Makaleler

Sınıflar Arası Mücadele Sürüyor

Burjuvazinin tüm sözcüleri ve parayla satın alınmış kalemşorları koru halinde yarışarak bir bütün “yek pare” bir Türk toplumundan söz etmektedirler. “Türk milleti için” dedikleri her şeyin tümüyle Türk burjuvazisi için olduğu bin bir yolla gizlenmektedir. AKP-MHP “cumhur” kampı ile CHP-İP-SP-DP “millet ittifakı” kampı ve Gelecek Partisi ile DEVA partisinin de bu kampla hareket ettiği düşünüldüğünde, irili ufaklı güçlerin iki siyasi kampa bölündüğü ve burjuvazinin kendi arasındaki çelişkilerin keskinleşmeye devam ettiği de açık olarak görülmektedir. Fakat Türk burjuvazisi iki büyük siyasi kampa ayrılmış olsa da – birinden ötekine geçme özelliklerini içinde barındıran – bu her iki siyasi kampın bileşenleri olan gerici burjuva partilerin tümü Türk milliyetçiliği konusunda bir birleriyle yarışmaktadırlar. Libya, Doğu Akdeniz, Irak, Suriye, Dağlık Karabağ, Kürdistan işgalinde Türk ordusunun varlığı muhafazakar, islami gerici, ırkçı ve azgın Türk milliyetçisi eğilimin en aşırı ucunu temsil eden MHP-AKP kampı tarafından “Osmanlı imparatorluğunun yeniden dirilişi” şeklinde sunulurken, görüntüde çok farklı olduklarını söyleyen muhalefetteki benzer islami gerici, muhafazakar, azgın milliyetçi ve yayılmacılık gibi burjuvazinin tüm eğilimlerini bağrında taşıyan “millet ittifakı” kampı da komşu ülkelerde Türk ordusunun varlığını “Türkiye’nin hakkı” gibi görüp, göstererek Türk burjuvazisinin savaş ve işgal politikalarına tam destek vermektedirler. 

Söylemde nüans farkları taşısalar da kendi aralarında çelişki ve çatışma boyutu derin olan Türk burjuvazisinin ikiye ayrılmış her iki siyasi kampı da aynı sınıfın ekonomik çıkarlarını yansıtan düşünceyle burjuvazinin yayılmacı dış politikasına “yek pare, Türk toplumunun destek verdiği” yönlü propaganda yapılmakta ve her yayılmacı askeri politika “Türk milletinin çıkarı”, “Türkiye’nin çıkarı” söylemi tekrarlanmaktadır. Oysa Libya, Suriye, Kürdistan, Dağlık Karabağ, Azerbaycan, Katar’da Türk ordusunun bayrak sallamasının “Türkiye’nin çıkarı”yla değil, aç gözlü ve doymak bilmez burjuvazinin çıkarlarıyla ilgilidir. Demek ki iktidar kapışmasında bölünmüş burjuvazinin temsilcileri kendilerini ne kadar farklı gösterirlerse göstersinler onlar emperyalizme bağımlı kapitalist sınıfın çıkarlarını temsil etmektedirler.

Kapitalizmin tarihi iç pazarın kendisine yeterli gelmediği her yerde burjuvazinin dış pazarlara açılmak zorunda olduğunu göstermektedir. Metaya doymuş ciddi ekonomik krizle boğuşan Türkiye pazarında kendisine çare bulamayacağının farkında olan egemen Türk burjuvazisinin en başta da komşu ülkelerde askeri güçle denetim kurulması politikasına yönelmiş olmasının şaşırtıcı yanı yoktur. Kaldı ki dünya pazarının emperyalist tekeller arasında yeniden paylaşımı uğruna keskin, sert, kanlı biçimler alan bir rekabetin yürütüldüğü koşulların olduğu bir dönemdir. 

Burjuvazinin yayılmacı, işgalci politikasını destekleyen çelişkisiz “yek pare” bir Türk toplumu ve Türkiye‘den söz edilemez. Çünkü Türkiye toplumunda sınıflar vardır. Burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki öyle bir antagonist çelişkidir ki en yaman demegoglar, en ateşli uzlaşmacılar, en gözü kararmış reformistler üstesinden gelemezler ve her hangi bir uzlaşmayla sonlandıramazlar. Sömürenler ile sömürülenler, ezenler ile ezilenler; yoksullar ile zenginler, karnını doyuracak kuru ekmek için para bulamayanlar ile zenginlik içinde neye harcama yapacağını şaşıranların olduğu Türkiye’de emekçi halk kitlelerinin sınıf çıkarı burjuvazinin sınıf çıkarıyla uzlaştırılamaz. Ayrıca Türkiye devlet sınırları içinde ulus olarak Türkler dışında Kürtler yaşamaktadır. Kürtler ile Türkler dışında Ermeni, Rum, Gürcü, Laz, Çerkez, Yahudi, Arap, Çeçen, Roman, Pomak vd. çeşitli azınlık milliyetlerden topluluklar yaşamaktadır. Tarihte olduğu gibi bugünde Kürt ulusu ve çeşitli azınlık milliyetler inkar edilip Türkiye sınırları içinde yaşayan her kese “Türk” denilerek Türk burjuvazisinin gerici ve sömürüye dayalı sınıf politikası “yek pare” olduğu belirtilen “Türk milleti tarafından desteklendiği” propagandası yapılmaktadır. 

Oysa uzlaşmaz sınıflar olan proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkiye ek olarak ayrılma hakkı ve özgürlüğü engellenen Kürtlerin halâ ordu gücüyle baskı altında tutulduğu Türkiye’de çok şiddetlenmiş bir ulusal sorun vardır. Bırakalım Kürt işçileri ve emekçilerinin Türk burjuvazisinin işgalci ve yayılmacı politikalarını desteklemesini, Türk burjuvazisi ile iç içe geçmiş Kürt ulusal mücadelesine de karşı duran bir avuç işbirlikçi Kürt burjuvazisi dışındaki Kürt burjuvazisi de Türk burjuvazisinin bu politikalarını desteklemez. Bu olguların tümü “Türk milleti adına” verilen söz ve atılan siyasi nutukların, alınmış siyasi, ekonomik kararların Türk ulusunun çıkarlarıyla ilgisi olmadığı emperyalizmin uşağı komprador Türk burjuvazisinin sınıf çıkarları doğrultusunda verildiğini göstermektedir. 

Kapitalist toplumda bir sınıfın egemenliği ve zenginliği öbür sınıfın ezilmesi köleleşmesi ve yoksullaşması demektir. Derin bir uçurumun olduğu sınıflara bölünmüş Türkiye ve Kuzey Kürdistan toplumlarını hiçbir güç “Türk milleti” kalıbı altında Türk, Kürt milletleri ve çeşitli azınlık milliyetlerden halk kitlelerini burjuvazinin sömürü sisteminin itaatkar kulları haline getiremez. Emek ile sermaye arasındaki çelişme antagonist niteliktedir, uzlaştırılamaz. Verili toplumda gelişmenin kaynağı proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf savaşımıdır. Türk burjuvazisi bağlı olduğu dünya emperyalist güçleriyle birleşirken, Türk proletaryası ve emekçileri çeşitli milliyetlerden proletarya ile ve ulusal pranga vurulmuş zulüm altında olan ezilen ulustan Kürt proletaryası ve emekçileriyle birleşerek uluslararası proletaryanın bir parçası olarak emperyalistler ve uşaklarının faşist devlet diktatörlüğüne karşı iktidarın kazanılması hedefiyle yürütülen mücadelenin yön verdiği sınıf çatışması bu gelişmenin kaynağıdır. 

Türk milleti adına kesilen racon devrimci proletaryayı bağlamaz. Komünistler başta her türden muhalifler, Kürt yurtseverlerin cezalandırıldığı tanrısal hukuk gibi kutsal hukuk, hesap sorulmayan politikacılar, ne tür suç işlenirse işlensin halka karşı hangi bir katliamdan sorumlu olursa olsun dokunulmaz olan asker ve sivil bürokrasi, halka karşı silahlanmış ordu-polis, sermayenin iktidarı ve çıkarlarına işçi sınıfının ise zararına yasaların odağı durumunda demokrasiden uzak millet meclisi, bir işçinin asgari ücretinin on, yirmi hatta elli kat fazlasını maaş alan ve sistemin kendisine sunduğu zenginliğin tadını çıkaran politikacı ve bürokratların olduğu bir çürümüş sistemde siyasi ifadesini bulan bu toplum bu günkü maddi ve toplumsal kaynağı olan üretim araçları üzerindeki kapitalist özel mülkiyete ve kârın kaynağı ücretli emek köleliğine dokunulmasına izin vermiyor. Sömürücü bir azınlığın çıkarları halkı oluşturan çoğunluğun çıkarları üzerinde tutuluyor. Toplumun gerçek çıkarlarını savunan proletaryaya ise zor kullanılıyor. Covid-19 salgın hastalığında çalışmaya zorlanan milyonlarca işçiden binlercesi patır patır ölürken, işletme sahiplerinin zenginliği bu sömürücü kapitalist sistemden kurtulmadan emekçi halk için özgürlük, eşitlik ve insanca yaşamaktan söz edilemeyeceği açık değil midir?! İşte bu nedenle diyoruz ki, biz emekçiler, ezilen ve sömürülen milyonlar kapitalizmi yıkma, proletaryanın önderliğinde sosyalizmi kurmak hedefiyle sınıf mücadelesinde birleşmeliyiz. Azınlığın çıkarı ve onların zora dayalı faşist egemenliğine karşı çoğunluğun çıkarı ve devrimci egemenliği için birleşmek ve mücadele etmek tarihi zorunluluktur.  

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Translate »