Emperyalist-Kapitalizmin İçinde Bulunduğu Durum ve Gelişmeleri İçeren Tespitlerimiz /3. Kongre Kararları (2)

Güncel Haber Gündem

1) Emperyalist-Kapitalist Dünya Ekonomisi Krizden Çıkamıyor
a) Serbest rekabetçi dönemden tekelci aşamaya evrilen kapitalizmin içsel karakterine uygun olarak her ciddi kriz genel nitelik alır. Genel krize dönüşen ve dünyayı etkisi altına alan iktisadi krizlerin niteliğini tek tek yada birkaç ülkeyi, belli bölgeleri etkisi altına alan ve belli merkezleri tahrip eden krizlerle karıştırmamak gerekir. Dünya ekonomisinin birbirine bağlı örgütlü ve sürekli çelişki halinde olan durumu dikkate alındığında tek tek ülkelerdeki krizin taşıdığı önem ve büyüklük oranında dünya ekonomisine etkisi olduğu görülmektedir. Örneğin Arjantin’in veyahut Yunanistan’ın iflası dünya ekonomisini sarsacak etki gücüne sahip değildir ama dünya ekonomisini etkileyen ve çeşitli sonuçlar yaratan iktisadi birimler olduğu es geçilemez. Krizlerin sıklığı ve yıkıcı etkilerinin daha ağır ve geniş olması kapitalist ekonominin yoğunlaşması ve genişliğiyle orantılıdır. Artık kriz patlak verdiğinde güçsüz ve küçük olanların güçlü ve büyük sermaye tarafından yutulmasıyla bir dengeye kavuşmak beklentisi bağımlı ülkelerde her zaman mümkün olmadığı yaşanan ülke iflaslarıyla görülmüştür. Hazinelerinde sıfırı tüketen bunlar gibi yarı-sömürge ülkelerin patlak veren

krizle sanayi ve mali sermaye bakımından emperyalist sermaye gırtlağına kadar borçlu olduğu anlaşılmaktadır. Ekonomik çarklar daha yüksek borç yükü ve işçi sınıfının ağır sömürüsü karşılığında dönmeye başlasa da verili şartlar korundukça düze çıkmak olanaklı değildir. Bağımlı ülkelerdeki ekonomik kriz dış borç yükünü arttıran emperyalist yaptırımlarla sonuçlanmaktadır. Bağımlı ülkelerin halklarının köleleştirilmesi anlamına gelen emperyalist tahakküm sarmalı benzer ülkeleri içine alacak şekilde sürdürülecek ve genişleyecektir. Nerede olursa olsun her önemli politik, siyasi sorun gibi ekonomik krizde emperyalistleri ilgilendirmekte ve etkilemektedir.
b) ABD’de patlak veren 2008 dünya ekonomik krizi bir süre sonra Avrupa’ya yayılmış ve bütün kapitalist dünya ekonomisini etki altına almıştı. ABD, Avrupa tekelci finans sermayesi, Dünya Bankası, İMF, ABD Merkez Bankası (FED) Avrupa Merkez Bankası temsilcileri sürekli iyimser açıklamalar yapsalar da kapitalizm bir türlü krizden çıkamamıştır. Bunu kanıtlamak için fazla çabaya gerek yoktur. Çünkü bu olgu bütün toplumların yaşamında tıpkı Türkiye-K. Kürdistan’da olduğu gibi, hatta birçoğunda çok daha ağır yüksek işsizlik, yoksullaşma, borç yükünde artış, küçük işletmelerin iflası vs. ile hissedilmekte ve görülmektedir.
Marksist ekonomi bilimi kapitalizmin neden krizlerden kurtulamayacak bir istem olduğunu yeterince açıklamıştır. Bütün büyük felaketlerin hemen öncesinde dünya iktisadi bunalımlarının olması tesadüf değildir. Kapitalist üretici güçlerin gelişmesi, üretim ölçeğinin büyümesi, teknik ilerlemeler, sermayenin sürekli merkezileşmesi, üretim yoğunlaşmasındaki artış ve dahası

dünya ölçeğinde kapitalist üretim ilişkilerinin genişlemesini burjuvazi insanlığın altın çağı olarak tek yönlü pazarladı. Fakat üretici güçlerin gelişmesi ve üretimin büyümesi ve genişlemesinin dünya ölçeğinde milyarlarca emekçinin yoksullaştırılması, kanlarının emilmesi, insanlık dışı yaşam standartlarına itilmeleri pahasına gerçekleştirildiğinin üstü örtülmektedir. Bir yandan aşırı üretim diğer yandan bu yoğunlaştırılmış üretimin yığdığı metaları satın alamayacak kadar yoksullaşan, kötü yaşam şartlarına itilen milyarlarca emekçinin varlığı, engellenemez bir ekonomik krize yol açmaktadır.
c) O halde kapitalizmin gelişim seyrinde dün olduğu gibi bugünde kapitalizmin kalbi ABD’de başlayan ve yayılan 2008 ekonomik krizi üretim anarşisi de denilen bir aşırı üretim krizidir. Sürekli satın alınacakmış gibi üretilse de dünya pazarları metaya doymuştur. Emtiyalar çok fazla ama alıcıları ise pek az, üstelikte bu alıcıların sayısı çoğalmak yerine sürekli azalmaya devam etmektedir. Dünyanın çoğunluğunu üretici olan emekleriyle geçinmek dışında

bir şeyleri olmayan emekçiler oluşturmaktadır. Milyarlarca emekçi aynı zamanda en büyük tüketicidir. Küçümsenemez bir oranı işsizler ordusunu oluşturan, yoksullaşan, geliri sürekli azalan emekçilerin alım gücü de sürekli düştüğünden pazara sunulan mallar satın alınamıyor. Çok fazla bilgisayar, otomobil, ev, telefon, ev eşyaları, gıda, yağ, meşrubat, yakıt vd. mamul mallar pazarda mevcut ama satın alınamıyor. Kâr için üretim yapan kapitalist sınıfın emtiyaları satın alınamadığı oranda sermaye dolaşımı kesintiye uğramaktadır. Böylece milyarlarca halk kitlelerinin alabileceğinden çok çok fazla mal/meta pazara yayılmış olmaktadır. Kapitalistler aşırı ürettikleri malları depolamakta yada fiyatları yüksek tutmak tekel kârlarını korumak için imha etmektedirler. Fakat sermayenin geri dönüşümü kesintiye uğradığı için iflaslar yaşanmakta, fabrikalar kapanmakta, bankalar iflas etmekte, işsizlik hızla artmakta, halk git gide yoksulluğa itilmiş olmaktadır. Kıtlık durumu krizin derinleşmesine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.
Kapitalistler sınıfının üretim anarşisi-aşırı üretim ile milyarlarca emekçinin satın alma gücünün düşmesi arasındaki çelişmenin anlamı belli bir aşamada doyuma ulaşmasıyla ekonomik krizdir. Üretim anarşisi yada bir diğer ifadeyle aşırı üretim kapitalizmin engellemeyi başaramadığı içkin karakteridir.

Burjuva küreselleşmeci-globalist teorilere sarılan osyal demokrat çizgideki akımların ve tasfiyecilik bayrağını omuzlayan kimi kafaların Marksist, Leninist, Maoist maskeler takıp kapitalist aşırı üretimin yerine Pazar ihtiyacını hesaplayarak ihtiyaca ve talebe göre “planlı üretim” yapıldığı ve dünya ölçeğinde planlı ve çelişkisiz “örgütlü kapitalizm”i koymaları liberal burjuva gevezeliklerden başka bir şey değildir. Aşırı üretimin niteliğinin üretimin planlanmasından farklı şey olduğunu kavrayamıyorlar. Planlı üretimin en gelişkin aşaması olan tekelci kapitalist üretimin tekrardan test edildiği gibi halk kitlelerinin düşen satın alma gücü ve bozulan yaşam düzeyleri ile pazarlarda satın alınamadığı için biriken malların varlığı arasındaki çelişkiyi ortadan kaldıramadığı açıktır.
Görüldüğü gibi burjuva liberal gevezeliklerin “örgütlü kapitalizm” yada “pazar ihtiyacına göre talep orantılı planlı üretim” aşaması yerine dünya Marksistlerin tanımladığı gibi kapitalist aşırı üretim krizine tanık olmaktadır.
(MLM’e sırtını dönen “demokratik sosyalizm” burjuva liberal safsataları pazarlayan ve tasfiyecilik rotasında ilerleyen darbeci “3.Kongre”ciler işaret ettiğimiz akımın içinde olduğu akılda tutulmalı)

d) Arz İle Talep Arasındaki Uçurum Genişlemekte, Arz Fazlaları Birikimi Büyümektedir.
Teknolojinin gelişmesi emek verimini arttırmaktadır ama aynı düzlemde bu yoğunlaştırılmış emek gücü demektir. Üretimdeki verimliliğin artışı aynı zamanda üretim artışı olması ile kapitalist nispi artı-değer sömürüsü biçimiyle – işçi için gerekli olan emek zamanını kısaltma yolu ile – kâr kitlesi büyümektedir. İşçinin ürettiği üründen aldığı payın oranı kapitalistin artan kâr oranıyla zıt yönde düşmektedir.
Teknolojinin sanayide kullanımı üretimin organik bileşiminde değişen sermaye oranını (iş gücüne yatırılan sermaye) sürekli küçültmekte, değişmeyen sermaye (makine, bina, diğer girdiler) oranını ise büyütmeye devam etmektedir. Örneğin ileri teknolojinin kullanıldığı otomotiv sanayinde 1970’li yıllardan günümüze sermaye bileşiminde emek girdisi sürekli azalmaktadır. 1980’de 40 saat araç başına ortalama kullanılan emek gücü girdisi, 1990’larda ortalama 25 saat civarında iken 2000’lerde 20 saatin altına düşmüştür. Dahası dijital teknolojinin sağladığı robotik üretim olanağıyla Japonya’da insansız otomotiv fabrikası modeli üretime başlamıştır. Bu durum üretimin gelişim yönünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Uzun sayılmayacak bir süre zarfında otomotiv endüstrisi emek gücü maliyetini yarıdan fazla düşürmüştür. Üçte iki oranında demek daha doğrudur. Dört binden fazla işçi ile üretilen arabalar artık bin beş yüz işçi ile üretilebilmektedir. Fakat yoğunlaştırılmış kitlesel üretimdeki artış aynı oranda emek ücretine hiç yansımamaktadır. 1970’lerden günümüze ABD, Japonya, İngiltere, Avrupa başta olmak üzere gelişmiş sanayi ülkelerinde işçilerin üretimden aldıkları pay sürekli azalmıştır. Üretimdeki büyük çaplı gelişme ve büyüme sermayenin merkezileşmesini daha da hızlandırmıştır. Dünya genelinde sermaye az sayıdaki kapitalistin elinde toplanmıştır. Yokluk ve yoksulluk ise bir diğer tarafa yığılmış ve genelleşmiştir.
Kapitalist tekeller arasındaki rekabet muazzam derecede şiddetlenmiştir. Teknoloji ile donatılmış büyük çaplı üretim niteliğine sahip endüstri sektörleri arasında aynı teknoloji ile eşitlenme sağlandığında en hızlılarının ayrıcalığı da sonlanmaktadır. Kapitalist üretim yoğunlaşmasında büyük olmanın yanında hızlı olmakta zorunludur. Üretimdeki hızlılık, üretim yoğunlaşmasıdır; daha düşük emek gücü maliyeti ile aynı sektördeki kapitalist rakiplerinden daha fazla meta üretmektir. Aksi takdir de rekabet etmesi olanaksızdır. Açıktır ki sanayide rakipler daha ileri teknoloji ile daha fazla üreten nispi artı-değer sömürüsü ile kâr kitlesini büyüten rakiplerinin seviyesine ulaşamadıklarında yenilmeye

evam edeceklerdir. Daha hızlı ve fazla üreten rakiplerinin tekniğini kullanmaya başladıklarında ise eşitlenmiş oldukları için ortalama kârın çok üstünde kâr elde eden rakiplerin ayrıcalığına da son vermiş olmaktadırlar. Sertleşen rekabet düşen kâr oranları sonucunda son otuz yılda birçok sektörde fabrikaların kapanması sonucunu doğurmuştur.
Dünya kapitalist ticaret içinde büyük paya sahip otomotiv endüstrisini örnek alalım. İleri teknoloji ağırlıklı robatik üretim yarışına giren otomotiv tekelleri mevcut tekelci kârlarını korumak için birlikler oluşturup anlaşmalar yapmalarına rağmen üretim anarşisinin bir göstergesi olarak talep yetersizliğinden otomotiv stokları büyümeye devam etmektedir.
1995 yılında dünyada araba ve kamyon talebinin yüzde 30 üstünde aşırı üretim yapılmaktaydı. Bu oran 2000 yılında araba talebinin yüzde 36 üstündeydi. Dünya otomotiv endüstrisi 2000’de ürettiği 80 milyon civarında araçtan sadece 57 milyon araç satın alınmıştır. Bu oran 2008 genel ekonomik krizden sonra daha da yükseldi. Evdeki hesap pazara uymamaktadır.
Üretim yoğunlaşması ve teknolojik gelişmeler büyük artış gösterirken satın alma talebi ise aynı oranda büyümemektedir. Aksine sürekli daralma eğrisi takip etmektedir. Elbette dünya pazarlarında otomobile, uçağa, ev aletleri, eşyalarına, bilgisayar, cep telefonuna küçümsenmeyecek talep vardır. Sorun bu değildir. Çelişkinin özü kapitalist üretimin mevcut satın alma talebinin çok üstünde bir meta arzı yaratmasındadır.
Rapor üstüne raporlar yayınlanmaktadır; lakin kapitalizmin krizden çıkacağına dair bir veri ortaya konulmuş değildir. Yine 2015’in ilk çeyreğinde yayınlanan “Küresel Ticaret Raporu”na göre ekonomik büyüme durgunlaşmış, fiyat baskısı artmış, fazla üretim kapasitesinin yanında dünya ticaretinde daralmanın devam etmekte olduğunu belirtmektedir.
“küresel Ticaret Raporu”na göre arz fazlasına sahip metal, makine ve ekipman, elektronik, otomotiv, bilgisayar, Telekom, araba bileşenleri, tıbbi ürünler, tarımsal gıda, tekstil, kağıt, ulaşım, ticaret ve inşaat gibi sektörler en riskli sanayi dallarıdır.
Bu ve benzer raporlara göre de dünya ticaretinde ithalat ve ihracat hacimlerinde küçülme devam etmektedir. Tüketici fiyatları düşüyor olmasına rağmen yeterli satın alma olmadığından kapitalistler kâr oranını koruyamamaktadırlar. Ticaret hacminin daralması aynı zamanda ülkelerin ulusal gelir hacminde daralma ve büyümeme anlamı taşımaktadır.

Otomotiv endüstrisini açıklayıcı olması bakımından örnek gösterdik. Fakat aşırı üretim kapitalist sanayinin belli başlı sektörlerinin genel ve yapısal sorunu olarak kriz boyutuna varmıştır. Burjuva küreselleşmeci güzellemelerle kapitalist üretim anarşisi döneminin kapandığını ve Marksist iktisadi analizlerin post modern çağın gerisinde kalan arkaik teorilerden ibaret görülmesi gerektiği yönlü ideolojik saldırı ve manipülasyon içeren zırvalıkların gerçeklerin üstünü örtmeye yeterli olmadığını belirtmeliyiz.
Dünyaya yayılan bilgisayar, otomotiv hatta uçak endüstrisi yada daha geri iktisadi şartlara sahip ülkelerin pazarlarını denetim altına alan çok çeşitli sanayi sektörleri aynı zamanda esas olarak emperyalist ülkelerin pazarlarında hakim tekellerdir. ABD’li şirketlerin Japonya’da ve tersi Japon şirketlerin Almanya’da tersi İngiliz şirketlerin Fransa’da, ABD’de ve tersi bu ülkelerde üretim yapması, fabrikaların ucuz iş gücü ve düşük maliyet için ülke dışına kaydırılması süreci yaşandı ve belli bir doyum evresine ulaşarak durgunluğa girdi. Fabrikalar mobil nitelikte bir ülkeden diğerine taşınsa da kapitalizm arz fazlasının büyümesini engelleyemedi.
ABD’nin yeni başkanı D. Trump ülke dışına fabrikalarını kaydıran ve ürettiklerinin çoğunluğunu yine ABD pazarında satan Amerikan şirketlerine “ya yeniden ABD’ye dönersiniz yada yüksek vergiye katlanırsınız” açıklamasını yaptı. Çünkü özellikle 2000’deki otomotiv endüstrisinde bozulan arz talep dengesindeki krizi aşmak için ABD ve Avrupa’daki fabrikalar kapanmış ama otomotiv tekelleri Hindistan, Meksika, Çin, Tayland, Türkiye gibi ülkelerde üretim kapasitelerini arttırmış aynı dönemde G,M. Chrysler, Ford, Peugeot, Daimler, Benz, Volvo, Hundai, Mutsubishi, Daewoo ve Volkwagen gibi tekeller içinde bulundukları krizi aşmak için ucuz emek gücü, düşük maliyetle üretim kapasitelerini arttıracakları çoğunlukla Meksika, Çin başta olmak üzere çeşitli ülkelere fabrikalarını kaydırdılar; olan fabrikalarının ise kapasitesini arttırdılar. ABD başkanı Trump işte bu sürecin sonuna gelindiğini ilan etmiş olsa da, ucuz emek gücü ve düşük maliyet sağlayan avantajlarla kârlarını koruyup, arz fazlasını dengeleme önlemlerini fabrikalarını uygun ülkelere kaydıran tekellerin ne yapacaklarını onlara bırakalım. Ama belli başlı sanayinin ana dallarının ABD’ndeki iş gücü maliyeti ile üretim yapması halinde ne stoklarında biriken arz fazlasını dengeleyebilirler, nede rakipleri ile rekabet etme avantajına sahip olabileceklerini öngörebiliriz.
Bütün veriler dünyada kitlelerin satın alamayacağı çok fazla çelik, demir, kimyasal ürünler, elektronik aletler, ilaçlar, otomobil, gıda mamulleri, mobilya, giyim eşyası, uçak, araba lastiği vd. sanayi emtiyaları vardır. Birçok sektörde
aşırı üretim söz konusudur. 2008 krizinin nasıl başladığının bir önemi yoktur. Ekonomik buhranın nedeni talebin çok üstünde biriken arz kapasitesi diğer ifade ile üretimdeki anarşidir. Kapitalizm oldukça genişlemiş, fakat dengesini kaybetmiştir; muazzam bir arz fazlaları ortaya çıkmıştır.

devam edecek…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.