Emek, Politik&Ekonomi

Sömürü ve Baskı Aracı: Koronavirüs

Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgın hastalığı üzerinden aylar geçti. Aşı çalışmaları devam etmekle birlikte salgın hız kesmeden yayılıyor. Ve en çok etkilenen kesim elbette emekçilerdir. Test yaptırabilmek, tedavi olmak, dengeli beslenip dinlenebilmek işçi sınıfı ve emekçi kesimler açısından sorundur. Sadece ülkemizde değil, dünya çapında emekçiler için salgın kabusa dönmüş durumdadır. Burjuvazi salgını fırsata çevirerek kitlesel işten çıkarmaları gündemine alıp sömürüyü derinleştirmektedir.

Türk egemen sınıflarının temsilcileri de ekranlarda boy göstererek süreci götürmeye çalışmaktadırlar. Sağlık çalışanları uygun çalışma temposu içinde hastalığa yakalanıp ölüyorlar. Ne hak ettikleri ücreti alabiliyorlar, ne bir değer görüyorlar, ne de talepleri dikkate alınıyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarıyla gerçek ölüm ve vaka sayıları örtüşmüyor. Futbolcusundan bürokratına günlük test yapma imkanları olanlarla, hasta haliyle çalıştırılan işçi ve emekçiler arasındaki sınıf farklılıkları daha net görülüyor. Diyebiliriz ki, koronavirüs sınıf karşıtlıklarını derinleştirdi, keskinleştirdi ve daha bir görünür kıldı.

 Fabrikalar Salgın ve Sömürü Cenneti

Bu genel tablo içinde hem fabrikalarda hem de köylük alanlarda ortaya çıkan kimi sorunlar üzerinden meseleyi irdelemeye çalışalım. Ağustos ayında Çanakkale Dardanel fabrikasında baş gösteren koronavirüs vakaları ile birlikte, Çanakkale İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu bir karar aldı. Adına “kapalı devre çalışma sistemi” denilen bu karar ile testleri pozitif çıkan, çıkmayan tüm işçiler yurtlarda tutuldu. Mesai saatlerinde de hasta olanla olmayan ayrımı yapılmadan çalıştırıldılar. “Karantina” kılıfı altında işçiler yurtlarda zorbalıkla tutuldu. Yoksulluk, işten çıkarılma korkusunu fırsata çevirdiler. Elbette “karantina” adı altında bu uygulama ile işçinin sağlığı düşünülmüyordu. Amaç üretimin devam etmesi, sömürünün sürdürülmesiydi. Nihayet Dardanel cirosunu geçen yılın ilk yarısına göre %96 artırarak 462 milyon TL’ye yükseltti. Ocak-Haziran döneminde 115.8 milyon TL’lik kâra ulaştı. 

Bu kararda CHP’li belediyenin imzası da vardı. Her fırsatta emekçilerden yana olduğunu gösteren göstermelik sözler sarf eden CHP halk düşmanı kimliğini gizleyemedi. CHP’li başkan yardımcısı, “kapalı devre çalışma sistemi”nden imzanızı çekin çağrılarına “üretimin başlamasıyla buradaki işçilerin bilumumun ücret alamayacak olmasından bahsedildi” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. CHP gene halkı düşünüyormuş gibi yaparak halk düşmanı niteliğini gizlemeye çalıştı. 

“Kapalı devre çalışma sistemi” her şart altında yoğun üretimin, sömürünün, zorbalığın, hak gasplarının ve işçi yaşamını hiçe saymanın en açık halidir. Bu uygulama MÜSİAD’nin 2013’te ortaya attığı “izole üretim tesisleri projesi” ile salgında birlikte Maden Sanayicileri Sendikası’nın (MESS) ortaya attığı “elektronik kelepçe takılsın” söylemiyle paraleldir. İşçinin günlük iş yaşamını denetleyen, baskılayan ve iş saatleri dışında işçiyi belli alanlara hapsederek yaşamının tümüne müdahale eden bu baskı ve sömürü biçimi burjuvazinin pervasızlığını göstermektedir. 

Vestel, BMC otomotiv gibi büyük fabrikalarda da önlem alınıyor gibi gösterilse de gerçekler öyle değildir. İşe gelişte ateş ölçümü yapılması, tabanda mesafe için adım uyarısı, yemekhane ve lavabolarda uyarıların asılması her şeyin yolunda gittiği izlenimini doğuruyor. Koronavirüs gösterdi ki büyük fabrikalar güvencesiz, sağlıksız, güvenliksiz işletmelerdir. Bir işçi şöyle diyor; “hayatında hiç fabrikada çalışmamış hele de yolu Vestel’e hiç düşmemiş biri; ‘maaşı zamanında yatar, yemekler çok güzel, mesaisi de var, paraya para demezsin’ sözleriyle Vestel’de çalışmayı ayrıcalık olarak anlatır.” Evet, büyük fabrikalar genelde sağlam iş ve ayrıcalıklı işletmeler algısıyla ele alınır. Ama gerçekler öyle midir? 

Salgın ile açığa çıktı ki, büyük fabrikalar güvencesizdir. Vestel’de salgın sürecinde 12 saatlik iş temposu ile yoğun üretim dayatıldı. Diğer birçok fabrikada böyle. 12 saat boyunca yüksek tempoda çalışan, yorulan, dikkati dağılan, aynı şeylere dokunan öksüren-hapşıran, aynı havayı soluyan, bağışıklık sistemi zayıflayan, aynı servislere binen, halkın diğer kesimleriyle temas halinde olan bir işçinin kendisini ve başkasını koruması mümkün değildir. Fabrikalar salgının merkezi olmuştur. İşçilere ölümüne çalışma dayatılıyor, sömürü ve baskılar yoğunlaşıyor.

İşsizlik, yoksulluk ve geçim derdini burjuvazi fırsata çevirdi. Hükümet “ücretsiz izin” düzenlemesi ile işçiyi günlük 39 TL’ye mahkum etti. Ki verilen bu para, işçinin artı-değerinin atıldığı işsizlik fonundan sağlanıyor. Bu düzenleme ile burjuvazi istediği kadar işçiyi işten çıkarabiliyor. Daha az işçi çalıştırarak tüm iş yükünü çalıştırdığı işçilere yüklüyor. Yoğun sömürünün en açık hali değil de nedir? “Ücretsiz izin”e çıkarılan işçiler hak kaybına uğruyor. Öyle ki SGK primleri yatırılmadığı gibi işte arayamıyor. Çünkü işsiz sayılmıyor. “Ücretsiz izin” patron için ayrıca baskı aracıdır. Yoğun üretime, fazla çalıştırılmaya ve hak gasplarına karşı çıkanlar kolaylıkla “ücretsiz izin”e çıkarıla-biliniyor. 

İşten atılma sözde yasak! Ama “işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı ile fesih” anlamına gelen 29’uncu madde işçinin başında sopa gibi sallanıyor. Sendikal çalışma yürüten, hak gasplarına karşı mücadele eden birçok işçi bu maddeye dayanılarak işten atıldı. 

İşçi sınıfı ve onun öncüleri döneme göre uygun hareket edebilmelidir. Düzenin sınırlarına hapsolmadan ekonomik, sosyal, siyasal mücadele kanallarının açabilmelidirler. Dağınık, belli sınırlara hapsolan anlayışla ilerleme sağlanamaz. İşçi ve emekçiler neredeyse onun öncüleri de orada olmalıdır.

 “Köylü Milletin Efendisidir!”

Salgın sadece fabrikaları etkilemiyor. Mevsimlik tarım işçileri sağlıksız barınma, uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve kötü beslenme koşullarında çalıştırılıyorlar. Maden ocakları, enerji santralleri için köylülerin toprakları talan ediliyor. Kuzey Kürdistan illerinde DİCLE Elektrik (DEDAŞ)’ın özellikle Mardin, Urfa gibi tarımın yoğun olduğu şehirlerde çıkardığı yüksek elektrik faturalarını ödeyemeyen köylülerin elektriği kesilebiliyor. Köylü üretim maliyetini dahi karşılayamıyor, ürünü elinde kalıyor. Yoksul köylü perişan, çoğu mevsimlik tarım işçisi olarak evinden ayrılırken, bir kısmı da maden ocaklarında çalışmaya itiliyor.

Ülkenin K. Kürdistan dışında kalan köylük alanlarında enerji santralleri, maden ocakları nedeniyle devlet ile köylü sık sık karşı karşıya geliyor. Karadeniz’de, Bursa’da, Konya’da, Manisa’da, Aydın’da ve daha birçok yerde köylü toprakları için direniyor. Son dönemde öne çıkan birçok köyde ekonomik çöküş derinleştikçe maden ocakları ve enerji santralleri üzerinden köylüler daha açık saldırıya uğruyor. Bir iki örnek üzerinden köylünün içinde bulunduğu duruma dikkat çekmeye çalışalım.

Manisa’nın Salihli ilçesi Çapaklı köylüleri, tarlaların ortasına kurulmak istenen biyogaz tesisi için verilen imar ve ÇED raporuna karşı dava açtı. Mahkeme süreci içindeyken, 15 Temmuz (resmi tatil) günü ilgili şirket iş makineleriyle köylünün arazisine giriyor. Köylü iş makinelerini engelleyerek kaçak yol yapımını durdurmak için nöbet tutuyor. Bunun üzerine 24 Temmuz’da iş makineleri jandarma eşliğinde tarlalara sokuluyor. Köylüler jandarmanın saldırısı sonucunda gözaltına alınıyorlar. Nihayetinde jandarma saldırısı eşliğinde şirket çalışmalarını yürüttü.

Konya’nın Çavuşçugöl köylüleri ise termik santral için tarlalarında kömür ocağı açılmasına karşı mücadele yürüttüler. İş makinelerini engellediler. Sonraki günlerde şirket, binlerce jandarma eşliğinde iş makinelerini çalıştırmaya başladı. Köylünün toprakları jandarma korumasında talan edildi. Bu maden ocağı için Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarıldı. Tüm bu gelişmeler üzerine köylü topluca köyü terk etmek istedi. Bir köylü kadın, “Vatana, devlete bağışladık. Motorumu, katırımı, çapada tarladan kazandığımız malların hepsini. Torunlarımı aldım köyden çıkıyorum.” dedi. İsyanını haykırdı. Ancak jandarma ve polis köylünün önüne geçerek engel oldular. Bunun üzerine köylü ellerinde Türk bayrağı istiklal marşı söylemeye başladı, oturma eylemi yaptı. Tüm bunlar devlet güçlerinin yolu açmasını sağlayamadı.

Köylüler zorbalıkla topraklarından ediliyor. Hiçbir yasal süreç tanınmadan toprakları talan ediliyor. Bu iki örnek de gösteriyor ki, devlet eliyle köylüler topraklarından oluyor. Ekonomik çöküş sürdükçe köylük alandaki sınıf çelişkileri daha bir görünür oluyor. Ekonomik ve siyasi kriz derinleştikçe saldırılar artacak, köylülerin direnişi ön plana çıkacaktır.

Kuzey Kürdistan dışındaki köylülüğün ayırt edici özelliğinden biri Türk ulusuna mensup olmalarıdır. Bu gerçeklikten dolayı köylünün örgütlenmesi sekteye uğrayabiliyor. Çünkü kendi çıkarlarını savunan bir kurum olarak gören bir yanılsama içindedirler. Ve Türk bayrağını taşımaya ve istiklal marşını söylemeye iten de bu yanılsamadır. Bunlar Türk ulusuna mensup köylülerin mücadelesini, direnişini hiçbir zaman küçümsemeyi, hor görmeyi getirmemelidir. Köylü tüm olanaklarını kullanarak toprağını savunmaya çalışmaktadır. Şovenist, milliyetçi akımın güçlü olduğu siyaset arasında köylünün yanılsama içinde olması kaçınılmazdır. Köylünün gerçek sınıf çıkarlarını savunanların komünist-devrimcilerin olması durumunda Türk köylüsü kullandığı argümanları koparıp atacaktır. Yeter ki onların çıkarını savunanalar, onlara ulaşmayı başarabilsinler. Ülke genelinde köylülerin toprakları, yaşam alanları tehlike altındadır. Topraksız kalan köylüler tarım işçileri arasına sürülmekte, şehirlere akmakta, ücretli emek gücüne dönüşmektedirler.

Salgın süreci sınıf çelişkilerini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkardı. Fabrikalarda, atölyelerde, inşaatlarda, tersanelerde, köylük alanlarda, insanca yaşamın her alanında sömürücü sınıflar salgını fırsata çevirdi. Dünya çapında da sömürü, işsizlik, yoksulluk, baskılar giderek artıyor. Devrimci mücadele için objektif koşullar daha da olgunlaşıyor.

Eksik olan işçi sınıfına, emekçi köylülüğe ve ezilen tüm kesimlere önderlik edecek sübjektif gücün zayıflığıdır. Maoizmin dediği gibi; Sarıl güne, sarıl saate!  

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Translate »