Tasfiyeciliğin Kaynağı İdeolojik ve Siyasi Çizgide Aranmalı

Mücadele

Durum açıktır: emperyalist kapitalizmin iktisadi krizi, savaşa hazırlanan askeri ve siyasi kamplaşmalar, kapitalist tekellerin vahşi rekabetinin şiddet araçlarının daha etkin devreye konulduğu sürece evrilmesi, bağımlı ülke pazarları üzerinde emperyalist ülkeler arasında, bunlara bağımlı bölge ülkeleri arasında oluşturulan çeşitli paramiliter yapılar üzerinde dolaylı süren savaşlar, artan meta fiyatları, işçilerin düşen ücretleri, dünyayı saran kitlesel gösteriler, göç akınlarında sınır kapılarında, denizlerde, mayınlı tarlalarda ölen yüzbinlerce emekçi göçmenler, yükseltilen gümrük duvarları, ticaret savaşları, kaynakları paylaşan anlaşmalara imza atan ülkeler grubuna karşı kaynaklardan yararlanamadıkları için karşıt ülkeler gruplarının oluşması, emperyalistlerin açıktan başka emperyalist ülkeleri tehdit etmesi – ABD’nin Çin ve Rusya’yı tehdit etmesi gibi – tekeller arası kızışan rekabetin ihtiyacına göre mali-finansal spekülasyonun bir çökertme silahı olarak daha etkin kullanımı vb. vs. daha birçok iktisadi ve siyasi gelişmeler savaşsız yapamayan kapitalist sistemin dünyayı yeni büyük bir savaşa doğru sürüklediğini göstermektedir.

Bu tariflenmeye çalışılan durum aynı zamanda iktidarın kazanılması uğruna yürütülen sınıf mücadelesinin temelini oluşturan emek ile sermaye çelişmesi, diğer aynı anlama gelen ifadeyle proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişmenin keskinleştiğini bize somutlamaktadır. Burjuvazi sınıf egemenliğini tehdit eden toplumsal olguların bertaraf edilmesi, siyasi ve politik zemini güçlenen proletaryanın sınıf savaşımının bastırılması, gelişimine asla izin verilmemesi için içte devlet aygıtının baskı çarklarını hızlandırırken, dışta savaş siyaseti bir önlem olarak devreye konulmaktadır. Lakin insanlığın yıkımına yol açan savaşlar devrim için gerekli olan toplumsal objektif koşulları daha da güçlendirmektedir. Kapitalist canavarlar yine iş başında ama uluslararası proletarya da kendi yazgısını elleriyle yeniden yazmak için dünya ölçeğinde kendisine, tüm toplumlara karşı gelişen yıkıma karşı kendisini silkeleyip şanlı tarihine uygun biçimde ayağa kalkmayı öğrenecektir.

Türkiye’nin koşulları dünyadaki toplumsal koşullardan çok mu farklı? Dünya kapitalizminin içinden çıkamadığı çöküş, çürüme, tekrarlanan kriz, işçi sınıfı üstünde arttırılan baskı, eskisi gibi yönetememe, kitlelerin artan hoşnutsuzluğu ve diğer toplumsal ağır şartlar çok daha fazlasıyla Türkiye’de de mevcut işçi sınıfının devrimci mücadelesinin gelişmesi, güçlenmesi, birleşmesi yönünde uygun toplumsal objektif şartlar olmasına rağmen bu yönlü gelişmelerin olmaması aksine işçi sınıfının dağınık, örgütsüzlük halinin daha da yaygınlaşması, devrimci güçler, komünist hareketin mevcut uygun hal ve şartlarda toparlanmayı başaramamış olması neyle açıklanır. Halk kitleleri sistemden hoşnutsuz mu? Evet. İşsizlik milyonlarca emekçiyi perişan etmiş (buna koronavirüs salgını “tedbirleri” adı altında işten çıkarılanlar da eklendiğinde işsizlik daha da büyümüştür) küçük üretici köylünün yıkımı sürüyor. Yoksullaşma derinleşiyor. Öyle ki ihtiyaçlarını karşılayamayan emekçi insanlar peş peşe intihar ediyor. Sokaklarda evsizler açlık ve soğukta ölüyor. Gençlerin dörtte üçü işsiz. Kadınların yüzde altmış beşi evin dört duvarı arasında, her ay ortalama 35 ile 45 kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Yılda ortalama “iş kazaları” adı altında bin yedi yüzden fazla işçi sermaye tarafından öldürülüyor. Polis, ordu kitlelere karşı şiddet kullanımında ve öldürmede serbest. Yargı suçluları aklama, muhalifleri ağır cezalara çarpıtma makamı. Faşizm almış başını gidiyor. Kürdistan ise yine zalimliğin en katmerlisi altında. Özcesi hangi toplumsal başlıca çelişmeye bakılsa orada yakıcı can sıkıcı bir durum, çözüm arayışı olgusunun görülebilmesi hiç zor değildir.

Uygun toplumsal nesnel şartlara rağmen tasfiyecilikten yakınmayan, devrimci örgüt yok. Her şey öylesine bir birine karışmış durumda ki tasfiyeci olanlar bile tasfiyecilikten dem vurup inciler sıralayarak kendisini gizleyebilmektedir. Soru şudur: devrimci harekette her yapı tasfiyeciliğe karşıysa, tasfiyeciliğe karşı mücadele yürütülmesinde elinden geleni yapıyorsa o zaman tasfiyecilik nereden ve nasıl geliyor? Tasfiyecilik komünist, devrimci örgütlere dışarıdan gelen bir sonuç olmadığına göre, komünist, devrimci iddiasında olan yapıların bizzat içinden sağ ve sol sapmaların sonucunda üremekte olduğu olgusunun kabulü tasfiyecilik sorununun, toplumsal ve politik çizgi nedenlerinin anlaşılması bakımından önemlidir. Fakat genel ve baskın eğilim tasfiyecilikten sıkça söz eden devrimci örgütlerde, tasfiyeciliği yaratan ideolojik, örgütsel çizgi boyutunu değerlendirmekten, kendisinde var olan yozlaşmayı somutlamaktan kaçınarak genel bir tasfiyecilik düşüncesi üzerinden, çoğunlukla da dış bir olguymuş gibi değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bu anlayışın kendisinin tasfiyeciliğin gerçek toplumsal nedenleri, ideolojik ve örgütsel köklerini gizlediği oranda tasfiyeci olduğu görülmeli.

Bir çok eğilim mevcuttur. “Yeni devrimcilik” tarifine kalkışanlar mı arasın, uluslararası komünist hareket ve sosyalist devrimlerin tarihinde hatta kendisini var eden hareketin tarihini de kötüleyerek, olumsuzlayarak andaki başarısızlığı açıklamaya kalkışanları mı ararsın, MLM teorisinin temel ilkelerini paçavraya çevirip “eskidi” ilanında bulunurken öbür yandan örgütün devrimci ruh ve disiplinden yoksun olduğunu söyleyen ve bu iki olgunun birbiriyle olan bağını bilmezlikten gelenleri mi ararsın, bölünmelere, parçalanmalara, bırakmalara örgütsel, ideolojik çizgiyle yol açanların dönüp hiçbir şey olmamış gibi bölünmeye devam ederken bile “birleşme” sloganları atarak tasfiyecilikten yakınanı mı ararsın, toplumsal ve iktisadi gerçekler ile ezilen ve sömürülen yığınların kurtuluşu ihtiyacının gerisinde kalmış öznelci ve dogmatik düşüncenin yarattığı tasfiyenin görülmesi yerine “ideolojik, siyasi çizgimiz doğru, ama pratikte uygulanmıyor” denilerek sorunların kaynağını inkar etmede ısrar edenleri mi arasın, çok daha fazlası eğilimler, hatalı ideolojik, örgütsel çizgilerin ağır sonuçları tasfiyecilik olarak yüzeye çıkmış olmasına rağmen bu olguların kökenine inilmiyor.

Kimisi de “tasfiyeciliğe esas olarak siyasi geriliğin yol açtığı” tespitinde bulunarak kendilerinin de yaşanılan sorun ve yetersizliklerin kaynağını da bu siyasi geriliğe bağlayarak açıklamaya kalkışabilmektedir. Bu anlayışta ısrar edenler tasfiyeciliğe yol açan ideolojik, siyasi ve örgütsel çizginin tartışılmasının önüne geçilmesinin yöntemi olarak bu sınırlayıcı tespitlere sığınmaktadırlar. Bununla teorik, stratejik çizgi doğru tespit edilmiş, tartışılması gereken bu noktalar olmadığını uygulamada sorun olduğu söylenmiş olmaktadır. Bu durumda olanlar aynı zamanda örgüt önderliğinin teorik seviyesinin gelişkin, çizginin MLM olduğu, ama örgütün siyasi geriliğinden dolayı uygulanmadığı ve bu uygulamamanın tasfiyeciliğe yol açtığı gibi safsatalar sıralanabilmektedir. Böylece tasfiyeciliği yaratan ideolojik, siyasi çizginin çürümüş özü gözlerden kaçırılmaktadır. Oysa gerçek anlamıyla tasfiyecilik teorik ve politik olarak önderlik kademesinden yayılmaktadır. Kaba hatlarıyla bir örgütün MLM olduğunu sol sloganlar ile söylemesine değil, gerçekte o örgütün Marksist teoriyi toplumsal pratiğe uygulayıp, uygulamadığına, devrimci teoriyi canlı ruhuna uygun savunup savunmadığına bakılmalı. En değme revizyonistlerin kendilerini en sıkı Marksizm uygulayıcıları oldukları, savundukları karşı-devrimci düşüncelerin ise Marksist düşünce olduğunu ileri sürdükleri unutulmamalı. Tasfiyecilik masaya yatırılacaksa bu ancak ideolojik ve siyasi çizgi boyutuyla kökleri deşilerek yapılabilir.

Siyasi gerilik elbette komünist bir örgütün doğru olan çizgisinde aksaklıklara yol açar, başarıları engelleyen faktörleri yığar, sorunların çoğalmasına yol açar ama siyasi gerilik bir bütün olarak bir komünist örgüt için esas olarak tasfiyeciliğin kaynağı olarak gösterilemez. Çünkü siyasi gerilik mücadele içinde aşılabilir. Geri olan kadroların siyasi bilinci – belli hatalar yapsalar bile bu hatalar kendilerine iyi birer öğretmen olacak şekilde – gelişebilir. Ama tüm bunlar komünist örgütün doğru bir ideolojik ve siyasi çizgiye sahip olmasına bağlıdır. İdeolojik siyasi çizgi devrimci ise, sınıf mücadelesinin sorunları devrimci teorinin ışığı altında aydınlatılıyorsa siyasi olarak geri olan potansiyel mücadele içinde tedricen, kimi zamanda oldukça hızlı gelişebilir, ama siyasi, ideolojik çizgi revizyonist-oportünist ise o örgütte devrimci bir gelişim, devrimci siyasi bilinç ve ilerleme dolayısıyla devrimci bir pratikte beklenemez. Siyasi çizgisi, dayanılan teorinin sağ oportünist olduğu bir örgütte merkezi önderliğin kendisini devrimci teoride “ileri” hatta “Marksizm’e katkı” seviyesinde uçurması, örgütü ise “siyasi gerilik” ile tanımlayarak sorunların kaynağı olarak örgütün kendisini, alt katmanlarda çalışan üyeler bu üyelerin siyasi geriliğini göstermesi gibi anlayışlar tasfiyecilerin fikri dünyasında dökülen sübjektif değerlendirmeler olup dağılma, parçalanmanın nedenlerini gizlemeye yaramaktadır.

Üretim araçları mülkiyetine ve bir devlet aygıtına sahip egemen sınıf düşmanına taktik güç üstünlüğünün proletarya sınıfının stratejik güçlü oluşuyla yenilgiye uğratılabilmesi için proletaryanın savaş partisinin devrimci materyalizmin ışığı altında, MLM örgütsel ilkelerle donanması ve iktidarın kazanılması, egemen sömürücü sınıfların iktidarının yıkılması çizgisinde net ve sarsılmaz olması gereklidir. Bu dolaysız olarak toplumsal olgulara dayanmayı gerçeklerle hareket etmeyi gerektirir. Türkiye’de devrimci hareketi sarsan tasfiyecilik rüzgarı önüne kaptığını alıp götürmüştür. Sürüklenip burjuvazinin oyun sahasında esintiye göre ordan oraya savrulan yapı ve oluşumlar kendi bulundukları son durağa nasıl geldiklerini bundan sonra da doğru biçimde açıklayamayacaklar. Biz beklemiyoruz da. Çünkü devrimi öğüte öğüte kırılma hattı son durağına varmıştır. Egemen sağ çizgiler yeniden devrimci rotaya geri dönmez. Devrimci politik genel tabloda savrulmaların ideolojik politik, toplumsal ve tarihi kökleri olduğu gerçeği dikkate alınarak derslerin çıkarılması, bu zemin üzerinde sonuçların nedenlerinin açıklanarak tartışmaların yürütülmesinin geleceği kazanma iddiasında olanlar için önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz…

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.