam. Korku filminde kullanılabilecek metaforların çoğu mevcut. Lakin film o kadar yavaş ilerliyor ki, seyreden filmden kopuyor ya da her gün aynı filmi seyreden insanın artık ürperecek sahne bulamaması, her sahneyi çözdüğü için korkmaması gibi bir durum yaşanıyor. Hapishanenin şimdiki hâlinin uyandırdığı da böyle bir his. Bir tabutun içinde yaşadığınızı düşünüyorsunuz, leş kargaları dönenip duruyor tepenizde ve dünyanın en kolay bulaşan ölümcül virüsü sizi bulabilir. Ama korkmuyorsunuz,” (s.82) satırlarındaki üzere…

Albert Camus’nün ‘Veba’sındaki[4] korkusuz Doktor Rieux’yü anımsatan bu satırlar, bir çok şeyin özeti gibi…

Bilinir: Cezayir’in Oran kenti 1940’lı yıllarda, kendi hâlinde, kaygısız bir yaşam sürerken binlerce farenin sokaklarda, evlerde, meydanlarda ölmesine tanık olur. Önce izah edilemeyen bir tuhaflık olarak karşılanan ve belediye önlemleriyle atlatılmaya çalışılan bu ölümlerin ardından, veba salgını giderek artan dehşetiyle patlak verir. Roman bu süreci ve salgına karşı verilen mücadeleyi anlatıyor. 

Başta hiçbir yetkili çok uzun süredir görülmeyen vebanın hortladığına inanmaz, inanmak istemez. Ama sonunda kamuoyuyla açıkça paylaşılan vaka ve ölüm sayılarının hızla artmasının yanı sıra bildiğini söylemekten asla vazgeçmeyen doktorlar sayesinde salgının adı konur. 

O noktada da devreye gerekli önlemler girer. Bilgi, bilimsel bilgi sayesinde alınan bu önlemler, doktorlara işlerini iyi yapma, salgınla gerektiği gibi savaşma olanağını verir. Gericiliğin saldırmaktan hiç vazgeçmediği bilimsel bilgi, felaket geldiğinde insanlığın kurtarıcısı olur.

Bilginin, aydınlığın, işini iyi yapma sorumluluğunun simgesi olan Doktor Rieux’nün aynı zamanda anlatıcı rolünü de üstlendiği romanda, böyle bir felaket karşısında insanlık durumunun çeşitli çehreleri farklı kişilikler ve olaylar üzerinden mercek altına alınıyor.

Veba salgını, kendi hâlindeki kente hiç değişmez sandıkları o yaşamın aslında ne kadar çürük temellere dayandığını gösterirken, salgına karşı mücadeleye katılanlar da dayanışma içinde kendi kişisel kaygılarından daha üstün bir amaç için fedakârca uğraşarak ve kolektif davranış biçimleri geliştirerek hayatlarına yeni bir anlam katmaktadır. İnsanlık durumunun ve hastalığın absürdlüğü, bu koşulların yarattığı umursamazlık, değersizlik, toplumsal örgütlenme ve kolektif eylem içinde aşacaktır.

Diğer yanda, ateşli vaazlar veren bir rahip, bu salgının insanların işledikleri günahlar yüzünden Tanrı’nın verdiği bir ceza olduğunu, tek yapılması gerekenin dine yeniden sarılmak olduğunu haykırıp dururken, sonunda bilimin insanlık uğruna verdiği mücadele, kolektif eylemin de cazibesi sayesinde, onu da vebayla savaş saflarına çeker.

Roman 1947’de yayımlanmış ama Camus bu kitap üzerinde 1940’lı yıllar boyunca çalışmış. O yıllarda başka ne yapmış yazar? Cezayir’den tedavi için gittiği Fransa’da Alman işgali güneye doğru tüm yolları kesince, bir yandan Cezayir’de kalan eşinden ayrı düşmüş (romandaki Dr. Rieux gibi), diğer yandan da Fransız Direniş Hareketi’ne katılmış.

Yazar, Veba sadece veba mıdır tartışmasına 1955’te Roland Barthes’a yazdığı açık mektupla son noktayı koymuş: “Çeşitli açılardan okunabilmesini istediğim Veba’nın yine de gayet belirgin bir içeriği var: Avrupa’daki direnişin Nazizme karşı mücadelesi.”[5]

“Kahverengi Veba” diye de adlandırılan Nazizm ile gericilik, cehalet, karanlık arka planıyla ‘Veba’ üzerinden kavramak, hem insan(lık)ın tepesine çöken felaketi, hem de korkusuz Dr. Rieux ve yoldaşlarının verdikleri mücadele açısından ilginç çağrışımlar yaratıyor; tıpkı coronalı günlerde yaşanan yıkım ve totaliter “demir ökçe” gibi… 

* * * * *

Veba salgını, nasıl “Kahverengi Veba” diye de anılan Nazizm ile ilintiliyse; yaşanan coronalı yıkım ile totaliter “demir ökçe” (ve (c)ezaevleri) de birbirleriyle bağıntıdır; ve bunların hepsi sürdürülemez kapitalizm ile iç içedir…

Devin Özgür Çınar’ın, “Büyük bir çaresizlik. O çaresizlik ne kadar berbat şey… Çok korkunç bir dönemden geçiyoruz cidden”;[6] Zeynep Oral’ın, “Covid-19’dan değilse de yalandan öleceğiz!”[7] notunu düştüğü “yeni (a)normal”, tabiri caiz ise, “Modern tıbbın ortaçağı”dır.[8]

“Nasıl” mı?

“Eski(meyen) (a)normal”in 1655 Londra vebasında da hastalar, yakınlarıyla birlikte eve kapatılmakta ve bu kapatma zor yoluyla kontrol edilmektedir. Bu durumda hem ev halkı bulaşa açılmış hem de kapanma korkusu nedeniyle hastalık gizlenmişti.”[9]

Şimdilerde de böyle; yani “değişen bir şey” yok gibi!

‘Dünya Sağlık Örgütü’ (WHO), dünya genelinde corona sebebiyle hayatını kaybedenlerin, aşı bulunup yaygın biçimde kullanılana kadar 2 milyona ulaşabileceğini duyurduğu[10] tabloda insan(lık) Covid-19’la sinema ekranlarından taşan bir distopyanın içine düştü…

Kolay mı?

BM’ye bağlı ‘Dünya Gıda Programı’ (WFP) Direktörü David Beasley, dünyanın 2021’de son 75 yılın en kötü insani kriziyle karşı karşıya kalabileceği vurgusuyla, dört yılda silahlı çatışmalar yüzünden 80 milyondan 135 milyona yükselen açlık sınırında yaşayan insan sayısının, pandemiyle birlikte katlanıp 270 milyona çıktığını bildirdi.[11]

Özetle pandemi sürdürülemez kapitalist yıkımın yerküreyi ne hâle getirdiğini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Tel tel dökülen sağlık, eğitim sisteminin yanında domino taşı gibi yıkılan ekonomilere şahit olduk. Parası olmayan binlerce insanın hastanelere ulaşamadan evlerde, sokaklarda can çekişmesine tanık olduk. Devletlerin insanına ne kadar uzak olduğunu gördük. Pandemi kapitalizmin tüm çirkinliğini gösteren turnusol oldu; yükselen totalitarizm gibi…

Dünya üzerinde bugüne kadar yaklaşık 1 milyon 400 bine yakın insan Covid-19 pandemisi nedeniyle öldü. Ölenlerin çok önemli bölümünü ekonomik nedenlerden dolayı sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlananlar oluşturuyor. ABD, AB, Rusya ve Türkiye, yani kapitalist ülkeler için bu tablo çok değişmedi. Kapitalizmin ürettiği sonuç insanlara ölüm getirdi. Üstelik sadece pandemi nedeniyle değil. Oluşturulan kapitalist-emperyalist sistemin devamı için devasa bir güvenlik sistemi kuruldu. Rejim için tehdit olduğu düşünülen fikirler, kesimler devletler tarafından hep “özel” muameleye tabi tutuldu. Sosyalistler, demokratlar, işçiler, kadınlar, gençler, siyahlar, yerliler… Bir de (c)ezaevleri tabii… Bunlar ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de temel ayrım hep zengin ile yoksul oldu; öyle olmaya da devam ediyor. Pandemi bu eşitsizlik ve zorbalık üzerine, deyim yerindeyse “tüy dikti”!

Bir şey daha: Ortaya çıkan bir başka sonuç da neo-liberalizmle birlikte hayatımızı belirleyen “her koyun (insan) kendi bacağından asılır” anlayışının asılsız bir yalan olduğuydu…

Aktararak ilerlersek:

√ Küresel eşitsizlik Covid-19 salgınında da kendini gösterdi. Afrika Birliği Dönem Başkanı Ramaphosa, “Bazı ülkeler, halklarını aşılarken diğerleri bunu yapmıyorsa güvende değiliz,” dedi…[12]

√ WHO Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, yönetim kurulunun yıllık toplantısında ‘aşı milliyetçiliği’ yapıldığı ve Covid-19 aşılarının paylaşımında “feci bir ahlâki başarısızlığın” eşiğinde olunduğu uyarısında bulundu…[13]

√ Covid-19 aşısında feci bir ahlâki çöküşün eşiğindeki yerküre zenginlerinin “önce ben” hırsı artarak devam ediyor. DSÖ aşıda eşitliğin sadece ahlâki değil, stratejik ve ekonomik zorunluluk olduğunu belirterek bu açgözlü tutumun pandemiyi uzatacağı uyarısını tekrarlıyor. Bunu yaparken de en zengin 10 ülkeye anlayacakları dilden sesleniyor, aşıyı adil dağıtırlarsa 2021’de 153 milyar, 2025’e kadarsa 455 milyar dolar kârlı çıkacaklarını söylüyor…[14]

√ Pandemi, büyük şirketlerin kâr hırsının önüne geçemedi. Zengin ülkelerin daha şimdiden 4.2 milyar doz ile aşı siparişlerinin yüzde 74’ünü vermesi, küresel eşitsizliğin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde yoksul ülkeler ise sadece 675 milyon doz aşıyı garantiledi…[15]

√ Dünya nüfusunun büyük bölümü açısından aşının ulaşacağının garantisi yok. Zengin ülkeler, aşı geliştirme sürecine önderlik eden büyük şirketlerin üretimlerinin yarısını şimdiden “rezerve” etti bile…[16]

√ ‘AstraZeneca’ CEO’su Pascal Soriot, “Dünya nüfusunun yüzde 5’ine sahip olan Avrupa, aylık küresel tedarikimizin yüzde 17’sini alıyor,” dedi…[17]

√ Coronovirüse karşı yüzde 90 etkili olduğu açıklanan Pfizer-BioNTech aşısı için adaletsiz bir yarış başladı. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan zengin ülkeler 1 milyardan fazla dozu satın aldı…[18]

√ ABD’nin Los Angeles kentinde yüzlerce kişi çöpe atılacak coronavirüs aşıları için sağlık merkezleri önünde saatlerce bekliyor. Kedren Toplum Sağlığı Merkezi aşılama programını denetleyen doktor Jerry Abraham, Covid-19 aşısının bir kez açtıktan sonra altı saat içinde kullanılması gerektiğini söylüyor. Randevusu olanların sadece yüzde üçünün gelemediğini belirten Abraham, “Umutlu gençlerin sabah 2’de gelip saatler sonra aşı olmadan ayrıldığını görmek üzücü,” diyor…[19]

√ ‘Oxfam’ın ‘Eşitsizlik Raporu’na göreyse, coronavirüs dünya çapındaki ekonomik eşitsizliği büyüttü. Dünyanın en zengin 10 kişisi, pandeminin başından bu yana toplam servetlerini yarım trilyon dolar arttırdığı ifade edilerek, bu rakamın dünyada herkesin coronavirüs aşısına ulaşabilmesini sağlayacağı ifade edildi…[20]

√ Küresel kurumların 2021 raporları yayınlandıkça Covid-19 salgınının dünya ekonomisinde yarattığı hasar netlik kazanıyor. Dünya ekonomisindeki daralma 2008/2009 küresel krizine göre çok daha sert (yüzde 4.3) gerçekleşti. ILO, Covid-19 salgınının emekçiler açısından yarattığı tahribatı açıkça ortaya koyuyor. Kurumun çalışma saatlerindeki kayıplar üzerinden yaptığı hesaplamaya göre 2020 yılında küresel çalışma saati 255 milyon tam zamanlı işe eşdeğer olarak yüzde 8.8 azaldı. ILO verilerine göre 2020’deki çalışma saati kayıpları, 2009’daki küresel mali krizden yaklaşık dört kat daha fazla gerçekleşti. Çalışma saatlerindeki bu kayıp küresel emek gelirinin yüzde 8.3 azalmasına neden oldu; bu azalış küresel gelirin yüzde 4.4’ü olan 3.7 trilyon dolara karşılık geliyor…[21]

√ İngiliz ekonomisi, 2020’de yeni Covid-19 salgınının etkisiyle yüzde 9.9 daralarak, Avrupa çapında aşırı soğukların ve donun görüldüğü 1709’dan beri yaşanan en sert daralmayı kaydetti…[22]

√ Almanya’da imalat sanayisinin toplam istihdamı, 2020’de Covid-19 pandemisinin etkisiyle 2010’dan beri en yüksek oranlı düşüşü göstererek 2019’a göre yüzde 2.2 azaldı; toplam istihdamı 2020’de 5 milyon 489 bine kadar geriledi…[23]

√ Krizle iç içe geçen pandemi yoksulları daha şiddetle vururken; ‘Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü/ International Food Policy Research Institute’ küresel üretimin yüzde 5 gerilemesi varsayımı altında, 80 milyonu Afrika ve 42 milyonu Güney Asya’da olmak üzere aşırı yoksul sayısının 140 milyon kişi artmasının muhtemel olduğunu açıkladı. Böylece ‘Dünya Bankası’nın kötümser senaryosu ise, küresel aşırı yoksul sayısında 100 milyon artışa işaret etti…[24]

√ ‘Derin Yoksulluk Ağı’nın ‘Pandemide Derin Yoksullukla Mücadele’ araştırmasına göre günlük ve gündelik işlerde çalışanların yüzde 86’sı pandemide işsiz kalmış. Mamasız, bezsiz kalan bebekler… Açlıktan sütleri kesilen anneler… Dünya Bankası Türkiye Masası’nın 2020 Ağustos raporu “2020’de yoksul nüfusu 1.2 milyon kişi daha artırabilir,”[25] dedi…

√ DİSK Genel-İş Sendikası ‘Covid-19 Sürecinde Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk’ raporuna göre pandemi sürecinde gelir eşitsizliği ve yoksulluk arttı: i) Avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en fazla olduğu ülke Türkiye oldu; ii) En zengin ile en yoksul arasındaki eşitsizlik 8.3 kata yükseldi.; iii) Halk 1 yılda yaklaşık 1.500 dolar fakirleşti; iv) Türkiye’de yoksul sayısı son 2 yılda yüzde 8.4 arttı!, v) Dünya’da çalışan yoksulluğu yüzde 9’u, Türkiye’de ise yüzde 14.4’ü buldu!; vi) Salgın döneminde çalışan yoksul sayısı 7.7 milyonu geçti; vii) Her 10 kişiden 7’si borçlu, halk temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle geldi; viii) Türkiye’de yoksulluk riski diğer ülkelere göre yüksek: kadınların yoksulluk riski, erkeklerden fazla! Her 2 çocuktan biri yoksulluk riski altında!”

√ BİSAM’ın ‘Asgari Ücret Araştırması’na göre, simit fiyatının ortalama 2 lira olduğu Türkiye’de, eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli emekçinin aylık 2 bin 320 liralık geliriyle bir öğün için kişi başına ayırabildiği para sadece 1.85 TL…[26]

√ ‘Ipsos’un araştırmasına göre, “Her 3 kişiden 1’i ekonominin kötüleşmesini bekliyor”…[27]

Tüm bunlar bize; 2019 Nisan’ında Nobel ödüllü iktisatçı Joseph E. Stiglitz ile Arjun Jayadev ve Achal Prabhala’ın ortak makaledeki uyarıyı anımsatıyor: “Modern fikri mülkiyet rejiminin gerekli olduğu efsanesi bize uzun zamandır yutturuluyor. Covid-19 ölümleri artarken, her yıl milyonlarca insanın acı ve ölümüne sessiz kalan bir sistemin mantık ve ahlâkını sorgulamalıyız”![28]

* * * * *

İyi de (c)ezaevlerinden söz ederken neden mi buralara geldik!?

Gayet basit; corona yıkımı güncelliği kavranmadan, bundan daha da fazlası olan hapishanelerin güncelliği kavranabilir mi? 

Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ali Murat Çelik’in, “Görevliler sabah sayımına geliyorlar. Kendimi başka bir gezegende hissediyorum, zira uzay filmlerindeki gibi bembeyaz kıyafetler giymişler ve oldukça tuhaf görünüyorlar. Oysa tutsaklara ne maske, ne kolonya ne de eldiven verilmişti ve gün be gün hak ihlâlleri vardı. Hâliyle bu corona günlerinde mağduriyetler zirve yapıyor. Üstelik doktora gitmek yok, ziyaret yok, avukat yok, sevk yazma yok, matbu yok, sohbete çıkmak yok, berbere gitmek yok, spora çıkmak yok, radyo yok, dergi yok, yok oğlu yokla baş başa kalıyorum,” (s.41) satırları corona vesileli totalitarizmin tablosunu en net biçimde sergiliyor.

Hepimiz “Tımarhane ve hapishane, tarihte iktidarların sopası olmuştur,” diyen Michel Foucault’nun, “Hapishanelerin, fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere ve bütün bunların da hapishanelere benzemesi şaşırtıcı değil mi?”[29] vurgulu açıklamasını biliriz…

Kanımızca buna Charles Bukowski’nin, “- Hapis nedir? – Her şey hapistir,” diyalogu da eklenmezse olmaz…[30]

Bunun en anlamlı teyidi Türk(iye) zindanlarına dair verileridir… 

√ Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 5 yılda 94 ceza infaz kurumunun inşa edildiğini ve toplam ceza infaz kurumu sayısının 355 olduğunu açıkladı…[31]

√ 2021’de açılacak 39 yeni cezaevi ile toplam sayı 355’e çıkacak. 2014’da 14, 2015’de 18, 2016’da 38, 2017’de 12, 2018’de 15, 2019’da 26 ve 2020’de de 18 cezaevi yapıldı…[32]

√ Adalet Bakanlığı’na göre, “Haziran 2019 tarihi itibari ile Türkiye’de inşaatı devam eden 114 adet Ceza İnfaz Kurumu bulunmaktadır. Tamamlanması planlanan 137 cezaevinin toplam kapasitesi 88 bin 367 olacak”![33]

Figen Üstündağ’ın, “Corona ile tecrit”e[34] dikkat çekerken; “Tutukluların salgını konuştu”ğu[35] tabloda bunlar böyleyken şunları da hatırlatmamak ol(a)maz!

√ Cezaevlerindeki vakalara ilişkin günlerdir açıklama yapılmazken içeride yaşananlar da sır durumunda. Ülkedeki 8 cezaevinde vaka artışı olduğunu belirten milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Hapishaneler can pazarına dönüştü,” dedi…[36]

√ Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, coronavirüs salgınında cezaevlerindeki duruma ilişkin bilgi edinme başvurusunu bugün itibarıyla tam 48 gün önce yapılan “bilgilendirme yazısını” gerekçe göstererek yanıtlamadı…[37]

√ İnfaz paketiyle birlikte cezaevlerinden 90 bin kişi tahliye edilirken, İHD verilerine göre coronavirüs salgını koşullarında cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere toplam 1605 hasta tutuklu ve hükümlü bulunuyor…[38]

 √ Metris R Tipi Cezaevi’nde kalan iki kolu olmayan ağır hasta tutuklu Ergin Aktaş’ın avukatı Gülizar Tuncer, 5 kez “Cezaevinde kalamaz,” raporu verilmesine rağmen tahliye edilmeyen müvekkilinin ölüme terk edildiğini söyledi…[39]

√ Kürtçe mevlit okuduğu için hapsedilen hasta tutsak Ali Boçnak zindanda öldü…[40]

Tüm bunlara baskı, şiddet boyutu eklenmeli…

Evet Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nden Gülezar Akın’ın, “Coronalı günler dışarıdaki hayatı felç etti, biliyoruz. Bizi de etkilemedi değil, ama biz zaten hep öyle sınırlandırılmışlıklar içinde yaşıyorduk,” (s.108) saptamasındaki üzere; sistematik biçimde “Hapishanelerde işkence ve hak ihlâlleri artıyor”ken;[41] “Hapishanelerde tutsakların yaşam hakkı yok”[42] ediliyor…

“Mesela” mı?

√ Diyarbakır Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu ‘Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Yaşanan Hak İhlâlleri Raporu’nda, “Özel işkence ekibi kurulduğu” ifade edildi![43]

√ Maltepe Sübyan Cezaevi’nde kalan bir çocuğun anlattıkları Pozantılar yaşandığını ortaya koyuyor: “Mavi süngerli işkence odası var. Birkaç yıl önce gardiyanlar çocuklara tecavüz etti”![44]

√ Van cezaevinde mahkûmlara karşı keyfi uygulamalar yapıldığı ifade edildi![45]

√ Cezaevlerinde tutuklulara yönelik çıplak aramadan, ayakta sayım dayatmasına, kelepçeli muayeneden, hasta tutukluların sağlık hizmetinden yararlanamamasına geniş bir yelpazeye yayılan keyfi uygulamalara yenileri eklenmeye devam ediyor. Hak ihlâlleri ve işkence ile gündemden düşmeyen Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklulara dışarıdan gönderilen kitap ve kıyafetleri verilmedi![46]

√ Şakran Kadın Cezaevi’ndeki Mizgin Çiçek’e, “tahlil sonuçları kayıp” gerekçesiyle ilaçları verilmiyor![47]

√ Kayseri 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Ramazan Acar, 2 yıla yakın bir zamandır hiçbir arkadaşın diş tedavisi yapılmadığını aktarıyor![48]

√ Elazığ Cezaevi’ndeki incelemede, anneleriyle birlikte cezaevinde tutulan çocuklara yeterli gıda verilmeyip; ayrıca da işkence, kötü muamele ve tedavi olamama sorunu yaşadıkları ortaya çıktı![49]

√ Kürtçe’ye yönelik yasaklar artarak sürüyor.[50] Kürtçe’nin “bilinmeyen dil” olarak tanımlanmasının ardından, Şakran Cezaevi’nde tutuklulara Kürtçe yayınlar aynı gerekçe ile verilmiyor![51]

√ Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki 21 tutuklu, Kürt, Kürdistan vb. kelimeler bahane edilerek kitapların kendilerine verilmediğini belirttiler![52]

* * * * *

Durum bundan fazlasıyken; bu duyulur, görünür kılan ‘Korona Günlerinde Mahpusluk-Tutsakların Korona Günlükleri’ müthiş önemli bir işleve sahip…

Hem de coğrafyamız ile tüm yerküre koca bir hapishane olmuşken…

Hiç olmazsa “sokağa çıkma yasağı” günlerinde okunmalı içerden satırlar, üzerine düşünülmeli; yaşa(tıl)dığımız gerçeklikten “muaf”(?), özgür(!) olduğunu zannedenler; kim bilir belki de empati kurabilirler; Özcan Yaman’ın, “İçeride tutsaksın, özgür değilsin. Sevdiklerine elini değdiremez, öpemezsin. Dışarıda özgür ama güvencesiz. Günlerdir ‘Evde kal’ çağrıları hatta sıkıyönetim istekleri var. Toplumun bir kesimi tasını tarağını hizmetçilerini toplayıp tatil yapar gibi eve kapanmışlar. İsim ve markaları belli kişiler reklam yapıyorlar. ‘Evde kal, ev güzel, sosyal mesafeni koru’. Tüm ülke hatta dünya ezberledi artık. Bu reklam yapan azınlığa şunu demek lazım: ‘Öyle evimiz olsa babam bile kalır’,”[53] uyarısı eşliğinde…

Zindanlara ilişkin bir uyarı da Bruno Yarensky’nin, “Düşmanlarınızdan korkmayın; en kötüsü sizi öldürürler. Dostlarınızdan çekinmeyin, en kötüsü size ihanet ederler, lakin tarafsızlardan çekinin; zira kötülük dünyaya onların sessiz onayı sayesinde yayılıyor,” satırlarından paylarına düşenlere!

17 Şubat 2021 19:09:26, İstanbul.

N O T L A R

[*] Newroz, Mart 2021…

[1] Can Yücel.

[2] Künye: Korona Günlerinde Mahpusluk-Tutsakların Korona Günlükleri, Hazırlayan: Adil Okay, Ütopya Yayınevi, 2020, 224 sahife.

[3] Ayhan Kavak, “Korona Günlerinde Mahpusluk”, Yeni Yaşam, 31 Ocak 2021, s.11.

[4] Albert Camus, Veba, çev: Nedret Tanyolaç Öztokat, Can Yay., 1997.

[5] Ayşe Emel Mesci, “Salgınların Tek Efendisi Vardır: Önlem”, Cumhuriyet, 13 Temmuz 2020, s.13.

[6] Emrah Kolukısa, “Devin Özgür Çınar: Kadınlar Parti Kursa Desteklerim!”, Cumhuriyet Pazar, 17 Ocak 2021, s.5.

[7] Zeynep Oral, “Covid-19’dan Değilse de Yalandan Öleceğiz!”, Cumhuriyet, 13 Aralık 2020, s.17.

[8] Ali Tepe, “Pandemi, Veba ve Defoe (1)”, Yeni Yaşam, 22 Kasım 2020, s.8.

[9] Ali Tepe, “Salgının Sınıf Karakteri”, Yeni Yaşam, 23 Kasım 2020, s.8.

[10] “Aşı Kullanılana Kadar 2 Milyon Kişi Ölebilir”, Birgün, 27 Eylül 2020, s.5.

[11] Ceyda Karan, “Covid-19 Distopyası, Post-Covid Alem”, Birgün, 7 Aralık 2020, s.5.

[12] “Avrupa’da Aşı Kavgası”, Cumhuriyet, 27 Ocak 2021, s.7.

[13] “DSÖ: Aşı Konusunda Feci Bir Ahlâki Çöküşün Eşiğindeyiz”, 18 Ocak 2021… https://www.gazetepatika13.com/dso-asi-konusunda-feci-bir-ahlaki-cokusun-esigindeyiz-81939.html

[14] Bayazıt İlhan, “Dünyadaki Aşı Hâli: Bilimsel Gelişmişlik, Ahlâki Çöküş”, Birgün, 22 Ocak 2021, s.6.

[15] Özde Çelikbilek, “Aşı Zenginlere Umut Oldu”, Birgün, 22 Ocak 2021, s.4.

[16] Prabir Purkayastha, “Aşı Savaşlarına Doğru”, Birgün, 12 Ekim 2020, s.5.

[17] “Astrazeneca’dan AB’ye ‘Sert Aşı Tepkisi’: Hakkından Fazlasını Alıyorsun”, Cumhuriyet, 28 Ocak 2021, s.7.

[18] “Zengin Ülkeler Aşının Yüzde 80’ini Kaptı”, Cumhuriyet, 13 Kasım 2020, s.3.

[19] “ABD’de Çöpe Atılacak Covid-19 Aşıları İçin Geceden Sıraya Giriyorlar”, 28 Ocak 2021… https://noktahaberyorum.com/abdde-cope-atilacak-covid-19-asilari-icin-geceden-siraya-giriyorlar.html

[20] “En Zengin 10 Kişi Servetini Yarım Trilyon Dolar Artırdı”, 25 Ocak 2021… https://www.gazetepatika13.com/en-zengin-10-kisi-yarim-trilyon-dolar-artirdi-bu-rakamla-tum-dunyanin-asilanmasi-mumkun-82346.html

[21] Ahmet Haşim Köse, “Salgın ve Kriz Salınımı: Kapitalizm Ayar Tutar mı?”, 16 Şubat 2021… https://direnisteyiz28.org/salgin-ve-kriz-salinimi-kapitalizm-ayar-tutar-mi-ahmet-hasim-kose

[22] “İngiltere’de 311 Yılın En Sert Daralması Yaşandı”, 16 Şubat 2021… https://www.avrupademokrat.com/ingilterede-311-yilin-en-sert-daralmasi-yasandi/

[23] “İmalat Sanayi İstihdamı Son 10 Yılın En Büyük Düşüşünü Yaşadı”, 16 Şubat 2021… https://dokuz8haber.net/dunya/avrupa/imalat-sanayi-istihdami-son-10-yilin-en-buyuk-dususunu-yasadi/

[24] Hayri Kozanoğlu, “Pandemi Yoksulları Daha Şiddetle Vuruyor!”, Birgün, 8 Aralık 2020, s.14.

[25] Özlem Yüzak, “Görünen Köy… Derin Yoksulluk”, Cumhuriyet, 15 Ocak 2021, s.11.

[26] “Asgari Ücret Simide Yetmiyor”, Cumhuriyet, 18 Aralık 2020, s.11.

[27] “Dört Kişiden Üçü Umutsuz”, Birgün, 29 Ocak 2021, s.9.

[28] Aktaran: M. Ender Öndeş, “Covid-19: Kimin Kasası Dolacak?”, Yeni Yaşam, 27 Temmuz 2020, s.9.

[29] Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu, çev:Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, 2001

[30] Ayrıca şu da: “İnsanların uyanmaları için daha kaç yüzyıl geçmesi gerekecek? İnsanlık ilerleyebilmek için kaç bin hapishane hücresinde volta attı acaba? Ve daha kaç bin hücrede volta atması gerekecek?” (Julius Fuçik, Darağacından Notlar, çev: Celal Üster, Yordam Kitap, 2015, s.43.)

[31] “Son 5 Yılda 94 Yeni Cezaevi Yapıldı”, 18 Temmuz 2020… https://www.evrensel.net/haber/409647/son-5-yilda-94-yeni-cezaevi-yapildi

[32] “Son Yedi Yılda 141 Hapishane Yapıldı, AKP’liler ‘Para Var Yapıyoruz’ Yanıtı Verdi”, 21 Aralık 2020… https://direnisteyiz28.org/son-yedi-yilda-141-hapishane-yapildi-akpliler-para-var-yapiyoruz-yaniti-verdi

[33] “88 Bin Kapasiteli 137 Yeni Cezaevi Geliyor”, 15 Temmuz 2019… https://www.evrensel.net/haber/383043/88-bin-kapasiteli-137-yeni-cezaevi-geliyor

[34] Figen Üstündağ, “Corona ve Tecrit”, Atılım, Yıl:7, No:450, 30 Ekim 2020, s.6-7.

[35] “Tutuklular Salgını Konuştu”, Yeni Yaşam, 19 Ağustos 2020, s.3.

[36] Dilan Esen, “Cezaevlerindeki Vakalardan 132 Gündür Haber Yok: Can Pazarı”, Birgün, 27 Ekim 2020, s.7.

[37] Mahmut Lıcalı, “Cezaevlerinden Salgın ile İlgili Veri Gelmiyor”, Cumhuriyet, 4 Ağustos 2020, s.5.

[38] Mehmet Kızmaz, “Cezaevlerinde 1605 Hasta Tutuklu ve Hükümlü Var”, Cumhuriyet, 7 Mayıs 2020, s.5.

[39] “Raporlar Dikkate Alınmıyor: Ölüme Terk Edildi”, Yeni Yaşam, 5 Temmuz 2020, s.5.

[40] “Hasta Tutsak Ali Boçnak: Kürtçe Mevlit Okudu Hapishanede Öldü”, Atılım, Yıl:7, No:446, 2 Ekim 2020, s.5.

[41] “Hapishanelerde İşkence ve Hak İhlâlleri Artıyor”, Kızıl Bayrak, No:2020/05, 31 Ocak 2020, s.5

[42] “Hapishanelerde Tutsakların Yaşam Hakkı Yok!”, Atılım, Yıl:7, No:435, 10 Temmuz 2020, s.3.

[43] Mahmut Oral, “Özel İşkence Ekibi Kuruldu”, Cumhuriyet, 24 Şubat 2018, s.5.

[44] Gülcan Dereli, “Maltepe Sübyan’da Pozantı Yaşanıyor”, Yeni Yaşam, 18 Eylül 2020, s.9.

[45] “Van Cezaevlerinde Keyfi Uygulamalar”, Birgün, 23 Şubat 2020, s.9.

[46] “Yasaklar İşkenceyi Arttırdı”, Yeni Yaşam, 2 Şubat 2020, s.5.

[47] “Şakran Kadın Cezaevi’nde Tutukluya İlaç Yok”, Yeni Yaşam, 12 Ağustos 2020, s.5.

[48] “Kayseri Cezaevi’nde Her Şey Yasak”, Yeni Yaşam, 6 Şubat 2020, s.5.

[49] Hüseyin Şimşek, “Elazığ Cezaevi’nde Çocuklar Beslenemiyor”, Birgün, 10 Şubat 2020, s.7.

[50] Cezaevindeki insanlar için kitap, ekmek/su kadar elzemdir. Hele ki F Tipi hücrelerde. Yalnızlıkla baş edebilmenin, hiç değilse hayal kurabilmenin, hasret kaldığı kırlarda dolaşabilmenin, ruhunu doyurmanın yegâne yoludur kitap okumak… Okumak, nefes almak gibidir… Canlı kalabilmenin olmazsa olmazı ise nefes almaktır. Nefesimizi kesmelerine izin vermeyeceğiz. Bu yasağın kaldırılması için elimizdeki tüm imkânlarla mücadele edeceğiz. (Gültan Kışanak, “Kitap Yasağı Kabul Edilemez”, Yeni Yaşam, 29 Ocak 2020, s.11.)

[51] “Kürtçe Cezaevine de Giremedi!”, Yeni Yaşam, 3 Şubat 2020, s.5.

[52] “Kürt Kelimesinin Geçtiği Yayınlar Tutuklulara Verilmiyor”, Yeni Yaşam, 18 Ocak 2020, s.5.

[53] Özcan Yaman, “Korona Günlerinde Mahpusluk”, 3 Nisan 2020… https://www.evrensel.net/yazi/86061/corona-gunlerinde-mahpusluk

Güncel Haber, Tutsaklar
Yüzde 98 engelli tutsağın tahliyesi “ toplum güvenliği bakımından ağır tehlike oluşturacağı” gerekçesiyle reddedildi

Haber Merkezi: Yüzde 98 engelli raporu bulunan hasta tutsak Serdal Yıldırım’ın “infazının durdurulması” için Bakırköy İnfaz Savcılığı’na yapılan başvuru “İnfazın ertelenmesi halinde toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturacağı” gerekçesiyle reddedildi.

Metris R Tipi Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Serdal Yıldırım (27) Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen tahliye edilmiyor. 2010 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde trafik kazası geçiren Yıldırım, yaşamını tekerlekli sandalye ile sürdürmek zorunda kaldı. Hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüte eleman kazandırmak” iddiasıyla açılan davada 9 yıl hapis cezası verilen Yıldırım, 2018 yılında tutuklanarak Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’ne konuldu. Yüzde 98 oranında engelli olan Yıldırım hakkında ATK, 5 Şubat’ta “Cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremez” raporu verdi. Raporun ardından Yıldırım’ın avukatı Vedat Ece, Bakırköy İnfaz Savcılığı’na “Sağlık nedeniyle infazının durdurulması” için başvuruda bulundu.

İnfaz Savcılığı da bunun üzerine Mardin İl Emniyet Müdürlüğü Tem Şube Bürosu’na yazı yazarak Yıldırım’ın serbest bırakılması için “Toplum güvenliği açısından tehlike oluşturup oluşturmayacağı, tahliye olması halinde toplum güvenliği açısından risk teşkil edip etmeyeceği” sorularını yönelterek bilgi istedi. Emniyet Müdürlüğü tarafından ise herhangi bir gerekçe gösterilmeden “İnfazın ertelenmesi halinde toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturacağı” yönünde karar belirtti.

İnfaz savcılığı da bunun üzerine Yıldırım’ın “Toplum güvenliği açısından risk oluşturacağı” gerekçesiyle infaz erteleme talebini reddetti.

Ret talebinin ardından avukatlarının Bakırköy İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulunması bekleniyor.

Dünya, Güncel Haber, Tutsaklar
Hindistan’lı Komünist Şair Varavara Rao Tıbbi Gerekçelerle Serbest Bırakıldı!

Bombay, 22 Şubat 2021:  Bombay Yüksek Mahkemesi Pazartesi günü, Elgar Parishad-Bhima Koregaon davasında suçlanan 82 yaşındaki şair ve aktivist Varavara Rao’ya altı ay süreyle geçici kefalet verdi. Mahkeme heyeti, Ağustos 2018’den bu yana tutuklu bulunan Rao’nun altı aylık geçici kefalet süresinin tamamlanmasının ardından teslim olması gerektiğini söyledi.

Rao, Mumbai’de kalması ve soruşturma için hazır olması şartıyla kefaletle serbest bırakıldı. Mahkeme ayrıca ondan kişisel bir Rs bağı sağlamasını istedi. 50.000 ve ayrıca duruşma için NIA Mahkemesine katılacak. “Ancak, o NIA mahkemesinde kişisel görünüm muafiyetinden başvurabilirler.” Rao, Nanavati Hastanesinden bugünkü durumuna bağlı olarak taburcu edilecek ve altı ay süreyle NIA Court Mumbai’nin yargı yetkisi dahilinde kalacak.

Yargıçlar SS Shinde ve Manish Pitale’den bir bölüm heyeti şunları söyledi: „Tüm alçakgönüllülükle, insan düşüncesini göz önünde bulundurarak, cenazenin maruz kaldığı ciddi rahatsızlıklar için kaliteli tıbbi yardım alma temel haklarını, ileri yaş, yetersiz Taloja hapishane hastanesindeki tesisler. “ “Bu hibe kabartma bir gerçek ve fit durumda olduğunu görüşünde; yoksa, anayasal görevimizden feragat edeceğiz ve Hindistan Anayasası’nın 21. Maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamındaki insan hakları ve sağlık hakkının koruyucusu olarak işlev göreceğiz ”dedi.

92 sayfalık kararında heyet şunları söyledi: „Kayıtlardaki materyal, teşebbüsün sağlık durumunun güvencesiz olduğunu gösterse de, cenazeyi ait olduğu yere geri göndermenin, onun varlığının kullanılması riskiyle dolu olduğunu düşünüyoruz. alçakça faaliyetleri canlandırmak için kendisiyle bağlantılı olduğu iddia edilenler tarafından. “ „Bu mahkeme, bu tür bir beklenmedik durumu göz ardı edemez ve bu nedenle, kendi başına veya kendisiyle bağlantılı olduğu iddia edilen taahhütlerin durumdan gereksiz şekilde yararlanmamasını sağlamak için gerekli olan koşulları empoze etmek uygun olacaktır. sonuçta denemeyi olumsuz etkiler. „

“Bu mahkemenin, bir Anayasa Mahkemesi olarak, cezaevine ve daha sonra sağlığının daha da kötüleştiği Devlet Hastanelerine gönderilen cenazeye sessiz seyirci olamayacağı, müdahale ile Özel Üstünlük Hastanelerine kaydırılacağı kanaatindeyiz. Mahkemelerin sayısı ve taahhütle ilgili bu tür hareketler, yalnızca kefalet başvurusunun UAPA’nın 43D (5) Bölümü kapsamındaki esasa dayalı olarak reddedilmesi nedeniyle ileri geri devam etmektedir. „

Rao, WhatsApp aramasıyla en yakın Mumbai Polisi karakoluna iki haftada bir rapor vermek zorundadır. Ayrıca, HC’ye ikamet ettiği yeri, irtibat numarasını ve yanında ikamet eden akrabalarının sayılarını derhal bildirmesi gerekecektir.

1 Şubat’ta, HC davadaki tüm iddiaları kapattı ve Rao’nun tıbbi kefalet talebi ve karısı Hemlatha’nın yetersiz tıbbi bakım ve devam eden hapsedilmesi nedeniyle temel haklarının ihlal edildiğini iddia eden yazı dilekçesine ilişkin kararını saklı tuttu.

Mahkeme heyeti, Rao’nun tıbbi gerekçelerle geçici kefaletle serbest bırakılmasını reddeden özel Ulusal Soruşturma Dairesi (NIA) mahkemesine yaptığı itirazla birlikte savunma konusundaki duruşmaları sonuçlandırmıştı. Savunma, cezaevi yetkililerinin 2018’den beri Rao’ya uygun tıbbi yardım sağlamadığını söyledi.

Rao’nun avukatları, tutuklanmasından önce „doğasından gelen rahatsızlıklardan“ muzdarip olduğunu söylemişti. Başvurusu özel mahkeme tarafından reddedildikten sonra, 2020 yılının Temmuz ayında Covid-19’a yakalandığı tespit edildiği için HC’ye başvurduğunu da eklediler.

Dava, 31 Aralık 2017’de Pune’de düzenlenen Elgar Parishad toplantısında yapılan ve polisin iddia ettiği, batı Maharashtra şehrinin eteklerinde bulunan Koregaon-Bhima savaş anıtının yakınında ertesi gün şiddeti tetiklediğini iddia ettiği kışkırtıcı konuşmalarla ilgili.

Kaynak: https://indianexpress.com/article/india/bombay-hc-grants-interim-bail-to-varavara-rao-7199129/

Güncel Haber, Tutsaklar
Düzce hapishanesinde baskılar artıyor

Haber Merkezi: Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesi’ndeki tutsaklar, arama adı altında koğuşlara yapılan keyfi baskın ve soruşturmalara maruz kaldıklarını belirtti.  

Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesi’ndeki tutsaklar, haftalık telefon görüşmesinde yaşadıkları hak ihlallerini ailelerine aktardı. Tutsak Vedat Gültekin, “arama” adı altında koğuşlara baskın yapan gardiyanların hakaretlerine maruz kaldıklarını belirtti. Bu sabah saatlerinde de koğuşlarının aranıp, eşyalarının dağıtıldığını söyleyen Gültekin, “Şeker, tuz ve ne varsa yere attılar. Hakkımızda keyfi soruşturmalar açılıyor. Geçen hafta Kürtçe şarkı söylediğimiz için hakkımızda soruşturma açıldı. Her geçen gün baskılar artıyor“ diye paylaştı.  

Hapishanelerde PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için başlatılan açlık grevi ile birlikte baskıların da arttığına dikkati çeken Gültekin, eylemlerinin sonuç alınıncaya dek devam edeceğini ifade etti.  

Aynı hapishanede tutulan epilepsi hastası Selami Keleş de ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde koğuşlarına baskın yapan gardiyanların tüm eşyaları dağıtıp yere attığını belirterek, „Baskılar artarak devam ediyor“ aktarımında bulundu.  (MA)

Dünya, Güncel Haber, Tutsaklar
Yoldaş Giuseppe Maj ile (yeni) PCI’ye baskılar üzerine röportaj (3)

Uzun süreli devrimci halk savaşı anlayışını stratejimiz olarak bilinçli bir şekilde benimsememiz çok daha sonraydı. Esasen küçük, minyatürde burjuvazinin iktidarından özerk bir güçtük ve bu onun yollarını bozdu, sepetteki yumurtaları kırdık. Daha sonra benimsediğimiz gizlilik, sadece daha yüksek bir düzeyin örgütsel tercümesiydi. işçiler bize şöyle dediler: „Söylediğiniz doğru, ama isterlerse sizi bir ağ ile yeryüzünden siliyorlar ve her şey eskisi gibi geri dönüyor. Ve haklıydılar. Gözlemlerinin pratik sonuçlarını çizdik. Artık burjuvazi, ne yaparlarsa yapsınlar artık işleri eskisi gibi yapamıyor. Partinin gizli tutumu, halk kitlelerinin tüm hareketi için daha çok yararlanacağı güçlü bir nokta haline geldi. Manon, zulmün ve sürgünün nedenidir. PCI’nin (n) „kervanına“ karşı burjuvazi … (n) PCI’nin bütün „kervanı“ gizli mi? Hayır, sadece (n) PCI gizli. „Kervan“ ın diğer örgütleri, faaliyetlerinde az ya da çok, (n) PCI kavramından ve uyumundan esinlenmiştir. Bazıları yalnızca (n) PCI’nin söylediği veya yaptığı şeyden etkilenir. Bazılarını korkutarak, diğerlerine şantaj yaparak, aldatarak ve diğerlerinin burnunu döverek, birini diğerine çevirerek nüfus kitlesi üzerindeki gücünü koruyan bir yönetici sınıf düşünün. Birlikte hareket etmeyen ve orada olamayacak bir örgüt kurulursa, ya eski güç onu boğar, er ya da geç artık eski şekilde ayağa kalkamaz. Az ya da çok bilinçli olarak, az ya da çok kararlılıkla eski iktidara direnmeye çalışanlar, bu örgüt tarafından etkilenir ve katalize edilir. Bu organizasyon, her birinin arka planı ve öncüsü gibidir. Gitmedikleri yere gider, diyor Hala düşünmediklerini, varlığından bile haberdar olmadıklarını görün. Gizli olma sadece özerklik ve örgütsel özgürlük olmadığı için: burjuvazi kime gözdağı vereceğini, kime şantaj yapacağını, kimi tutuklayacağını bilemez, artık „karar verdikçe bizi ortadan kaldıramaz“. Saklamak aynı zamanda özerklik ve düşünme, araştırma, tartışma, ayrıntılandırma, burjuvaziye zarar veren gerçekleri yayma özgürlüğüdür. Hem detaylandırmak hem de yaymak için, burjuvazinin genel olarak komünist ve devrimci örgütlenmelere izin vermediği koşullara ihtiyaç vardır. (N) PCI bu koşulları yaratmıştır. Açıktır ki, gizli olmayan giderek artan sayıda kuruluş, yaydığımız veya onlardan özgürce ilham aldığımız fikirleri kendi yöntemleriyle kullanacak. Halk kitlelerinin burjuvaziye ve insana karşı direnişi için adil ve yararlı fikirleri geliştirip yaymaya daha yetenekli hale geldikçe, giderek artan bir ölçekte olacak bir şey. yasal kuruluşlar bunları kullanma konusunda daha yetenekli ve kullanmaya daha kararlı hale geldikçe. Açıkçası biz kendi fikirlerimizi kendimizden almıyoruz, halk kitlelerinin deneyimlerini, dolayısıyla hukuk örgütlerinin deneyimlerini de detaylandırarak elde ediyoruz, onlar da bilerek ya da farkına varmadan bize yardımcı oluyorlar. Deneyimleriyle ve aynı zamanda işleriyle. Harekete geçirdikleri işçiler, kendi üyeleri, örgütlerinin sınırlarını ve burjuvazinin zincirlerini, onun sosyal ve politik sistemini deneyimliyor, propagandamızı duyuyor ve faaliyetimizden kaçınıyor. Bu nedenle, söyleyelim ki geçerken kendimizi „gizli olmakla“ sınırlamıyoruz, ancak halk kitlelerinin ve işçi sınıfının bir yeraltı Komünist partisine sahip olma ihtiyacını yayıyoruz. Çünkü oradan yardım, işbirliği, kaynaklar, işe alımlar, destek alıyoruz. Partinin kök salması ve nüfuzunu kullanması ve liderliğini kurması gereken yer burasıdır. Kesin bir cevap istiyorum: neden gizli olmanın yanı sıra bunun reklamını bile yapıyorsunuz? Hatta komünist olduğunu iddia eden ve burjuvazinin esasen sakinleştiğini iddia eden diğer örgütleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle ileri işçiler arasında gizli tutumu yaymak kesinlikle gereklidir. Gerekli olduğunu ve neyi içerdiğini açıklığa kavuşturmak, işe alımları teşvik eden elverişli bir iklim yaratmak, yasadışı göçmenler arasında dayanışma yaratmak, ellerine düşmeleri durumunda savunmaları için uygun koşulları sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız düşmanın. Ama aynı zamanda siyasi çizgimizin diğer her noktasında olduğu gibi adil bir anlayış ve adil bir saklanma yönetimi yaratmak için. Parti gizli bir mezhep değil; biz gizliyiz çünkü işçi sınıfının mücadelesini zaferle yürütmek için bir yeraltı partisine ihtiyacı var. Bizim sorunumuz değil, işçi sınıfının ve halk kitlelerinin sorunudur. Biz sadece sorunlarına verdikleri çözümün somutlaşmış hali. Kim kitlelerden gizleyerek yapılan bir gizli uygulamayı düşünürse, sözünü ettiğimizden başka bir şey düşünürse, varlığı önleyici karşı-devrim tarafından bilinecek ve kitleler tarafından bilinmeyen veya sadece bilinen bir „gizli servis“ burjuvazinin kendilerini komünist olarak adlandırmalarına rağmen barış içinde bıraktığı güçleri onlara sunmak isteyen güçler, burjuvazinin üzerlerinde uyguladığı denetimden ve kontrol altında yaşamayı kabul ederler. Bu, komünist hareketin faaliyetlerinden yararlanabileceğini dışlamaz. Böylece nihayetinde komünist hareket için yararlı bir işlev görüyorlar. Bu yararlı işlev ne kadar büyük olursa, burjuvazi onları o kadar az yalnız bırakacaktır. Kısacası, onları olumlu ya da olumsuz anlamda evrimleştirecek olan fikirlerimiz değil olaylar olacaktır. Biz, işimizle ve bizim propagandamız olumlu bir evrimi destekleyecektir.

son

Kaynak:carc.it

Translate »