Tokat’ta “kimliği belirsiz” kişilerce kaçırılan Ali Rıza Çalpar: “Dikenli tel sardılar, naylon damlattılar, su sıktılar”

Güncel Haber

Haber Merkezi: Tokat’ın Almus ilçesinde Ali Rıza Çalpar adlı kişi polisler ya da istihbaratçılar tarafından kaçırılarak işkencelere maruz bırakıldı. Demokrat Tokatlılar’ın “Beyaz Toroslar Tokat’ta!” başlığıyla yaptığı açıklamada Ali Rıza Çalpar işkenceleri şöyle anlattı:

“05.02.2021 Cuma günü saat 14:30 gibi evimden yani Tokat Almus Kınık Beldesi Gevrek Mahallesi Şendere Sokak’tan Görümlü Beldesi’ne gitmek için yaya olarak yola çıktım.

Görümlü Beldesi’ne giden bir araca denk gelmek amacıyla 10-15 dakika kadar yürüdüm. Yolda yaya devam ederken yanımda beyaz renkli Renault Kango tipi bir araç durdu. Aracın arka kapıları camsız, ön kapı camları siyah filmli idi. Araç arka kapısı durduğum noktaya denk getirildiği için plakayı okuyabilme fırsatım olmadı.

Anlık olarak arka kapılardan ve ön sağ kapıdan yüzleri siyah maskeli (polislerin operasyon sırasında takmış oldukları maske) üç kişi inerek üzerime saldırdılar. Birisi boğazımı ensemden sıkıp başım aşağı gelecek şekilde araca itkilerken diğerleri kollarımı tutarak aracın arka kapısından arabaya girmem için uğraştılar. Ayaklarımı araç koltuğuna dayayarak arabaya girmemek için direnmek istedim fakat o sırada boynumda bir yanma hissederek kendimden geçtim (bayıltılmışım).

Kendime geldiğimde gözlerim ve kollarım bağlı üst tarafımda ki elbiselerim (mont, kazak ve atletim) çıkartılmış bir şekilde, iki kişi kollarımdan tutmuş karla kaplı bir zeminde yürüdüğümüzü anladım. Yürüme esnasında; “Kimsiniz, nereye getirdiniz?” beni diye sordum. Bir tanesi “birkaç soru sorup hemen bırakacağız seni tabi ki sorularımıza doğru cevap verirsen, yoksa aileni de buraya getirir burada hepinizi öldürürüz. Kimsenin de haberi olmaz” dedi.

Bir iki dakika kadar yürüdükten sonra kapalı bir ortama girdiğimizi kapı açılma sesi ve rüzgarın etkisinin azalması sebebiyle öğrendim. İçeri de sandalye oldugunu düşündüğüm bir şeye oturttular. Ben tekrar “kimsiniz jandarma mı polis mi” diye sorduğum da içlerinden bir tanesi “kim olduğumuzu kimse bilmez” dedi. “Gözlerimi açın kim oldugunuzu o zaman ben bileyim” dedim. “Sus lan şerefsiz çok konuşma bize soru sorma sorularımıza cevap vereceksin hepsi bu kadar, müdürüm başlıyor muyuz” dedi. Müdürüm diye hitap edilen şahıs “başlayın” dedi.

İlk soruları “DHKP-C hakkında bilgi vereceksin? DHKP-C’nin Tokat’taki faaliyetleri ve sen bu faaliyetlerin neresindesin. Örgüte bağlı bölgede başka kimler var? Şu şu tarihlerde Niksar ve Reşadiye’ye neden gittin?”

Örgüt hakkında hiçbir şey bilmediğimi hiçbir örgütle bağlantım olmadığını hayvancılık ile geçimimi sağladığımı köylerden hayvan alıp satmak için Niksar ve Reşadiye’ye gittiğimi söyledim. Bize doğruları söyle, söylemezsen seni bırakmayız dünya peşine düşse seni kimse bulamaz da kurtaramaz da. Burada bizden başkası yok burada jitem var burada bin yıllık devlet geleneğini temsil edenler var konuş” diyerek karnıma vurmaya başladılar.

“Şerefsizler” diye bağırıp oturduğum yerde tekme salladım bunun üzerine ayaklarımı da bağladılar. Karın bölgemden sandalye olduğunu düşünüp sırtımı yasladığım cisime dikenli ince bir metal (tel olabilir) sardılar. Derin nefes aldıkça karnım şişiyor ve teldeki tikenler vücuduma batıp acı veriyordu.

Daha sonra bana bazı kişilerin isimlerini sordular. Şahsı tanımadığımı söylediğimde kollarıma naylon oldugunu düşündüğüm cisimi damlatmaya başladılar.

“Konuş konuş yoksa vücudunun her yerini delik deşik edeceğiz” diyerek kollarıma ve omuzlarıma naylon damlatmaya devam ettiler.

“Şahsı tanımıyorum, sizin hiçbir sorunuza hiçbir şekilde cevap vermeyeceğim, hiçbir kurum, kuruluş, örgütle de bağlantım yok” dedim.

Bunun üzerine karnıma bağladıkları teli biraz daha sıkıp tekrar kollarıma naylon damlattılar.

“İster beni burada öldürün isterseniz zindanlarınızın en karanlık hücrelerine atın. Hiçbir şey bilmiyorum söyleyecek başka hiçbir şeyim yoktur” dedim.

Üzerime soğuk su tutup sonrasında tekrardan boynumda bir acı hissettim. Gerisini hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde Karadere Köprüsü denilen yere yakın Almus Baraj kenarına bırakılmıştım. Kaçırıldığımda üzerimdeki elbiselerden sadece kazağımı tekrar giydirmişlerdi. Montum ve atletim yoktu. Montumun cebinde cüzdanim (para, kimlik ve banka kartlarım) vardı. Hiçbirini bırakmamışlar. Konuyla ilgili Almus Jandarma Karakolu’na şikayet dilekçesi verdim. Henüz şahsıma ve aileme hiçbir bilgi verilmedi.” (YD)

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.