Güncel Haber, Gündem

MKP 3.KONGRE KARARLARI (1)

Posta ile elimize ulaşan MKP 3. Kongre Belgelerini, sosyalist basın sorumluluğu ile yayınlıyoruz. Yazıları MKP MK Perpektif yazısı ve 3.Kongre Kararları olarak 2 ayrı kategoride her gün yeni bölümleri vererek yayınlayacağız. Devrimci Demokrasi Yayın Kurulu

*****

MKP 3.KONGRE BELGELERİ
Sınıf savaşımı, Maoist Komünist Partisi’ne toplumun gerisinde kalmayı değil, ileriye doğru adım atmayı emretmektedir. MKP, soyut ve hazır formüllere, doğmatik tekerlemelere dayanarak işçi sınıfına önderlik görevini yerine getiremez. Geçmiş pratiğimiz, teorik ve pratik görevlerin yerine getirilmesinde, dahası toplumsal ve iktisadi ilişkilerde, teorik ve pratik ihtiyaçlara uygun yanıtlar geliştirmede zaman içinde yetersiz kalmıştır. Partimizin yetersizlikleri olduğunu kabul ederek, günümüzde başta emperyalist-kapitalizm olmak üzere, Türkiye-K. Kürdistan toplumsal ve ekonomik ilişkilerine dair görüşlerimizi, nesnel koşulların gelişimine uygun ifade etmeyi başardığımız oranda bu konudaki görevimizi yapmış olacağız. Çünkü, MLM devrimci teori, daima gerçekliğe; belli toplumsal ve ekonomik üretim ilişkilerine dayanmaktadır. Marksist teoriyi, ezberci formüller dizini haline getiren ve durağanlaştırıp gerçek yaşamın canlı dinamiğinden koparanlar Marksist olamazlar. Mao yoldaşın “Doğmatizm somut pratikten kopmak demektir” (Mao, Seçme Eserler, Cilt: 3 Sf. 328) vurgusu diyalektik düşünüldüğünde, bir komünist partisinin somut pratikten, nesnel olgulardan asla kopmaması gerektiği rahatlıkla anlaşılacaktır. Büyük ve son derece zorlu, karmaşık siyasal mücadelenin başarısı için devrimci teorinin geliştirilmesi, partinin kitlelerle buluşturulmasının ilk temel koşuludur.
Marksizm komünizm biliminin temel taşını koymuştur. Devrimci proletaryanın büyük önderi Lenin, “Marks’ın teorisini asla bitmiş ve dokunulamaz bir şey olarak görmüyoruz” derken, bu teorinin sınıf mücadelesinin gelişme dinamiği ile birlikte, her yönü ile geliştirilebileceğini kavramıştı. Marksizm teorisi geliştirildi, geliştirilmeye de devam edilecektir. Çünkü toplumsal yaşam dinamik bir olgudur. Sürekli değişmekte olan dünyaya, durağan sabit teori ile bakılamazdı. Temel taşın üstüne yeni taşlar eklendi. Biz komünistler, bugün çok daha büyük
bir mirasa sahibiz. Marksizm’in temel yönergelerinin, Sovyetlerde, Çin’de, Doğu Avrupa Demokratik Cumhuriyetleri’nde yada Vietnam, Küba, Kore deneyimleri de dahil nasıl farklılıklarla uygulanabildiğini biliyoruz. Asla yaşamın, gelişmelerin gerisinde kalmak istemiyoruz. Ezberci çözümler, hazır reçetecilikle devrim teorisinin geliştirilemeyeceğinin kavranması gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü, Marksizm teorisi sınıf savaşımının ayrıntısında, 50’den fazla etnik topluluğun bulunduğu Rusya’da Çin’dekinden farklı uygulama buldu. Vietnam, Küba, Doğu Avrupa Halk Cumhuriyetleri deneyimleri de Çin’den farklı uygulama buldu. Hiç kuşkusuz biçimde farklı olan proleter devrimlerin özü aynıdır. Buda gösteriyor ki devrimci teori Türkiye-K. Kürdistan’da da Çin, Sovyetler yada diğer devrimlerden farklı, kendi somut hal ve şartları içinde uygulama bulacaktır. Teorik bilimsel doğrultuya bağlı olarak ayrıntının önemini küçümsediğimiz düşünülmemeli; bilakis önemsiyoruz. Amacımız Marksizm, Leninizm, Maoizm teorisinin özünü kavramak ve ayrıntıda devrimimizin uygulama çizgisini ortaya çıkarmaktır. Toplumsal şartlarımızı en net ve somut saptamak, sosyalizm amacına bağlı ustaca devrimci araç ve yöntemleri kullanabileceğimiz mücadeleyi somutlaştırmak, kafa karışıklıklarını gidermek çabasındayız. Marksizm her türden dogmatizmi reddeder. Sürekli hareket halinde ve tekerleğin ileriye doğru döndüğü değişen toplumun sorunlarına ezberlenmiş formüllerle çözüm bulunamayacağını vurgulamamız, birçok açıdan partimizi dar deneyciliğe iten dogmatik düşüncenin her dönem etkisini korumasıyla bağıntılıdır. Farklı tarihsel şartlar dikkate alındığında, mevcut koşullar üzerine ciddi her hangi bir inceleme ve araştırma yapmadan dogmatikçe her dönem için ileri sürülen hazır reçeteler devrimci teorinin canlı ruhuna ve düşünme yöntemine aykırıdır. Sürekliliği sağlanmış ideolojik, teorik önderliğin yakalanamaması, teorik üretimle birlikte demokratik merkeziyetçilik ilkesine bağlı kapsamlı tartışma geleneğinin oturtulmaması dogmatik düşüncenin partide güçlü varlığına zemin sunmuştur. Elbette tartışma kültüründen yoksun olduğumuzu söylemiyoruz. Aksine diğer devrimci hareketlerle karşılaştırıldığında daha köklü tartışma kültürüne, eleştiri-özeleştiri mekanizmasına sahip olduğumuz açıktır. Fakat devrim sorunları ve somut görevler üzerine çokça tartışmak bilimsel teorik üretim anlamına gelmektedir. İşaret ettiğimiz budur. Bu bakış açısından değerlendirildiğinde Marksist bilimsel teorik üretim önderlikteki yetersizliğin partiyi kısır ve verimsiz tartışmalara hapsettiğini tespit etmek yanlış değildir.
Marksizm şu yada bu ülkede ortaya çıkabilecek meselelere yada teorik sorunlara hazır formüller sunmaz. Marksist klasiklerde Türkiye-K. Kürdistan devriminin temel ve diğer çelişkilerine hazır teorik çözümler aramak boşunadır.
MKP yarım yüzyıla yaklaşan süredir komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın teorik temelini oluşturduğu düşünceler ve mücadele araçlarını benimseyerek sınıf savaşımını sürdürmektedir. Teorik üretimin önemi de buradadır. Marksist, Leninist, Maoistler somut olgulara odaklanmak ve devrimci çözümler üretmek zorundadır. Marksizm bir dogma değil, canlı gelişen bir bilimdir. Bu nedenle devrimci teorinin özüne inerek emperyalist kapitalist dünyadaki ekonomik, siyasi gelişmeler ve bundan kopuk, yalnız başına değerlendirilemeyecek Türkiye-K. Kürdistan’daki sosyal, ekonomik yapıdaki değişimler, sınıfların karşılıklı mevzilenmesini, devrimin stratejik doğrultusunu açığa çıkarmak, değişen şartlara azami seviyede uygunluk içinde proletaryanın davasını geliştirmek temel görevdir. Bu görev değişen toplumsal, iktisadi şartlar içinde, onlara uygunluğu esas alan Marksizm, Leninizm, Maoizm biliminin evrensel tezlerinin sosyalizm ve üst aşaması komünizm amacı uğruna mücadele doğrultusunda, Türkiye-K. Kürdistan’da somutlaştırılmasıdır. Bu görevi ne derece başardığımız elbette tartışmaya açık bir husustur. Öte yandan teorik açıdan eksik yönler ancak neden sonuç ilişkileri içinde diyalektik bağıntıyı tam olarak açığa çıkarmakta yine bilimsel bir uğraşla mümkündür. Hedefe ulaşmak için adım atmakla yola başlanır. Eksikliklerimiz partimizin sağlamayı garanti altına aldığı özgür tartışma, etkin ve enerjik araştırma ve inceleme uğraşı ile çözüme kavuşturulacaktır. Teorik doğrultu ve yanlışlığın sınama alanı toplumsal pratiktir. Eskimiş olanda fikir birliği olduktan sonra yeni devrimci çözüm formülleri mutlaka bulunacaktır.
Değişen koşullara bağlı değişen tespitlerimiz parti programı ve temel taktiklerde değişimlere gitmeyi zorunlu kıldığı için bu değişimlerden kaçılamaz. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya 1971, 1972’de devrimin yolunu analiz ettiği sosyo-ekonomik yapının durumuna uygun belirledi. Savunduk ve gerilla savaşını sürdürdük. Gelinen aşamada Türkiye-K. Kürdistan’da önemli sosyal, siyasal, iktisadi gelişmeler olmuştur. Bu gelişmelerin ne olduğuna dair ne Marksist klasiklerde, nede Kaypakkaya’nın seçme yazılarında hazır reçeteler bulunmamaktadır. Kaypakkayacı hareket emperyalist-kapitalist dünya ekonomisinde ve Türkiye-K. Kürdistan’ın sosyo-ekonomik yapısındaki teorik temel çözümlemeleri kendisi yaratmak durumundadır. Kaypakkaya güzergahında ağır bedeller ödeyerek komünizm mücadelesi uğruna ileri yürüme iddiasını koruyan partimiz toplumsal gelişmelerin, ekonomik alanda sınıfların hareket dinamiğini, büyük yer değiştirme durumlarını zamanında tespit etme görevini yerine getirmedeki büyük eksikliğini kabul etmektedir. Bir görev başarılmamışsa mutlaka açıklanabilir nedenleri vardır –ki var- bunlar üzerine sonuçlar çıkarmak doğru iken, dizini dövercesine yapılmayana takılı kalmak çok
zararlı olduğu gibi mevcut şartlarda üstesinden gelinmesi gerekli görevlere ise hiçbir katkı sağlamaz. Buradan hareketle görevimiz eskimiş olana takılı kalmak değil, geleceğin ihtiyacını bugün karşılamaktır. Bu devrimci irade partimizde mevcuttur. Son derece sınırlı olanaklara, zor şartlar için de devrimin stratejik doğrultusunda ihtiyaç duyulan somut değişim görevlerinin üstesinden gelmesi gelecek bakımından çok önemli bir gelişmedir. Parti krizinin aleni biçimde sürdüğü bu dönemde koşullara yanıt olan teorik değerlendirmeler örgütsel anlamda vücut buldukça sadece parti krizinin aşılmasıyla sınırlı kalmayacak bir atılım döneminin zeminini de sağlamlaştırmış olacaktır.
Ekonomik yasalar bizim irademizin dışında, aynı anlama gelen diğer ifade ile irademize bağlı olamadan var olan yasalardır. Bu nedenle ekonominin gelişim yasalarını görmezden gelemeyiz. Onları tanımaksızın, iktisadın yasalarını incelemeksizin devrimci politika üretmek mümkün olmayacağı gibi sınıfsal çelişkilerin seyrini önceden görebilmekte olanaksızlaşır. Devrimci bakış açısından irademiz dışında var olan objektif ekonomik gelişim yasalarını derinden kavramak ve gelişimini net ve somut ortaya koymanın önemini vurguluyoruz. Aksi taktirde toplumun ileriye doğru dönen tekerleğine arkadan kuyruk olunur, ki buda kabul edilir bir şey değildir. Örgütsel stratejiyi ekonomik yapıya uydurmayı değil de ekonomik yapıyı örgütsel stratejiye uydurmaya kalkışanlar asla başaramayacakları bir işe girişmiş olurlar. Doğru olan, örgütsel stratejiyi üretici güçlere, üretim ilişkilerine uygun belirlemektir. Bu Marksist, Leninist, Maoistler için asla vazgeçemeyecekleri mücadele çizgisidir. Teorik olarak bu materyalist diyalektik bilimsel düşünce ve yöntemine genel olarak kimse itiraz etmez. Değişimi doğa ve toplumda hareketin mutlaklığı reddedilmese de somut çelişkilerin incelenmesi veya devrimin temel sorunlarının ele alınmasında her devrimcinin Marksist bilimsel düşünceyle çelişmeleri değerlendirebildiği asla söylenemez. Doğmatik düşüncenin de katı Marksist görünüm altında savunulduğu unutulmamalıdır. Düşünme ve tartışma yönteminin hayati önemde olduğu sonucunu çıkardığımız için bilimsel metodun önemini vurguluyoruz. Araştırma ve inceleme yapmadan “sosyal, ekonomik yapıda değişimlerin olduğunu” ifade ettikten sonra değişim ve gelişmelerin neler içerdiğine ilişkin hiçbir düşünce geliştirmeden, araştırma gereği bile duymadan fikir sahibi olmadığı yeni şartlar hakkında eskimiş görüşleri doğru olarak ileri sürüyorsa açıktır ki bu Marksistlerin bilimsel tartışma metoduna aykırı doğmatik tutuculuktur. Partimizin bilimsel tartışma metodu, araştırmaya dayalı teorik belgelerle yürütülmek zorundadır. Bu aynı zamanda kısır ve verimsiz tüketici tartışmalardan uzaklaşmanın biricik bilimsel yöntemi olduğu gibi teorik seviyeyi yükseltme, özgür tartışma mekanizmasının da pratikte
garanti etmenin göstergesidir. Emperyalist dünya sistemi, T/K Kürdistan’da sosyal ve ekonomik değişimlere dair hazırlanan teorik belgede hatalı düşünceler tespit eden, yoldaşlarının araştırma ve incelemelerini karşıt belgelerle ortaya koyması, demokratik fikir tartışma özgürlüğünün bir gereğidir. Mao “araştırma yapmayanın söz hakkı yoktur” demişti. Bizde araştırma yapmayanların “söz hakkı olsa da” sözünün pek etkili olamayacağı ağır bir sürecin içinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Çünkü toplumsal gerçeklerin değişim dinamiği bizi krize sürükleyebilecek kadar gelişkin ve etkinken gelişmeler karşısındaki teorik yaklaşımımız zıt yönde durağan kalmıştır. Ludwing Feuerbach “Doğma, apaçık ki, düşünme yasasından başka bir şey değildir” demektedir. Doğmatik düşünüş sadece düşünceyi dar ve ezberci kalıplara sıkıştırıp donuklaştırmakla kalmaz, toplumsal gelişmeler her gün onların düşüncesini boşa çıkarsa da gelişmelere karşı kayıtsızlık teorik gelişmenin de engeli haline gelir. Düşüncemizi körelten etkenlerin özünü kavramamız gelecek açısından son derece önemlidir.
“Toplumsal açıdan etkin güçler aynen dağa güçleri gibi onları anlamadığımız ve onları hesaba katmadığımız sürece, körü körüne, cebri, yıkıcı etkide bulunurlar. Ama onları bir kez anladığımızda faaliyetlerini, doğrultularını, etkilerini kavradığımızda, onları daha fazla irademize tabi kılmak ve onlar aracılığıyla amaçlarımıza ulaşmak, yalnızca bize bağlıdır. Ve bu, özellikle, bugün muazzam üretici güçler için geçerlidir. (Engels günümüzü görebilse ne derdi acaba?!) Bunların doğasını ve karakterini anlamayı inatla reddettiğimiz sürece – ve kapitalist üretim tarzıyla onun savunucuları bu anlayışa karşı direniyorlar – bu güçler bize rağmen, bize karşı etkide bulunurlar, ayrıntılı olarak gösterdiğimiz gibi, bu süre boyunca bize egemen olurlar. Ama bir kez karakterleri kavrandığında bunlar, ortak üreticilerin elinde şeytani hükümdarlar, uysal hizmetkara dönüştürülebilirler.” (Anti-Dühring, Friedrich Engels)
Kapitalizmin temel ekonomik yasaları karşısında kayıtsız kalanlar veyahut da bu yasaları teorik olarak bilmelerine rağmen kendi bulundukları koşullara uyarlamayıp üstünden atlayanların kapitalist üretim tarzını sosyalist ekonomiye dönüştürecek devrimci harekete önderlik edemeyecekleri açık değilmidir? Engels’in ustaca özetlediği gibi bize etkide bulunan üretici güçleri görmezden gelmeyi değil, onların doğasını anlamayı ve bize egemen olan yönlerini tersine çevirmeyi amaç edinmeliyiz. Türkiye-K. Kürdistan’da ekonominin gelişimine kayıtsız kalarak öteden beri içine düştüğümüz günahı işlemeye devam etmemizi isteyenlerin olup-olmadığı sorusu genel anlamda teorik olarak toplumsal ve iktisadi şartları mümkün oldukça gerçeğe yakın açıklayabilme çabamızın içinde
demokratik ve özgürce tartışmanın bir yönünü teşkil etmesi bakımından değerlendirilebilecek husustur.
Fikir özgürlüğü olmayan, karşıt düşüncenin hiçbir kaygıya kapılmadan özgürce mücadelesini güvenceye almayan, bu zorunluluğu kavramayan, alttan üste doğru bütün partiyi demokratik fikir tartışması içine çekemeyen bir parti adı komünist de olsa gelişemez. Devrim uğruna kadrolar yetiştiremez, proletaryayı bilinçlendiremez, devrime hazırlayamaz. Şimdiye kadar mevcut koşulların gelişimi ve somut görevlerin uygunluk içinde saptanmasına dair pek az şey söylenmesine rağmen, parti tarihimiz başta olmak üzere, iki çizgi mücadelesi ve doğru-yanlışın açığa çıkması meselelerinde neredeyse söylenmeyen kalmadı. Değerlendirilecek birçok mesele olmasına rağmen biz somut şartların değerlendirilerek görevlerin saptanmasını tarihimizin komünist özüyle daha güçlü bütünleşme anlamına geleceğini düşünüyoruz. Tarihimizi bugün ve gelecek için okumak devrimci işçi sınıfının ihtiyaç duyduğu görevleri yerine getirmekle mümkündür. Bizi zorlayan, eskidiği apaçık olan programımızda ısrar etmektense, çeşitli eksikliklerin olabilme ihtimalini de barındıran değişen somut hal ve şartlara uygun yeni bir programla yola devam etmekten neden korkacakmışız?! Teorik ve örgütsel ihtiyaçlarda yenilenmeye duyulan korku ancak fikirlerine güvenmeyenlerin tutumuna denk gelir. MKP MLM bilimi ışığında bir savaş örgütü olarak nesnel olguların değişiminde devrim için uygun koşulların ortaya çıkıp-çıkmadığını sentezleyebilecek teorik temele sahip olduğu gibi örgütsel tecrübe ve siyasi cesarete de sahiptir. Cesur adımlar atacağız. Eksik ve her komünist örgütte olabilecek, olma olasılığı taşıyan veya olan yanlışların ortaya çıkması halinde yanlışları aşma öz iradesine sahibiz.
Maoist Komünist Partisi’nde birçok farklı fikir ve çeşitli eğilimler vardır, olacaktır da. Bu durum sınıfsal çeşitlilik taşıyan toplumun düşünce ve pratik anlamda içimizdeki yansımasından başka bir şey değildir. Önemli olan içimizdeki farklı düşünce ve eğilimlere proleter demokrasinin güvencelediği demokratik tartışma ve demokratik seçimle merkezileşmeyi garanti etmek, bütün bu çeşitliliği Marksist, Leninist, Maoist ideolojik öz, bilimsel devrimci teorik üretim içinde eğitme görevini yerine getirmektir. Komünist partide önderlik esas olarak teorik önderlikle başlar. Devrimci mücadelenin somut ihtiyaçlarına teorik önderlik yapılmadıkça gerçek anlamda MLM önderlikten söz edilemez. Fikirlerin demokratik mücadelesi ve teorik bilimsel üretim olmazsa olmaz önemini tekrar edip durmaktansa en geniş çerçevede nasıl bir program, nasıl bir strateji üzerine tartışmak ve teorik bilimsel sonuçlara varmak partimiz açısından krizden çıkışın ileri bir adımı olacaktır. Değişen toplumsal koşulları açıklığa
kavuşturmak teorik önderlik sorununu bir kenara bırakarak, eskisi gibi yürümeye devam etmenin toparlayıcı olmayacağı gibi yeni krizlere gebe bir örgütsel gidişatı tutarsızca onaylamak anlamına geldiği anlaşılmalı. Teorik ilerleme ve seviyenin yükseltilmesinin zemini vardır. Partimiz kısa sayılamayacak bir dönemdir teorik tartışmaların içindedir. MLM ideolojisine saldıran proletarya diktatörlüğü devlet teorisini reddeden revizyonist-oportünist mülteci kliğin “3. Kongre” darbesinden sonra sürdürülen ideolojik mücadele Marksizmin teorik temeli üzerine önemli bir yoğunlaşmayı beraberinde getirmiştir. Devrimci teori üzerine yoğunlaşma, devrimimizin somut koşullarıyla buluştuğu oranda, çok önemli bir görevin yerine getirileceği düşüncesi doğrultusunda çalışmamızı sürdürdük ve tamamladık. İnceleme ve araştırma ve parti içi demokratik tartışma metodu, mücadelemizin belirgin niteliği olmaya devam edecektir.
Bugün olduğu gibi ideolojik, örgütsel temel meselelerde esas alacağımız metot hazırlanan belgelere dayalı tartışmalar yürütülerek, yanlış ve hatalı düşünceleri düzeltmek, oportünist eğilimleri bertaraf etmek için karşı belgeler hazırlamak şeklinde sürdürülecektir. Yoldaşlarımızı hatalı fikirlere karşı veyahut da temel çelişmelerin çözümüne ve stratejik doğrultunun çok daha iyi ve gerçeğe en yakın şekilde temellendirme uğraşında çalışmalar yapmaya davet etmemiz, etkin ve canlı bir tartışmayı ön kabullerden sıyrılarak proletarya partisinin tartışma kültürüne uygun ele almalarını ve sonuca varmalarını hatırlatmayı bir yoldaşlık görevi görmekteyiz. Kendimize güvenmeli ve çalışmalıyız. Sanıldığından çok daha güçlü bir potansiyele sahip olduğumuz çok geçmeden görülecektir.
Geçmişimizi ve eskimiş tespitlerimizi övmek günün ihtiyaçlarını teorik ve örgütsel anlamda karşılamıyor; karşılayamaz da. Geçmişi güncel olanla buluşturmak görevdir. Geçmişi gelecek için bir öğretmen gibi taşımalıyız, fakat asla geleceği geçmişe kurban etmeye kalkışmamalıyız. Sırf eleştirmek için eleştiri değil, eskimiş yönleri geride bırakmak için eleştiri yürütmenin devrimci gelişmedeki ihtiyacı kavranmalı.
Günümüze kadar MKP’nin programsal görüşleri, mücadele hattı, komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye’nin sosyal ekonomik yapı tahlili ve buna denk düşen mücadele araçlarının oluşturulması temel görüşlerine dayanmaktaydı. Belirgin şekilde iktisadi yapı yarı-feodal nitelikten işbirlikçi kapitalist niteliğe dönüşme yönündeki gelişimini tamamlamasına rağmen partimizin – her iki gücü de dahil – iktisadi değişimlerin bilimsel temellendirilmesi görevini yerine getirmediği oranda krize sürüklendiği,
devrimci politika üretme kabiliyetini önemli ölçüde kaybettiği kavranmaz ise meselenin ne derece etki gücüne sahip olduğu da yeterince anlaşılamaz. Tarihimizin birçok kesitinde meydana gelen yenilgi, dağılma, önderlik ihanetleri, tasfiyecilik, bölünme ve ayrılıkların üstesinden gelmek için partimizin siyasi amacı ve benimsenen görüşleri doğrultusunda merkezileşmeye gitmek, yeni önderlikle yola devam etme görevini başarmak zor süreçleri atlatmak için yeterli olabilmekteydi. Çünkü çelişkinin kaynağı program ve ideolojik ilkesel meselelere dayanmaktan ziyade – kuşkusuz ideolojik, programsal reddi içeren ayrılıklarda vardı Koordinasyon Komitesi gibi – örgütsel sorunlardı. Fakat karşı karşıya kaldığımız çelişkilerin niteliği farklıdır. Değişen iktisadi yapıya rağmen buna uygun teorik ve siyasi tespit ve mücadele araçlarının saptanmasındaki atıllık, ilgisizlik krizin nedeni, tasfiyeciliğin beslendiği zemin olmuştur. Çelişmenin hacmi birbirine bağlı birçok yön taşımaktadır. Özcesi diğer bütün sorunlar üzerinde etki eden çelişki mevcut parti krizi özgülünde değişen toplumsal, iktisadi yapının analiz edilmesi ve bu nesnel duruma denk düşen araç ve mücadele metotların yeniden saptanmasındaki yetersizliklerdir. Bu nedenle karşı karşıya kaldığımız çelişkilerin öz olarak esasta dünün sorunlarıyla aynılaştırılmamasının çok önemli olduğunu belirtmeliyiz. Kaypakkayacı güzergahta aleni olan krizin aşılması ancak mevcut kapitalist üretim ilişkilerinin gelişme boyutu doğru temellendirilmesi, buna uygun programsal yenilenmeye gidilmesiyle aşılabilir ihtiyacını gören partimiz gerekli olana ulaşma çabasını ortaya koyma çalışmasına koyulmuştur.
Toplumsal iktisadi yapı dünyada olduğu gibi Türkiye-K. Kürdistan’da da durmadan değişim halindedir. Bu değişiklikler sadece burjuvazinin yeniden konumlanması sonucunu doğurmakla kalmıyor, işçi sınıfının, köylülüğün ve tüm toplumsal kesimlerden bireylerin bilincine, kültürüne, ahlaki ölçülerine etkide bulunmaktadır. Bu değişimlere duyarsız kalmak bir devrimci hareket için asla uygun olamaz. İlgisiz kalanlar nesnel koşulların gerisinde kalmış tespit ve düşüncelerin kendilerine ayak bağı, hatta yavaş yavaş ölüme sürükleyen zincirler olduğunu fark bile edemezler. Partimiz kendisine ayak bağı olan eskimiş tespitlerini geride bırakmayı ve işbirlikçi kapitalizmin hakimiyeti koşullarına uygun araç ve stratejik doğrultuyu açığa çıkarmayı başarmak için ağır ve sancılı bir süreçten geçmiştir. Varlık yokluk savaşımı da denilebilir. Kendi küllerinden yeniden doğmak için üstündeki artık işe yaramaz kabuğu kırmak zorundaydı.
Üretici güçlerin, üretim ilişkilerinin durumunu doğru açıklamak nesnel gerçeklerden kopan eskimiş düşüncelerden kopmak anlamına gelir. Mülkiyet
ilişkilerini değişen iktisadi yapıya uygun açıklayamayan teori bilimsel değildir ve devrim uğruna halkı harekete geçiremez. Eğer kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu iktisadi yapıya araştırma yapılmadan “yarı-feodalizm” tespitinde ısrar edilirse kuşkusuz buda bir düşünce olmakla beraber bilimsel bir yönü olmayan bir düşüncedir. Toplumsal çelişmeler teorinin bir ürünü değildir, aksine insan bilinci kendisinin dışında var olan olgular dünyasının ürünüdür. Biz irademize bağlı olmayan nesnel şartları görebildikçe, sınıf çelişkilerini, mülkiyet ilişkilerini, sömüren ve sömürülen sınıfların durumunu gerçeğe en yakın ve tam tespit edebildikçe ancak onlarla devrimci temelde mücadele edebiliriz. Marksizm bize asla nesnellikten kopmamayı öğretmiştir. Tarihi diyalektik materyalizm toplumların yapısını incelemiş ve gelişim yönünü saptamıştır. Hayvandan insana evrilen, avcı-toplayıcı insan topluluğundan, ilkel, köleci, feodal çağlardan modern kapitalist evreye ulaşan ve onu da geride bırakarak proletarya diktatörlüğü ile komünizme ulaşma iradesini proletaryanın önderliğinde sınıf savaşımıyla ortaya koyan toplumların gelişim dinamiği durağanlığı reddetmektedir. İlkel aletten yapay zekaya-dijital teknolojiye uzanan insanın pratik ve düşünsel evrimi her alanda ve her toplumsal koşulda hareket halinde olan toplumların yapısı diyalektik metot, Marksist materyalist düşünce ile incelemeyi emreder. Bu nedenle bizim için ilke gerçeklere bağlı kalmaktır. Yeni toplumsal şartlar doğmuşsa yeni fikirlerin üretilmesi de kaçınılmazdır. Kapitalizm tekelci aşamaya evrildiğinde Lenin emperyalizmi tahlil etti. Mülkiyet ilişkilerinin aldığı biçimi kapitalizmin vardığı evreyi temellendirdi. Marksist bilgi teorisi durağan değildir.
1972’de Türkiye-K. Kürdistan’da nüfusun yüzde 75’i köyde yaşamaktaydı. Toplumumuz açık ve net olarak bir köylü toplumu idi. Kaypakkaya yoldaş kapitalist üretimin varlığını ve belli oranda gelişimini görmezden gelmeyerek feodal üretimin toplumsal üretimdeki hakimiyetini tespit etmiş Türkiye’yi yarı-feodal, yarı-sömürge olarak tanımlamıştı. Gelinen aşamada toplumsal yapı tam ters yönde yer değiştirmiştir. Artık toplumun yüzde 78’den fazlası kentlerde yaşamakta ve kapitalist üretimin veya kapitalist sınıf ilişkileri içindedir. Verili şartlar işbirlikçi kapitalist üretimin hakimiyetini doğruladığına göre bilgi teorimizin de değişen toplumsal şartlara uygun değişime uğraması olması gerekendir. Bilgi teorimiz değişen üretim ilişkilerini ifade etmektedir. Yoksa sübjektivizme düşerek düşüncemizi sosyal şartların yerine koymuş, kurgusal teoriler üretmiş değiliz, olamayız.
Çalışma tarzımızda devrim yapma zamanıdır. “Marksizm, Leninizm bir bilimdir. Bilim ise dürüst ve sağlam bilgi demektir; bilimde yalan dolana yer yoktur. Öyleyse dürüst olalım.” (Seçme Eserler, Mao, Cilt: 3, Sayfa, 25)
Emperyalist-Kapitalizmin Derinleşen Krizi, Mevcut Gelişmeler ve siyasi Durum
Burjuvazi nasıl bir dünya sunuyordu: Doğu Avrupa Halk Cumhuriyetleri ve Rusya’da sosyalist devletler 1991’de resmen yıkıldıktan sonra dünya burjuvazisi komünizmin öldüğünü ilan etmişti. Bununla birlikte dünya ulusları ve halklarına “özgürlükçü modern bir yaşam, kaynaşmış ve savaşların son bulduğu bir dünya” vaat etmiş; müjdelemişti. Mali tekelci sermayenin hükmettiği kaynakların seferber edildiği merkezlerden komünizme, sosyalist devrim deneyimlerine karşı ideolojik saldırı savaşı hiç aralıksız sürdürüldü. Sosyalizmin itibarsızlaştırılması için denenmemiş yöntemi kullanılmamış araç neredeyse söylenmeyen söz kalmadı. Tasfiyeci bayrağı omuzlayan reformizm “daha adaletli bir kapitalizm” peşinde kapitalistler sınıfının bu erken ilan edilmiş zaferine omuz verdi. Oysa ne komünizm ölmüştü, nede sınıf savaşımı son bulmuştu. Nede emperyalizm var oldukça dünya ulusları kardeşçe yaşayabilirdi!. Kapitalist sömürü altındaki proletaryanın özgürlüğünden ise hiç söz edilemezdi. Büyük yalan ve çarpıtmanın temelleri yine kapitalist ekonominin eşitsiz, gerici ve sömürücü niteliğindeki çelişmelerin şiddetiyle sarsıldı.
Dünya ekonomisine bakıldığında kapitalizmin muazzam teknik devrimlerle, özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde teknoloji ile üretimin buluşmasındaki hızlanma yoğunlaşmış üretimin çapını daha da büyüttü. Ticaret hacmindeki devasa büyüme, sermayenin merkezileşmesindeki ilerlemeler günlük basının konusu haline geldi. Açıkçası sermayenin bir avuç kapitalistin ellerinde toplanmasının sonucu olan ürkütücü ve ahlaksız zenginlik ile artık geçimini insanca sürdürmekte zorlanan işçi sınıfının yoksulluğu arasındaki çelişkinin ne tür sonuçlara neden olabileceği üzerine burjuvazi cephesinden yükselen korkuların açıktan dillendirilmesine bakıldığında kapitalist hırsızların işlerinin pek iyiye gitmeyeceğini anlamak zor değildir. Hem de hammaddeler üzerindeki tekelci denetimin son sınırına vardığı, tarımsal üretimin fevkalade büyüdüğü, gıda ürünlerinin üst üste yığıldığı bir dönemde burjuvazinin korkularının tanığı oluyoruz. Ama aynı zamanda ABD, Almanya, İngiltere, Fransa gibi Avrupalı ülkeler, Japonya ve diğer emperyalist tekellerin içinde olduğu merkezler özellikle yapay zeka-dijital teknolojik devrimlerin üretime uyarlanmasıyla sağlanacak ilerlemeler üzerine oturtulmuş gelecek kurguları da unutulmamalıdır. Bir yanıyla çürüyen ve çelişkileri şiddetlenen kapitalizm, diğer
yandan büyüme ve gelişme dürtüsüne sahiptir. Çürüyen kapitalizmi çöküşe sürüklemenin görevi enternasyonal proletaryanın omuzlarındadır.
Sorunsuz, sağlam ve her engele çözüm bulan bir kapitalizm sunulmaktaydı. Kapitalizmin en yüksek ve tekelci aşaması olan emperyalist karakterine dair oluşmuş sınıf bilincini ortadan kaldırmak istediler. Bunun ideolojik çözümünü ise küreselleşme-globalizm kavramsallaştırılmasında ileri sürdüler. Burjuva küreselleşmeci teorilerle işlenenlerin aksine başta ABD olmak üzere NATO konseptinin içinde etkili diğer büyük emperyalist haydutlar yarı-sömürge ülkeleri işgal, ilhak, bombalama saldırılarını yoğunlaştırdılar. Ve kapitalist refahın ifadesi olarak sunulan uzlaşma ile formüllendirilen “küresel kaynaşma” teorisi çöktü. Burjuvazinin sözcüleri, parayla satın alınmış kalemşörler ve onlara yedeklenen tasfiyeci akımlar iktisadi temeli olmayan çarpık fikirleri savunmayı terk etmediler. Tanrının yerini dolar alsa da 2008 dünya ekonomik krizinin kapitalizmin kalbi konumundaki ABD’de başlayıp yayılması ile sahte övgüler, ideolojik manipülasyonlar kapitalizme bağışlanan zafer patentleri halk kitlelerinin bilincini uykuya çeken masallar tüketim değerini hızla yitirdi. ABD’nin bir önceki başkanı D. Trump’ın “küreselleşme bitti” açıklamasıyla 2017 yılına giriş yapan dünyanın yeni bir sürece girdiği kabul edilmeye başlandı.
Kapitalizmin bütün kötülüklerinin mülkiyet ilişkilerinden kaynaklandığını gizlemek için komünist ülkeler, komünist hareketler hedef gösterilir, şeytanlaştırılarak “bunlar olmasa dünya çok özgür olacak” algısı geliştirilmekteydi. Hatta işçi sınıfının kapitalist sömürüye karşı ekonomik talepleri aşmayan grev ve direnişleri sosyalist ülkelerin oyunlarına bağlanmakta, grevlerin bastırılmasına meşruiyet kazandırılmak için her yol denenmekteydi. Fakat sosyalist ülkelerin modern revizyonist ihanetçi önderlik altında çökmesi ile dünyada sosyalist bir tek ülke kalmadı. Görüldü ki sosyalizmin ilk büyük yenilgisinden sonra kapitalizmin toplumlara ve doğaya karşı düşman karakteri taşıdığı çelişkilerin etkisi ile daha da saldırgan vahşi bir hal aldı. Modern revizyonist önderlik altındaki sosyalist kampın biçimde var olmasının bile emperyalist sömürgeci saldırganlığı bir nebze de olsa frenlediği anlaşılmış oldu. İnsanlığın maruz kaldığı acı ve ölüm anlatılmaz gaddarlıklar ve kötülüklerin nedeni sosyalizm değil, özel mülkiyete dayanan ve kapitalist sınıfın kârından başka bir şeyi dikkate almayan kapitalist düzenden kaynaklandığı gizlenemez durumu daha anlaşılır hale geldi. Dünya gericiliğinin savaş ve işgallerin kaynağı ve sorumlusu emperyalizmdir. Sosyalizmin şeytanlaştırılması ve kapitalizmin övülmesi üzerine kurulu burjuva düşünce dünyasının anti-komünizm konsepti sürse de, kapitalizmin dünyaya yaydığı yoksulluk ve zulüm ile somutlaşan
durum sosyalizm düşüncesi ve mücadelesinin yeniden güçlenmesi ve gelişmesinin zeminini sağlamlaştırmaktadır.
ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya, Japonya gibi emperyalist ülkeler başta olmak üzere kapitalizmin merkezleri ekonomik durgunluktan çıkmış değil. Bu ülkelerde işsizlik artmaktadır. Kapitalist gelişmenin dayanacağı temel ve mevcut karakteri sadece işsizliği artırmakla kalmıyor, bütün yarı-sömürge ülkelerde aşırı yoksulluk, sefalet, yoksunluk – gizlenemez ve katlanamaz boyutlarda – yaratmaktadır. Afrika, Ortadoğu, Asya, Doğu Avrupa’da – Ukrayna, Kırım – birçok ülkeyi harap eden çeşitli nitelikte ve biçimlerde savaşlar sürmektedir. Kapitalizmin dünya halklarına mutluluk getiremeyeceği daha fazla görünür olmaktadır. En zenginler ile en yoksullar arasındaki makas daraltma çağrıları gök kubbe altında kulağa hoş gelen ama hızla uçup giden sedaya dönüşmektedir. Tarımın anavatanı bereketli topraklarda uygarlıklar yaratmış toplumların insanları yeterli gıdaya, sağlıklı suya erişemediklerinden hastalıktan, açlıktan ölmektedirler. Burjuvazinin sunduğu “küresel kapitalizm”in “refah toplumu”ndan geriye kocaman bir hiçlik, işsizlik, açlık, kriz, savaş, isyan ve ölüm kalmaktadır. Bu koşullar içinde kapitalizmin genel karakterine yeniden ışık tutmak, çelişkilerini anlaşır kılmak doğru sonuçlara varmak partimiz açısından son derece önemlidir.
devam edecek…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Translate »